(İstanbul, 18 Eylül 2026) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Türkiye hükümetinin lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) kişilerin haklarını savunan sivil toplum oluşumlarını ve aktivistleri hedef alan geniş çaplı operasyonlarının Türkiye’de hukukun üstünlüğünü ve temel hakları tehdit ettiğini belirtti.
12–14 Eylül 2026 tarihlerinde eşgüdüm içinde düzenlenen polis baskınlarında, LGBT kişilerin haklarını savunan yedi sivil toplum oluşumu ile HIV’le yaşayan kişilere destek veren iki oluşumun yanı sıra İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin’deki barlar ve gece kulüpleri hedef alındı. Polis en az 112 kişiyi gözaltına aldı; bunların 82’si mahkeme kararıyla tutuklandı. Tutuklananların en az 24’ü LGBT aktivisti ya da hedef alınan oluşumların kurucusu veya yöneticisi; bir kişi de gazeteci.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Bölümü Direktör Yardımcısı Benjamin Ward, “Bu operasyonlar, LGBT kişileri kriminalize etmeye, toplumun dışına itmeye ve onların haklarını savunan sivil toplum oluşumlarını susturmaya yönelik açık ve pervasız bir girişim,” şeklinde konuştu. Ward, “Türkiye hükümeti, suç işlediklerine dair inandırıcı hiçbir delil bulunmadan tutuklanan LGBT aktivistlerini ve diğer kişileri derhal serbest bırakmalı ve LGBT haklarını savunan oluşumlara karşı yürüttüğü kampanyaya son vermelidir,” dedi.
12 Eylül’de Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mayıs ayında yayımladığı ve “aile on yılı”nı ilan eden kararname bağlamında “Ailem Güvende” adıyla yürütülen operasyonda 162 kişinin soruşturulduğunu açıkladı.
Türkiye’deki yetkililer son yıllarda, LGBT kişilere yönelik ayrımcılığı meşru göstermek için sözde aile değerlerini koruma iddiasını sık sık öne sürüyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre bu operasyonların aileleri korumakla hiçbir ilgisi yok; asıl amaç, nefrete dayalı ayrımcılığı kökleştirmek.
Farklı kentlerdeki dernek ve işletmeleri hedef alan baskınlar ve bunlarla bağlantılı gözaltılar, o kentlerdeki cumhuriyet başsavcılıklarının talimatıyla ayrı soruşturmalar kapsamında gerçekleştirildi.
Adalet Bakanı, soruşturmalar kapsamında “müstehcenlik” ve seks işçiliğine ilişkin suçlamaların yanı sıra uyuşturucuyla bağlantılı suçlamalar da yöneltildiğini açıkladı. Bakan ayrıca, “LGBT’yi ve ahlaksızlığı teşvik eden derneklerin” uluslararası kaynaklardan fon aldığını söyledi.
Bu tür finansman, ister Avrupa Birliği bağlantılı kaynaklardan, ister yabancı hükümetlerden, ister özel vakıflardan sağlansın, fon alanların yetkili makamlara bildirimde bulunması koşuluyla Türkiye’de tamamen yasal. Bu yükümlülüğe uyulmadığına dair hiçbir kanıt bulunmuyor; Türkiye’deki tüm derneklerin mevzuata uyup uymadıkları yetkili makamlar tarafından düzenli olarak denetleniyor. Erdoğan hükümetiyle aynı çizgideki dernek ve oluşumların yanı sıra hükümetin kendisi de Avrupa Birliği fonlarından yararlanıyor.
Ankara’da polis, önde gelen LGBT hakları örgütü Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurullarının 14 üyesini gözaltına aldı. Örgütün avukatları İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, polisin bu kişilere örgütün yurt dışından sağladığı fonlar, sosyal medya hesapları ve internet sitesinde yer alan içeriklerin yanı sıra başka sosyal medya mecralarındaki içerikler, yeni üye alımı ve derneğin iç işleyişi hakkında ayrıntılı sorular yönelttiğini aktardı.
Mahkeme, Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurullarının yedi üyesinin Dernekler Kanunu’na aykırılık ve “müstehcenlik” iddialarıyla tutuklanmasına karar verdi; diğer yedi kişiyi ise adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Deliller arasında öpüşen erkeklerin görüldüğü iki fotoğrafın yer aldığı sosyal medya paylaşımları bulunuyor.
Mahkeme ayrıca gazeteci Tuğba Tekerek’in tutuklanmasına karar verdi. Savcının Tekerek aleyhinde gösterdiği tek delil, gazetecinin 2024’te yazdığı, Gürcistan’daki LGBT haklarından söz eden ve Kaos haber portalında yayımlanan bir haber.
Mersin’de, kentteki iki LGBT hakları örgütüyle bağlantılı, biri avukat olan altı aktivist, “müstehcenlik” ve seks işçiliğiyle bağlantılı suçlamalarla mahkeme kararıyla tutuklandı. Kuşadası’nda ise yerel bir LGBT oluşumundan iki aktivist mahkeme kararıyla tutuklandı.
İstanbul’da başsavcılığın LGBT hakları dernekleri ile HIV’le yaşayan kişilerin sağlık hakkını destekleyen oluşumlar hakkında yürüttüğü soruşturma kapsamında, bu oluşumların aktivistleri, kurucuları ve yöneticileri “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgütü yönetmek veya örgüte üye olmak”, “müstehcenlik”, seks işçiliğiyle ve uyuşturucuyla bağlantılı suçlar ile dernekler mevzuatına aykırılık şüphesiyle gözaltına alındı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin bir kararı inceledi. Karar uyarınca soruşturmanın içeriği ve delillere ilişkin bilgiler halen paylaşılmıyor.
16 Eylül’de mahkeme, LGBT hakları alanında çalışan Lambda İstanbul, Hevi LGBTİ, SPoD ile HIV’le yaşayan kişilere destek veren Pozitif-İz adlı oluşumların yönetici, kurucu ve üyelerinden toplam dokuz kişinin tutuklanmasına karar verdi. Bu dokuz kişi, Dernekler Kanunu’na aykırı davrandıkları iddiasıyla tutuklu bulunuyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu oluşumların yönetici, kurucu ve üyelerinin tutuklanmasının ardından yetkililerin söz konusu hak örgütleri hakkında ayrı kapatma davaları açacağı yönünde ciddi kaygılar bulunduğunu belirtti.
İzmir, Kuşadası ve Mersin’deki mahkemeler de onlarca kişi hakkında “müstehcenlik”, seks işçiliğiyle ve uyuşturucuyla bağlantılı suçları işledikleri şüphesiyle tutuklama kararı verdi. Bu kişilerin sivil toplum aktivisti veya hak savunucusu oldukları bilinmiyor.
14 Eylül’de polis, İzmir’de LGBT karşıtı operasyonları protesto etmek amacıyla düzenlenen bir gösteriye biber gazıyla müdahale etti ve iki kişiyi gözaltına aldı. 15 Eylül’de ise polis, İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde operasyonları protesto etmek için toplanan kitleyi kuşattı ve 100’ü aşkın kişiyi gözaltına aldı. Bu kişiler 24 saatten uzun süre gözaltında tutuldular, ardından serbest bırakıldılar.
Türkiye’de internet içeriklerine getirilen kısıtlamaları izleyen İfade Özgürlüğü Derneği’ne göre mahkemeler, 12-16 Eylül tarihleri arasında LGBT ve diğer hak örgütlerine, hak savunucularına ve diğer kişilere ait onlarca sosyal medya hesabı ile internet sitesine erişimin engellenmesine karar verdi. Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Evrensel gazetesi, basın özgürlüğü alanında çalışan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ile insan hakları alanında çalışan Hak İnisiyatifi’nin X (eski adıyla Twitter) hesaplarına da erişim engeli getirildi; bu hesaplar halen erişime kapalı.
14 Eylül’de Adalet Bakanı, Türkiye genelindeki cumhuriyet başsavcılıklarına “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” başlıklı bir genelge gönderdi. Genelgeyle savcılar, çocukları ve gençleri “cinsiyetsizleştirmeye” teşvik ettiği değerlendirilen faaliyetleri soruşturmaya, dijital delil toplamaya ve çevrimiçi içeriklerin kaldırılmasını veya bunlara erişimin engellenmesini talep etmeye yönlendiriliyor. Genelgede, soruşturmalarda bu konulara örgütlü suç ve mali suç soruşturmaları çerçevesinde yaklaşılabileceği belirtiliyor.
Ward, “LGBT hakları örgütlerinin ve aktivistlerinin sistematik biçimde kriminalize edilmesi ve LGBT haklarını savunan ya da LGBT örgütleri ve aktivistleri hakkında haber veren çevrimiçi içeriklerin engellenmesi, Erdoğan hükümetinin ifade ve örgütlenme özgürlüklerine yönelik daha kapsamlı saldırısının bir parçası,” dedi. Ward, “Ayrımcılık yapmak, insanları damgalamak ve devlet baskısı uygulamak için ‘aile değerleri’ söylemini silah olarak kullanmak herkesi tehlikeye atıyor,” şeklinde konuştu.