Members of police special forces keep watch from an armored vehicle in front of the Justice Palace in Ankara, Turkey, July 18, 2016. 

© 2016 Baz Ratner/Reuters

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada 15 Temmuz 2016 günü yapılan başarısız darbe girişimin ardından.

Türkiye mahkemelerinin en az 1684 hakim ve savcıyı tutukladığını belirtti. Söz konusu hakim ve savcılar bir terör örgütünün üyesi oldukları veya darbe girişiminde yer aldıkları şüphesiyle tutuklandılar. Onlarla ilişkilendikleri takdirde kendi isimlerinin de lekeleneceğinden endişelenen bazı avukatlar ise hakimlerin vekaletini almaktan çekindiler.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün incelediği vakalarda, kişileri gözaltına alma ve tutuklama kararları, sırf bu insanların isimleri şüpheli olduğu iddia edilenlerin bulunduğu bir listede yer aldığı için veya bir terör örgütü ve ulusal güvenlik tehditleri ile ilişkili oldukları iddia edilerek verilmiş. Yetkililer mahkemelere, bu kişilerin suç işledikleri iddiasını temellendirebilecek herhangi bir kanıt sunmamışlar.  

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb, “Hakimleri, yasal prosedüre uyarmış gibi görünmeye dahi çalışmadan hapse atmak, Türkiye'nin yargı sistemine, etkileri yıllar boyu sürecek büyük bir zarar verecektir” şeklinde konuşuyor ve “Hukukun üstünlüğü ilkesi, bu ilkenin etrafından dolanarak korunamaz,” diyor.

İnsan hakları hukuku'nda, mahkemelerin bir şahsın tutuklanmasına karar verebilmesi için, en azından, şahsın suç işlemiş olabileceğine ilişkin makul bir şüphenin varlığını gösteren yeterli kanıtın bulunduğunu tespit etmesi gerekiyor. Tutukluluğun uzatılması için ise, mahkemelerin tutukluluğun uzatılmasını haklı kılabilecek, sanık ile bağlantılı özgül olgular ve sanığın şahsi durumuna ilişkin kanıtlar görmesi gerekiyor. Mahkemeler tutukluluğun uzatılması kararlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin “genel ve soyut” diye nitelendirdiği tutuklama gerekçelerine dayandıramıyorlar.

Hükümet tarafından 23 Temmuz'da yayınlanan bir kararname “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” hakim ve savcıların görevlerine süresiz olarak son verilmesini ve bunların hakimlik veya savcılık mesleğinden çıkartılmalarını hükme bağlıyor. 31 Temmuzda verilmiş bir mahkeme kararıyla da hakkında soruşturma yürütülen 3048 hakim ve savcının mal varlıkları donduruluyor.

Hakim ve savcıların tasviyesi, hükümetin başarısız darbe girişiminin ardında olmakla suçladığı Amerika'da yaşayan din adamı Fethullah Gülen'in destekçisi olduğu iddia edilen kişilere yönelik aldığı sert ve yaygın önlemler bağlamında gerçekleşti.  Türkiye'deki ve dünyadaki yaygın okullar ağı ile bilinen Gülen hareketi, önceleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetiyle ittifak halindeydi.

Aralık 2013'te hükümetteki bakanları ve Erdoğan'ın kendi ailesini zan altında bırakan yolsuzluk iddiaları'nın gündeme taşınması üzerine hükümet yargıda, poliste ve bürokraside Gülen hareketi'nin takipçisi olduğu iddia edilen kişileri bulundukları makamlardan daha alt görevlere atamak ve görevden uzaklaştırmak yönünde dramatik adımlar attı.  15 Temmuz'dan bu yana binlerce hakim ve savcının yanısıra emniyet mensuplarının da tutuklanmasıyla hükümetin terör örgütü olarak tanımladığı hareket ile bağlantısı olmasından kuşkulandığı kişileri tasviye etmek yönündeki çabaları daha da yoğunlaştı.

16 Temmuz'da, darbe girişiminden bir gün sonra, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu “Fethullah Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” üyesi olduğundan şüphelenildiği için açığa alınan 2745 hakim ve savcının isminin bulunduğu bir liste yayınladı. Söz konusu kurulun görevi adalet sistemini yönetmek ve atamalar, tayinler ve savcı ve hakimlerin denetlenmesi de bu kurulun görevleri arasında. Bu listelerin değişik versiyonları aynı gün medyada da yayınlandı ve polis bu listelerde adı geçen isimleri gözaltına almaya başladı.

Alt dereceli mahkemelerde görev yapan 2745 hakim ve savcıya ilaveten, soruşturma 48 Danıştay üyesi, iki anayasa mahkemesi üyesi, 140 yargıtay üyesi ve dört Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesini de kapsıyor.

HSYK başkan vekili Mehmet Yılmaz 19 Temmuz'da yaptığı bir basın toplantısında Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nın 2740 hakim ve savcı hakkında gözaltı kararı aldığını belirtti.

“İki yıldır yürütülen bir soruşturma var,” dedi Yılmaz. “2 bin 740 hakim, savcı sayısı, yeniden, hemen pat diye ortaya çıkmış bir sayı değil. Bu soruşturma ete kemiğe şimdi büründü. Bu soruşturma devam edecek. Sayı genişleyebilir, tam tersi masum olanlar olabilir. Hızla hareket edilecek. Kimseyi mağdur etmeden, mağduriyet yaratmadan bütün gücümüzle hukuk çerçevesi içinde kalıp çalışacağız.”

Yılmaz 24 Temmuz günü de Gülen hareketini Masonlar, İlluminati veya Katolik kilisesinin Opus Dei'si gibi gizli teşkilatlara benzetti. Başka hareketlerle benzerlik kurmaya yönelik bu çaba, Türkiye hükümetinin Gülen hareketi ile ilgili kaygılarını Avrupa ve Amerikan hükümetlerine ve medyasına anlatmakta yaşadığı güçlüğü yansıtıyor olabilir.

İçişleri Bakanı 27 Temmuz itibariyle 1684 hakim ve savcının hapiste olduğunu açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 2014 yılında yayınladığı bir raporda Türkiye'de yargı bağımsızlığının bulunmamasının ve politik saiklerle ve güçlü fraksiyonların etkisiyle alındığı izlenimi yaratan mahkeme kararlarının doğurduğu kaygıları dile getirmişti. Ancak, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre bu kaygıları gidermenin yolu, hükümetin son iki yıldır yaptığı gibi, yürütme erkinin yargı erkini denetleyen yapılar ve yargıçlar üzerindeki kontrolunu sıkılaştırmak değil, yargı erkini denetleyen yapıların ve yargıçların bağımsızlığını güçlendirmektir.

Sinclair-Webb “eğer yargıçlar adalet dağıtmak dışında, başka çıkarlara hizmet ediyorlarsa, hükümet bundan kaygı duymakta haklıdır, ancak yargının bağımsız olması ve yasaları tehdit veya menfaat gözetmeksizin uygulayabilmesi gerekir” diyor ve devam ediyor: “Türkiye mahkemelerindeki karar alma süreçlerinin siyasallaşması ile ilgili son derece gerçek kaygılar savcıları ve hakimleri hedef alan bir cadı avı ile giderilemez.”

Hakim ve savcıların gözaltına alınması ve tutuklanması ile ilgili anlatılar için aşağıya bakınız.

Hakim ve Savcıların Gözaltına Alınması

İnsan Hakları İzleme Örgütü tutuklanmış üç hakim, tutuklanmış hakim ve savcıları temsil eden iki avukat ve iki tutuklanmış hakim ve savcı eşi ile tutuklamalar, tutukluların aleyhinde gösterilen kanıtlar, sorgular, usul hukukuna uygunluk ve mahkemelerin onları tutuklanması için verdikleri gerekçeler hakkında görüştü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü aynı zamanda üç hakimin savcılık sorgusu tutanaklarını ve sekiz yargıca ve iki savcıya ait tutuklama kararlarını inceledi.

Görüşülenler dışındaki insanlar, başlarına bir şey gelebileceğinden çekindikleri için tutuklamaların ayrıntıları ve yasal süreç ilgili konuşmaktan kaçındılar. Aynı nedenle kendileriyle görüşülen hakimlerin, savcıların, avukatlarının ve eşlerinin isimleri ve bulundukları yerler, bu şahısların korunması amacıyla gizli tutulmaktadır. 

Şahısların suç işlediklerini gösteren kanıtlar olmamasına rağmen mahkemeye çıkartılmaları

İnsan Hakları İzleme Örgütü çok sayıda vakada hakim ve savcıların suç işlediklerini gösteren herhangi bir kanıt bulunmamasına rağmen ceza hukuku altında işleme tabi tutulduklarını belgelendirdi.  

Polis tarafından yakalanan, mahkeme tarafından tutuklanan ve yaptığı itiraz üzerine bir kaç gün sonra serbest bırakılan bir hakim İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şunları anlattı:

Darbe girişiminin ertesi günü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan aldığımız bir SMS mesajıyla yıllık izinlerimizin iptal edildiğini öğrendik. Ben de bir bilet alıp çalıştığım ile geri döndüm. Polis'in yaptığı bir kimlik kontrolünde gözaltına alındım. Garip olan hakkımda verilmiş bir yakalama kararı vardı, ama gözaltı kararı yoktu. Bu durum polisi de şaşırttı ki bu bir karakolda saatlerce hukuksuz olarak tutulmam sonucunu doğurdu. Eğer bir şahıs hakkında verilmiş bir gözaltı kararı yoksa onun gözetim altında tutulması hukuksuzdur.

Savcının karşısına çıkartıldığımda aleyhimdeki delillerin ne olduğunu sordum. Bana Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan yollanan bir liste bulunduğunu ve soruşturma hakkında gizlilik kararı alındığını söyledi. Onlara “bir liste var da ne demek? Elinizde benim şahsımla ilgili ne delil var? diye sordum.

Başka bir hakimin avukatı ise şunları söyledi:

Müvekkilime darbe girişimine [katıldığından] ve “Fethullah Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” üyesi olduğundan kuşkulanıldığı söylenmiş. Onunla adliye koridorunda bir iki dakika konuşma fırsatı buldum. Savcı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan bir rapor beklediklerini söyledi ama öyle bir rapor gelmedi. Müvekkelime zan altında olduğu suçlarla ilgili tek bir soru bile sorulmadı.

Hakimin karşısına çıktığımızda hakim çevredeki herkesin duyabileceği şekilde açıkça “Sabahtan beri aldığımız telefonların haddi hesabı yok. Üzerimizde inanılmaz baskı var. Bu ülkede insana hakimlik yaptırmazlar. Ama bu hep böyleydi” dedi.

Müvekkilimin ve öteki zanlıların tutuklanmasına neden olan 13 sayfalık karar, hakim bu sözleri sarfettikten bir kaç dakika sonra geldi. Karar belli ki tamamiyle önceden yazdırılmıştı ve içinde şahsi suça ilişkin tek bir kanıt bile yoktu.

İlişkilerinden dolayı suçlu ilan edilmek ve suçun şahsiliği ilkesinin ihlali

İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından incelenen hakimler ve savcılar ile ilgili ceza soruşturmalarının tamamında, savcılık soruşturmasının zanlının kurduğu iddia edilen ilişkilere dayandırıldığı yönünde bir izlenim edinildi.

Serbest bırakılmış bir hakim şuları söyledi:

Savcının elinde 10 - 15 soruluk bir liste vardı. Şu minvalde sorulardı: hangi liseye ve dershaneye gittiniz? Lise ve üniversite yıllarında nerede yaşadınız? Seçimlerde AKP'ye oy vermemek yönünde teşvik edildiniz mi? 2014 yılındaki Hakimler ve Savcılar Yüksek kurulu seçimlerinde hangi adayları desteklediniz? Yüksek Kurul seçimlerinde oy sayımında görevli miydiniz ve oylar sayılırken orada bulundunuz mu? Seçim döneminde herhangi bir isim için kampanya yürüttünüz mü? Çocuklarınızı FETÖ/PYD ile bağlantılı dersanelere yolladınız mı? Çocuklarınızın okulunda etkinliklere katıldınız mı? Karınız hangi okula gitti? Hiç bir hayır kurumuna bağış yaptınız mı? Bunların dışında bana soruşturma ile ilgili gizlilik kararı olduğu söylendi.

Başka bir hakimi temsil eden bir avukat kendi müvekkiline de bu soruların bir çoğunun sorulduğunu ifade etti. Müvekkilinin tututukluluğuna yaptıkları itiraz ikinci bir mahkeme tarafından reddedilmiş. Söz konusu avukat şunları söyledi:

Çok uzun yıllardır avukatlık yapıyorum. 12 Eylül 1980 darbesini ve darbeden evvel 1978 yılında kurulan sıkıyönetim mahkemelerini gördüm. Sol grupların ve DİSK'in yargılandığı sıkıyönetim mahkemelerinde bile böylesi boş ve temelsiz suçlamalar görmedim. O dönemde bile bunun gibi şeyler yoktu!

Polis tarafından yakalanan ve sonra tutuklanan bir hakimin karısı ise şunları anlattı:

Polis eşimi yakalamaya geldiğinde ben evde değildim. Yaşadığımız lojmanlarda 16 Temmuz günü gözaltına alınan 50 kadar kişiden biri de oydu. Polis evimizi aradı ve benim de bilgisayarıma el koydu. Komşularımdan biri hepsinin aşağıda sokakta bekleyen zırhlı bir arabaya konduğunu ve herkes gözaltına alınana dek orada bekletildiğini anlattı.

Kocamla sorgusundan sonra avukatının telefonundan kısacık konuşabildim. Kocam bana savcının elinde iki sayfalık bir soru listesi olduğunu ve savcının sırayla o listedeki soruları sorduğunu söyledi. Sorulan sorular şu minvaldeymiş: "Darbenin olduğu gece yaşadığınız lojmanın bahçesinde kiminle oturuyordunuz? Hangi okula gittiniz?"

Hakimler ve savcılar için verilmiş gerekçesiz tutuklama kararları

İnsan Hakları İzleme Örgütü sekiz hakimin ve iki savcının tutuklanma kararlarını inceledi. Söz konusu mahkeme kararlarında, hakimler ve savcıların tutuklanma gerekçesi olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun hakimleri ve savcıları açığa aldığı ve haklarında cezai soruşturma yürütülmesine izin verdiği kararı alıntılanıyor.

Masumiyet karinesi ilkesini ayaklar altına alan mahkeme kararlarında söz konusu hakim ve savcıların HSYK tarafından, 15 Temmuz ayaklanma girişimi nedeniyle terör örgütü olarak değerlendirilen Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması mensubu olduğunun değerlendirildiği söyleniyor.  Şüphelilerin kaçma riski olduğu, delilleri saklayabilecekleri ya da bozabilecekleri ve "dosya kapsamındaki deliller" gibi basma kalıp ifadeler de hakimlerin ve savcıların hapse atılması için diğer gerekçeler olarak sunuluyor. 

Kararlardan bir tanesinde "Fethullah Terör Örgütü'nün" oluşturduğu tehdit iki sayfa boyunca genel ve oldukça duygusal ifadelerle anlatılıyor, bu örgütün yaptıkları ve işlediği iddia edilen suçlar sıralanıyor ancak şahısların ceza hukukunda suç teşkil edebilecek bireysel etkinliklerine herhangi özgül bir atıf yapılmıyor.

Vakalardan birinde bir hakimin tutuklanması kararı bir itiraz mahkemesi tarafından bunun "orantısız bir önlem" olduğu, şüphelinin evinde ve işyerinde yapılan aramada herhangi bir delil bulunmadığı, şüphelinin sabit bir adresi bulunduğu vs. gibi gerekçelerle bozuluyor. Ancak benzer bir çok başka vakada hakimlerin ve savcıların tutuklanmasına yapılan itirazlar reddedilmiş ya da bu itirazlar hakkında henüz karar verilmiş değil. 

Avukatlar üzerindeki baskılar ve savunma hakkına getirilen kısıtlamalar

Darbe girişimiyle veya Gülen hareketiyle ilişkili olmakla suçlanan bazı hakim ve savcıların vekalet vermek istediği bazı avukatlar, bu müvekkilleri temsil etmemeleri yönünde baskı hissettiklerini veya onları temsil ettikleri takdirde Gülencilerle ilişkilendirilmekten korktuklarını söylediler. İstanbul, Konya İzmir gibi bir çok şehirdeki onlarca avukatın Gülen hareketi ile ilişkili oldukları iddiasıyla gözaltına alındığı düşünülürse, Gülen hareketi ile ilişkilendirilmenin kaygı doğurması gayet anlaşılır bir şey. 

Adana Barosu 26 Aralık'ta yaptığı bir açıklamada Adana’daki Avukatların "ileride başlarına bir şey gelip gelmeyeceği sorusu, korku ve endişeler" taşıdığını, bazı avukatların "CMK görevlendirmelerini reddettiğini," kabul edenlerin de "emniyet müdürlüklerine ve savcılıklara gidildiğinde 'Neden geldiniz?' şeklindeki bakış ve davranışlarla karşılaştıklarını" belirtti. Açıklamada "savunma hakkının, adil yargılanma ilkesinin ve masumiyet karinesinin gölgelenmemesi için CMK veya vekaletname ile avukatlık görevini yerine getirmeye çalışan meslektaşlarımız üzerindeki korku ve endişelerin ortadan kalkması amacıyla Adalet ve İçişleri Bakanlığına bu konuda yazı yazılmasına ve ilgili bakanlıkların teşkilatlarına yaşanan bu durum hakkında uyarıların yapılması talebinin yinelenmesine karar verilmiştir" ifadeleri yer aldı.

Bir avukat sırf hakimlerden birisi akrabası olduğu için ona yardımcı olmayı kabul ettiğini anlattı:

Ceza hukuku alanında deneyimim yok ama yardımcı olmayı kabul ettim çünkü akrabayız. İsmimin yayınlanmasını kesinlikle istemiyorum çünkü avukatlar tutuklanıyor ve üzerlerinde bu davaları almamaları için büyük baskı var.

Gözaltına alınmış 100'e yakın hakim ve savcının avukatlarının gelmesini adliye binasında saatlerce bekledik. Adli yardım kapsamında baro tarafından atanmış avukatların bir çoğu bu görevlendirmeleri korktukları için hiç düşünmeden reddetti ki buna hakları var. 

Bir hakimin eşi de şunları anlattı: "Eşim gözaltına alındığında ilk başta onu temsil etmeyi kabul eden avukat, sonradan telefonlarıma cevap vermedi. Bana biri vasıtasıyla haber yollayarak davaya bir ortağının bakacağını, kendisinin tehdit edildiğini ve bir süre dinleneceğini söyledi."

Avukatlar üzerindeki baskı meselesinin ötesinde, uygulamada, avukatların polis gözetimindeki veya tutukevindeki müvekkilleriyle görüşme hakkı üzerinde de kısıtlamalar var. Bu kısıtlamalar 27 Temmuz'da hükümet tarafından yayınlanan ve savcılara gözaltındaki zanlıların avukatları ile görüşmesini beş gün boyunca engelleme yetkisi veren bir Kanun Hükmünde Kararname ile yasalaştı. 23 Temmuz'da yayınlanan bir kararname ise polisteki gözaltı süresinin 30 güne kadar uzatılmasına olanak tanıdı. 23 Temmuz'da yayınlanan kararname aynı zamanda tutuklu zanlıların avukatları ile mahrem görüşme yapma hakkına da kısıtlamalar getirdi. Bu kısıtlamaların ne ölçüde uygulandığını değerlendirmek için henüz çok erken, ancak tutuklu hakimlerden birinin eşi, kocasının avukatı ile hapishanede yaptığı ilk görüşmenin gardiyanlar tarafından izlendiğini ve kayıt altında alındığını anlattı. Söz konusu hakim eşi İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne 23 Temmuz kararnamesi ile getirilen kısıtlarla ilgili endişeli olduğunu söyledi:

Kocamı hapiste ziyaret edebildik. Koşulları fena değildi ancak söz konusu olan "kapalı" bir görüşme olduğu için ancak telefonla bir camın arkasından konuştuk ve kararname buna izin verdiği için konuşmamızın dinlendiğini varsaydık. Bu da bizde açık konuştuğumuz takdirde ziyaret hakkımızın engellenebileceği gibi bir endişe doğurdu. Kocamın hapishanede avukatı ile yaptığı ilk görüşmede infaz memurlar da bulunmuş ve görüşme kayıt altında alınmış. En büyük korkumuz tutukluluğa yaptığımız itirazın reddedilmesi ve tutukluluğun uzatılması.