Press freedom activists read opposition newspaper Cumhuriyet during a demonstration in solidarity with the jailed members of the newspaper outside a courthouse, in Istanbul, Turkey, July 28, 2017.

© 2017 Reuters/Murad Sezer

(Berlin) — İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yaptığı açıklamada, hapis cezası verilen Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarları, muhabirleri ve yöneticilerinden oluşan toplam 14 kişinin, mesleklerini icra ettikleri için cezalandırıldığını belirtti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson “Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının suç işlediklerini gösteren hiç bir inanılır kanıt olmamasına rağmen mahkum edilmesi ve verilen hapis cezalarının ağırlığı Türkiye’nin demokratik itibar kaybını daha da artırdı” şeklinde konuştu. Williamson “Cumhuriyet davası, Türkiye’de bağımsız medyayı ve eleştirel sesleri susturarak halkın hükümeti denetlemesini engellemeye yönelik sistematik çabanın bir parçası,” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün inceleme fırsatı bulduğu iddianamede delil olarak gösterilen makaleler, haberler, yazılar, mülakatlar, telefon kayıtları ve Türkiye hükümeti tarafından 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminin arkasında olmakla suçlanan, Amerika Birleşik Devletleri’nde gönüllü sürgünde yaşayan Fethullah Gülen’in liderliğindeki hareketin destekçisi olduğu iddia edilen kişilerle irtibatların hepsi gazetecilik mesleğiyle ilgili unsurlar.

İddianamede sanıkların sosyal medya paylaşımlarına da yer veriliyor. İddianamede yer alan gazetecilik işleri ve yazılı içerik hükümeti ve hükümetin politikalarını eleştiriyor, ancak bunların hiç biri, hiç bir şekilde şiddeti tahrik veya teşvik etmiyor veya övmüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, iddianamede sunulan kanıtların hiç birinin terörist gruplara yardım etmek bir yana, suç teşkil edebilecek herhangi bir eylemin varlığına işaret etmediğini belirtti.

Türkiye’nin aşırı geniş kapsamlı terörle mücadele yasaları ve Cumhuriyet Savcıları tarafından ileri sürülen iddiaları ve kuşkulu kanıtları giderek daha fazla gerçek olarak kabul eten bir yargı sistemi, medya üzerinde büyük bir baskı kurulmasına olanak sağladılar. Bu baskı 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden bu yana daha da arttı ve ülkeyi hapse atılan gazeteci sayısı bakımından dünya birincisi yaptı.

Cumhuriyet Gazetesi davası 24 Temmuz 2017 tarihinde başladı. 25 Nisan günü İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklardan 13’ünü terör örgütüne yardım etmek suçundan mahkum etti. Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay sekiz, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, muhabir Ahmet Şık ve yazar Aydın Engin yedi buçuk, yazar Hikmet Çetinkaya ile Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç ise altı yıldan fazla hapis cezası aldılar.

Yönetim Kurulu üyesi, avukat Bülent Utku dört yılın üzerinde, karikatürist Musa Kart, yazarlar Güray Öz ve Hakan Kara, yönetim kurulu üyeleri Önder Çelik ve Mustafa Kemal Güngör üç yıldan fazla ve yazar Kadri Gürsel ise iki yıldan fazla hapis cezalarına çarptırıldılar. Gazetenin muhasebe elemanlarından Emre İper ise terör örgütü propagandası yapmak suçundan üç yıldan fazla hapis cezası aldı.

Gazetenin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın ve eski Washington muhabiri İlhan Tanır’ın dosyaları ise ayrıldı. Bu dosyalar ayrı bir davaya konu olabilirler. Mahkeme gazetenin kitap ekinin yayın yönetmeni Turhan Günay ile gazetenin baş muhasebecisi Günseli Özaltay’ın ise beraatine karar verdi.

İddianame 2013 yılında, Can Dündar’ın genel yayın yönetmeni olmasından sonra, Cumhuriyet Gazetesi’nin yayın politikasında, Türkiyeli yetkililerin terör örgütü olarak tanımladığı üç grubun “basın kanalı” olmak ve onlar adına propaganda yürütmek amacıyla, radikal bir değişikliğe gidildiğini iddia ediyor. Söz konusu gruplar Gülen Hareketi, silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve solcu Devrimci Halkın Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C).

İddianame Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının ve yöneticilerinin bu üç gruptan müteşekkil bir terör konsorsiyumuna yardım ettiklerini iddia ediyor. Oysa bu grupların birbirlerine son derece aykırı gündemleri olması sebebiyle bir konsorsiyum kurmaları çok zor. Hakim tüm bu tezleri kabul etti.

31 Ekim 2016 günü gazetenin İstanbul Bürosu’na yapılan baskında, polis en az 12 gazeteciyi gözaltına aldı. 5 Kasım 2016 günü İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği Utku, Sabuncu, Gürsel, Öz, Çelik, Günay, Kart, Kara ve Güngör’ün tutuklanmasına karar verdi. Atalay da 9. Sulh Ceza hakimliği tarafından 12 Kasım günü tutuklandı. Şık ise 8. Sulh Hukuk Hakimliği tarafından, 30 Aralık 2016 günü tutuklandı. Dündar ve Tanır içinse yakalama kararı çıkartıldı. İddianamenin diğer sanıkları ise gözaltına alınmadılar.

Sabuncu ve Şık bir yıldan hayli uzunca bir süre hapiste kaldıktan sonra 9 Mart 2018 günü tahliye edildiler. 540 günden fazla tutuklu bulunan Atalay ise hükmün açıklandığı gün, temyiz sürecini dışarıda beklemek üzere tahliye edildi. Tutuklu diğer tanıklar da dava sürecinde, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışlardı.

Williamson, “Cumhuriyet muhabirlerine, yöneticilerine ve çalışanlarına verilen bu son derece haksız cezalar, Türkiye yargısının insan haklarını korumak ve hukukun üstünlüğü ilkesini savunmakta nasıl başarısız olduğuna dair yeni bir kanıt sunuyor. Mahkemeler, bunun tam aksini yaparak, devlet baskısının gönüllü hizmetçileriymiş gibi hareket ediyorlar,” şeklinde konuştu.