Skip to main content
Donate Now

Türkiye: Erdoğan’ın En Güçlü Rakibi Hakim Karşısında

Bir yıldır süren siyasi baskıların ardından dava başlıyor

Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024 İstanbul yerel seçimlerini kazanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ikinci beş yıllık görev süresi için resmi mazbatasını aldığı İstanbul Adliyesi önünde, 3 Nisan 2024.  © 2024 Yasin Akgul/AFP via Getty Images

 

(Istanbul: 3 Mart 2026) — İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye’nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, 9 Mart 2026’da siyasi saiklerle açılmış toplu bir yolsuzluk davasının baş sanığı olarak hakim karşısına çıkacağını belirtti. Davanın 407 sanığının çoğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) görev yapan kişiler. 

İmamoğlu, CHP’li seçilmiş yetkilileri hedef alan soruşturma ve davalar kapsamında bir yıldır tutuklu bulunuyor. İmamoğlu, CHP üyeleri tarafından cumhurbaşkanı adayı olarak seçildiği gün, bir mahkeme tarafından tutuklanmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükümetin İmamoğlu ve CHP’ye karşı yaptığı hamlelerin sıralandığı bir kronoloji yayımladı. Bu kronoloji, İmamoğlu’nu hedef alan davaların siyasi saiklerle açıldığı yönündeki kaygıları doğrular nitelikte. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktör Yardımcısı Benjamin Ward, “İmamoğlu bir yılı aşkın süredir cezaevindeyken, yargı mekanizması partisine ve diğer CHP’li seçilmişlere karşı bir silaha dönüştü; İmamoğlu’nun davası, işte böyle bir sürecin ardından başlıyor,” dedi. Ward, “Bu davaların bütününe bakınca, savcıların İmamoğlu’nu siyasetin dışına itmeye ve partisini itibarsızlaştırarak demokrasinin altını oymaya çalıştığı sonucuna varmak zor değil,” şeklinde konuştu. İnsan Hakları İzleme Örgütü, sanıkların avukatlarıyla görüştü; hukuki belgeleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kamuoyuna yaptığı açıklamaları ve doğrulanmış medya haberlerini inceledi. Araştırmacılar ayrıca Cumhurbaşkanı’nın İmamoğlu ve diğer CHP’li yetkililer hakkındaki açıklamalarını da analiz etti. Hazırlanan olaylar kronolojisi, 2024’ün sonlarından bu yana İstanbul ve diğer büyük şehirlerde CHP’li belediye başkanlarını ve belediyeleri hedef alan yolsuzluk ve terör soruşturmalarının ulaştığı boyutu ve buna paralel olarak CHP’nin ulusal düzeyde yönetimini mahkemeler üzerinden itibarsızlaştırmaya yönelik girişimleri gözler önüne seriyor.

İmamoğlu2014-2025 yılları arasında, seçilmiş olduğu kamu görevlerinin sağladığı imkanları kullanarak savcılığın “ İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” olarak nitelediği bir yapı kurduğu iddiaları ile karşı karşıya. İddianameye göre bu yapının amacı İmamoğlu’na maddi çıkar sağlamak, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmek ve bu yolla İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı seçtirmek. İmamoğlu tüm suçlamalardan mahkum edilirse 1929 yıla kadar hapis cezası alabilir. 

Türkiye’de siyasi saiklerle açılmış diğer davalarda olduğu gibi, dosyadaki delillerin büyük bölümü savunma avukatlarından kimlikleri gizlenen 15 “gizli tanık” ile davada, olası bir ceza indirimi karşılığında ifade vermeyi kabul eden 76 sanık arasından kişilerin beyanlarına dayanıyor.İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, bu tür delillere dayanılmasının yanı sıra savcılar ile Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından İmamoğlu ve partisi hakkında yapılan önyargılı açıklamalar, İmamoğlu’nun adil yargılanma hakkını zedeliyor. Ayrıca İmamoğlu’nun savunma avukatının da davada sanık olarak tutuklanması, sanık sayısının çokluğu ve yargılama sürecinin karmaşıklığı da adil yargılanma hakkına ilişkin ciddi kaygılar doğuruyor.

2024 Mart’ında yapılan yerel seçimlerde CHP, ülke genelinde oyların yüzde 37,8’ini alarak yüzde 35,5’te kalan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) geride bırakmıştı. AKP iktidarı 22 yıllık iktidarında ilk kez CHP’den sonra ikinci parti oldu. CHP’ye yönelik soruşturmalar, Adalet Bakan Yardımcısı Akın Gürlek’in Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmasının ardından İstanbul’da başladı. İmamoğlu’na yönelik soruşturmaların tamamlanmasının ardından Gürlek, 10 Şubat 2026’da Adalet Bakanı olarak atandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Gürlek’in peş peşe gelen bu atamaları, Türkiye’de hükümetin savcı ve hakim atamaları ile yargı kararları üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma, İmamoğlu’nun siyasette yükselişe geçtiği döneme denk geldi. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını açıkladığı ve CHP’ye resmen başvurduğu 21 Şubat 2025’in ertesi günü 22 Şubat’ta savcılık, cumhurbaşkanı adaylığı için gerekli olan üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla İmamoğlu hakkında soruşturma başlattı. 

18 Mart 2025’te, parti üyelerinin İmamoğlu’nu seçmesinin beklendiği tarihe dört gün kala İstanbul Üniversitesi kendisinin diplomasını iptal etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da 19 Mart’ta, hem organize suç ve yolsuzluk hem de terör soruşturması kapsamında İmamoğlu hakkında gözaltı kararı verdi. İmamoğlu, cumhurbaşkanı adaylığının partisi tarafından resmen seçilmesininbeklendiği 23 Mart günü, sevk edildiği mahkeme tarafından organize suç ve yolsuzluk şüphesiyle tutuklandı.

Ekim ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında, seçmenlere ilişkin verileri yabancı ülkelere sızdırdığı iddiasıyla üçüncü bir casusluk soruşturması başlattı. Mahkeme, bu ayrı yürütülen soruşturma kapsamında da İmamoğlu hakkında tutuklama kararı verdi. 4 Şubat’ta İmamoğlu ve üç kişi hakkında casusluk suçlamasıyla iddianame düzenlendi; mahkum edilmesi halinde İmamoğlu 15 ila 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

İmamoğlu’na karşı açılan davaların yanı sıra, parti yönetiminin seçildiği CHP kurultaylarının geçerliliğine ilişkin yargı süreçleri başlatıldı; İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında İstanbul’un diğer ilçelerindeki ve Adana ile Antalya gibi büyük şehirlerdeki CHP’li belediye başkanları da tutuklanıp görevden alındı. Bu hamleler, partinin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi–Milliyetçi Hareket Partisi (AKP-MHP) ittifakına karşı gelecekteki cumhurbaşkanlığı, parlamento ve yerel seçimlerde etkili bir muhalefet yürütmesini zorlaştırıyor. 

Bu tablo, İmamoğlu ve diğer seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasının ve haklarında yürütülen ceza soruşturmaları ile davaların meşru olmayan bir amaca hizmet ettiğine güçlü biçimde işaret ediyor. Bu durum, devletlerin haklara getirilen kısıtlamaları amaçları dışında kullanmasını yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesindeki güvencelerle bağdaşmıyor. Davalar ayrıca Türkiye makamlarının siyasi katılım, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma haklarına müdahalesine ilişkin de kaygı doğuruyor.

Muhalif olarak görülen bağımsız haber kanalları, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve muhalefete yönelik baskılara ilişkin eleştirel haberleri nedeniyle para cezaları ve yayın yasaklarıyla karşı karşıya kaldı; haklarında soruşturmalar açıldı ve bazı gazeteciler gözaltına alındı veya tutuklandı.

Ward, “Muhalefet partilerinin ve siyasetçilerin özgürce faaliyet gösterebilmesi demokratik bir sistemin olmazsa olmazıdır; seçmenlerin serbest ve adil seçimlerde gerçek bir tercih yapabilmesi ancak böyle mümkün olur” şeklinde konuştu. Ward ayrıca, “Cumhurbaşkanınrakiplerini suçlu ilan etmesi, savcıların İmamoğlu ve diğer seçilmişlerin tutuklatması ve onlara siyasi yasak getirmeye çalışması ve tek bir partiye karşı yürütülen tüm bu yargı süreçlerinin oluşturduğu tablo, Türkiye’de demokratik sürecin hiç olmadığı kadar büyük bir risk altında olduğunu gösteriyor,” dedi.

Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne Karşı 2024’ten Bu Yana Yapılan Başlıca Hamlelerin Kronolojisi

Ayrıntılar ve analiz için lütfen aşağıya bakın

İmamoğlu’na Karşı Açılan Çok Sayıda Dava

İmamoğlu, 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini ilk kez kazandığından bu yana, taciz amaçlı çok sayıda ceza soruşturması ve davasının yanı sıra birden fazla hukuk davasıyla da karşı karşıya kaldı. Şiddet çağrısı içermeyen ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken siyasi konuşmaları nedeniyle de yargılandı.

Bunların arasında en dikkat çekicisi, İmamoğlu’nun Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 2022’de aldığı mahkumiyet kararıydı. İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay hapis cezası verildi ve siyasi yasak getirildi. Mahkumiyet kararı halen Yargıtay’da temyiz aşamasında.

İmamoğlu, kendisi hakkında açılan ana soruşturmanın yürütülmesinden doğrudan sorumlu dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i eleştirdiği için de yargılandı ve mahkum edildi. Gürlek’in “zihnini” “çürümüş” diye nitelemesinin ardından İmamoğlu hakkında 5 Şubat 2025’te “terörle mücadelede görev alan kişiyi hedef gösterme”, “kamu görevlisine hakaret” ve “tehdit” suçlamalarıyla iddianame düzenlendi. Mahkeme, 16 Temmuz’da İmamoğlu’nu son iki suçlamadan mahkum ederek 20 ay hapis cezası verdi.

Bir savcının, yürüttüğü soruşturmanın şüphelisi hakkında kişisel bir suç duyurusunda bulunması kabul edilemez bir çıkar çatışmasıdır. Mahkumiyet kararı halen istinaf aşamasında.

İmamoğlu hakkında, 23 Mart 2025’teki sorgusunda kullandığı ifadeleri gerekçe gösteren bir savcının “kamu görevlisine hakaret” suçlamasında bulunmasının ardından 24 Haziran 2025’te İmamoğlu hakkında bir kez daha iddianame düzenlendi. İmamoğlu, kamu görevlisine hakaret suçlamasının ceza kanununda ön ödeme kapsamında olması sebebiyle ön ödeme yaparak suçlamanın düşmesini sağladı.

Bu davalar, Türkiye’de hakaret suçlarına ilişkin ceza mevzuatının ne kadar sorunlu olduğunu bir kez daha gösteriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de, ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında korunması için bu mevzuatta değişiklik yapılması yönünde verilmiş çok sayıda kararı var.

İmamoğlu, İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde 2014-2019 yılları arasındaki belediye başkanlığı döneminde ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla Ocak 2023’te açılan davada Eylül 2024’te beraat etti.

İmamoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne 1990’daki yatay geçişinin usule uygun olmadığı gerekçesiyle “resmi belgede zincirleme sahtecilik” suçlamasıyla soruşturmaya maruz kaldı. Savcılık 4 Temmuz 2025’te iddianame düzenledi. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası

İmamoğlu’na karşı açılan ve 19 Mart 2025’te gözaltına alınıp tutuklanmasıyla sonuçlanan ana dava, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik organize suç ve yolsuzluk davası. 

Kasım 2025’te düzenlenen iddianamede, İmamoğlu’nun siyasi iktidarı ele geçirmek amacıyla kurulmuş bir suç örgütünün lideri olduğu ve bu örgütün on yıllık bir dönemde 142 eyleme karşılık gelen 18 yolsuzluk suçu işlediği öne sürülüyor. Savcılığa göre bu yapılanma 2015’e uzanıyor; bu tarih, İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı seçilmesinden bir yıl sonrasına denk geliyor. İddianamede yer alan yolsuzluk bağlantılı suçlamaların büyük bölümü ihaleye fesat karıştırma iddialarıyla ilgili (70 ayrı fiil); diğer suçlamalar arasında kamu kurumlarını dolandırma, rüşvet, haraç ve suç gelirlerini aklama gibi iddialar yer alıyor. 

İddianamede, İmamoğlu’yla birlikte yargılanan altı kişi suç örgütünün yöneticisi, 92 kişi ise üyesi olmakla suçlanıyor; diğer sanıklar da suçların işlenmesine yardım ettikleri iddiasıyla yargılanıyor. Sanıklar arasında İstanbul’un Şişli ve Beylikdüzü ilçelerinin CHP’li belediye başkanları, belediye personeli ve danışmanlar ile belediye ile iş yapan özel şirketlerin sahipleri ya da bu şirketlerde çalışanlar ve bu nedenle belediyenin “iş bağlantıları” olarak sınıflandırılan kişiler yer alıyor.

İddianamedeki 407 sanıktan 105’i tutuklu; 170’i ise yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol şartlarıyla serbest bırakılmış durumda. 

Savcı, İmamoğlu ve diğerlerinin “kamudaki görevlerinden bağımsız bir misyon ve görev” üstlendikleri bir suç örgütü kurduğunu öne sürüyor. Bu iddiaya göre suçlar, 16 milyonu aşkın nüfusa sahip İstanbul’da belediye hizmetlerini yürütmeye yönelik resmi görevlerin parçası olarak değil; şüphelilerin belediyedeki görevlerine paralel işleyen ve bu görevlerin arkasına gizlenen organize bir suç faaliyeti kapsamında işlendi. 

Savcılık, İmamoğlu ve yakın danışmanlarının belediye ihaleleri ve projelerinden sağlanan parayı usulsüz biçimde aktarılmasını mümkün kılan bir “sistem” kurduğunu iddia ediyor. Savcılığa göre bu sistemin amacı, İmamoğlu ve diğerlerine maddi çıkar sağlamakla birlikte, İmamoğlu’nun CHP içindeki siyasi yükselişini desteklemek ve Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmasının önünü açmak. İddianamede İmamoğlu’nun meşru siyasi hedefleri de suçmuş gibi gösteriliyor. İddianamede, suç örgütünün on yıllık bir dönemde 160 milyar Türk lirası (3,9 milyar ABD doları) ile 24 milyon ABD doları tutarında kamu zararına yol açtığı ileri sürülüyor.

Casusluk iddiası 

27 Ekim 2025’te, Türk Ceza Kanunu’nun 328/1. maddesi kapsamında İstanbullu seçmenlere ilişkin verilerin yabancı ülkelere aktarıldığı iddiasıyla yürütülen casusluk soruşturmasında, İmamoğlu hakkında bir mahkeme tarafından ikinci kez tutuklama kararı verildi. 4 Şubat 2026’da ise İmamoğlu, kampanya direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve casusluk iddiasıyla daha önceden tutuklanmış ve İmamoğlu aleyhinde ifade vermiş olan Hüseyin Gün olmak üzere dört kişi hakkında casusluk suçlamasıyla iddianame düzenlendi. Davanın ilk duruşması 11 Mayıs’ta. . . 

Aynı olgulara dayanan ek suçlamalarla bağlantılı ayrı bir soruşturma üzerinden ikinci bir tutuklama kararı verilmesi yeni bir yöntem değil. Savcılar daha önce de insan hakları savunucusu Osman Kavala ile siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın ana dosyaları kapsamında serbest bırakılmaları halinde hapisten çıkmalarını engellemek için bu yöntemi kullanmıştı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, ceza hukukunun kötüye kullanılması anlamına gelen bu yöntemin İmamoğlu’na karşı da devreye sokulmasından endişe ediyor. Savcılık ve mahkeme, İmamoğlu’nun tahliyesine karar verilmesi halinde bile tutukluluğunun sürmesini sağlayacak bir yedek plan oluşturmak amacıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının iddianamesinde yer alan iddia ve delilleri ayrı bir casusluk davasında yeniden kullanıma sokuyor.

CHP’li Diğer Seçilmiş Yetkililere Karşı Açılan Davalar

Seçilmiş CHP’li yetkilileri hedef alan İstanbul merkezli ilk soruşturma, 30 Ekim 2024’te Esenyurt’un CHP’li belediye başkanı Ahmet Özer’in tutuklanıp görevden alınmasıyla başladı. Kürt ve eski bir akademisyen olan Özer hakkında, silahlı Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) “üyelik” suçlamasıyla iddianame düzenlendi; Özer hakkında 23 Ocak 2026’da, inandırıcı delil olmaksızın mahkumiyet kararı verildi.

Bu mahkumiyet kararı ile dokuz CHP’li belediyeden iki belediye başkan yardımcısı ve yedi belediye meclis üyesi hakkında süren ayrı bir dava, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın PKK yöneticilerinin İstanbul’daki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’in (DEM), DEM’liadayların CHP listelerinden aday gösterilmesini öngören bir seçim stratejisini benimsettiğine yönelik mesnetsiz iddiasına dayanıyor. 

Siyasetçiler ve medya tarafından “kent uzlaşısı” stratejisi olarak adlandırılan ve CHP’nin oyunu artırmaya yönelik hukuka uygun, normal bir seçim ittifakı olarak ortaya çıkan bu düzenlemeyi savcılık, sürece dahil olanların PKK talimatıyla hareket ettiği iddiasıyla bir terör suçu olarak değerlendiriyor. Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve iki kişi daha Mart 2025’te gözaltına alındı ve bu dosyadan da haklarında soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturma kapsamında henüz bir iddianame düzenlenmedi.

Ocak 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP’li belediyelere yönelik bu kez organize suç ve yolsuzluk iddialarına odaklanan yeni bir soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında İstanbul’un Beşiktaş ilçesinin CHP’li belediye başkanı Rıza Akpolat ile CHP’li belediyelerden ihale aldığı belirtilen iş insanı Aziz İhsan Aktaş gözaltına alınıp tutuklandı; tutuklu bulunan Esenyurt Belediye Başkanı Özer hakkında da ikinci bir tutuklama kararı verildi. 

Aynı soruşturma kapsamında Mayıs ayında İstanbul’un Avcılar ilçesi ile Adana’nın Ceyhan ve Seyhan ilçelerinin belediye başkanları, Temmuz ayında ise Adıyaman ile Adana belediye başkanları olmak üzere CHP’li beş belediye başkanı daha gözaltına alındı ve tutuklandı. 

Bu yedi belediye başkanı, Ekim 2025’te düzenlenen iddianamede yer alan yaklaşık 200 sanık arasında bulunuyor ve 27 Ocak’ta başlayan yargılamada sanık olarak yer alıyor. Adana Belediye Başkanı 5 Şubat’ta tahliye edildi. Sanıklar arasında 700 yıla kadar hapisle en yüksek ceza istenen Aktaş ise, “etkin pişmanlık” hükümleri kapsamında diğer şüpheliler aleyhine ifade verdiği için serbest bırakıldı. Etkin pişmanlık hükümleri, sanıkların ceza indirimi karşılığında “itirafçı” olmasına imkan tanıyor.

Seçilmiş bir CHP’li yetkiliye yönelik yolsuzluk iddialarıyla açılan bir başka davada ilk duruşma 2 Eylül 2025’te yapıldı. Bu davada, 27 Şubat 2025’ten bu yana tutuklu bulunan İstanbul’un Beykoz ilçesinin belediye başkanı organize suç faaliyeti ve ihaleye fesat karıştırma gibi çeşitli suçlamalarla yargılanıyor.

CHP Parti Yönetimine Karşı Açılan Davalar

CHP’nin 4-5 Kasım 2023’teki olağan kurultayında Özgür Özel’in genel başkan seçildiği oylamada usulsüzlük yapıldığını öne süren, CHP üyesi ya da eskiden CHP’ye üye olan birkaç kişinin şikayetleri ve açtıkları davalar CHP yönetimine karşı başlayan hukuki süreçlerinçıkış noktası oldu. 

24 Ekim 2025’te Ankara’daki bir hukuk mahkemesi, eski bir CHP üyesinin kurultay sonucunun iptali istemiyle açtığı davayı reddetti; böylece Özel’in genel başkanlığına yönelik yargı yoluyla yürütülen itirazlardan biri sonuçsuz kaldı. Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ise İmamoğlu ve 11 kişi hakkında, kurultayda Özel’e oy verilmesi için para dağıttıkları iddiasıyla açılan ceza davası sürüyor.

Özel’in avukatlarına göre Türkiye’de hükümet yetkilileri ve diğer yetkililer, Özel’e karşı 49 hukuk davası açtı. Bu davaların 11’ini Başsavcı Akın Gürlek, 16’sını ise Cumhurbaşkanı Erdoğan açtı; her ikisi de Özel’in siyasi konuşmalarında kendilerine yönelttiği eleştiriler nedeniyle tazminat talep ediyor. 

Özgür Çelik’in CHP İstanbul il başkanı seçildiği oylamada usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla, 8 Ekim 2023’te yapılan CHP İstanbul İl Kongresi’ni tartışmalı hale getirmeyi amaçlayan hukuki girişimler de oldu. Bir CHP üyesinin başvurusu üzerine İstanbul’daki bir mahkeme 2 Eylül 2025’te kongreyi iptal etti; Çelik ve onunla birlikte seçilen il yönetimini görevden alıp yerlerine mahkeme tarafından atanan bir kayyım getirdi. 19 Ekim 2025’te yeniden toplanan il kongresinde tekrar il başkanı seçilen Özgür Çelik, bu görevini halen sürdürüyor. 

2 Eylül 2025’te, kongrede seçilen Özgür Çelik ve diğer isimler hakkında, oylamada usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla ayrı bir ceza davası açıldı. Çelik’in mahkeme kararıyla görevden alınmasından birkaç gün sonra CHP İstanbul İl Başkanlığı binası polis tarafından kuşatılarak personel ve yetkililerin binaya girişleri engellendi; 8 Eylül’de ise mahkemenin atadığı kayyımın binaya girmesine polis marifetiyle imkan sağlandı.

11 Kasım 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinin duyurulmasının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bir yazı gönderdi. Yazıda, CHP’nin Siyasi Partiler Kanunu ile Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerini ihlal ederek “seçmenin iradesini ve demokratik düzeni etkilemeye yönelik müdahalede bulunduğu” ve yasadışı finansman sağladığı iddia edildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı henüz yanıt vermedi; ancak siyasi partiler hakkında kapatma davası açma yetkisi bulunuyor. Ayrıca siyasi partilere yapılan Hazine yardımının kısıtlanması gibi başka yaptırımlar uygulanmasını talep edebilir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu yazısı böyle bir adımla sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, savcılığın CHP’yi parti olarak hedef almaya yöneldiğine işaret ediyor. 

İnsan Haklarıyla İlgili Kaygılar  

Meşru olmayan amaçlarla tutuklama ve kovuşturma

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi, yetki suistimalini önlemek için, hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların “öngörüldükleri amaçlar dışında bir amaçla” kullanılmasını yasaklar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 18. madde ihlallerinin demokrasiye yönelik temel bir tehdit oluşturduğunu ve bu nedenle sonuçları bakımından özellikle ağır olduğunu açıkça belirtmiştir. Nitekim Mahkemenin Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin kararı da bu hususu vurgular.

İmamoğlu ve diğer CHP’li yetkililere yönelik tutuklama ve yargılamanın yürütüldüğü bağlam ve koşullar, Türkiye makamlarının meşru olmayan bir amaçla hareket ettiğine işaret ediyor. Bu davaların asıl amacı, CHP’nin etkili bir muhalefet partisi olarak çalışmasını engellemek ve İmamoğlu ile diğer seçilmiş CHP’li belediye başkanları ve yetkililerin siyasi katılım haklarını kullanmasını önlemek.

Önyargılı açıklamalar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nu ve CHP yönetimini suçlu gösteren siyasi içerikli çok sayıda konuşma ve açıklama yaptı. Kronolojide görüldüğü üzere Erdoğan, CHP kurultaylarını defalarca “şaibeli” olarak niteledi; “turbun büyüğü heybede” ifadesiyle de belediye başkanlarının gözaltına alınmasının sadece bir başlangıç olduğunu, ileride daha çok sayıda suçun açığa çıkarılacağını ima etti. Erdoğan, 26 Mart ve 25 Mayıs 2025’te de İmamoğlu’nun İBB içinde kurduğu iddia edilen suç örgütünü “çok kollu bir ahtapota” benzetti. Bu benzetme Kasım ayındaki iddianamede de aynı şekilde yer aldı; ayrıca Başsavcı da bir röportajında bu ifadeyi kullandı.

Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluklarının siyasi saikli olduğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, tutuklamaların gizli bir siyasi amaç güttüğü ve bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştı. Mahkemenin bu sonuca varırken dikkate aldığı unsurlardan biri de Cumhurbaşkanı ile bazı bakanların bu isimleri suçlu gösteren açıklamalarıydı. 

İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasına ilişkin soruşturma süresince İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, medyaya yaptığı yazılı açıklamalarda “İmamoğlu suç örgütü” ifadesini kullandı. Bu süreçte, İmamoğlu ve dosyadaki diğer isimler aleyhindeki, bir kısmı “etkin pişmanlık” hükümleri kapsamında ceza indirimi isteyen şüphelilerin beyanlarına dayanan suçlayıcı iddialar hükümete yakın medya organlarına sızdırıldı. Türkiye’de siyasi soruşturmalarda sık rastlanan bu tür bilgi sızıntıları, sanıklar hakkında önyargı oluşmasına yol açarak adil yargılanma hakkını zedeliyor.

11 Kasım 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 3.741 sayfalık iddianamenin yer aldığı bir PDF dosyasını medyayla paylaştı. Aynı gün Başsavcı Gürlek, iddianamenin mahkemeye inceleme için sunulmasıyla eş zamanlı olarak düzenlediği bir basın toplantısında iddianamenin içeriğini anlattı. İddianamenin mahkeme tarafından incelenip kabul edilmesinden ve böylece davanın resmen başlamasından önce belgelerin medyaya servis edilmesi, Türkiye’de ceza muhakemesi usulüne aykırılık teşkil ediyor. 

Avukatlar, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, iddianameler dahil pek çok bilgiye çoğu zaman medya üzerinden ulaştıklarını anlattı. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkındaki iddianame de, mahkeme tarafından resmen kabul edilip Özer’in avukatlarına tebliğ edilmeden önce günlerce gazeteciler arasında dolaşımda kalmıştı.

Etkili savunmaya yönelik engeller

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasında izlediği yaklaşım, adil yargılanma hakkı açısından ciddi kaygılar doğuruyor. On yılı aşkın bir döneme yayılan çok sayıda olgu üzerinden, çok sayıda kişinin aynı anda sanık yapılması 3.700 sayfayı aşan bir iddianameyle sonuçlandı. Bu tablo, Türkiye’deki diğer toplu davalarda da görüldüğü üzere, yargılamanın yıllarca sürmesi ihtimalini artırıyor. Delil olarak sunulan belge ve bilgilerin hacmi ise yargılamayı yönetmeyi zorlaştırırken, sanıkların avukatlarının müvekkillerini etkin biçimde temsil etmesini ve etkili bir savunma hazırlamasını da güçleştiriyor. 

Ayrıca, tutuklu sanıklara savunmalarını hazırlayabilmeleri için yeterli imkan tanınmıyor. İmamoğlu’nun avukatının İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle paylaştığı bilgilere göre, toplam 80 bin sayfa uzunluğundaki iddianame ve ekleri İmamoğlu’na altı DVD halinde teslim edildi. İmamoğlu ise tutuklu olduğu için haftada yalnızca iki saat bilgisayar kullanabiliyor.

Gizli ve “etkin pişmanlık”tan yararlanan tanık beyanlarına dayanılması

İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasındaki delillerin büyük bölümü, 15 gizli tanığın beyanlarına ve 76 sanık arasından “etkin pişmanlık” hükümleri kapsamında itirafçı olmak için başvuran az sayıdaki kişinin ifadelerine dayanıyor. Başsavcı Gürlek de bir medya röportajında, bu tür delillerin soruşturmada kilit rol oynadığını vurguladı.

Görüşülen bazı avukatlar, ceza indirimi imkanı sunan “etkin pişmanlık” hükümlerinin kötüye kullanılabileceği uyarısında bulundu. Avukatlara göre özellikle polis ve savcıların, tahliye vaadi karşılığında şüphelilere kendi anlatılarını dayatmaları mümkün. Avukatlar ayrıca, gizli tanık kullanımının sanıklar ve savunma açısından ciddi zorluklar yarattığını belirtiyor. Bu iki unsurun da, sanıkların haklarındaki iddialara etkili biçimde yanıt vermesini zorlaştırarak adil yargılanma hakkını zedelediği ifade ediliyor.

CHP’li avukatlar, soruşturmada bazı sanıkların “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanma kararı almadan önce baskı gördüklerini ve zorlandıklarını öne sürdü. Avukatlara göre bazı sanıklar aylar boyunca savcılığa birden fazla ifade verdi. Sanıklardan biri ise tahliye edildikten sonra yeniden tutuklandı. 

Özel, 14 Ağustos 2025’te bu iddialar üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayette bulunarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın usulsüzlüklerinin soruşturulmasını talep etti. Kurulun böyle bir soruşturma yürütüp yürütmediğine ya da sonucuna ilişkin kamuoyuna yansımış bir bilgi yok. 

İmamoğlu’nun avukatının tutuklanması

 İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, 19 Haziran 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla gözaltına alındı ve o tarihten bu yana tutuklu bulunuyor. Pehlivan’ın 9 Mart’ta, müvekkiliyle aynı gün hakim karşısına çıkması bekleniyor. Pehlivan hakkında, muğlak ve birbiriyle çelişen tanık beyanlarına dayanılarak “suç örgütüne üyelik” ve “suç delillerini gizleme” suçlamalarıyla iddianame düzenlendi; iddialar, Pehlivan’ın diğer avukatlara talimat verdiği ve yeni gözaltıların olabileceği yönünde uyarıda bulunduğu yönünde. Pehlivan’ın tutuklanması ve yargılanması, savunma avukatı olarak yaptığı iş nedeniyle misilleme amacıyla hedef alındığına ilişkin ciddi kaygılar doğuruyor; ayrıca, İmamoğlu’nun savunma hakkını kullanma imkanının kısıtlanmak istendiği yönündeki endişeleri de artırıyor. 

Your tax deductible gift can help stop human rights violations and save lives around the world.

Region / Country