(İstanbul) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşecek olan Dünya İnsani Zirvesi'ne (World Humanitarian Summit) katılan Birleşmiş Milletler üye ülkelerinin ve BM kurumlarının, Türkiye resmi makamlarına Türkiye’nin sınırını Suriyeli sığınmacılara tekrar açması için baskı yapması gerektiğini bildirdi. Örgüt, Türkiye’nin müttefikleri, sığınmacılara ateş açan veya şiddet uygulayan hudut birlikleri personelinin sorumlu tutulacağını net olarak ifade etmeleri gerektiğini söyledi.

Kapalı olan Türkiye-Suriye sınırında nöbet tutan bir hudut birlik personeli Türkiye'nin Güveççi Köyü yakınlarında devriye geziyor, 7 Şubat 2016.

© 2016 Reuters

Türkiye'nin 2015 yılı başlarında ağır yaralılar dışındaki tüm Suriyelilere sınırlarını kapatmasından bu yana, Türk hudut birlikleri binlerce Suriyeliyi geri itti ve - İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü mağdurların ve tanıkların ifadelerine göre sınırı aşıp Türkiye'ye geçmeye çalışan en az 5 Suriyeliyi öldürdü ve en az 14’ünü de ağır biçimde yaraladı. Sınırın kapanması, çatışmadan kaçan ve aralarında daha önce sınırdan geri itilmiş kişilerin de olduğu on binlerce sivilin, yerinden edilmiş kişiler için sınırda kurulan kamplarda, tehlike içinde kısılıp kalmasına yol açıyor. Bu kamplara son dönemlerde yapılan hava ve roket saldırıları sonucunda düzinelerce kişi öldü ve yaralandı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli mülteci araştırmacısı Gerry Simpson "Türkiye'nin hudut birliklerinin Suriyeli sığınmacıları öldürmeleri ve diğerlerini de dünyanın en korkunç savaş bölgesine geri itmeleri, İstanbul'daki Dünya İnsani Zirvesi'nin üzerine kara bir gölge düşürüyor. Hükümetler ve BM kurumları, Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılara kötü muamele uygulamaları karşısındaki sağır edici sessizliklerini bozmalı ve Türkiye'ye sınırlarını Suriye'deki dehşetten kaçan sivillere tekrar açması için baskı yapmalıdır" dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı ve diğer yetkililer sınırın mültecilere kapalı olduğunu inkâr ediyorlar. BM kurumları kamusal alandaki sessizliklerini korurken, ne Avrupa Komisyonu ne AB'ye üye herhangi bir ülke —ne de herhangi bir başka ülke— Türkiye'ye sınırlarını Suriyeli sığınmacılara yeniden açması ve sınır birliklerinin uyguladığı şiddeti sona erdirmesi konusunda bir çağrıda bulundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, dünyanın —ve özellikle AB’nin— Türkiye’nin uluslararası mülteci hukukunun mihenk taşını ihlal etmesi karşısında sessiz kalarak Türkiye'nin sınırda gerçekleştirdiği kötü muamele uygulamalarına göz yumduğunu söyledi.

Hükümetler, BM kurumları ve hükümet dışı kuruluşlar ilk kez düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’nde, uluslararası insan hakları ve insancıl hukukun küresel düzeyde erozyona uğramasına nasıl engel olacaklarını ve ihtiyaç içindeki kişileri korumaya yönelik mekanizmaları nasıl geliştirebileceklerini tartışacaklar. İnsan Hakları İzleme Örgütü insani konulara müdahalede engelli kişilerin dahil edilmesi ve çatışmalarda okulların korunması konularındaki etkinliklere katılmakla birlikte, sık sık ciddi ihlallere sebep olan hükümetlerin uygulamalarında bu zirve sonrasında değişiklik olup olmayacağını da sorguluyor.

Türkiye, Avrupa Birliği'nin tamamı ve dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla Suriyeli mülteciye — 2.75 milyon— ev sahipliği yapıyor. Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü, en az Ağustos 2015 ortalarından bu yana Türkiye hudut birliklerinin ülkenin Mart 2015'te başlattığı kapalı sınır uygulamasını, Türkiye'ye girmeye çalışan Suriyelileri geri iterek yürüttüğünü ortaya koydu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca, 2016 yılının Mayıs ayı başlarında, Türk hudut birliklerinin  sığınmacı ve iki kaçakçıyı öldürdüğünü ve üçü çocuk, biri kadın olmak üzere 14 kişiyi de ağır yaraladığını belgeledi. Örgüt Nisan ayında da Türkiye hudut birliklerinin Suriye sınırında inşa edilen yeni sınır duvarında, Halep'in kuzeydoğusunda ilerleyen İslam Devleti adlı (IŞİD olarak da bilinen) aşırılıkçı grubun önünden kaçan Suriyelilere ateş açtığını da bildirmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, ilaveten, sınırdaki kampların 13 ve 15 Nisan'da top atışıyla vurulmasının ardından buralardan kaçan binlerce yerinden edilmiş kişinin Türkiye'ye girmelerinin Türk hudut birliklerince engellendiğini de ortaya koydu. Bu insanların birçoğu daha önce kaçarak Türkiye'ye girmeye çalışmış ancak hudut birliklerince geri itilmişlerdi. 5 Mayıs'ta, Türkiye'nin kapalı sınırından beş kilometre uzakta olan ve 4,500 yerinden edilmiş Suriyelinin barındığı Kamuna Kampı’na hava saldırısı düzenlendi. Saldırıda ikisi çocuk en az 20 kişi ölürken en az 37 kişi de yaralandı. Yaralılardan 10'u uzuvlarını kaybetti ve tedavi için Türkiye'ye nakledildi.

Türkiye uzunca bir süredir Suriye topraklarında, savaştan kaçanların Türkiye'ye gelmek yerine, yönlendirilebilecekleri bir "güvenli bölge" oluşturulmasını savunuyordu. AB, Avrupa'ya mülteci ve göç akınını durdurmak için Ankara'yla yaptığı tartışmalı göç anlaşmasının bir parçası olarak, Suriye'de "yerel nüfusun ve mültecilerin yaşayacağı [yaşayabileceği]... daha güvenli alanlar" oluşturulması için Türkiye'yle birlikte çalışmayı taahhüt etti.

Simpson "Suriye'deki Kamuna Kampı’na yapılan saldırı ‘güvenli bölge’ fikrinin hüsn-ü zandan ibaret olduğunu gözler önüne sermektedir. 'Güvenli bölge' tartışmasıyla vakit harcamak, Türkiye'deki ve AB'deki Suriyeli mültecilerin korunması için çalışan sistemler geliştirmeye yoğunlaşmaktan tehlikeli bir sapmaya sebep olmaktadır" dedi.

Türk askeri kaynakları Suriyeli sığınmacıları sınırdan geri çevirdiklerini ve onlara şiddet uygulandığını reddetti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, İçişleri Bakanlığı'na yazdığı 17 Mayıs tarihli mektupta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin poziyonunun netleştirilmesini talep etti.

Türkiye, Suriye’yle olan sınırının güvenliğini sağlama hakkına sahiptir, ancak sınırdaki sığınmacıların kabul edilmemesini, bu tutumun onları zulüm, işkence ve yaşam ve özgürlüklerine yönelik tehditlere maruz bırakması ihtimali doğurması halinde yasaklayan non-refoulement (geri göndermeme) ilkesine uyma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Benzer biçimde, Türkiye ölümcül güç kullanımına dair uluslararası normların yanı sıra, kişilere insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yapılmasını mutlak biçimde yasaklayan kuralı da içeren yaşam ve bedensel bütünlük haklarına saygı göstermekle de yükümlüdür.

Bugüne kadar başka hiçbir ülke Türkiye'den sınırlarını yeniden açmasını talep etmediyse de, Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier 12 Mayıs'ta, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Türk hudut birliklerinin Suriyeli sığınmacıları öldürmesi ve yaralamasıyla ilgili 10 Mayıs tarihli açıklamasının "endişe verici" olduğunu ve sınırda olanları açıklamasının Türkiye'nin "kendi çıkarına" olduğunu söyledi.

AB'nin daha fazla Suriyeli mülteci ve sığınmacı kabul etmemesi de Türkiye'nin üzerindeki daha çok kişiyle uğraşmak konusundaki baskının artmasına neden oluyor. AB bir an önce Yunanistan'daki Suriyeli ve diğer ülkelerden sığınmacıları yeniden yerleştirmeye yönelik taahhüdünü yerine getirmeli ve diğer ülkelerle birlikte, yeniden yerleştirilecek mülteci sayısının artırılması, insani sebeplerle kabul, insani ve diğer vizelerin verilmesi ve aile birleşiminin kolaylaştırılması gibi yollarla insanların Türkiye'den güvenli bir yere ulaşması için güvenli ve yasal kanalları artırmalıdır.

Simpson sözlerini "Dünya İnsani Zirvesi'nin evsahibi olarak Türkiye, sınırlarındaki insanları savaş bölgesinde sıkıştırmak yerine, onlara yönelik muamele konusunda olumlu bir örnek teşkil etmelidir. Türkiye'nin dünyanın en ağır savaş bölgesinden insanlara sınırlarını kapatmasının üzerinden bir yıl geçti ve dünya liderleri bu konuda seslerini yükseltmek için geç bile kaldılar" diyerek tamamladı.