Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) görevden alınan belediye başkanları Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve Bedia Özgökce Ertan İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında konuşuyorlar.

© 2019 HDP

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı bir açıklamada, Türkiyeli yetkililerin ülkenin güneydoğusundaki Kürt belediye başkanlarını görevlerinden alarak ve tutuklayarak, seçme ve seçilme hakkını ihlal ettiklerini belirtti. Türkiye hükümeti, belediye başkanlarını görevlerinden alarak ve Türkiye’nin güneydoğusundaki belediye meclislerinin çalışmasını engelleyerek, muhalefetteki Halkların Demokratik Partisi’ne yönelik saldırılarını yoğunlaştırıyor.

Halen 23 Belediye başkanı, terörle mücadele yasası kapsamında suçlar işledikleri iddiasıyla tutuklu olarak hapiste bulunuyorlar. Bunlardan biri olan Diyarbakır’ın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, “terör örgütü üyeliği” suçundan yargılandığı davanın ikinci duruşmasına 10 Şubat 2020 tarihinde çıkacak. Savcılık yayınladığı mütalaada, Mızraklı için mahkumiyet kararı istiyor olsa da, iddianamede Mızraklı aleyhine sunulan deliller, Mızraklı’ya isnat edilen örgüt üyeliği veya suç sayılabilecek başka faaliyetlere karışmış olma suçlamalarını desteklemekten uzaklar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “yerel Kürt politikacıları, suç sayılabilecek faaliyetlerin varlığını gösteren ikna edici deliller olmaksızın, sanki silahlı militanlarmış gibi görevden almak, tutuklamak ve yargılamak, anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye Hükümeti’nin siyasal muhalefeti ortadan kaldırmak için tercih ettiği yöntem haline gelmiş durumda,” şeklinde konuştu. Williamson, “meşru herhangi bir terörle mücadele çabasıyla bağlantılı olmayan bu davalar, belediye başkanlarının ve onlara oy vermiş 1.8 milyon seçmenin seçme ve seçilme haklarını çiğniyorlar,” dedi.

Hapishanede fotoğraflanan Diyarbakır Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, 19 Ağustos 2019'da görevden alındı, 22 Ekim'de tutuklandı ve 25 Aralık'ta uydurma terörizm suçlamalarından dolayı mahkeme karşısına çıktı. Kayseri Bünyan Cezaevi, 14 Kasım 2019.

© 2019 Adnan Selçuk Mızraklı

Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeydoğusunun kontrolünü elinde tutan Kürt güçlerini ve yönetimini uzaklaştırmak amacıyla söz konusu bölgeye 9 Ekim 2019 günü başlattığı askeri harekattan sonra, sol eğilimli, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nden seçilmiş Kürt belediye başkanlarının görevden alınmaları ve tutuklanmaları da hız kazandı. Mahkemeler, o tarihten bu yana, belediye başkanları hakkında, silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile iltisaklı oldukları iddiasıyla soruşturma ve yargılamalar sürerken tutuklama kararları verdiler. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu görevden alma ve tutuklamaların süreceğini gösteren her türlü emarenin mevcut olduğunu söylüyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki en kalabalık nüfuslu illerde belediye başkanlarının görevden alınması ve belediye meclislerinin işlevsizleştirilmesiyle birlikte, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin sonuçları da fiilen iptal edilmiş oldu.

Belediye Başkanlarına karşı ilk adımlar, Ağustos ayında, Güneydoğu ve D oğu Anadolu Bölgelerindeki en büyük üç kentin önde gelen HDP’li belediye başkanlarının görevden alınmalarıyla atıldı. Hükümetin bu hamlesi, Diyarbakır’da gösterilerle protesto edildi.

 

Diyarbakırlılar, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmalarını protesto etmek için yaptıkları yürüyüşte pankart taşıyorlar.

© 2019 Mezopotamya Ajansı (MA)

Polis, seçilen belediye başkanlarının görevden alınmasını Diyarbakır'da protesto eden kalabalığı dağıtmak için toma ve göz yaşartıcı gaz kullanıyor. 

© 2019 Mezopotamya Ajansı (MA)
 
Bölgedeki 32 HDP’li belediye başkanı görevlerinden alındılar ve bunların yerine ilçelerde kaymakamlar illerde ise valiler, Ankara tarafından “kayyum” olarak atandılar. Kayyumlar, atanmalarının ardından, belediye meclislerini toplamayarak, bu meclislerin yerel yönetimlerdeki rollerini fiilen etkisiz hale getirdiler. HDP, Mart ayında yapılan yerel seçimlerde, 65 Belediye başkanlığı kazanmıştı.
 

İçişleri Bakanlığı, Türkiye'nin güneydoğusundaki İkiköprü beldesi belediye eş başkanları Hatice Taş ve Osman Karabulut'u görevden aldıktan ve yerlerine bir kayyumu görevlendirdikten sonra, Taş'in belediye binasına girmesi polis tarafından engelleniyor, Aralık 2019. 

© 2019 Mezopotamya Agency (MA)
 
İnsan Hakları İzleme Örgütü mahkemelerin belediye başkanlarının tutuklanmasına karar verdiği 18 dava ile, söz konusu başkanların savcılıkta verdikleri ifadelerin tutanaklarını ve üç davanın savcılık iddianamelerini inceledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, mahkeme kararlarının, bazıları gizli tutulan tanıklar tarafından belediye başkanlarına karşı dile getirilen muğlak ve genellemeci iddialar ile belediye başkanlarının siyasi faaliyetlerine ve sosyal medya paylaşımlarına ilişkin ayrıntılara dayandığını ve bunların suç sayılabilecek faaliyetlerin varlığına ilişkin makul şüphe bulunduğunu göstermekten, dolayısıyla tutuklama kararlarına gerekçe teşkil etmekten uzak olduğunu tespit etti.

Mızraklı’nın 22 Ekim günü tutuklanmasının ardından savcılık iddianamesi birkaç güç içinde hazırlandı ve Mızraklı’nın yargılanmasına 25 Aralık günü başlandı.

Bu durum, bölgede yaşayan Kürt seçmenler için, yerel demokrasinin ikinci kez askıya alınışı. Daha önce, Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal altında, Erdoğan hükümeti Belediye kanununda bir değişiklik yapmış ve 2014 yerel seçimlerini kazanarak göreve gelmiş 94 HDP’li belediyenin başkanlarını ve meclislerini görevden alarak, bunların yönetimine doğrudan el koymuştu. 2016-17 yıllarında tutuklanmış bu belediye başkanları hakkında da siyasal saikli ceza davaları açılmıştı.

Williamson, “Türkiye, terörle mücadele yasası kapsamına giren suç isnatlarını siyasi saiklerle, siyasi muhalifleri tutuklamak ve yargılamak amacıyla kullanmaya son vermelidir,” şeklinde konuştu. Williamson, “Meclis, belediye kanununda OHAL döneminde yapılan ve belediye başkanlarının keyfi olarak görevden alınarak tutuklanmalarını haklı göstermek için kullanılan değişiklileri yürürlükten kaldırmalıdır,” dedi.

İçişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Güneydoğusundaki en büyük şehrin seçilen belediye başkanını görevden alıp yerine şehri yönetmek için kayyum atadıktan sonra polis, Diyarbakır belediye binasına erişimi engelliyor, Ağustos 2019. 

© 2019 Mezopotamya Ajansı (MA)

 
AB Dış ilişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilciliği, üç belediye başkanının Ağustos ayında görevden alınmalarının “ciddi bir endişe uyandırdığını, zira bunun 31 Mart seçimlerinin demokratik sonuçlarına saygı duyulduğunu  sorgulanır kıldığını” söylemişti. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanlığı derin endişelerini ifade ederek, Kongre’nin “yargı süreçlerinin Türkiye’deki seçilmiş yerel yöneticiler aleyhine, aşırı bir şekilde kullanılması ve seçilmiş yerel yöneticiler yerine atanmış görevlilerin getirilmesi” konusunda Türkiye’yi daha önce de uyarmış olduğunu hatırlatmıştı. Avrupa Parlamentosu ise, 19 Eylül 2019 tarihli bir kararında Türkiyeli yetkilileri “31 Mart 2019 tarihindeki seçimleri kazanmış tüm belediye başkanlarını ve diğer seçilmiş yöneticileri görevlerine iade etmeye” davet etmişti.
 
Williamson “Türkiye, demokratik olarak seçilmiş, mecliste grubu bulunan bir muhalefet partisine baskı yapmak için, Kuzeydoğu Suriye’ye düzenlediği askeri harekatı bir bahane olarak kullandı” dedi. Williamson “Güneydoğuda siyaset yapmanın hukuki yollarını tıkayan Erdoğan yönetimi, potansiyel olarak şiddete dayalı, demokratik olmayan ve hukuk dışı seçeneklerin desteklenmesini teşvik ediyor,” şeklinde konuştu.
 
Seçilmiş belediye başkanlarına karşı atılan adımların ayrıntılarını aşağıda bulabilirsiniz.
 
2016’dan Bu Yana Seçilmiş Belediye Başkanlarına Karşı Atılmış Adımlar
 
Türkiye Hükümeti, Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde belediyelere el koymak ve yerel yönetimleri askıya almak yönündeki ilk adımlarını 2016 yılında attı. Hükümet, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü döneminde, 15 Ağustos 2016 tarihinde yayınladığı bir Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) belediye kanununun 45. ve 57. maddelerini değiştirdi. Söz konusu değişiklikler, terör örgütlerini destekledikleri iddia edilen belediye başkanlarını görevden alma yetkisini, bu iddiaların mesnetsiz, yapılan değerlendirmelerin öznel olup olmadıklarına bakılmaksızın, fiilen hükümete verdi. Bu kanun değişikliğinden önce, Belediye başkanları haklarında soruşturma açıldığında değil, ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı varsa görevden alınabiliyorlardı.

647 sayılı KHK ile yapılan değişiklikler, sonradan kanunlaştırılarak (6758 sayılı kanun, madde 34 ve 35) kalıcı hale getirildiler. Söz konusu kanun görevdeki belediye başkanlarına yönelik olarak alınmış görevden alma kararlarının iki ayda bir yetkililer tarafından gözden geçirilmesini hükme bağlıyor olsa da şu ana kadar hiçbir belediye başkanı, bu şekilde bir gözden geçirme sonucunda görevine iade edilmedi.

2016 Ekim’inde, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki 94 seçilmiş belediye başkanının görevden alınmaya başlamasıyla birlikte, bunların yerine hükümet tarafından ya il valileri ya da ilçe kaymakamları kayyum olarak atandı. Belediye meclisleri resmen lağvedilmemiş olsalar da atanan kayyumlar belediye meclislerini toplamayarak bunların çalışmasını fiilen engelledi.

2016-17 yıllarında görevden alınan belediye başkanlarının çoğu, terörle mücadele yasası kapsamındaki suçlardan mahkum olarak halen hapiste bulunuyor. Diyarbakır eski belediye başkanı Gültan Kışanak, bir alt derece mahkemesi tarafından terör örgütü üyeliği ve terör propagandası yapma suçlarından 14 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü Kışanak aleyhine hazırlanan iddianameyi daha önce incelemiş ve söz konusu davada bir suç işlendiğini ya da terörizm olarak tanımlanabilecek herhangi bir faaliyetin varlığını gösteren ikna edici kanıtların bulunmadığını tespit etmişti. Bölge Adliye Mahkemesi verilen mahkumiyet kararını bozdu. 31 Ekim 2016 tarihinden bu yana Kandıra F tipi cezaevinde tutuklu olarak bulunan Kışanak’ın yeniden yargılaması halen sürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019 yerel seçimleri öncesinde, belediye başkanlarının görevden alınabileceklerini bir kez daha dile getirdi. Erdoğan 7 Ekim 2018 tarihinde, Ankara Kızılcahamam’da yaptığı bir konuşmada “bu seçimlerde de bu tür teröre bulaşmış olanlar, olur ya, sandıktan çıkacak olurlarsa öyle bekleyelim yok, anında gereğini yapıp kayyum tayinleri ile yolumuza devam edeceğiz. Beklemek yok,” demişti.

Cumhurbaşkanı aynı mesajı 25 Şubat 2019 tarihinde Yozgat’ta düzenlenen bir mitingde yaptığı konuşmada da yinelemişti.

İçişleri Bakanlığı’nın 18 Mart günü 2016-17 yıllarında yapılan kayyum atamalarını haklı gösteren bir rapor yayınlamış olması, hükümetin seçilecek  belediye başkanlarının yerine kayyum atama planları yapmaya başladığı yönünde endişe doğurmuştu. Bakanlık söz konusu raporda, kayyum atamalarının bir tercih değil, yasal bir görev ve yükümlülük olduğunu iddia ederek, söz konusu hamlenin siyasi etkilerini ve daha önceki vakalarda belediye başkanlarının suç sayılabilecek faaliyetlere karışmış olduklarını gösteren delillerin zayıflığını görmezden gelmişti.

Yükse Seçim Kurulu, 10 Nisan’da, seçimlerden sonra verdiği bir kararla, ilçe seçim kurullarının, daha önce, olağanüstü hal döneminde kamu görevinden çıkarılmış olmakla birlikte, yerel seçimlerde belediye başkanı veya belediye meclisi üyesi seçilmiş kişilere mazbatalarını vermeme yönündeki kararını onamıştı. Bu karardan etkilenen asıl siyasal parti Halkların Demokratik Partisi olmuştu.

HDP’den alınan bilgiye göre altı belediye başkanının ve en az 47 il ve ilçe belediye meclisi üyesinin mazbataları bu nedenle verilmedi. 

İnsan Hakları İzleme örgütü Yüksek Seçim Kurulu’nun Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinin belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri ile ilgili kararının bir nüshasını gördü. Bu vakalarda yüksek seçim kurulu seçimleri yenilemek yerine, söz konusu başkan ve meclis üyelerinin yerlerine ikinci gelen partinin adaylarına mazbata verilmesine keyfi olarak karar vererek, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adaylarını ödüllendirdi.

19 Ağustos günü İçişleri Bakanlığı bölgedeki üç büyük belediyenin başkanlarının görevden alınmasına karar verdi: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk. Bakanlık aynı gün Twitter üzerinden yaptığı bir açıklamayla, 29 ilçede, çoğu belediye çalışanı veya HDP üyesi olan 418 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Bakanlık üç belediye başkanının görevden alınma gerekçesi olarak  bunlar hakkında, PKK yöneticiliği veya üyeliği, terör propagandası, suçu ve suçluyu övme ve görevi kötüye kullanma gibi suçlardan açılmış bir dizi savcılık soruşturması ile sürmekte olan yargılamayı gösterdi. Bakanlık her üç belediye başkanının da belediyeleri “terör faaliyetlerinin desteklenmesi için militan kaynağı, mali kaynak ve araç-gerecin temin edildiği lojistik merkezlere dönüştürmeye çalıştıklarını” iddia etti.

Bakanlık, suç sayılabilecek faaliyetlere örnek olarak, söz konusu belediye başkanlarının eş-başkanlık yöntemini benimsemiş olmalarını gösterdi. Eş başkanlık uygulaması, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin ardından, Halkların Demokratik Partisi’nin selefi Barış ve Demokrasi tarafından başlatılmıştı. Bu uygulama uyarınca, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla, bir kadın ve bir erkek belediye başkanlığı görevini paylaşıyorlar. Bunlardan biri yerel seçimlerde resmî belediye başkanı olarak, diğeri ise belediye meclisleri tarafından, seçilmiş meclis üyeleri arasından, belediye başkan yardımcısı olarak seçiliyorlar. Bakanlık, daha önce belediyelerdeki görevlerinden ihraç edilmiş kişiler ile vefat etmiş PKK üyelerinin akrabalarının gayri resmi olarak belediyelerde istihdam edilmesini ve belediye başkanlarının PKK militanlarının cenazelerine katılmasını da suç faaliyeti olarak gösterdi.

Bakanlık, üç belediye başkanını görevden aldığı gün, hükümet yanlısı medyaya söz konusu başkanları terörle bağlantılı olmakla suçlayan bir raporu servis etti. Başkanlara ve avukatlarına, haklarında yürütülmekte olan soruşturulmalar hakkında savcılık tarafından henüz herhangi bir bilgi verilmemişken, bakanlığın iddiaları dolaşıma girmişti bile.  İnsan Hakları İzleme Örgütü bu raporun İngilizce çevirisinin bir nüshasını sonradan edindi.

25 Ağustos 2019 günü Erdoğan da karalama kampanyasına şahsen katılarak, söz konusu belediye başkanlarının vergi mükelleflerinin paralarını Kuzey Irak’ın Kandil dağındaki PKK’ya yolladıkları için görevden alındıklarını iddia etti. Savcılığın 2019 Kasımında Mızraklı için hazırladığı iddianamede böyle bir iddiaya yer verilmedi. Türk ve Özgökçe Ertan hakkında yeni bir soruşturma başlatıldığına ilişkin bir açıklama yapılmadı, böyle bir soruşturma başlatılmış ise de henüz tamamlanmadı.

Diyarbakır’ın Kulp ilçesinin kırsal bölgesinde PKK tarafından 12 Eylül günü düzenlenen bir saldırının ardından, yetkililer Kulp belediyesi eş başkanları Mehmet Fatih Taş ve Fatma Ay’ı gözaltına aldılar. Taş ve Ay mahkeme tarafından tutuklanarak hapse atıldılar ve yerlerine Kulp ilçesi kaymakamı kayyum olarak atandı. Taş ve Ay ile PKK saldırısı arasında bir bağlantı olduğuna gösteren herhangi bir delil bulunmadığından, başka üç kişiyle birlikte onlar da iki ay sonra yapılan ilk duruşmalarında serbest bırakıldılar, ancak görevlerine iade edilmediler.

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye düzenlediği askeri harekattan sonra, HDP’li belediye başkanlarının görevden alınma ve hapse atılma vakalarının sayısı dramatik bir ölçüde arttı. Türkiye düzenlediği askeri harekata gerekçe olarak, bölgedeki özerk Kürt yönetiminin PKK ile yakın bağları olmasını gösterdi. Hükümetin, HDP’li belediye başkanları ile ilgili kanaati de aynı. Hükümet belediye başkanlarını gözaltına almaya, haklarında ceza soruşturmaları açıldığını duyurmaya ve onların yerine kayyum atamaya devam ediyor. 17 Ekim ile 23 Aralık tarihleri arasında 29 belediyenin başkanı görevden alınmıştı ve bunların 23’ü tutuklu olarak hapiste bulunuyordu.

Terör soruşturmalarının, yargılamalarının ve tutuklamalarının zayıf ve muğlak gerekçeleri

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Mızraklı ve üç başka belediye başkanı aleyhine hazırlanan iddianamelerde, terör örgütü ile ilişkili olma iddiasını desteklemek için sunulan ve mahkemeler tarafından verilen tutuklama kararlarına gerekçe teşkil eden delilleri inceledi. Mızraklı hakkındaki iddianamede, bırakın şiddet eylemlerine katılmak, lojistik destek vermek veya şiddet eylemlerini teşvik etmek anlamına gelebilecekleri makul bir şekilde tartışılabilecek faaliyetleri, suç sayılabilecek herhangi bir faaliyetin varlığını gösterebilecek, ikna edici herhangi bir delilin sunulduğu görülmüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, mahkemeler tarafından diğer belediye başkanları için verilen tutuklama kararlarında da bu önlemi haklı gösterebilecek ikna edici gerekçeler sunulmadığını, bunun yerine basmakalıp bir akıl yürütme ile yetinildiğini tespit etti.

Mızraklı’nın Tutuklanması ve Yargılanması

Mızraklı, polis tarafından 21 Ekim günü gözaltına alındı ve hemen ertesi gün bir mahkeme tarafından tutuklandı. Mızraklı’ya, belediye başkanlığı görevinden alınma kararının uzatıldığı, tutulduğu polis hücresinde bildirildi.  Savcılık 1 Kasım günü, Mızraklı’ya “terör örgütü üyeliği” suçunun isnat edildiği bir iddianame hazırladı. Mızraklı 25 Aralık günü yapılan ilk duruşmasında serbest bırakılmadı ve davanın ikinci duruşması 10 Şubat gününe bırakıldı. Savcılık mütalaasını 27 Ocak günü yayınlayarak Mızraklı hakkında mahkumiyet kararı verilmesini talep etti.

İddianamede Mızraklı aleyhindeki asıl iddia, 2015-16 yıllarında Nusaybin’de yaşanan silahlı çatışmalar sırasında yaralı savaşçılara tıbbi yardım sağlamak ve silahlı bölücülük yapmak suçlarından, üç yıla yakın bir süredir tutuklu olarak hapiste bulunan Hicran Berna Ayverdi adında bir tanık tarafından dile getiriliyor.   Ayverdi, Mızraklı’nın 25 Aralık günü yapılan ilk duruşmasında verdiği ifadede, 2012-13 yıllarında Diyarbakır’daki bir hastanede çalıştığını ve bir cerrah olan Mızraklı’nın bu hastanede bir PKK militanını ameliyat ettiğini iddia etti.

Ayverdi, Mızraklı’nın siyasi angajmanları hakkında bir dizi iddiayı dile getirdi ve Mızraklı’nın bir cerrah olarak mesleğini icra ederken PKK adına hareket ettiğini ileri sürdü. Mızraklı bu iddiaları reddetti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, kim olduklarına bakmaksızın her hastaya tıbbi yardım sunmanın tüm doktorların en temel görevlerinden biri olduğunu ve kendi başına suç sayılabilecek bir faaliyet olarak görülemeyeceğini belirtti. 

Yetkililer Ayverdi’yi Mızraklı aleyhinde ifade vermesi için savcılığa ilk olarak yerel seçimlerden önce, Mızraklı’nın kamuoyu araştırmalarında önde gittiği ve seçimleri kazanma ihtimalinin güçlü olduğu 20 Mart 2019 tarihinde çıkarttılar. Mızraklı, oyların yüzde 62’sini aldı. Yetkililer, Ayverdi’nin Kayapınar ilçesinin belediye başkanı Keziban Yılmaz aleyhinde de benzer bir şekilde, Yılmaz’ın kamuoyu yoklamalarında önde gittiği 27 Mart günü ifade vermesini sağladılar. Yılmaz oyların %66’sını aldı.  

Ayverdi’nin 5 Eylül günü mahkeme kararıyla serbest bırakıldığı avukatlar tarafından teyit edildi, ancak Ayverdi’nin yargılaması halen sürüyor.

Savcılık iddianamesi ve mütalaası, Mızraklı’nın PKK üyesi olduğuna kanıt olarak, ayrıca, Mızraklı’nın yoksullukla mücadele etmek ve gıda  yardımı sağlamak amacıyla kurulmuş Sarmaşık derneğinin başkanı olmasını gösteriyor. Söz konusu dernek 2016 yılında, PKK ile bağlantılı olduğu iddiasıyla bir OHAL kararnamesi ile kapatılmıştı, ancak söz konusu dernek hakkında açılmış herhangi bir ceza davası bulunmuyor. Mızraklı’nın iddianamesinde söz konusu derneğin yardım ettiği aileler arasında PKK savaşçılarının ailelerinin de bulunması sebebiyle bu derneğin terörle iltisaklı olduğu iddia ediliyor. Savcılık ayrıca Mızraklı’nın Demokratik Toplum Kongresi isimli bir platformla ilişkili olduğunu iddia ediyor. Yetkililer şimdilerde söz konusu bu platformu bir PKK organı olmakla suçlamaya başlamış olsalar da söz konusu oluşum uzun yıllar boyunca, herhangi bir yaptırma uğramadan ve kapatılmadan çalışmıştı.

Mızraklı’nın katıldığı, aralarında PKK militanlarının cenazelerinin, yabancı ülkelere yaptığı seyahatlerin de bulunduğu 12 toplantı ve gösteri yürüyüşü ile bazı sosyal medya paylaşımları da iddianamede delil olarak sunuluyor. Mızraklı’nın Twitter’dan yaptığı paylaşımlar yerel seçimlerden beş gün önce, 26 Mart 2019 tarihinde bir rapor olarak derlenmişler. İddianame’de şu ifadeler kullanılmış: “söz konusu paylaşımlar her ne kadar başlı başına terör örgütü propagandası suçunu oluşturan unsurlar içermese de açlık grevleri ve örgüt liderine ilişkin paylaşımlar içerdiğinin ve örgütü destekler nitelikte olduklarının tespit edildiği...”

Mızraklı, Diyarbakır’dan Kayseri Bünyan’daki cezaevine nakledildiği 10 saatlik seyahat boyunca ellerinin kelepçeli tutulduğu bilgisini, 3 Aralık günü, avukatları aracılığıyla, İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle paylaştı. Kayapınar ve Kocaköy’ün hapisteki Belediye Başkanları Keziban Yılmaz ve Rojda Nazlıer de Mızraklı ile birlikte nakledildiler. Yılmaz da avukatları aracılığıyla, seyahat boyunca kendilerine yiyecek ve içecek verilmediği ve sadece 10 dakikalık bir tuvalet molası verildiği bilgisini paylaştı.

Mahkemelerin verdiği Tutuklama Kararları: Gizli Tanık İfadeleri

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün incelediği tutuklanmış belediye başkanlarına ait 18 davada, mahkemeler tutukluk kararlarının gerekçelerini üç çeşit “delile” dayandırıyorlar. Bunlar; muğlak tanık ifadeleri, belediye başkanlarının katıldığı siyasi toplantılar, mitingler, gösteri yürüyüşleri ve militan cenazeleri ile, bazı vakalarda aralarında yıllar önce yapılmış olanların da mevcut olduğu sosyal medya paylaşımları.

Çoğu vakada tanıkların kimlikleri açıklanmıyor ki, bunlara “gizli tanık” deniyor. Bu tanıklar belediye başkanlarının, hiç engellenmeksizin yıllar boyu faaliyet yürütmüş ancak yetkililerin şimdilerde PKK ile bağlantılı olduğunu iddia ettiği aktivist örgütlerle ilişkili oldukları iddiasını dile getiriyorlar. Ya da genelleyici ve muğlak ifadelerle belediye başkanlarının silahlı grup adına belirsiz bazı faaliyetler yürüttüklerini ileri sürüyorlar.

Mahkemeler çoğu vakada savcılıkların sundukları delillerin “terör örgütü üyeliği” suçuna ilişkin makul şüphe kriterlerini karşıladığını, hemen kabul etmişler. Söz konusu suç, Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sıralanan “katalog suçlar” arasında yer alıyor, yani mahkemeler haklarında bu suçlardan soruşturma açılmış sanıklar için otomatikman tutukluluk kararı verebiliyorlar.

Altı çizilmesi gereken bir başka husus da mahkemelerin, sunulan delillerin bir suçun işlenmiş olduğuna ilişkin makul şüphe oluşturup oluşturmadıklarına kanaat getirirken, gizli tanıkların sanıklar aleyhine ortaya attıkları muğlak ve genelleyici iddiaları sorgulamak veya bu tanıkların kimliklerinin neden gizli tutulduğunu irdelemek ihtiyacı içindeymiş gibi bir görüntü vermedikleri. Bu da sanıkların duruşmalarda kendileri aleyhine sunulan ve tutuklanmalarına gerekçe teşkil eden delillere itiraz etmek konusunda önemli ölçüde dezavantajlı bir durumda oldukları anlamına geliyor. Çoğu zaman sanıkların tutukluluk hallerinin devamı yönünde savcılık iddianamesi hazırlanırken geçen aylar boyunca verilen müteakip mahkeme kararlarına itiraz etme imkanları da pek olmuyor.

Bazı belediye başkanlarına yöneltilen ve aşağıda tartışılan suçlamalar, gizli tanık ifadelerinin kullanımındaki sorunları vurgular nitelikteler. Siyasi toplantılara, mitinglere ve cenazelere katılım ile şiddet savunmayan sosyal medya paylaşımları da dahil olmak üzere, davalardaki tüm delillere yönelik kapsamlı bir tartışmaya burada girilmiyor.

Van ilinin Erciş ilçesi belediyesi başkanı Yıldız Çetin davasında, üç gizli tanık, farklı muğlak iddiaları dile getirmişler. Bunlardan biri Çetin’in Demokratik Toplum Kongresi adındaki platform ile ilişkili olduğunu söylemiş ki yetkililer şimdilerde bu platformu PKK ile bağlantılı olmakla suçlasalar da söz konusu oluşum uzun yıllar boyunca herhangi bir yaptırıma uğramadan veya kapatılmadan faaliyet göstermekteydi. Bir başka tanık, Çetin’in Özgür Kadın Kongresi (KJA) adında bir aktivist örgütün üyesi olduğunu dile getirmiş. Benzer bir şekilde bu örgüt de uzun yıllar boyunca hiçbir soruşturma geçirmeden faaliyet göstermiş olsa da, şimdilerde PKK’nin bir parçası olmakla suçlanıyor.

Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinin belediye başkanı ve bir insan hakları avukatı olan Keziban Yılmaz davasında ise, Mızraklı davasının ana tanığı olan Hicran Berna Ayverdi, 27 Mart 2019 tarihinde, yani yerel seçimlerden dört gün önce, bir dizi muğlak ve geniş kapsamlı iddiayı dile getirmiş. Ayverdi, Yılmaz’ın KJA ile bağlantılı olduğunu, bir avukat olarak PKK ile mahkumlar arasında haber ve bilgi taşıdığını, bir OHAL KHK’sı ile keyfi olarak kapatılan Mezopotamya Hukukçular Derneği’nin üyesi olduğunu ve kadınların kişisel ilişkilerine yönelik PKK tarafından yürütülen soruşturmalara katıldığını ileri sürüyor.

Yılmaz Mezopotamya Hukukçular Derneği üyeliği dışındaki tüm iddiaları reddediyor. Mahkeme, Yılmaz’ın hiçbiri şiddet eylemlerini desteklemeyen sosyal medya paylaşımlarını da tutuklama kararının gerekçesi olarak zikrediyor. Yılmaz’ın 15 Ocak 2020 günü yapılan ilk duruşmasında, mahkeme tutukluluk halinin devamına karar verdi. 

Nusaybin belediye eş başkanı Ferhat Kut davasında bir gizli tanık, genelleyici bir şekilde, Kut’un PKK’nın emriyle gösteri yürüyüşlerine ve Nusaybin’de 2015 yılında yapılmış, öz-yönetim beyannamesinin okunduğu bir basın toplantısına katıldığını dile getirmiş. Kut her iki iddiayı da reddediyor.

Van’ın İpekyolu ilçesinin belediye eş başkanı Azim Yacan davasında, bir gizli tanık Yacan’ın PKK adına çalıştığını ve belediye binasındaki Atatürk ve Erdoğan resimlerini kaldırttığını iddia etmiş. Yacan tüm iddiaları reddediyor. Gizli tanıklar ayrıca belediye eş başkanı Şehzade Kurt’un da PKK’ye kablo ve Afganistanlı mültecilere ait battaniyeleri verdiğini iddia etmişler.

Hakkari ilinin Yüksekova ilçesinin belediye başkanı İrfan Sarı davasındaki delil ise, kimliği belli bir tanığın dile getirdiği ve Sarı’nın yerel Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanıyken, para toplayarak PKK’ye yolladığına ilişkin mesnetsiz bir iddia. Sarı bu iddiayı reddediyor.

Sarı’nın ailesi, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Sarı’nın 15 Ekim 2019 gününün sabaha karşı saatlerde, silahla tehdit edilerek, kendi evinde gözaltına alındığını, Sarı’nın zorla yere yatırıldığını ve bir polis memurunun kendisine bağırarak eğer başını çevirecek olursa vurulacağını söylediğini anlattılar. Sarı daha sonra belediye binasına götürülmüş ve polisler arama yaparken, ofisindeki bir sandalyeye, elleri arkadan kelepçeli bir halde oturtularak bekletilmiş. Sarı bu iddiaları, avukatları aracılığıyla, yazılı olarak doğruladı.

Urfa ilinin Suruç ilçesinin seçilmiş belediye başkanı Hatice Çevik davasında mahkeme Çevik hakkında 20 Kasım 2019 tarihinde verdiği tutuklanma kararının gerekçesi olarak, Çevik’in Diyarbakır belediye başkanının görevden alınmasını protesto etmek amacıyla yapılan gösterilere katılmış olmasını, sosyal medya paylaşımlarını ve vefat etmiş PKK militanlarının aile yakınlarını belediyede istihdam ettiğine ilişkin iddiaları zikrediyor. Çevik aleyhinde tanık ifadesi bulunmuyor.