(Londra, 18 Nisan 2011) - İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yaptığı açıklamada Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) yüzlerce görevlisi, aktivisti ve seçilmiş belediye başkanlarının yargılanmasının Türkiye'nin geniş kapsamlı terörle mücadele yasalarıyla ilgili sorunları gözler önüne serdiğini söyledi. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantıları olduğu iddiasıyla Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmakta olan 152 sanığın bir sonraki duruşması 19 Nisan 2011 tarihinde yapılacak.

Aralarında BDP'nin seçilmiş altı belediye başkanının da olduğu 152 sanık yaklaşık iki yıldır tutuklu bulunuyor. Demokratik Toplum Partisi ve ardından kurulan BDP'nin daha yüzlerce yetkilisi diğer benzer davalar nedeniyle cezaevinde. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu yargılamaların, terörle mücadele yasalarının insan hakları güvenceleriyle uyuşmadığını ortaya koyduğunu söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Benjamin Ward, "Terörle mücadele yasalarının görev başındaki belediye başkanlarını ve diğer BDP yetkililerini yargılamak için kullanılması hem çok rahatsız edici hem de oldukça bildik bir durum. Savcının bu yasal partiyi şiddet eylemleriyle ilgili somut delil olmaksızın yasadışı bir örgütle bağlantılandırma çabası sadece meşru siyasi faaliyetleri kısıtlamaya yöneliktir."

Sanıklar, PKK'nın cephe örgütü olduğu iddia edilen Kürdistan Topluluklar Birliği/Türkiye Meclisi'ne (KCK/TM) üyelikle suçlanıyorlar. Yargılanmakta olan 152 kişinin 104'ü uzun süredir tutuklu durumda. Nisan 2009'da gözaltına alınan 53 kişi iki yıldır hapiste, diğerleri ise 2009 yılında gerçekleştirilen üç ayrı gözaltı dalgası sırasında hapsedildiler. Güneydoğu illerinden altı belediye başkanı ve İnsan Hakları Derneği genel başkan yardımcısı ve Diyarbakır Şube başkanı Muharrem Erbey ise yakalandıkları Aralık 2009 tarihinden bu yana tutuklu bulunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü özellikle altı belediye başkanının tutukluluklarıyla ilgili kaygı duymaktadır: Batman belediye başkanı Nejdet Atalay, Diyarbakır Kayapınar belediye başkanı Zülküf Karatekin, Cizre belediye başkanı Aydın Budak, Suruç belediye başkanı Ethem Şahin, Viranşehir belediye başkanı Leyla Güven ve Kızıltepe belediye başkanı Ferhan Türk. Dört belediye başkanı da tutuksuz yargılanıyor. Tutuksuz yargılanan belediye başkanları Osman Baydemir - Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Abdullah Demirtaş - Sur Belediyesi, Yüksel Baran - Bağlar Belediyesi ve Selim Sadak - Siirt Belediyesi.

Ekim 2010'dan bu yana yapılan 19 duruşma boyunca davada ciddi bir ilerleme görülmedi. Davanın bu kadar uzamasının nedenlerinden biri de sanıkların birçoğunun mahkemeye anadilleri olan Kürtçe ile hitap etmekte ısrar etmeleri. Diyarbakır'daki diğer mahkemelerde sanıkların Kürtçe ifade vermesine izin verilmesine rağmen, bu mahkemede sanıkların Türkçe konuşmaları emredildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, terör suçlarıyla ilgili davalarda düzenli olarak yaşanan uzun süreli tutukluluk hali ve sanıklar ve sanık avukatlarının aleyhteki delillere erişim hakkının kısıtlanması gibi bir dizi adil yargılanmayla ilgili kaygıların bu davada da görüldüğünü belirtti. Bu davalar, 2004 yılında kaldırılıncaya kadar Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak bilinen ve terör suçları ile organize suçlara bakan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ceza soruşturmasının yürütülüş biçimiyle ilgili kaygıları da olduğunu dile getirdi. Hakimler, "şüpheyi gerektirecek makul sebepler" olup olmadığını etraflıca değerlendirmeden ve gerekçelendirmeden yüzlerce şüphelinin fiziki takibi ve telefonlarının ve iletişimlerinin izlenmesi için polise defalarca izin verdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Kasım 2010'da yayınladığı "Protestoyu Terör Suçu Saymak: Göstericileri yakalamak ve Hapsetmek İçin Terörle Mücadele Yasalarının Keyfi Kullanımı" başlıklı raporda terörle mücadele yasalarının ifade ve toplanma özgürlüğünü kısıtlamak ve göstericileri silahlı militanmışcasına cezalandırmak amacıyla keyfi olarak kullanıldığını belgelemişti. İfade ve örgütlenme özgürlüğü ile ilişkili benzer kaygıların birçoğu KCK davaları için de geçerlidir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye'nin Terörle Mücadele Kanunu'ndaki terörizm tanımının muğlak ve kapsamının da son derece geniş olduğunu söyledi. Ayrıca mahkemelerin yasayı yorumlama biçimleri de yasanın kötüye kullanılması ihtimalini arttırıyor. Yasanın değiştirilmekte olduğu 2006 yılında Türkiye'ye yaptığı ziyaretin ardından, terörle mücadele sırasında insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine dair BM özel raportörü Martin Scheinin tanımla ilgili kaygılarını dile getirmiş ve "terör suçları tanımının uluslararası norm ve standartlara uygun hale getirilmesi" tavsiyesinde bulunmuştur. Scheinin bu tür suçların "kişilere karşı ölümcül ya da ağır şiddet eylemleri ya da rehin alma" ile sınırlı tutulması gerektiğini de belirtmiştir.

"KCK davasının, BM'nin terörle mücadele kanunuyla ilgili tespit ettiği sorunların ortadan kalkmadığının altını çizdiğini" söyeyen Ward, "Türkiye'nin bu muğlak ve geniş kapsamlı terörle mücadele yasasını acilen değiştirmesi ve hayal gücünü ne kadar zorlasa da terör suçu olarak tanımlanamayacak fiiller yüzünden siyasi aktivistleri susturmak ve marjinalize etmek için bu yasaları kullanmaktan vazgeçmesi gerekiyor" dedi.

Arkaplan
Diyarbakır davası, şüphelilerin dört yıl önce mahkeme emriyle polis tarafından izlemeye alınması ve telefonlarının dinlenmesinin ardından başlatılan cezai soruşturmadan sonra başladı. Bu dava hem Demokratik Toplum Partisi hem de Barış ve Demokrasi Partisi aktivistleri ve yetkililerinin KCK yoluyla PKK ile bağlantılı oldukları iddialarına ilişkin yapılan ilk soruşturmaydı. Ardından Türkiye'nin güneydoğu, doğu ve batı bölgelerinde benzer soruşturmalar yürütüldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün bildiği kadarıyla, bu mahkemelerin yargı yetkisinde olan birçok bölgede işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili 14 benzer dava Diyarbakır, Adana, Van, Erzurum ve İzmir'deki mahkemelerde devam ediyor. Her bir dava iddianamesinde sanıkların KCK'nın Türkiye Meclisine üye olduğu ve bu meclisin Türkiye genelinde illerde PKK emri altında hareket ettiği iddia ediliyor.

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 152 sanığın yargılandığı ana dava en önemlisi ve en fazla sayıda tanınmış sanığın yer aldığı dava. 7,578 sayfalık iddianamede sanıklar hakkında "devletin birlik ve bütünlüğünü bozmayı hedeflemek" (bölücülük), "PKK üyesi ya da yöneticisi olmak" ve "PKK'ya yardım ve yataklık etmek" suçlarından 15 yıl ila ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları isteniyor.

Sanıklar aleyhindeki delillerin büyük bölümü telefon dinlemelerinden, zanlıların sıklıkla kullandığı bir ofisin izlenmesinden, e-posta yazışmalarının takibinden ve dört gizli tanığın verdiği ifadelerden oluşuyor. Sanıklardan birinin PKK'nın Avrupa kanadında önemli biri olduğu ve Türkiye'de bulunan sanıklardan bazılarıyla görüştüğü ve onların eylemlerini yönettiği iddia ediliyor. İddianamede bazı sanıkların PKK'nın emriyle gösteriler düzenledikleri ve bu gösterilerin şiddet eylemleri boyutuna vardığı ve bazı genç göstericilerle polis arasında sokak çatışmalarına yol açtığı iddiaları da bulunuyor.

Ancak sanıkların uluslararası hukuka göre terör suçu olarak nitelendirilebilecek herhangi bir eylemde bulunduğuna, yani daha net ifade etmek gerekirse sivilleri hedef alan bombalama ve rehin alma fiilleri ya da bu tür fiilleri planlama gibi suçları işlediklerine dair somut bir kanıt bulunmuyor. Ayrıca iddianamede ne yasadışı silahlı örgüte lojistik ve maddi destek sağlandığına dair somut delil, ne de sanıkların doğrudan şiddete tahrik ettiğine dair kanıt bulunuyor.

Zaman gazetesinde yer alan bir habere göre Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nden KCK davasında çalışan bir başkomiser, Aralık 2010'da bir Polis Akademisinde yapılan terörizm konulu konferansta KCK ve PKK ile bağlantıları olduğu iddiasıyla 900 kişinin tutuklu, 2500 kişinin de gözaltında olduğunu söyledi. Sürmekte olan soruşturmaların ve yakalamaların yaygınlığı ve dağınık olması ve soruşturmalar ve yakalamalarla ilgili resmi istatistiklerin bulunmaması nedeniyle bu rakamları doğrulamak ya da tutuklu bulunan ve tutuklu yargılanmakta olanların güncel sayısını tam olarak bilmek mümkün değil.