Site of mass grave in the Sleibeh al-Hamboushieh hamlet.

© 2013 Human Rights Watch

(New York,) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yayınladığı raporunda Suriye'nin Lazkiye vilayeti kırsalında 4 Ağustos 2013 tarihinde başlayan askerȋ saldırılarda silahlı muhalif grupların en az 190 sivili öldürdüğünü, 200 kişiyi de rehin  aldığını belirtti. Hükümet yanlısı Alevi köylerine yapılan operasyonda kurbanların en az 67'si infaz edildi veya kanunsuz biçimde öldürüldü.

Çok sayıda kaynaktan edinilen bilgiye göre, muhalif gruplarda yer alan yabancı savaşçıların çoğu Suriye'ye Türkiye üzerinden giriyor. Silahlarını da Türkiye üzerinden kaçıran savaşçılar, para ve diğer ihtiyaçlarını da yine Türkiye’den karşılıyor ve tıbbȋ tedaviye gereksinim duyduklarında da yine Türkiye’ye çekiliyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün tavsiyeleri arasında en önemlileri Türkiye'ye yönelik olanlar. Örgüt Türkiye'ye, sınır devriyelerinin arttırılmasını ve Suriye'de sistematik insan hakları ihlallerine karıştığına dair güvenilir bilginin var olduğu gruplara mensup savaşçıların ve bu savaşçılara ulaştırılan silahların ülkeye giriş ve hareketlerinin kısıtlanmasını tavsiye ediyor. Ayrıca, evrensel yargı yetkisi ilkesi ve ulusal yasaları uyarınca Türkiye'nin, Suriye'de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediğinden, bu suçların işlenmesine iştirak ettiğinden şüphelenilen veya komuta sorumluluğuna sahip kişileri soruşturma ve kovuşturma sorumluluğu da bulunuyor.

105 sayfalık “'Kanlarını hâlâ görebilirsin': Muhalif Güçlerin Lazkiye Kırsalında Gerçekleştirdiği İnfazlar, Rastgele Ateş Açmalar ve Rehin Almalar” başlıklı raporda operasyonun ilk günü olan 4 Ağustos'ta sivillerin öldürüldüğüne dair kanıtlar sunuluyor. Saldırıda rol alan Irak ve Şam İslam Devleti ile Muhacir ve Ensar Ordusu adlı iki muhalif grup büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan rehineleri hâlâ elinde tutuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, el edilen bulgulara göre öldürmeler, rehin almalar ve diğer ihlallerin, savaş suçu ve insanlığa karşı işlenen suç oluşturacak nitelikler taşıdığını kaydetti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktör vekili Joe Stork “Bu ihlaller bir takım kendini bilmez savaşçıların yaptığı münferit vakalar değildi” diyerek, “bu operasyonun Alevi köylerinde yaşayan sivil halka yönelik koordineli ve planlı bir saldırı” olduğuna dikkat çekti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, kurbanlara biraz olsun adalet sağlanması için BM Güvenlik Konseyi'nin Suriye'yi derhal Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) sevk etmesi gerektiğini söyledi. Örgüt, Suriye hükümet güçlerinin işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçları da belgeleyerek kamuoyuna duyurmuştu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü bu raporu hazırlarken bir saha araştırması yürüttü ve aralarında saldırılardan kurtulan köy sakinleri, acil müdahale ekibi ve hem hükümet hem muhalefetten savaşçı ve aktivistlerin bulunduğu otuz beşi aşkın kişiyle görüşmeler yaptı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, muhalif grupların 18 Ağustos’a kadar sürdürdükleri ve “Müminlerin annesi Ayşe'nin soyundan gelenlerin savaşı” “Baruda saldırısı” veya “sahili özgürleştirme operasyonu” olarak adlandırdıkları operasyona en az 20 farklı silahlı muhalif grubun katıldığını ortaya çıkardı. Bu grupların tamamının veya çoğunun ihlallerin büyük çoğunluğunun gerçekleştirildiği anlaşılan 4 Ağustos günü köylerde bulunup bulunmadığı ise henüz bilinmiyor.

Ancak operasyon için kaynak yaratan, örgütleyen ve operasyonun icracısı olan esas beş grubun, başlangıç tarihi olan 4 Ağustos'tan itibaren saldırılarda hazır bulunduğu açıklıkla biliniyor. Bu gruplar Ahrar El Şam, Irak ve Şam İslam Devleti, El Nusra Cephesi, Muhacir ve Ensar Ordusu ve Sukur El İz. İnsan Hakları İzleme Örgütü yaptığı çok sayıda görüşmeye ve saha araştırmasına, ayrıca muhaliflerin açıklamalarının ve ilgili videoların incelenmesine dayanarak, bu beş grubun savaş suçu niteliği taşıyabilecek kimi olaylardan sorumlu olduğu sonucuna vardı.

Alan araştırması, tanık ifadeleri, video ve fotoğraflar ile hastane kayıtlarının incelenmesi sonucunda, İnsan Hakları İzleme Örgütü, teşhis edilen 190 sivil ölüden en az 67'sinin muhalif güçlerce hukuka aykırı olarak öldürüldüğünü tespit etti. Geriye kalan 123 sivilin tam olarak hangi koşullarda öldürüldüğünü ve hukuk dışı öldürme kurbanı olup olmadıklarını değerlendirebilmek için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Çok sayıda sivilin öldürülmesi, kayıt altına alınan yaraların nitelikleri –çoklu kurşun yarası ve delici alet yarası gibi – ve ölenlerin 43'ünün kadın, çocuk ve yaşlı olması, muhalif güçlerin kurbanların çoğunu ya kasıtlı olarak ya da hedef gözetmeksizin açılan ateş sonucu öldürdüğüne işaret ediyor.

Muhalif grupların operasyon sırasında gerçekleştirdiği ihlallerin kapsam ve şekli, bunların sistematik ve sivil halka yönelik planlı bir saldırının parçası olduğunu düşündürüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü kanıtların, muhalif güçlerin 4 Ağustos günü ve sonrası gerçekleştirdiği öldürmeler, rehin almalar ve diğer ihlallerin insanlığa karşı işlenen suç kapsamına girdiğine dair kuvvetli işaretler olduğunu bildirdi.

Ahrar El Şam, Irak ve Şam İslam Devleti, El Nusra Cephesi, Muhacir ve Ensar Ordusu ile Sukur el İz'in operasyona liderlik eden yerel ve üst düzey komutanları, Lazkiye’de vuku bulan öldürmeler, rehin almalar ve diğer ihlallerin cezaȋ sorumluluğunu taşıyabilir. Gerek savaş suçları gerek insanlığa karşı işlenen suçlarda “komuta sorumluluğu” ilkesi, askerȋ komutanlar ve fiilen komutaları ve kontrolleri altındaki kuvvetlerce işlenensuçlardan cezaȋ olarak sorumlu tutulabilecek diğer yetki sahipleri için geçerlidir.

Bu ilke, komutanların astlarınca işlenen suçları bildiği veya bilmesi gerektiği, ama suçların işlenmesini önlemediği veya sorumluları yargılanmaları için teslim etmediği durumlarda da geçerlidir. Doğrudan ihlalleri gerçekleştiren veya emreden bu grupların yanı sıra ve diğer grupların savaşçıları da yaptıklarından cezaȋ anlamda sorumlu tutulmalıdır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü daha önce Suriye hükümeti ve hükümet yanlısı güçlerin gerçekleştirdiği savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları belgelemişti. Bu suçlar arasında, Daraya (Şam'ın banliyösü) ve Tartus,Humus ve İdlib vilayetlerinde olduğu gibi, kara harekâtlarının ardından uygulanan sistematik işkence, kısa yoldan ve yargısız infazlar bulunuyor. Öte yandan, muhalif güçlerin gerçekleştirdiği ihlaller, Suriye hükümetinin uyguladığı ihlalleri hiç bir biçimde meşru kılamaz.

BM Güvenlik Konseyi, haklarında yaygın ve sistematik ihlal veya insanlığa karşı suç işlediğine dair güvenilir kanıt bulunan gruplara hangi tarafta yer aldıklarına bakmaksızın silah ambargosu uygulamalıdır. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’ne tüm taraflarca gerçekleştirilen ihlallerin kurbanları açısından adaletin sağlanması için Suriye'deki durumu UCM'ne sevk etme çağrısında bulunuyor.

Stork “Suriye'deki savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçların kurbanları, uzun süredir Güvenlik Konseyi'nden bu korkunç ihlallerin sorumlularından hesap sorulacağına dair net bir mesaj gelmesini bekliyor. Durumu UCM'ne sevk etmek için geç bile kalındı” dedi.

Saldırılarla ilgili detaylar ve tavsiyeler için lütfen aşağıya bakın.

Saldırı ve Öldürmeler
Muhalif savaşçılar Ramazan Bayramı'nın ilk günü olan 4 Ağustos sabahı, saat 4:30-5.00 arasında ilk saldırıyı gerçekleştirdiler. Savaşçılar, bölgeyi muhafaza etmekte olan hükümet ordusunun bulunduğu noktaları aştıktan sonra ondan fazla Alevi köyüne girdiler. Hükümet bölgeyi tekrar ele geçirebilmek amacıyla 5 Ağustos'ta bir karşı saldırı başlattı ve 18 Ağustos itibariyle tüm bölgenin kontrolünü geri aldı.

Ayrı ayrı yapılan görüşmelerde bölge sakinlerinin yanı sıra, bölgede görev yapan hükümete bağlı askerȋ bir istihbarat görevlisi, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne muhalif grup savaşçılarının ilk olarak hükümet askerlerinin konuşlandığı Baruda'nın Şeyh Nabhan bölgesine girdiklerini söyledi. Burayı ve civardaki diğer askerȋ noktaları ele geçirdikten sonra muhalif güçler Baruda, Nebete, Hambuşi, Bluta, Ebu Mekke, Beyt Şakuhi, Aramo, Bremse, Esterbe, Obein ve Karata köylerine saldırdılar. İlerleyen günlerde muhalif savaşçılar Kale, Talla ve Kafraya'nın kontrolünü de ele geçirdiler.

Bu köylerin sekizinde yaşayan 14 kişi İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne silah ve top atışı sesleriyle köye giren muhalif savaşçıların gürültüleriyle uyandıklarını söyledi. Tanıklar köylülerin, muhalif savaşçılar etrafa saldırıp gelişigüzel ateş eder ve bazen de köylüleri hedef alarak vururken, telaş içinde kaçmaya çalıştıklarını anlattılar.

Kimi durumlarda muhalif savaşçılar tüm bir aileyi infaz etti veya öldürdü. Bazen de hayatta kalabilen aile üyeleri sevdiklerini arkada bırakmak zorunda kaldı. Bluta ve Hambuşi köyleri arasındaki mezrada yaşayan bir kişi, muhalif savaşçılar oturdukları mahalleye girdiğinde annesiyle birlikte kaçtıklarını ve yaşlı babasıyla gözleri görmeyen halasını fiziksel sorunları sebebiyle geride bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı. Hükümetin bölgede kontrolü tekrar ele geçirmesinden sonra mahalleye döndüğünde ise babasının ve halasının öldürülmüş olduklarını gördü:

Annem evde benim yanımdaydı. İlk o çıktı, ben de arkasındaydım. Hemen önümüzde üç savaşçı gördük ve sonra evin arkasından vadiye doğru yaya olarak kaçtık. Gördüğüm üç savaşçı tepeden tırnağa siyah giymişti. Bize iki ayrı yönden ateş ediyorlardı. Makineli tüfekleri ve keskin nişancıları vardı. Abim de aşağı gelerek bizimle birlikte saklandı. Biz saklandık, ama babam evde kaldı. Yatağındayken öldürmüşler. 80 yaşında gözleri görmeyen halam da odasında öldürülmüş. Adı Nesibe'ydi.

Ayrı ayrı görüşülen 14 köy sakini ve ilk müdahaleciler İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne, köylerde şahit oldukları infazları ve infaz edildiğine dair izler taşıyan cesetler gördüklerini anlattılar. Kimi cesetler bağlanmış durumdaydı, kimilerininse başları kesilmişti. Kırsaldan yaralı ve ölülerin getirildiği Lazkiye Ulusal Hastanesi'nde çalışan bir doktor İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne, hastaneye 4-18 Ağustos operasyonu sırasında öldürülmüş 205 sivilin getirildiğini söyledi.

Doktorun İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne gösterdiği, hastane tarafından hazırlanan 26 Ağustos tarihli bir tıbbȋ raporda şu ifadeler yer alıyordu: “[cesetlerin] birçoğunda sivri bir aletle açılmış kesiklere ilaveten, tüm bedene yayılmış çoklu kurşun yaraları bulunuyordu... Birçok cesette ise başların kesik olduğunu gözlemlendi...  Bazı cesetlerin tamamen kömürleştiği bazılarının ise ayaklarının bağlı olduğu görüldü...” Raporda, gözlemlenen çürüme düzeyinin kurbanların 4 Ağustos civarında öldürüldüğü tahminiyle uyumlu olduğu da ifade ediliyor.

Rehin Alma
Aralarında müzakerelerde yer alan Lazkiyeli bir muhalif ordu subayının da bulunduğu muhalefet kaynaklarına göre, Irak ve Şam İslam Devleti ile Muhacir ve Ensar Ordusu, Alevi köylerinden büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olan 200'den fazla sivili rehine olarak tutuyor. Lazkiye kırsalında yaşayan dokuz kişi birbirlerinden bağımsız olarak İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne akrabalarının rehine olarak alıkonduğunu söyledi. Aralarından üçü ise YouTube sitesinde 7 Eylül tarihinde yayınlanan bir videoda, arkaplanda akrabalarını gördüklerini kaydettiler. Söz konusu videoda, Muhacir ve Ensar Ordusu yerel lideri Libyalı Abu Şuayib'in rehine olarak tutmakta olduğu siviller gösteriliyor.

Baruda sakinlerinden biri de İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne, kayıp 23 akrabasından kimilerini YouTube'da yayınlanan videoda gördüğünü söyledi: “[infaz edilen] abimin en büyük oğlu daha yeni okula başlayacaktı... Biri altı diğeri dört buçuk yaşında iki oğlu var.”

Bölgede yaşayan başka tanıklar da İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne muhalif savaşçıların saldırdıkları ailelerin yetişkin erkeklerini infaz edip, kadın ve çocuklarını rehin aldığı vakalardan söz ettiler.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, ellerinde rehine bulunan grupların bu kişilere insanȋ muamele edilmesini güvence altına alması ve bu kişileri derhal serbest bırakması gerektiğini söyledi. Bu gruplar üstünde etkisi olan ülkelerin, söz konusu grupları ellerindeki rehineleri serbest bırakmaları için teşvik etmeleri gerekiyor.
Operasyon sırasında muhaliflerin yaptığı bazı zulümlerin mezhep saikiyle işlendiği de net olarak görülüyor. Örneğin muhalif savaşçılar Baruda'da kasıtlı olarak bir Alevi ziyaretgâhını (dini şahsiyetlerin gömüldüğü yer) tahrip ettiler. Anlaşıldığı kadarıyla burada gömülü olan şahsın mezarı da yine savaşçılar tarafından tahrip edilmek üzere kasıtlı olarak açıldı. Muhalif savaşçılar 4 Ağustos günü Baruda yerel Alevi dinȋ lideri ve makam yöneticisi Şeyh Bader Gazzal'ı kaçırarak infaz ettiler. El-Nusra Cephesi adlı muhalif grup ise, gruba ait olduğu düşünülen bir web sitesinde yaptığı açıklamada, eski Suriye başkanı Hafız Esad'ın danışmanı Fadl Gazzal'ın akrabası olan şeyhin, Suriye hükümetini desteklediği için El-Nusra üyeleri tarafından infaz edildiğini kabul etti.

Komşu Ülkeler ve İlgili Diğer Hükümetlere Yönelik Tavsiyeler
İnsan Hakları İzleme Örgütü, silahlı muhalifler üzerinde nüfuzu bulunan ilgili tüm hükümetlerin bu gruplara, halka yönelik kasıtlı, hedef gözetmeden ve orantısız saldırılarını sona erdirmesi için baskı yapmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlediklerine dair inandırıcı deliller bulunan gruplara, tüm hükümet, şirket ve kişiler tarafından silah, mühimmat ve malzeme satışı veya temininden de vazgeçilmesi gerekiyor.

Söz konusu beş gruba verilen her türlü destek, söz konusu suçları işlemekten vazgeçinceye ve örgüt içindeki sorumlulardan tam ve gerektiği biçimde hesap soruluncaya kadar kesilmelidir. Bu gruplara silah ve askerȋ destek sağlayan veya satan herkes savaş suçlarına ve insanlığa karşı işlenen suçlara iştirak etmiş sayılabilir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükümetlerin ayrıca bu gruplara silah, mühimmat ve diğer malzeme nakledilmesi için ülke topraklarının kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini de söyledi.

Örgüt, BM Güvenlik Konseyi ve Türkiye'nin müttefiklerinin, Türkiye'ye ülke topraklarının bu ihlalci gruplara silah iletmek için kullanılmadığından emin olmak için daha fazla çaba göstermesi yönünde çağrıda bulunmaları gerektiğini vurguladı.

Finansörler ve kaynak yaratanlarla muhalif aktivist ve savaşçıların beyanları, Lazkiye operasyonu için kullanılan fonun en azından bir bölümünün Kuveyt ve diğer Körfez ülkelerinde yaşayan kişilerden geldiğini ortaya koyuyor. Hükümetler, Körfez ülkelerinde ikâmet eden kişilerden sistematik insan hakları ihlallerine karıştığına dair güçlü kanaat oluşan gruplara yapılan para transferini kısıtlamak durumundalar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, evrensel yargı kurallarının, özellikle de başka uygulanabilir adalet seçeneğinin olmadığı durumlarda, korkunç ihlallerin cezasız kalmasına karşı önemli bir dayanak teşkil ettiğine de dikkat çekti. Türkiye gibi ülkeler, haklarında Suriye'de yaşatılan zulümle bağlantılı olduğuna dair güvenilir bilgi olan kişileri soruşturmalı ve insan hakları ihlalcileri için güvenli bir sığınak olmaktan kaçınmalıdır.