(Brüksel) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, keyfi sığınmacı politikaları yüzünden Türkiye’deki birçok çocuk sığınmacının okula gitmediğini söyledi. Örgüt, İçişleri Bakanlığı’nın, hassas durumdaki bu çocukların, hem Türkiye’nin kendi mevzuatı hem de uluslararası hukuk uyarınca hakları olan eğitimi almalarını önleyen, Suriyeli olmayan sığınmacılara ilişkin politikalarını düzeltmeleri gerektiğini kaydetti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde çocuk hakları alanında Mercator bursiyeri olan Simon Rau “Türkiye yasalarla ülkedeki tüm çocukların eğitim görmesini güvence altına almaktadır ancak birçok sığınmacı çocuk için bu, boş bir vaadden öteye geçmiyor. Türkiye’nin sığınmacı çocuklar dahil tüm çocukların okula gitmesini sağlamak için atabileceği makul adımlar var” dedi.

Sarvar and Marzina, Afghan asylum seekers in Denizli, with their son Matin. The couple cannot afford to send their 18-year-old daughter to school and are occasionally unable able to afford food.

© 2017 Human Rights Watch

İnsan Hakları İzleme Örgütü Mart 2017’de, yaşları 5-17 arasında değişen 68 Afganistanlı ve İranlı çocuğun aileleriyle görüştü. Görüşmeler sığınmacıların ikamet için yönlendirildikleri uydu kentlerden Denizli, Trabzon ve Gümüşhane ile uydu kent olmayan İstanbul’da yapıldı. Afganistan’dan ve diğer ülkelerden gelen binlerce kişi, uydu kent olmadığını bilmelerine rağmen iş bulabilmek için İstanbul’a taşındıklarından hukuki bir statüye sahip değiller ve gözaltına alınma riskiyle karşı karşıyalar.

Türkiye dünyanın diğer bütün ülkelerinden daha fazla mülteci ve sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Ülkede 2,8 milyon Suriyeli ile çoğu Irak, Afganistan ve İran’dan olmak üzere, farklı ülkelerden gelen yaklaşık 290.000 sığınmacı yaşıyor. Suriye dışındaki ülkelerden gelen sığınmacılar, devletin yönlendirdiği şehirlerde yaşamak zorundalar. Bu şehirlerde iş olanağı az ve yardım kısıtlı olsa bile başka bir yere taşınmaları yasak. Yönlendirildikleri kentlerde kalan sığınmacıların çocukları yoksulluktan kaynaklanan engeller yüzünden eğitime erişemeyebiliyor; aileler eğitimle ilgili masrafları karşılayamıyor veya çocuklarını okul yerine işe göndermekten başka çareleri olmadığını düşünüyorlar. İş aramak için uydu kentlerden ayrılanlar ise hukuki statülerini kaybediyor ve bu nedenle çocuklarını okula kaydettiremiyorlar.

Resmi istatistiklere göre Türkiye’de Suriye dışındaki ülkelerden 42.221 okul çağında mülteci ve sığınmacı çocuk bulunuyor. Fakat bu çocukların kaçının okula gittiğine dair güvenilir bir veri mevcut değil. Türkiye hükümeti, maddi destek sağlanması durumunda mevcut okul döneminin bittiği Haziran’a kadar tüm Suriyeli mülteci çocukları okula kaydedeceğini taahhüt etse de, Suriyeli olmayan sığınmacı çocuklar için benzeri bir vaadde bulunmadı. 2016 yılında okula kaydolan Suriyeli çocuk sayısı önceki eğitim dönemine oranla yüzde 50 arttı.

Türkiye’de Avrupalı, Suriyeli ve Suriyeli olmayan sığınmacılar için farklı iltica kanunu ve uygulamaları bulunuyor. Suriyeli olmayan sığınmacılar hukuki statü kazanmak ve bu statüyü korumak için yönlendirildikleri şehirde iki haftada bir imza vermek zorundalar. Çalışacak iş bulamamak veya insani yardım olanaklarına erişememek gibi gerekçelerle şehir değiştiremezler. Geçici de olsa seyahat edebilmek için de izin almaları gerekiyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü altısı İstanbul’da olmak üzere yedi çocuk Türkiye’de herhangi bir hukuki statüleri bulunmadığı için okula gidemediklerini söylediler. Aralarından ikisi, tanıdıkları 17 yaşındaki belgesiz bir Afgan gencin Ocak ayında İstanbul’da yakalanıp sınır dışı edildiğini anlattı.

18 yaşındaki Şaruk (tam ismi, diğer görüşülenlerle de olduğu gibi, güvenlik amacıyla kullanılmıyor) Afganistan’dan gelmiş ve beş aydır İstanbul Zeytinburnu’nda yaşıyor. Şaruk, ailesinin sığınmacı kaydı olmadığını, bu yüzden yaşları 6 ila 14 arasında değişen beş kardeşinin de geçerli belgeleri olmadığı için okula kayıt yaptıramadıklarını anlattı ve “Hiç okula gidebilecekler mi bilmiyorum” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı okullara, sığınmacı statüsü başvuruları henüz tamamlanmamış çocukların sınıflara misafir öğrenci olarak kabul edilmeleri yönünde bir talimat gönderdi. Ancak bu uygulama İstanbul gibi, Suriyeli olmayanların ikamet etmelerine izin verilmeyen şehirlerde yaşayan ve mülteci statüsü bulunmayan çocuklar için geçerli değil.

Öte yandan, uydu kentlerde bile sığınmacı çocuklardan bazıları okula kayıt yaptırabileceklerinin farkında değildi veya okul personeli kendilerine bu seçenekten söz etmemişti. Ayrıca, henüz resmi kimlik belgesini almamış olan misafir öğrenciler eğitim yılı sonunda karne de alamayacaklar. Görüşülen on çocuk okula gidiyorlardı ama ya hukuki statü almayı beklerken eğitim yılının ilk dört ayını kaçırmışlardı ya da nihayet resmi kimlik kartlarını aldıklarında okul müdürleri kendilerine bu kadar geç kayıt yaptıramayacaklarını ve bir sonraki yılı beklemeleri gerektiğini söylemişti.

Bazı aileler de okul müdürlerinin veya bulundukları yerlerdeki milli eğitim müdürlüğü yetkililerin aldıkları keyfi kararlar yüzünden çocuklarının okula gidemediğini anlattılar. Üç Afgan öğrenci, okul müdürünün TEOG sınavına girmelerine izin vermeyip meslek okuluna kaydolmaları yönündeki ısrarları yüzünden okumaktan vazgeçti.

Yoksulluk da çocukların okula gitmeyip çocuk işçi olmaya itilmelerinde önemli bir unsur. 10’u İstanbul’da olmak üzere görüşülen 19 çocuk ya çalışıyor veya iş arıyordu. Türkiye’de sığınmacılar iltica başvurusu yaptıktan altı ay sonra çalışma iznine başvurabiliyorlar. Bunun için sığınmacının gönderildiği ilde kendisine kefil olacak bir işveren göstermesi gerekiyor. Ancak, resmi şartlar öylesine zorlayıcı ki, uygulamada sığınmacıların kayıtlı işgücü piyasasında iş bulma olanakları çok düşük. Örneğin, işveren her yabancı işçiye karşılık en az beş Türk vatandaşı çalıştırmak zorunda. Türkiye’de mülteci ve sığınmacılara destek veren sivil toplum kuruluşları çalışanları, potansiyel işverenlerin, asgari ücret ve sosyal sigorta primleri ödeme şartları yüzünden, kayıt dışı işçileri kaydettirmeye istekli olmadıklarını anlattılar.

Görüşülen sığınmacılardan, Türkiye’de altı aydan uzun süredir bulunanlar arasında çalışma izni alabilmiş kimse yoktu. Bunun sebebi kendilerine kefil olacak bir işveren bulamamalarıydı. İstanbul’da mültecilere destek alanında çalışan bir sosyal hizmet uzmanı, bu işi yaptığı iki buçuk sene boyunca Suriyeli olmayan sığınmacılar arasında çalışma izni olan kimseyi görmediğini söyledi. Trabzon’da ikamet eden Afganlara yardım eden bir hayır derneğinin başkanı ise, şehirde yaşayan 4,200 Afgan’ın yalnızca 25 kadarının çalışma izni olduğunu ve polisin Afganları izinsiz çalıştıkları gerekçesiyle sürekli gözaltına alarak sınır dışı etmekle tehdit ettiğini anlattı.

Anne babaların kayıtlı olarak çalışmasının önündeki engeller, mali bakımdan da çocuklarını okula göndermelerini de zorlaştırıyor. Devlet okulları ücretsiz olsa da, üç vakada görüşülen veliler, ulaşım, kırtasiye, okul forması ve malzemeleri gibi eğitim giderlerini karşılayamadıklarını anlattılar.

Denizli’de yaşayan 18 yaşındaki Afganistanlı Masume, Türkiye’ye üç yıl önce gelmiş. Bir Türkiye vatandaşının aylık okul servis bedeli olan 150 Lira’yı ödemesi sayesinde bir yıl ortaöğretime devam edebilen Masume, “öğlenleri kendime yiyecek bir şey alacak param yoktu” dedi. İki yıl önce bu hayırsever ödeme yapmayı kesince okuldan ayrılmak zorunda kalmış. Masume’nin babası Server, çöpten geri dönüşüm malzemesi toplayarak günde 10-15 lira kazanıyor. Türkiye’de günlük asgari ücret 59 lira. Server “Birkaç gün önce, üst üste üç gece aç yattık. Ekmek almaya bile paramız yok” dedi.

Mülteci aileler ve çocuklar Türkçe dil öğretim desteğinin olmamasından da yakındılar. Türkiye’de her yaş için lisan eğitimi veren halk eğitim merkezleri bulunuyor ama sığınmacılar buralara kayıt yaptırabilmek için hukuki statüye sahip olduklarını kanıtlamak zorundalar. Bazı sığınmacılar bu derslerin yetersiz olduğunu ve bu yüzden bıraktıklarını da söylediler. Görüşülen çocukların hiçbirine gittikleri devlet okullarında ilave Türkçe dersi verilmemişti.

Türkiye sığınmacıları iş imkânı veya insani yardım olanaklarının bulunmadığı şehirlere yönlendirmemeli, faydalanabilecekleri desteklerle ilgili bilgi vermeli ve sığınmacıların maddi ihtiyaç nedeniyle yaşadıkları uydu kentten bir başkasına taşınmalarına izin vermelidir. Türkiye, ülkesinde bulunan sığınmacıların ikametlerini düzenlemekte haklı bir menfaate sahip olsa da; Milli Eğitim Bakanlığı, çocukların hukuki statülerinden bağımsız olarak okula kaydolmalarına izin vermeli ve çocukları haksız yere eğitimden dışlanmış aileler için —bu konuda keyfi kararlar veren yetkililere yaptırım uygulanmasını da içeren— çözüm yolları sunmalı ve geliştireceği politikaların uygulanmasını sağlamalıdır.

Hükümet kefil işveren şartını kaldırarak çalışma izni alınmasını kolaylaştırmalıdır. Uluslararası bağışçılar, yardımların ihtiyaca bağlı olarak çocukların okula gitmesini sağlamak üzere kullanıldığından emin olmalıdır. Çocukların orta öğretim seviye sınavlarına girmesinin önündeki, pasaport sahibi olma şartı gibi, keyfi engeller kaldırılmalıdır.

Eğitimin çocuklara ve ailelerine umut verdiğini, beceri ve zenginlik kazandırdığını ve çocukların daha sağlıklı olmasını sağladığını; dolayısıyla çocuklar için faydalı olanın Türkiye‘nin de çıkarına olacağını kaydeden Rau, “Mesele daha iyi bir gelecekle son derece belirsiz bir gelecek arasında seçim yapmaktan ibarettir” dedi.

Türkiye’de Suriyeli Olmayanlar için Sığınma ve Eğitim
Türkiye mevzuatı tüm çocuklar için 12 yıllık ücretsiz ve zorunlu eğitim öngörmektedir. Türkiye'nin Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK), çocuk sığınmacıların hem ilköğretim hem de ortaöğretim alma hakkı olduğunu işaret eder. Fakat kanun ayrıca mülteci statüsü için dört kategori oluşturmaktadır. Avrupa ülkelerinden başvuranlar resmi mülteci statüsünden yararlanabilirler, Suriyeliler geçici koruma talebinde bulunabilir; Afganistan ve İran da dahil olmak üzere diğer uyruklular eğitim ve sağlık hizmetlerine ve belirli şartların yerine getirilmesi halinde onlara çalışma hakkı sağlayan "koşullu mülteci" veya "ikincil koruma" statüsü talebinde bulunabilirler.

Suriyeli olmayanların hukuki statü edinmek için ilk önce sığınmacı kaydı yaptırmak üzere Ankara’ya gitmeleri gerekiyor. Ardından, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından ülke çapına yayılmış 62 “uydu kent”ten birine yönlendiriliyorlar. Bakanlık uydu kentleri yeni sığınmacılara “kapatabiliyor.” Türkiye’nin en büyük üç ili olan İstanbul, İzmir ve Ankara uydu kent olarak tanımlanmadığı için genel kaide olarakSuriyeli olmayan sığınmacılar bu illerde yasal olarak ikamet edemiyorlar.

Suriyeliler uydu kentlerde ikamet etmek zorunda olmasalar da eğitime erişimde, devlet okullarına kayıt yaptırabilmek için gereken kimlik belgesini almak amacıyla yapılan başvuruların işlenmesindeki gecikmeler gibi birçok engelle karşılaşabiliyorlar. Görüşülen Afganistanlı ve İranlı sığınmacılar arasında devlet okullarına gidenlerin tamamı Türkiyeli öğrencilerle birlikte okurken, birçok Suriyeli öğrenci öğleden sonra ve akşamları yapılan ve hiç Türkiyeli öğrencinin olmadığı “ikinci vardiya” sınıflarına gidiyor.

Türkiye daha önce Suriyeli mültecilere, Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı Arapça müfredatla Suriyeli çocuklara eğitim veren “geçici eğitim merkezleri” kurma izni vermişti. Ancak 2017-2018 öğretim yılı sonuna kadar tüm Suriyeli çocukların Türk okullarına kayıt yaptırmalarını gerektiren yeni bir düzenlemeyle bu okulları aşamalı olarak kapatmaya başladı.

Suriyeli olmayan sığınmacılar yönlendirildikleri şehirlere gitmek ve buradaki göç idaresi şubesine bir ikamet adresi ve sığınma başvurusunu teslim etmek zorundalar. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü ailelerin hiçbiri ne Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) ne de Türkiye makamlarından ulaşım veya kalacak yer bulma konusunda bir destek almışlardı. Üstelik, ev kiralamak için genellikle ev sahibine depozite ödemeleri gerekiyor.

İstanbul’da mültecilere destek veren bir sosyal hizmet uzmanı, bu sistemin “sıfır destekle yeni bir hayata başlamak zorunda olan” özellikle çocuklu yoksul aileler için çok zor olduğunu söyledi. Afgan sığınmacılar, Ankara’da kendilerine gidecekleri uydu kentlerde faydalanabilecekleri hizmetlerle ilgili herhangi bir bilgi verilmediğini aktardılar. Birkaç aile de şehre gittiklerinde günlerce parklarda yattıklarını anlattı.

Bu sürecin sonunda, göç idaresi kriterlere uygun sığınmacılara bir kimlik numarası ve kimlik belgesi veriyor. Bir yıllık sürelerle yenilenebilen, Türkiye’de yasal olarak bulunduklarının kanıtı olan bu belge —Milli Eğitim Bakanlığı okullara sığınma başvurusu işlemleri devam eden çocukların misafir öğrenci olarak kabul edilmeleri yolunda bir talimat verdiyse de— okula kaydolmak ve diğer hizmetlerden faydalanabilmek için gerekli. Çocuklar bu belge olmadan “misafir öğrenci” olarak okula kaydedilebilse de karne alamıyorlar.

Sığınmacılar yaşadıkları uydu kent dışına seyahat edebilmek için izin belgesi almak ve iki haftada bir göç idaresine uğrayıp yer değiştirmediklerini ispatlamak üzere imza atmak zorundalar. Bunu üstüste üç kez yapmadıkları takdirde ikamet belgeleri iptal ediliyor ve sığınma başvuruları geri çekilmiş kabul ediliyor. Yerleştirildikleri uydu kentten bir diğerine ancak, ihtiyaçları olan düzenli tıbbi tedavinin yaşadıkları ilde mümkün olmaması gibi çok elzem koşullarda taşınabiliyorlar.

İstanbul’da görüşülen sığınmacıların hiçbirinin geçerli bir ikamet belgesi yoktu ve bu yüzden hepsi gözaltına alınma riskiyle karşı karşıyaydı. Ocak ve Şubat aylarında, Zeytinburnu’nda gerçekleştirilen kapsamlı operasyonlarda polisin, aralarında 17 yaşındaki refakatçisi olmayan bir çocuğun da bulunduğu 150-200 belgesiz Afgan'ı gözaltına almasından sonra dışarıya çıkmaktan korktuklarını söylediler.

Yereldeki Yetkililerden Keyfi Engellemeler
Türkiye’nin iltica mevzuatı refakatsiz çocuklara özel destek sağlıyor ve çocuğun en yüksek menfaatine atıfta bulunuyor. Buna rağmen, bazı yerel yetkililerin keyfi kararları yüzünden çocuklar eğitim olanaklarına erişemiyor. Afganistanlı 17 yaşındaki E., beş ay önce Türkiye’ye kaçarlarken İran’da ailesinden geçici bir süre ayrıldığını söyledi. Türkiye'ye ulaştığında Ankara’ya gidip iltica başvurusu yapan E., yetkililerden kendisini akrabalarının yaşadığı Trabzon’a göndermelerini istese de başka bir uydu kente yönlendirilmiş. Türkiye’ye daha sonra ulaşan ailesi ise Trabzon’a gönderilmiş. E. bulunduğu ildeki göç idaresine durumu aktardığını ama başka bir uydu kente gönderilemeyeceğini söylediklerini anlattı. Bunun üzerine E. kendi başına Trabzon’a gitmiş ancak burada bir yasal statüsü olmadığı için okula kaydolamıyor.

Milli Eğitim Müdürlüklerinin bazı yerel yetkilileri, sığınma başvurusu yapmış ancak işlemleri henüz tamamlanmamış çocukların misafir statüsüyle okullara kayıt olmalarına izin vermemek gibi keyfi uygulamalarla, sığınmacı ve mülteci çocukların eğitime erişimlerini engelliyorlar.

Afganistanlı Masume 2015 sonlarında Trabzon’a geldikten kısa bir süre sonra, çocukları Arzu ve Asıf’ı okula yazdırmaya çalıştı. Okul önce çocukları kabul ettiyse de bir hafta sonra, kimlik kartları olmadan eğitimlerine devam edemeyeceklerini bildirdi. Birkaç hafta sonra kimlik kartlarını edindiler. Ne var ki okul yetkilileri bu kez de çocukların çok fazla ders kaçırdıklarını söyleyerek kayıtlarını yapmadılar. Masume çocuklarını ancak ertesi yıl yeniden okula kaydettirebildi.

İranlı 16 yaşındaki Romina, iki buçuk yıl önce ailesiyle birlikte Denizli’ye geldiklerinde ortaöğretime kayıt olmaya çalıştı. Fakat Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri ona mülteci olarak ancak haftada bir gün okula gidebileceğini söylediler. Çok iyi İngilizce konuşan Romina, “Çok bozulmuştum – okula gitmek istiyordum ama izin vermiyorlardı” dedi. Romina, öğrenimine devam etmek için “internetten kendisine İngilizce ve matematik dersleri bulduğunu” anlattı.

Trabzon’da Afganların kurduğu bir derneği başkanı, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne şehirdeki Yüzüncü Yıl İlköğretim Okulu Müdürü’nün sekiz Afgan öğrencinin 2015-2016 eğitim yılı sonunda TEOG sınavlarına girmesini engellediğini, bunun üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’na şikâyette bulunduğunu, ancak hiçbir sonuç alamadığını anlattı. Sınava giremeyen çocuklardan üçü okulu bırakırken beşi de imam hatip veya meslek liselerine kayıt yaptırmışlardı.

Trabzon’daki ortaöğretim okulları, Türkiye’deki ilköğretim okullarından mezun olmamış Afgan öğrencilerin yerleştirme sınavına girmelerine yalnızca pasaport ibraz etme şartını yerine getirmeleri halinde izin veriyorlar. Oysa birçok Afgan çocuğun pasaportu bulunmuyor.

Yoksulluğun Eğitime Erişime Etkisi
Çocuk sığınmacılar için eğitimin önündeki en temel engel yoksulluk ve bu durum, ailenin iş bulma ihtimalinin az olduğu bir uydu kente gönderilmesi durumunda daha da ağır bir hal alabiliyor.

Afganistan’dan gelen 33 yaşındaki Aliya, oğulları 17 yaşındaki Amir Han, 15 yaşındaki Ümit ve 13 yaşındaki Ferit’in okula gitmediğini, dört çocuğun daha olduğu ailelerine destek olmak için çalıştıklarını söyledi. Aliya Trabzon’da yaşıyor ama Ümit ve Ferit 140 km uzaktaki Bayburt’ta çaycılık yapıyorlar. Haftada beş gün çalışıyor ve dokuz saatlik mesailerinin karşılığında 25 lira yevmiye alıyorlar. Bayburt’ta çalıştıkları yerde veya arkadaşlarının evlerinde kalıyorlar. Ailelerinin evine ise haftada bir gelebiliyorlar.

Ailesiyle birlikte İstanbul’da yaşayan 16 yaşındaki Afganistanlı Osman, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, 15 yaşındaki kardeşi Ömer’le günde 11 saat mesai yaparak haftada beş gün çalıştıklarını anlattı. İkisinin aylık kazancı olan 1.900 Lira olmazsa aile kirayı karşılayamıyor. Okula gitmeyi, iki buçuk yıldan daha uzun bir süre önce, henüz Afganistan’ın Kunduz şehrindeyken okulun yakınında Taliban ve güvenlik güçleri arasında devam eden çatışmalar yüzünden bırakmışlar. Bundan kısa bir süre sonra da aile Türkiye’ye kaçmış. Afgan yaşıtları arasında da okula giden bulunmuyor. Osman “Parası olduktan sonra kim okula gitmek istemez ki” diye konuştu.

Bazı çocuk sığınmacılar tehlikeli işlerde çalışıyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün İstanbul’un Zeytinburnu semtinde görüştüğü, kendi ifadesiyle "13-14 yaşlarında" olan A. günde 12 saat, haftada 6 gün bir çöplükte hurda toplayarak ayda 600 lira kazanıyor. Temas ettiği malzemelerden kaynaklandığını düşündüğü bazı cilt sorunları var. Türkiye, gönderildikleri uydu kentlerde ikamet eden ve Suriyeli olmayan sığınmacılara devlet hastanelerinde sağlık hizmeti sağlıyor ama A. da, İstanbul’daki diğer Afganlar gibi belgesiz. Belgesiz olduğu ve muayene ücreti ödeyemediği için birçok doktorun kendisini tedavi etmeyi reddettiğini anlattı. A. hiç okula gitmemiş ve Celalabad’dan Türkiye’ye tek başına gelmiş. Memleketine, ailesinin yanına dönmek istediğini ama bunun için de parası olmadığını söyledi.

54 yaşındaki Mustafa ile 16 yaşındaki oğlu, 2012’de İran’dan Türkiye’ye kaçtıktan sonra yönlendirildikleri Denizli’de yaşıyorlar. Doktor raporları Mustafa’nın şeker hastası olduğunu, kardiyovasküler sorunları bulunduğunu ve çalışamaz durumda olduğunu ortaya koyuyor. Denizli devlet hastanelerinden sağlık hizmeti aldığını ama maliyetli olduğu için kan şekeri testlerini yaptırmadığını; onun yerine oğlunun kırtasiye, forma ve diğer okul masraflarını karşıladığını anlatan Mustafa, “Benim durumum oğlumun eğitimini asla engellemeyecek” dedi.

Çalışırken yaralanan çocuk sığınmacılardan ancak yok denecek kadar az özel sağlık hizmetini karşılayabiliyor. Afgan kökenli Türkiye vatandaşı Abdül Kahar 2016 yılı başlarında İstanbul’da tanıştığı 15 yaşındaki bir Afgan çocuğu “kamyona odun yüklerken sırtını incittiği için sokağın ortasında ağlarken” gördüğünü anlattı. Hastaneye götürdüğünde, personelin belgesiz olduğu gerekçesiyle çocuğu kabul etmediğini söyleyen Abdül Kahar “başka bir hastaneye götürdüm ve tedavi ücretini ödedim. Eve dönebileceği uçak biletini almak için ailesi ineklerinden birini satmak zorunda kaldı” dedi.

Sınırlı Yardım
İnsani yardım, birçok çocuğun okula gitmesini engelleyen yoksulluğu bir nebze olsun hafifletebilse de bu yardımlar düzensiz ve kısıtlı.

Türkiye’deki bazı sığınmacılar bulundukları bölgeye göre Sosyal Hizmet Merkezleri veya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları gibi kamu kurumlarından destek alıyorlar. Afganistanlı Peyman, Gümüşhane’deki Afgan ailelere verilen tek yardımın dağıtılan kömür olduğunu söyledi. Denizli’de yaşayan İranlı Mustafa ise her üç ayda bir 150 lira para yardımı aldığını belirtti.

BMMYK, uluslararası koruma hakkına uygunluğun değerlendirildiği mülakattan başarıyla geçen mültecilere aylık maddi destek veriyor. Ancak, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü mülteci statüsü tanınmış tüm Afganistanlı ve İranlı mültecilere yapılan ödemeler Mart ortalarında durdurulmuştu. Ödemelerin, Ocak ayında, daha önce Garanti Bankası aracılığıyla yapılan işlemlerin PTT’ye devredilmesinden sonra durdurulduğu anlaşılıyor.

Denizli’de yaşayan Afganistanlı Server, Aralık ayından bu yana beş kişilik ailesine ayda 225 Lira ödeme yapıldığını söyledi. Ocak ödemesini almaya gittiğinde PTT’ye gönderildiğini, oradaki personelin kendisinden bu yardımı almaya uygun olduğunu belirten bir kısa mesaj göstermesini istediğini söyledi. Server’e böyle bir mesaj gelmemişti. Eşi ve yedi çocuğuyla Afgansitan’dan gelerek Gümüşhane’de yaşamaya başlayan 52 yaşındaki Nisrullahin de normalde ayda 290 lira aldıklarıını, ama Ocak başında ödemelerin durduğunu ve bunun sebebini bilmediğini söyledi.

Ocak ayında, 348 milyon Avro tutarındaki AB’nin sponsor olduğu insani yardım programı çerçevesinde, Türkiye’deki Suriye’den ve diğer ülkelerden de gelen hassas durumdaki sığınmacılara aylık nakit para desteği verilmeye başlandı. Program, 2017’de bir milyon kişiye destek vermeyi hedefliyor. Mart ayında görüşülen Afganistanlı ve İranlı sığınmacıların hiçbiri bu programdan para yardımı almıyordu.

Dil Desteği ve Yaygın Eğitim Eksikliği
Mülteci aileler ve çocuklar Türkçe dil desteğinin olmamasını, mevcut desteğin ise düşük nitelikte olmasını eğitimin önündeki engellerden biri olarak görüyorlar. Hukuki statüsü olan sığınmacılar halk eğitim merkezlerindeki ücretsiz Türkçe kurslarına kayıt yaptırabiliyorlar. Bazı çocukların ve ailelerin bu merkezlerdeki hafta sonu kurslarına bir süre katıldıkları, ancak buradaki eğitimle ne Türkçe konuşma ne de işlevsel bir okuryazarlık düzeyine ulaşabildikleri gerekçesiyle gitmekten vazgeçtileri anlaşılıyor.

Afganistanlı 32 yaşındaki Gülsün, Trabzon’daki halk eğitim merkezinde verilen Türkçe kursunda yetişkinlerle çocukların birlikte eğitim gördüğünü ve kursa her yeni biri katıldığında derslerin tekrar edildiğini, farklı düzeylere özel eğitim hazırlanmadığını söyledi. Gülsün altı ayın sonunda kurstan ayrıldı ve hâlâ oğulları 6 yaşındaki Amir’le 10 yaşındaki Muhammed’e Türkçe ödevlerinde yardım edemiyor. Öğretmenleriyle de yeterince iletişim kuramıyor. Denizli’de yaşayan iki çocuk sığınmacı liseye devam edebildiklerini ama Türkçelerinin yeterli olmaması sebebiyle akademik liseler yerine meslek liselerine yerleştirildiklerini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü ailelerden hiçbirinin çocuğu yaygın eğitim programlarına gitmiyordu. Türkiye, Suriyeli mültecilerin aksine, Afganistanlı ve İranlıların gayriresmi okul açmalarına izin vermiyor; oysa, bazı durumlarda, kayıtlı yaygın eğitim merkezleri eğitim için eldeki tek olanak olabilir.

47 yaşındaki Afgan Ahmet Hüseyin bir buçuk yıldır ailesiyle birlikte Gümüşhane’de yaşıyor. 14 yaşındaki kızı Nazife’nin hiç okula gitmediğini söyleyen Ahmet Hüseyin, kızının “Birinci sınıfa gidemeyeceğini," kendi yaşına uygun sınıfa da uyum sağlayamayacağını ifade etti.