Skip to main content
Donate Now

Türkiye: COP31’in Ev Sahibinden Çevre Savunucularına Baskı

İklim Zirvesine Giden Süreç Sivil Alanı Kapatmak İçin Kullanılıyor

Perşembe Yaylası sakinleri ve çevre kurumları temsilcileri altın madeni arama proje alanında protesto gerçekleştiriyorlar, 19 Temmuz 2026. © 2026 Private

(İstanbul, 13 Ekim 2026) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, yaklaşan 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak Türkiye’de zirve yaklaşırken bile, çevre protestolarına katılan aktivistlerin ve diğer kişilerin yetkililer tarafından keyfi olarak gözaltına alındığını ve haklarında ceza davaları açıldığını belirtti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya araştırma görevlisi Deniz Bayram, “BM’nin her yıl düzenlenen iklim değişikliği zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin çevre protestolarına yönelik baskıları, muhalif seslere tahammülsüzlüğünün çarpıcı bir göstergesi,” dedi. Bayram, “Türkiyeli yetkililer, protestocuları gözaltına alıp haklarında ceza davaları açmak yerine, insanların yaşadıkları bölgelerdeki madencilik gibi faaliyetlerin çevresel etkilerine ilişkin kaygılarına kulak vermeli ve bu kaygıları gidermek için çaba sarf etmeli,” şeklinde konuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ağustos 2026’da çevre protestolarına katılmış 23 kişiyle görüştü; konuyla ilgili basın haberlerini, belgeleri ve yargı süreçlerini inceledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca, bu tür olayların hâlen yaşandığı iki bölgede çevre protestocularının maruz kaldığı muameleyi belgeledi. Muğla ilinde bulunan Akbelen Ormanı’nda kömür madenciliğine karşı protestolar 2023’ten beri sürerken, Doğu Karadeniz bölgesindeki Perşembe Yaylası ve çevresinde altın madeni arama faaliyetleri 2026 yılı boyunca protestolara yol açtı. Yetkililer her iki bölgede de şiddete başvurmayan protestocuları, göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve biber gazı da kullanarak, zorla dağıttı. Polis, protestocuları gözaltına aldı ve para cezasına çarptırdı; keyfi kimlik kontrolleriyle bölge sakinlerine gözdağı verdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Eylül ayında İçişleri Bakanlığına, Muğla’daki Milas Cumhuriyet Başsavcılığına, Ordu’daki Korgan Cumhuriyet Başsavcılığına ve Giresun’daki Tirebolu Cumhuriyet Başsavcılığına birer yazı göndererek araştırma bulgularına ilişkin ek bilgi ve yanıt istedi. Bu satırlar yazılırken henüz hiçbirinden yanıt gelmemişti.

Kolluk ve güvenlik güçleri, protestolarda bölge sakinlerini, avukatları ve gazetecileri gözaltına aldı. Protestocular, kanuna aykırı toplantı, kamu görevlisinin görevini yapmasını şiddet kullanarak engelleme, başkasının mülküne izinsiz girme, kamu görevlilerine hakaret ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma gibi kuşkulu iddialara dayanan çeşitli ceza soruşturmaları ve suçlamalarla karşı karşıya. Yetkililer, protestolara internet üzerinden destek veren en az iki kişiyi de kısa süreliğine tutukladı.

29 Temmuz’da gerçekleşen bir olayda yetkililer, Doğu Karadeniz bölgesindeki protestocuları yasal usule aykırı olarak yakalayıp sekiz saate varan sürelerle alıkoydu. Bu şekilde alıkonulanlar arasında iki çocuk ve 84 yaşında bir kadın da vardı.

Çevre savunucuları, çevreye verilen zararı izledikleri veya topraklarını ve çevrelerini korumaya çalıştıkları için de suçlamalar, idari para cezaları ve başka hukuki baskılarla karşı karşıya kaldı.

Ankara’da Temmuz ayındaki NATO zirvesi öncesinde yetkililer, siyasi aktivistlerden doğa koruma çalışmalarının destekçilerine kadar uzanan bir yelpazedeki 225 kişi hakkında “silahlı örgütlere üye olma” şüphesiyle gözaltı kararı verdi. Mahkemeler suç işlendiğine ilişkin ikna edici kanıt göstermeden, 25 ve 26 Haziran’da 178 kişinin tutuklanmasına, 34 kişinin ise ev hapsine alınmasına karar verdi. Tutuklananlar arasında bir doğa koruma örgütünün sonradan serbest bırakılan 13 üyesi de vardı. 14 doğa koruma gönüllüsünün ev hapsi de sonradan kaldırıldı. 

Çevre protestocuları hakkında 2023’ten beri devam eden ceza soruşturmaları ve gözaltılar, uluslararası insan hakları hukuku ve Türkiye Anayasası ile korunan ifade ve toplantı özgürlüklerinin kullanılması üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratıyor. Bu süreçlerin birçoğu takipsizlik kararları veya beraatle sonuçlandı. Ancak soruşturmalar, yıllarca sürdükleri ve hedef alınan kişilerin tekrar tekrar kolluk birimlerine gitmesini gerektirdikleri için bu kişileri çok ağır bir yük altında bırakıyor.

Denizli’de yaşayan 75 yaşındaki bir kadın, kömür madenciliğini protesto etmek amacıyla bir madencilik şirketinin iki çalışanına mülküne girme izni vermediği için Mayıs 2024’te para cezasına çarptırıldı. Şirket çalışanlarını darp etmekle suçlanan kadın, bu iddiaları kesin bir dille reddediyor. Para cezası kararına karşı yapılan başvuru henüz sonuçlanmadı.

Basında yer alan haberlere göre polis ve jandarma, söz konusu bölgelerde gazetecilerin ve olayları izleyen diğer kişilerin çevre protestolarını görüntülemesini, bazı durumlarda şiddet de kullanarak engelledi; protestoları haberleştiren gazetecileri gözaltına aldı ve haklarında soruşturma başlattı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’de kömür madenciliğini ve kömüre dayalı elektrik üretim kapasitesini artırma çabalarının halk sağlığına, çevrenin korunmasına ve diğer insan haklarının korunmasına yönelik ciddi riskler doğurduğuna ilişkin kaygılarını daha önce de Türkiyeli yetkililere iletmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, çevre savunucularına yönelik baskıların, 15 Eylül’de LGBT’lere yönelik baskıları protesto eden aktivistlerin gözaltına alınmasını da içeren ülkedeki sivil alana yönelik daha geniş kapsamlı bir saldırının parçası olduğunu belirtti. Söz konusu aktivistlerden bazıları, 24 saati aşan gözaltı süreleri zarfında kötü muameleye maruz kaldıklarını da iddia ediyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre, devletlerden çevre politikalarının hesabını sorabilmek için sivil toplumun katılımı büyük önem taşıyor. Merkezî hükümetin aldığı kararların yerel düzeyde ciddi çevresel etkiler yaratabildiği durumlarda ise bu katılım vazgeçilmez bir nitelik taşıyor.

Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak olan Türkiye, sivil toplumun konferansa katılımını kolaylaştırmakla yükümlü.

Bayram, “Çevreyi korumaya yönelik önlemleri hiçe sayan Türkiye hükümeti, yaşadıkları yerlerde çevreye verilen zarara karşı seslerini yükselten bölge sakinlerini hedef alıyor,” şeklinde konuştu. Bayram, “COP31’e katılan devletler, Türkiye’nin çevre savunucularına yönelik baskılarına karşı seslerini yükseltmeli ve ev sahiplerine, COP hedeflerine ulaşmak için sivil toplumun katılımının kritik önem taşıdığını hatırlatmalı,” dedi.

Daha ayrıntılı bilgi için aşağıya bakınız.

Yöntem

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ağustos 2026’da çevre protestolarına katılmış 23 kişiyle görüştü. Görüşülenlerden 15’i bölge sakini, altısı avukat, ikisi ise gazeteciydi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Muğla’da bulunan Akbelen Ormanı’nda uzun süredir devam eden çevre protestolarıyla bağlantılı olarak 2023–2026 yılları arasında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaları; Doğu Karadeniz bölgesinde 2026 yılında gerçekleşen protestoları ve bu protestolarla bağlantılı soruşturmaları belgeledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca basında çıkan haberleri, iddianameleri, protestoculara kesilen trafik cezalarını ve diğer idari para cezalarını, mahkeme kararlarını, protestolarla ilgili olarak mahkemelerce görevlendirilen bilirkişilerin raporlarını, adli tıp raporlarını ve protestocuların yaralanmalarını belgeleyen fotoğrafları inceledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, ilgili soruşturma belgeleri ile mahkûmiyet ve beraat kararları da dâhil olmak üzere, Muğla’nın İkizköy köyündeki protestoculara karşı yürütülen dört davaya ilişkin yargı süreçlerini inceledi ve bu kişilerin yargılanmasında kullanılan yasaları değerlendirdi.

Akbelen: Orman ve Zeytinliklerde Kömür Madenciliğine Karşı Protestolar Yasaklandı

Bölge halkı, 2023 yılından bu yana kömür madeni genişleme projesi için ağaçların kesilmesini protesto ediyor, İkizköy, Muğla, Türkiye, 6 Ağustos 2023. © 2023 Kazım Kızıl

Muğla ilinin Milas ilçesine bağlı İkizköy sakinleri, 2019’dan beri bir açık ocak linyit madeninin Akbelen Ormanı’na doğru genişletilmesini, yasayla koruma altına alınmış ormandaki ağaçların kesilmesini ve çevredeki zeytinliklerin kamulaştırılmasını önlemek için hukuk mücadelesi yürütüyor. Ormandaki ağaç kesimine ilişkin dava sürerken, Danıştay zeytinliklerin acele kamulaştırılmasına ilişkin kararın yürütmesini durdurdu.

Yaklaşık 30 ağacın Muğla Orman Müdürlüğü tarafından kesilmesinin ardından, bölge sakinleri 17 Temmuz 2021’den itibaren Akbelen Ormanı’ndaki olası hukuka aykırı faaliyetleri izlemeye başladı. 10 Ağustos’ta yaklaşık 250 jandarma müdahale ederek 11 protestocuyu gözaltına aldı. Bu kişiler arasında kendisini bir zeytin ağacına bağlayan ve oradan zorla sökülerek uzaklaştırılan Füsun Ergün de bulunuyordu. Ergün ve Gülören Demir isimli başka bir çevre savunucusu kamu görevlilerine direnmekten altı ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezalar daha sonra para cezasına çevrildi.

During protests, the gendarmerie intervened with riot shields and water cannon against demonstrators, July, 28, 2026, İkizköy, Muğla, Türkiye. © 2026 Kazım Kızıl

Yetkililer Temmuz 2023’te ormanda ağaç kesimine yeniden başladığında polis, protesto eden köylülere karşı göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı. Basında yer alan haberlere göre en az 40 kişi gözaltına alındı; bunların 14’ü daha sonra polis memurlarına direnmekle suçlandı. Kısa süre içinde ülkenin dört bir yanından sivil toplum gruplarının oluşturduğu geniş bir koalisyon da protestolara katıldı. Ağustos 2023’e gelindiğinde, açılmış davaların henüz sürüyor olmasına rağmen, ormanın yaklaşık beşte üçündeki ağaçlar yetkililer tarafından kesilmişti.

Orman kesim izinleri ve acil kamulaştırma kararlarına karşı açılan davalar devam ederken Akbelen Ormanı’nda geniş bir kesimde ağaçlar kesildi, İkizköy, Muğla, Türkiye, 30 Temmuz 2023. © 2023 Kazım Kızıl

2023’ten beri çeşitli protestolara katılan veya bu protestolarda bulunan altı bölge sakini hakkında ceza davaları açıldı. Bunlardan dördü hakkında kamu görevlilerine direnme suçundan mahkûmiyet kararı verildi. Bu kararlara itiraz edildi. Kamu görevlilerine direnmekle ilgili birden fazla suçlamayla karşı karşıya kalan 63 yaşındaki Ahmet Tatar ile cumhurbaşkanına hakaretle suçlanan 85 yaşındaki başka bir kişi ise beraat etti.

Bölge sakinlerinin vekâletini üstlenen üç avukat, en az 55 kişi hakkında daha ceza soruşturması yürütüldüğünü söyledi.

Soruşturmaların birçoğu yıllardır açık tutuluyor. Kendisi hakkında da iki soruşturma açılmış olan avukat İsmail Atal, “Soruşturmalar yıllarca [açık] tutulunca, ceza davası açılması tehdidi protestocuların başlarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor; bu da onları yeni protestolara katılmaktan caydırıyor,” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütünün dosyalar üzerinde yaptığı inceleme ve hakkında soruşturma yürütülen kişilerle gerçekleştirdiği görüşmeler, protestoları caydırmaya yönelik bir yıldırma örüntüsüne işaret ediyor.

Tatar yetkililer tarafından üç kez gözaltına alınmış. Tatar, hakkında savcılıklar tarafından 10 ceza soruşturması açıldığını, bunların çoğunun kamu görevlilerine direndiği veya görevlerini yapmalarını engellediği iddiasına dayandırıldığını anlatıyor. Bu soruşturmaların sekizi hâlen sürüyor. Tatar iki kez yargılanmış ve her ikisinde de beraat etmiş. Savcı beraat kararlarına itiraz etmiş; şu ana kadar bu beraat kararlarından biri onanmış. Tatar, “Elbette protestolara katılmaya devam edeceğim,” diyor. “Bu benim için insanlığa karşı ahlaki bir yükümlülük. Ama bütün bu soruşturmalarla uğraşmak taşıması zor ve ağır bir yük.”

Güvenlik görevlileri tarafından Akbelen’deki protestoculara karşı işlendiği iddia edilen hak ihlalleri ise savcılıklar tarafından etkili biçimde soruşturulmuş değil. Tatar, 13 Eylül 2023’te kamerasının jandarmalar tarafından kırıldığını, sırtına ve ayak bileklerine elle vurulduğunu, yüzüstü yere yatırıldığını, boynuna ve sırtına bastırıldığını, ellerinin arkadan kelepçelendiğini ve çadırının arandığını anlattı. Tatar, jandarmaların isimlerini tespit edip yaralanmalarını belgeleyen tıbbi raporlarla desteklenen suç duyurularında bulunduğunu, ancak mahkemenin suç duyurularını reddettiğini belirtti.

2023’teki bir protestoda şiddete maruz kaldığını söyleyen avukat İpek Sarıca da bu konuda bir suç duyurusunda bulunmuş. Savcılığın takipsizlik kararı vermesinin ardından Sarıca karara itiraz etmiş, ancak başvurusu üç yılı aşkın bir süredir sonuçlanmamış.

Üçüncü bir olayda, civardaki İkizköy köyünün muhtarı Nejla Işık, evinin çok yakınına bir sinyal kesici cihaz ve çok sayıda jandarma konuşlandırılmasının ardından özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş. Savcılık dava açmayı reddetmiş; Işık’ın avukatları bu karara itiraz etmişler. Başvuru Anayasa Mahkemesi’nde.

Muğlalı 66 yaşındaki Güven Göknar, Temmuz 2023’te ormansızlaştırmaya karşı yapılan bir protestoda jandarmaların protestoculara yakın mesafeden biber gazı sıkması üzerine müdahale ettiğini anlatıyor. Elini kaldırdığını gösteren görüntüler, taş attığı şeklinde yanlış yorumlanınca, Göknar kamu görevlilerine direndiği iddiasıyla beş ay hapis cezasına çarptırılmış. Göknar, elini jandarmalara ‘durun’ demek için kaldırdığını söylüyor. Karara karşı yaptığı itiraz henüz sonuçlanmamış.

26 yaşındaki Esra Işık, 30 Mart 2026’da İkizköy’deki 649 parseli kapsayan bir kamulaştırma kararına karşı yapılan protesto sırasında gözaltına alındı ve 42 gün tutuklu kaldı. Milas Ceza Mahkemesi, 6 Temmuz’da Işık’ı “kamu görevlilerine direnmekten” iki yıl bir ay hapis cezasına çarptırdı; kamu görevlilerine hakaret suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Işık’ın avukatları karara itiraz etti.

Görüşülen başka bir avukat, bölge sakinlerine Akbelen protestoları sırasında çadır kurmak ve pankart asmak gibi eylemler nedeniyle 40.000 ila 250.000 Türk lirası (yaklaşık 825 ila 5.160 ABD doları) arasında para cezaları kesildiğini anlatıyor. Para cezası kesilen kişiler ve avukatları, yetkililerin bazı vakalarda muhatapların tebligatı kabul etmeyi reddettiğini gerçeğe aykırı biçimde kayda geçirdiğini ve cezaların usulüne uygun tebligat yapılmadan kesinleştirildiğini anlatıyor. Bunun sonucunda bazı bölge sakinlerinin banka hesaplarına ve mal varlıklarına haciz konulurken, bazıları da cezaları ödemek zorunda kalmış. Bir avukat, bazı para cezalarını iptal ettirmeyi başardıklarını, ancak hepsini iptal ettiremediklerini söylüyor.

2023’te savcılıklar, Akbelen’deki çevre savunucularıyla dayanışmak amacıyla izinsiz protesto düzenledikleri gerekçesiyle Edremit’teki 25 çevre aktivisti hakkında da soruşturma açtı. Dosya daha sonra kapatıldı.

Yetkililer, Akbelen’deki bölge sakinlerinin avukatlarına da baskı uyguladı. Atal, 29 Temmuz 2023’te köye giderken kamu görevlilerinin görevlerini yapmasını engellediği iddiasıyla jandarmalar tarafından gözaltına alındığını, birkaç saat tutulduğunu ve hakkındaki soruşturmanın hâlen sürdüğünü anlattı.

Savcılıklar, 2023 depreminden sonra Akbelen’de madencilik faaliyetlerinin sürmesini eleştiren bir sosyal medya paylaşımı yapan başka bir avukat, Arif Ali Cangı hakkında da, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği iddiasıyla ceza soruşturması açtı. Soruşturma hâlen sürüyor.

Çevre protestolarını izleyen gazetecilerin yaşadıkları, yetkililer tarafından gazetecilerin çalışmalarının engellenmesi amacıyla da ceza soruşturmaları açıldığına işaret ediyor. Yurttaş gazeteci Zeynep Kuray, Akbelen protestolarını haberleştirdiği sırada, 3 Ağustos 2023’te savcılık tarafından ifadeye çağrıldı ve Milas Savcılığının hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gerekçesiyle soruşturma açtığını öğrenmiş. Soruşturma 2024’te kapatılmış. Şubat 2024’te İzmir’deki evlerinde gözaltına alınan başka iki gazeteci, kendilerinin de Akbelen protestolarında bulunmalarıyla ilgili olarak polis tarafından sorgulandıklarını anlatıyor.

Doğu Karadeniz: Altın Madeni Protestolarına Yönelik Baskılar

Doğu Karadeniz’deki Perşembe Yaylası’nda yaşayanlar, bölgede yürütülen altın arama çalışmalarını 2026’nın başından beri protesto ediyor. Ordu il merkezine yaklaşık 110 kilometre uzaklıktaki yüksek rakımlı yayla, Korgan ve Aybastı ilçelerinin kuzey kesiminde yer alıyor. Bölge sakinleri geçimlerini hayvancılıkla sağlıyor.

Altın arama çalışmaları için belirlenen alan, Türkiye mevzuatına göre mera statüsünde ve burada madencilik faaliyeti yürütülebilmesi için belirli izinlerin alınması gerekiyor. Çevre Bakanlığı 2024 yılında bir izin verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütünün görüştüğü 11 bölge sakini, projenin kendilerini yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakabileceğini, ama projeyle ilgili kendilerinden görüş alınmadığını, kendilerine bilgi de verilmediğini anlattı. Projeden, hayvancılık ve ev içi ihtiyaçlar için gereksinim duydukları suyun etkilenmeye başlaması üzerine ve çevre gruplarının kamuoyuna yaptığı açıklamalar yoluyla haberdar olmuşlar.

Bölge sakinleri Çevre Bakanlığının verdiği izne itiraz etti. Mahkemece hazırlatılan 15 Haziran 2026 tarihli bilirkişi raporunda, projenin bölgenin hidrojeolojik yapısını, yani yer altı suyu akışını bozabileceği uyarısı yapılıyor. Raporda ayrıca yerel su kaynaklarının hayvan otlatma ve hayvancılık faaliyetleri ile bölge sakinlerinin içme suyu ve ev ihtiyaçları açısından hayati önem taşıdığı belirtiliyor.

Perşembe Yaylası sakinleri Ordu çevre kurumları ile altın madeni arama projesine karşı basın açıklaması yapmak için toplandı, 19 Temmuz 2026, Korgan, Ordu. © 2026 Private

Yetkililer Haziran ve Ağustos aylarında Giresun ve Ordu’da protestoya katılan bölge sakinlerine pankart astıkları için para cezası, “hatalı park” yaptıkları iddiasıyla da trafik cezaları kesti. Bölge sakinleri bu cezaların protestolara katılmalarına karşı bir misilleme olduğunu düşünüyor.

29 Temmuz’da 50’den fazla bölge sakini Perşembe Yaylası’ndaki sondaj çalışmalarını protesto etti. Jandarmalar yaklaşık 15 kişiyi gözaltına aldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bazıları kelepçelenerek Korgan’daki Tepealan Jandarma Karakoluna götürülen en az 11 kişi arasındaki dört erkekle görüştü. Görüşülen kişiler, kendilerine neden alıkonuldukları veya haklarında soruşturma yürütülüp yürütülmediği söylenmeden yaklaşık sekiz saat tutulduklarını, ardından serbest bırakıldıklarını anlatıyor. İçlerinden biri, jandarmaların gözaltına alınan bazı kişilere bir daha protestolara katılmayacaklarını belirten bir belge imzalattığını söylüyor. Bu kişiler, o zamandan beri herhangi bir soruşturmaya veya alıkonulmalarının hukuki dayanağına ilişkin bir bilgi almadıklarını belirtiyor.

40 yaşındaki Leyla Acerce protestoya eşi ve dört çocuğuyla katılmış. Acerce, jandarmaların kalkanlarını dışa doğru tutarak geniş bir çember oluşturduğunu, kendisini bu çemberin içine ittiklerini ve orada bayıldığını anlatıyor. Sürüklendiğini ve bir sandalye üzerinde, açık havada, şiddetli yağmur altında, saatlerce bekletildiğini söylüyor. Daha sonra yalnız başına ambulansla Korgan Devlet Hastanesine götürülmüş. Acerce, hastaneden polisi arayarak jandarmalar tarafından darp edildiğini bildirmiş. Polis hastaneye gelmiş. Hastane, Acerce’nin yaralanmalarını belgeleyen tıbbi raporu polise vermiş, ancak Acerce’ye raporun bir kopyasını vermeyi reddetmiş.

Eşi 47 yaşındaki Ali Acerce, eşine yardım etmeye çalıştığında üç jandarmanın kendisini kelepçelediğini, kolunu büktüğünü ve zorla bir konteynere soktuğunu anlatıyor. Burada yaklaşık iki saat tutulmuş, ardından Korgan’daki Tepealan Jandarma Karakoluna götürülmüş ve burada da altı saat tutulduktan sonra serbest bırakılmış. Acerce, 22 yaşındaki oğulları İlyas’ın da yaklaşık altı saat alıkonulduğunu belirtiyor. Jandarmaların kendilerine yönelik muamelesini şikâyet etmek için karakola gittiklerinde, polis aileyi saatlerce bekletmiş. Şikâyetleriyle ilgili herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorlar.

48 yaşındaki Nuriye Dilek ile ailesinin başına bir şey gelmesinden korktuğu için isminin açıklanmasını istemeyen 50’li yaşlarındaki başka bir kadın, dört jandarmanın kendilerini protesto alanından sürükleyerek üzerinde herhangi bir işaret bulunmayan beyaz bir minibüse zorla bindirdiğini anlatıyorlar. Nuriye Dilek, “Beni bir çuval gibi minibüsün içine fırlattılar,” dedi. “Kollarımızı öyle büktüler ki kıracaklar zannettim.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, söz konusu protestodan altı gün sonra bu kadının el bileklerinde, diğer kadının ise göğsünde ve kollarında morluklar bulunduğunu gözlemledi. Görüşülen kişiler ayrıca jandarmaların 18 yaşından küçük iki kız çocuğunu da saçlarından sürükleyerek üzerinde herhangi bir işaret bulunmayan bir minibüse bindirdiğini gördüklerini anlatıyor.

Dilek, jandarmaların ve sivil giyimli görevlilerin, sosyal medyada paylaşılan videolarda yaylanın korunmasını savunan bölge sakinlerini işaret ettiklerini görmüş. 60 yaşındaki Musa Duman ise ayrı bir soruşturma kapsamında ifadesi alınırken savcının kendisine protestolarla ilgili internette paylaştığı fotoğraf ve videoları da sorduğunu anlatıyor.

Jandarma, protesto için orada bulunan Perşembe Yaylası sakinlerinin altın madeni arama sondaj çalışmalarının olduğu bölgeye geçişini engelledi, 16 Temmuz 2026, Korgan, Ordu. © 2026 Private

Bölge sakinleri, protestodan sonra jandarmanın misilleme niteliğinde görünen bir dizi uygulamasına maruz kaldıklarını da anlatıyor. Yıllardır yaşadıkları küçük yerleşimde tekrar tekrar kimlik kontrolüne tabi tutulmaları bunun örneklerinden biri. Bir bölge sakini, yanlarında kimlik olmadığında jandarmaların “sanki suçluymuşuz gibi” yüzlerinin yakından fotoğrafını çektiğini söylüyor.

Bölge sakinleri sözlü tacize de maruz kaldıklarını ve 1 Ağustos’taki dayanışma protestosunun ardından protestoculara ve ziyaretçilere, hatalı park yaptıkları veya araçlarının camlarının koyulaştırılmış olduğu iddiasıyla 17 trafik cezası kesildiğini anlatıyor. Yerel aktivistler, protesto sırasında iletişimi aksatmak için jandarma tarafından sinyal kesici bir cihaz kullanıldığını da söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, jandarmaların sinyal kesici cihaz taşıdığını gösteren fotoğrafları inceledi. Akbelen’deki diğer protestolarda da sinyal kesici cihazlar kullanılmıştı.

Gözaltına alınan 84 yaşındaki bir kadın, jandarmaların başka şehirlerde yaşayan oğullarıyla iletişime geçip annelerinin protestolara katılmasına izin vermemelerini söylediğini, bu nedenle artık protesto fotoğraflarında veya videolarında görünmekten çekindiğini anlatıyor. Dilek de yetkililerin oğluyla iletişime geçtiğini anlatıyor.

Dilek, 53 yaşındaki eşi Halil Dilek ile başka bir adamın, madencilik faaliyetleriyle ilgili malzemeleri çaldıkları şüphesiyle yakalandığını ve gece boyunca Korgan’daki Tepealan Jandarma Karakolunda tutulduğunu anlattı. Halil Dilek, eşinin seyahatte olması ve ergenlik çağındaki kızının evde yalnız kalması nedeniyle endişelenmiş. Ertesi gün ifadesini alan savcı kendisine protestolara katılımı ve sosyal medyada paylaştığı fotoğraflara ilişkin sorular sormuş. Bu durum, Halil Dilek’in çevre savunuculuğu nedeniyle takip ve gözetim altında tutulduğu ve baskı gördüğü yönünde kaygı doğuruyor.

27 Ağustos’ta, Duman ve Nuriye Dilek’in de aralarında bulunduğu Perşembe Yaylası sakinleri, projeyi ve jandarmanın aşırı güç ve şiddet kullanımını görüşmek üzere Ordu Valisi ile bir toplantı yapmışlar. Dilek, jandarmaların kendisini darp edip sürüklediğini ve arbede sırasında kıyafetlerinin yırtılıp üzerinin açıldığını anlattığında, vali kendisine orada ne işi olduğunu sormuş.

Duman, valinin yanıtını eleştiren Facebook paylaşımı nedeniyle jandarmaların 9 Eylül’de kendisini ifadeye çağırdığını anlattı. Kendisine “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçundan şüpheli olduğu bildirilmiş.

Yetkililer, Doğu Karadeniz’de altın arama çalışmaları için belirlenen başka alanlardaki çevre protestolarını da bastırmaya çalıştı. 5 Nisan’da, Ordu’nun doğusundaki Giresun’un Görele ve Tirebolu ilçelerinde yaşayanlar, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sürdürülen altın madeni projesindeki faaliyetleri protesto etmek için toplanmış. Avukat Sevda Karataş, çok sayıda jandarma tarafından karşılandıklarını anlatıyor. Şirket ise protestocuların “çalışma özgürlüğünü” engellediği gerekçesiyle şikâyette bulunmuş. Bunun ardından Karataş, Ömer Cebeci isminde bir belediye meclisi üyesi ve yerel bir çevre derneğinin üyelerinden Nihal Nakıpoğlu, savcılık tarafından ifadeye çağrılmışlar.

Giresun’un Tirebolu ilçesinde yaşayan iki kişinin avukatlığını üstlenen Karataş, bir savcının müvekkilleri hakkında tehdit, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve şirketin “çalışma özgürlüğünü” engelleme iddialarıyla soruşturma yürüttüğünü söyledi. Soruşturmalar hâlen sürüyor.

Protestolarla ilgili sosyal medyada aktif olarak paylaşım yapan bölge sakinlerinden 33 yaşındaki Mesut Yılmaz, polisin kendisini 100 sayfayı aşkın sosyal medya paylaşımı hakkında yaklaşık altı saat sorguladığını anlattı. 29 Mayıs için planlanan altın madenciliği karşıtı bir protestoyu duyuran pankartlar astığı için 2 Haziran’da kendisine para cezası kesilmiş. Yılmaz, üst sınırdan belirlenen 115.000 Türk lirası (yaklaşık 2.500 ABD doları) cezayı ödemiş.

İnsan Hakları Hukukunda Protesto Hakkı

Barışçıl protesto hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (MSHS) dâhil olmak üzere uluslararası insan hakları hukuku kapsamında korunuyor. Türkiye her iki sözleşmenin de taraflarından. Barışçıl toplanma hakkı, ifade özgürlüğü hakkıyla yakından bağlantılı.

Toplanma ve ifade özgürlüğü hakları mutlak olmasa ve kısıtlanabilse de, hem AİHS hem de MSHS her türlü kısıtlamanın kanunla öngörülmesini, meşru bir amaca yönelik olmasını ve bu amaç bakımından gerekli ve orantılı olmasını şart koşuyor. Protestoları toptan yasaklamak orantısız ve haklı gösterilemeyecek bir uygulama.

MSHS’ye uyulup uyulmadığını denetleyen İnsan Hakları Komitesi, 2020 tarihli 37 sayılı Genel Yorumu’nda, barışçıl toplanmaların suç sayılmaması gerektiğini ve devletlerin bu tür toplanmaları kolaylaştırıp korumakla yükümlü olduğunu belirtiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’deki yetkililerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamındaki yetkilerini protestoları yasaklamak veya dağıtmak ve protestocuları cezalandırmak için kullanmasının toplanma hakkını ihlal ettiğine birçok kez hükmetti.

Barışçıl protesto hakkı Türkiye Anayasası’yla da korunuyor. Anayasa’nın 34. maddesi, önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına alıyor.

Every piece on our website is resource intensive. If you donate whatever you can today, we will use it to continue investigating abuses and advocate for change in 100+ countries.

Region / Country