(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), dün İstanbul’da bir mahkemenin dokuz avukat hakkında verdiği tutuklama kararının, Türkiye’de terörle mücadele yasalarının keyfi biçimde ve kötüye kullanıldığını gözler önüne serdiğini belirtti. Tutuklanan dokuz avukat, on biri 18 Ocak, biri de 20 Ocak günü sabahın erken saatlerinde yapılan baskınlarda gözaltına alınan 12 avukat arasındaydı.

Son bir kaç yıldır, Türkiye’nin aşırı geniş kapsamlı terörle mücadele yasaları, şiddet içermeyen siyasi faaliyetlerde bulunmakla ve ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerini meşru biçimde kullanmakla suçlanan ve giderek genişleyen bir çevreyekarşı kullanılıyor. Bu suçlamalara sıklıkla uzun süreli tutukluluklar da eşlik ediyor. Uluslararası standartlara göre meşru bir gerekçeye dayandırılamayan uzun süreli tutukluluk, insan hakları normlarını ihlal eden keyfi tutukluluk halini oluşturmaktadır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, “polisin avukatlara sabah dörtte baskın yapması ve onları gözaltına alarak hapsetmesi, hükümete muhalefet edenlere yönelik daha kapsamlı bir bastırma operasyonunun parçası. Son tutuklamaları özellikle rahatsız edici kılan, bu avukatların, hakları devlet tarafından ihlal edilmiş kişileri savunmalarıyla tanınıyor olmalarıdır” dedi.

18 Ocak ve 20 Ocak tarihlerinde 12 avukatın İstanbul polisince gözaltına alınarak ev ve ofislerinin aranması, polis ve askeri hedeflere ve siyasetçilere yönelik bir çok saldırıgerçekleştirmiş olan yasadışı silahlı Devrimci Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (DHKP-C) örgütüyle bağlantıları olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik olarak ülke çapında gerçekleştirilen daha geniş çaplı bir operasyonun parçası.

Bu 12 kişiden ikisi savcılıkça serbest bırakılırken, üçüncüsü çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı; ancak devam etmekte olan savcılık soruşturmasının sonucuna bağlı olarak hakkında dava açılarak yargılanabilir. Polisin elinde daha dört avukat hakkında yakalama emri bulunuyor.

Tutuklanan dokuz avukat özellikle polis şiddeti mağdurlarının avukatlığı olmak üzere, insan haklarıyla ilgili davalarda aktif olarak çalışıyor. Avukatlarla ilgili soruşturmada gizlilik kararı bulunuyor ve aleyhlerindeki delillerin niteliği tam olarak bilinmiyor. Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü, savcının sorduğu soruların tamamının avukatların Çağdaş Hukukçular Derneği yönetiminde ya da üyesi olarak yürüttükleri yasal faaliyetlere, mesleki görevlerini yerine getirirken yürüttükleri meşru faaliyetlere, şiddet fiilleri işlediklerine dair herhangi bir iddiada bulunmamakla birlikte sadece gösterilere katılmış olmalarına ve haklarında yürütülmüş daha önceki soruşturmalara ve aldıkları mahkumiyetlere odaklandığını öğrendi.  Bir gizli tanığın avukatlar aleyhindeki ifadeleri de, avukat olarak mesleki görevlerini meşru şekilde yerine getirmeleri anlamına gelen faaliyetlerde bulunmuş olduklarının ötesinde hiçbir somut iddia ortaya koymuyor.

Tutuklu yargılanacak avukatların isimleri şöyle: Güçlü Sevimli, Barkın Timtik, Şükriye Erden, Naciye Demir, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Taylan Tanay, Ebru Timtik, Günay Dağ, Selçuk Kozağaçlı. Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği genel başkanı, Tanay ise ÇHD İstanbul şube başkanı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü son yıllarda terörle mücadele yasalarının suiistimal edilmesine ve keyfi tutuklama ile tutuklu yargılamalara dair duyduğu ciddi kaygıyı da dile getirdi. (Protestoyu terör suçu saymak, Gazetecilerin Gözaltına Alınması İfade Özgürlüğünü Yaraladı, BDP Üyelerinin Yargılanması Hak İhlalidir, Yayıncı ve Akademisyenin Tutuklanması Adalet Sisteminin Ne Denli Sorunlu Olduğunu Ortaya Çıkardı). Sorun, Türkiye’de birçok kanuni kovuşturmanın aşırı uzun sürmesi ve buna bağlı olarak sanıkların soruşturma tamamlanıncaya ve iddianame hazırlanıncaya kadar aylarca,  ve bunun ardından mahkemenin karara varmasına kadar da yıllarca tutuklu kalması sebebiyle ağırlaşıyor. Terörle mücadele yasalarının kötüye kullanılması ve kanuni takibattaki gecikmeler, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden ve Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. İfade ve örgütlenme özgürlüğü, hürriyet ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkı gibi, sözleşmelerce teminat altına alınmış en temel koruyucu tedbirlerden bazılarının ihlal edilmesine yol açmaktadır.

Adalet Bakanlığı’nın Mayıs 2012 sonu itibariyle verdiği rakamlara göre, haklarında terör suçları isnad edilen tutuklu sayısı 8,995. Bu sayının yarısı tutuklu olarak yargılananlardan oluşuyor; diğer yarısı hakkında ise – karar temyizde olsa bile - en azından ilk karar verilmiş durumda.

Sinclair-Webb “Birkaç ay öncesinin resmi rakamları, birçoğu siyasi aktivist, öğrenci, gazeteci ve insan hakları savunucusu olan binlerce kişinin terör suçlarıyla hapiste olduğunu gösteriyor” dedi. “Birçoğu, uluslararası hukukça terör suçu olarak tanımlanabilecek ya da tanımlanması gereken hiçbir suç işlemedi.”