Skip to main content
Donate Now

Türkiye: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İstanbul Belediye Başkanı’nın Tutukluluğunu Ele Alacak

Dava, siyasetçileri hapsetmenin ve seçimlere katılmalarını engellemenin tekrarlanan bir örüntü olduğunu gösteriyor

Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024 İstanbul yerel seçimlerini kazanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ikinci beş yıllık görev süresi için resmi mazbatasını aldığı İstanbul Adliyesi önünde, 3 Nisan 2024.  © 2024 Yasin Akgul/AFP via Getty Images

(Istanbul: 3 Kasım 2026) — Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu bugün yaptıkları ortak açıklamada, Türkiye makamlarının muhalif siyasetçilerin seçimlere veya siyasi hayata etkin biçimde katılmalarını engellemek amacıyla tutuklama ve ceza kovuşturması yetkilerini kötüye kullandıklarını belirtti.

Üç kuruluş, Türkiye’de tekrarlanan insan hakları ihlalleri, ceza hukukunun kötüye kullanılması ve yargı bağımsızlığının aşınması hakkında bilgi ve değerlendirmeler içeren bir üçüncü taraf görüşünü — diğer adıyla amicus brief — Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sundu. Görüş, İstanbul Belediye Başkanı ve muhalif siyasetçi Ekrem İmamoğlu’nun Strazburg mahkemesine yaptığı başvuru kapsamında sunuldu. İmamoğlu, tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğini ileri sürüyor. İhlal iddiası, Sözleşme’nin 5. maddesini (özgürlük ve güvenlik hakkı), 18. maddesini (haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması) ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesini de (serbest seçim hakkı) kapsıyor.

Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi direktörü Ayşe Bingöl Demir, “Siyasi rakiplerin ve muhalif olarak görülen kişilerin siyasi hayattan uzaklaştırılmak ve susturulmak amacıyla tutuklanması, Türkiye’de artık alışıldık bir yöntem hâline geldi,” dedi. Bingöl Demir, “Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen dava, mahkemenin daha önce ele aldığı davalarda da dikkat çekilen sorunları gündeme getiriyor,” şeklinde konuştu.

İmamoğlu, 19 Mart 2025’te gözaltına alındı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kendisini gelecek dönem cumhurbaşkanlığı seçimi için aday gösterdiği gün mahkeme kararıyla tutuklandı. İmamoğlu, aralarında “suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “rüşvet almak” ve “kamu ihalelerine fesat karıştırmak” suçlamalarının da bulunduğu davada tutuklu yargılanıyor ve belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılmış durumda.

İmamoğlu gözaltına alındığında CHP, Türkiye’nin en büyük muhalefet partisiydi. İmamoğlu’nun tutuklanması, partiyi 2025’ten bu yana hedef alan daha geniş bir gözaltı, tutuklama ve ceza kovuşturması dalgasının bir parçası. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Mart 2025 ile Ağustos 2026 arasında, partinin yönettiği 43 belediye hakkında yargı süreci başlatıldı ve 31 CHP’li belediye başkanı tutuklandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Mayıs 2026’da, CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in görevden alınmasına hükmeden tartışmalı bir karar verdi. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı Özel’in liderliğinde ilan edilmişti. Özel’in görevden alınmasının ardından parti yönetiminde sorunlar yaşandı; partinin milletvekillerinin çoğunluğu, Temmuz 2026’da Yeni Parti’yi kurup bu partiye geçmek durumunda kaldı.

İmamoğlu ve diğer seçilmiş yetkililere yönelik tutuklama ve ceza kovuşturmaları, muhalefetteki Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yöneticileri ve milletvekillerini hedef alan 2016–2017 yıllarındaki gözaltı ve tutuklama dalgalarını hatırlatıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dönemin HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun yanı sıra partinin diğer 15 milletvekili ve siyasetçisinin tutuklanmasının, “çoğulculuğu bastırmak ve demokratik toplum kavramının özünde yer alan siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlamak” yönünde gizli bir amaç taşıdığını tespit etmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli hukuk danışmanı Aisling Reidy, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun hukuka uygunluğunu değerlendirirken, Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş’ın ve daha önce haklarında karar verdiği diğer kişilerin tutukluluklarıyla birçok benzerlik taşıyan bir davayı inceleyecek,” dedi. Reidy, “Mahkeme o davalarda söz konusu kişilerin derhal serbest bırakılmasına hükmetmişti. Türkiye makamlarının, seçilmiş yetkilileri siyasi hayattan uzaklaştırmayı amaçlayan siyasi saikli tutuklamalardan sorumlu olduğunu ve bu tutuklamaların söz konusu kişilerin ve seçmenlerin haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini ve demokratik sürece temelden zarar verdiğini tespit etmişti,” şeklinde konuştu.

Üç kuruluş, görüşlerinde, muhalif siyasetçilerin kovuşturulması ve tutuklanması konusunda insan hakları hukuku ve standartlarının öngördüğü güvenceleri hatırlattı. Türkiye makamlarının bu güvenceleri sistematik biçimde hiçe saydığı, Türkiye’nin başlıca muhalefet partilerinin seçilmiş yetkililerine “terörizm” ve “örgütlü suç” gibi ağır suçlamalar yönelterek ceza hukukunu kötüye kullanmayı sürdürdüğü tespitinde bulundu.

Kuruluşlar, tutuklama kararlarını kötüye kullanmanın ve asılsız suçlamalar yöneltmenin çoğulculuk üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını vurguladı. Böyle bir etkinin, muhalif siyasetçilerin seçimlerde aday olma ve seçildikleri görevleri yürütme hakkına, dolayısıyla da seçmenlerin seçtikleri temsilciler tarafından temsil edilme hakkına müdahale anlamına geldiğine dikkat çekti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davada, Türkiye makamlarının, hakların öngörülenler dışındaki amaçlarla kısıtlanmasını yasaklayan Sözleşme’nin 18. maddesini ihlal edip etmediğini de inceleyecek. Mahkeme, Gürcistan, Azerbaycan ve Ukrayna aleyhine açılan davalarda, devlet makamlarının siyasi muhalefet veya sivil toplum temsilcilerine karşı “görevi kötüye kullanma” ve “zimmete geçirme” gibi suçlamaları gizli amaçlarına ulaşmak için kullandığını tespit etmişti.

Mahkeme, 2019’dan bu yana HDP’li siyasetçiler ve insan hakları savunucusu Osman Kavala hakkında verdiği sekiz kararda Türkiye’nin 18. maddeyi ihlal ettiğine hükmetti.

Üçüncü taraf görüşünde ayrıca, alt derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarına uymaması da dâhil olmak üzere, Türkiye’de yargı bağımsızlığında yaşanan gerilemenin muhalif siyasetçileri iç hukukta etkili bir korumadan yoksun bıraktığı belirtiliyor.

Uluslararası Hukukçular Komisyonu Avrupa ve Orta Asya Programı Direktörü Temur Shakirov, “Üçüncü taraf görüşünde de belirtildiği gibi, Türkiye’de on yılı aşkın süredir hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının aşınması, demokratik çoğulculuğa ve serbest seçim hakkına zarar veriyor,” dedi. Shakirov, “Bu koşullarda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’de muhalif siyasetçilere yönelik ceza kovuşturmalarını ve tutuklamaları en sıkı denetime tabi tutmayı sürdüreceğine inanıyoruz,” şeklinde konuştu.

Every piece on our website is resource intensive. If you donate whatever you can today, we will use it to continue investigating abuses and advocate for change in 100+ countries.

Region / Country