Skip to main content

Türkiye: Birleşmiş Milletler İncelemesi İnsan Hakları Alanındaki Sert Gerilemeyi Ele Almalı

Kontrol ve denge mekanizmaları hiç yokmuş gibi; Muhalifler saldırı altında

2013 Gezi Parkı protestosunu düzenledikleri iddiasıyla yargılanan insan hakları savunucusu Osman Kavala ve diğer 15 kişinin destekçileri ve yakınları, 24 Haziran 2019 tarihinde İstanbul Silivri Cezaevi mahkemesi dışındaki kuyrukta bekliyorlar. Binlerce kişi, bu geniş hapishane kompleksi içinde terör suçlamasıyla keyfi olarak tutuluyor. © 2019 Hüseyin Aldemir/Reuters

(Istanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye’deki duruma ilişkin yapılacak gözden geçirme toplantısının, ülkede yaşanan insan hakları krizinin ve hukukun üstünlüğü çerçevesindeki dramatik aşınmanın kabul edilmesi ve bu sorunun ele alınması için bir fırsat sunduğunu belirtti. Türkiye, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 28 Ocak 2020 günü Cenevre’de yapacağı toplantıda, Evrensel Periyodik İnceleme (EPİ) mekanizması kapsamında, üçüncü kez konu edilecek.

İfade özgürlüklerini barışçıl bir şekilde kullanan ve şiddet içermeyen başka faaliyetlerde bulunan gazeteciler, aktivistler, insan hakları savunucuları ve hükümete muhalif olarak algılanan kişiler, bu faaliyetleri nedeniyle, son dört yıldır, terörle mücadele kapsamına giren veya girmeyen son derece geniş ve muğlak suçlamalarla, Türkiyeli yetkililer tarafından hapse atılıyor ve yargılanıyorlar. Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü bütün ülkede ciddi ölçüde kısıtlanmış olduğu gibi hükümet mahkemeler üzerinde ağır bir siyasi kontrol da tesis etmiş durumda. Söz konusu mahkemelerin yargıçları ise insan hakları normlarını hiçe sayan mahkumiyet kararları ve ağır cezalar vermekten geri durmuyorlar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “hapiste tutulan ve yargılanmakta olan gazetecilerin, siyasetçilerin ve hükümete muhalif olarak algılanan kişilerin sayısının olağanüstü yüksekliği, Türkiye hükümetinin ülkedeki insan hakları durumuna ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamalarla büyük bir tezat teşkil ediyor,” dedi. Williamson, “BM’in gözden geçirme toplantısına katılacak ülkeler, temel insan hak ve özgürlüklerine riayet edilmesi konusunda ülkede yaşanan sert gerilemenin ele alınması ve gerçek reformlar yapılması için, Türkiye’ye acilen baskı uygulamalıdır,” şeklinde konuştu.

Türkiye, 2016 Temmuz’unda, 250 kişinin öldüğü, şiddetli bir darbe girişimi yaşadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, o tarihten bu yana aldıkları baskıcı önlemlerin birçoğunun darbeye verilmiş meşru yanıtlar olduğunu ileri sürerek haklı göstermeye çalıştılar.  İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre hükümetin, darbe girişiminin sorumlularını adaletin önüne çıkartması gerekli olmakla birlikte, hükümeti eleştirenlere ve muhaliflere uygulanan geniş kapsamlı baskılar bu amaca hizmet etmiyor, tam aksine bu amaçtan sapılmasına yol açıyorlar. Darbe sonrası dönemde, kontrol ve denge mekanizmalarını ortadan kaldıran bir başkanlık sistemine geçilmesiyle birlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da sahip olduğu yetkileri büyük ölçüde artırdı.

Terör örgütleriyle ilişkili oldukları iddiasıyla, darbe girişimin ardından KHK ile kamu görevinden çıkartılan 130 binden fazla kişinin geleceği belirsizliğini koruyor. Söz konusu kamu görevlilerinin itirazlarını incelemek için kurulan komisyon bugüne dek göreve iade talebiyle yapılan başvuruların çoğunu reddetti. Etkin başka bir çare de bulunmadığından, bu insanların çoğu iş bulamıyor, seyahat edemiyor ve temel kamu hizmetlerinden yararlanamıyorlar. Türkiye hükümeti 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerin hemen ardından, ülkenin güneydoğusunda Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) demokratik olarak seçilmiş belediye başkanlarını terörle mücadele kapsamındaki uyduruk suçlamalarla görevden aldı. 

Polis gözetimi altında işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin ısrarlı ve güvenilir raporlara rağmen bunların soruşturulmaması Türkiye’nin daha önce bu çeşit ihlallerin engellenmesi konusunda kaydetmiş olduğu ilerlemeye gölge düşürüyor. Türkiye’nin 2016 darbe girişiminden sorumlu tuttuğu ve bir terör örgütü olarak gördüğü Fethullah Gülen hareketiyle ilişkili oldukları iddia edilen insanların kaçırılması ve zorla kaybedilmesi vakalarının soruşturulmaması da endişe uyandıran bir gelişme.

Türkiye savaştan kaçan 3,7 milyon Suriyeliye cömertçe kapılarını açtı. Türkiye, diğer Avrupa ülkelerinden çok daha fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapıyor olsa da son dönemde yapılan yüzlerce Suriyeliyi alıkoyma, onlara zorla “gönüllü geri dönüş” formu imzalatma, sonra da zorla Suriye’ye geri gönderme şeklindeki uygulamalara son vermeli ve bu konudaki karnesini bozmaktan kaçınmalıdır.  

Önemli sayıdaki kentlerin valileri gösteri yürüyüşlerini mesnetsiz güvenlik endişeleriyle yasaklayarak, yetkilerini muhalefeti susturmak için kullandılar. Mahkemeler Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Osman Kavala gibi siyasetin ve sivil toplumun önemli isimleri hakkında uzun süreli tutuklama kararları verdiler. İstanbul’daki bir mahkeme, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na, 2012 ile 2017 seneleri arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle, cumhurbaşkanına hakaret etmek gibi suçlardan, dokuz sene sekiz ay hapis cezası verdi. Karar temyiz aşamasında, ancak onanması halinde Kaftancıoğlu siyasetten yasaklanabilir ve hapse atılabilir.

Özgürlükleri tahdit edilen çok sayıdaki gazeteciden biri olan Ahmet Altan, yazdığı yazılar nedeniyle, darbe ile bağlantılı suçlardan hala hapiste tutuluyor. Çok sayıda gazeteci de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanıyorlar. Binlerce vatandaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı veya iktidar partisi AKP’yi eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle Türkiye mahkemeleri tarafından para ve hatta hapis cezalarına çarptırıldılar.

Türkiye’nin EPİ gözden geçirme toplantısına katılacak BM üyesi devletler, Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinden şunları ısrarla talep etmelidirler:

  • Aktivistlerin, politikacıların, insan hakları savunucularının, gazetecilerin ve yazarların keyfi ve uzun süreli tutukluluklarıyla birlikte, bu kişilerin suç sayılabilecek bir faaliyetin varlığını gösteren inandırıcı deliller yerine, şiddet içermeyen faaliyetler nedeniyle yargılanmasına son verilsin.
  • Yargının tarafsız olması sağlansın, hakimler ve savcılar üzerindeki siyasal baskılar kaldırılsın ve insan haklarını koruyan yasalar çıkartılsın.
  • Barışçı toplanma özgürlüğünün genel ve kapsamlı yasaklarla keyfi ve orantısız bir şekilde kısıtlanmasına son verilsin.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kavala’nın ve Demirtaş’ın keyfi ve uzun süreli tutukluluk hallerine son verilerek, derhal serbest bırakılmaları yönündeki kararları uygulansın.
  • Türk Ceza Kanunu’nun, Terörle Mücadele Kanunu’nun ve ilgili diğer tüm kanunların ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlükleriyle, bilgiye erişim hakkının kısıtlanması için kullanılan tüm maddeleri, bu kanunların uluslararası insan hakları standartları ile uyumlaştırılması amacı gözetilerek, gözden geçirilsin.

Williamson, “Türkiye’nin, insan haklarını hiçe sayması, insanlık onuruna yakışan, özgür bir yaşam sürmeyi hak eden Türkiye vatandaşlarına zarar veriyor,” şeklinde konuştu.

Your tax deductible gift can help stop human rights violations and save lives around the world.

Region / Country

Topic