The European Court of Human Rights building in Strasbourg, France on January 11, 2011.

© 2011 Reuters

(Saraybosna, 4 Nisan 2012) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yayınladığı raporda, savaşın başlamasından bu yana 20 yıl geçmesine rağmen Bosna Hersek vatandaşı  Roman, Yahudi ve diğer ulusal azınlıkların ülke siyasetinde hala yer alamadığını belirterek Bosna’nın ulusal azınlıklara yönelik etnik ayrımcılığı anayasadan, yasalardan ve kamu kurumlarından kaldırması gerektiğini söyledi.

62 sayfalık “İkinci Sınıf Vatandaş: Bosna Hersek’te Romanlar, Yahudiler ve Diğer Ulusal Azınlıklara Yönelik Ayrımcılık” başlıklı raporda, Romanlar, Yahudiler ve diğer ulusal azınlıkların siyasi ve  idari alanda karşı karşıya kaldığı ayrımcılığa dikkat çekiliyor. Bu ayrımcılık uygulamalarının birçoğunun kaynağı olan  1995 tarihli Bosna Anayasası,  etnisiteye dayalı bir idari sistemi  hükme bağlıyor; bu da anılan grupların üst düzey siyasi görevlerde yer almalarını engelliyor. Raporda ayrıca Romanların barınma, eğitim, sağlık hizmetleri ve istihdam gibi gündelik hayatlarını ilgilendiren konularda da kapsamlı bir ayrımcılığa maruz kaldığı ortaya konuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Benjamin Ward, “Bosna anayasası savaşı sona erdirmeye yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştı. Ama modern bir Avrupa ülkesinde azınlıklara yönelik siyasi ayrımcılığa yer olamaz” diyerek, “reform zamanının çoktan geldiğini” vurguladı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Aralık 2009 tarihli Sejdic ve Finci v. Bosna ve Hersek kararında, ülkenin anayasasının insan hakları hukukunu ihlal ederek Romanlar ve Yahudilere yönelik ayrımcılık yaptığına hükmetmiştir. Anayasa, ülkedeki üç ana etnik gruptan -Boşnak, Hırvat ve Sırp- birine mensup olmayanların üçlü başkanlık veya parlamentonun iki meclisinden biri olan millet meclisi üyeliği için aday olmasını engelliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının üstünden iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Bosna’nın bu konuda hala  ne anayasal bir değişiklik yaptığını ne de siyasi alanda ulusal azınlıklara yönelik ayrımcılığı ortadan kaldırdığını belirtti. Ekim 2010’daki  ulusal seçim eski sisteme göre yapıldı ve yeni hükümetin kurulması da etnik  temelde yaşanan çıkmaz nedeniyle bir yıldan fazla sürdü. Yeni kurulan hükümet de henüz herhangi bir adım atmış değil.

Benzer bir ayrımcılık sorunu yerel yönetimlerde de bulunuyor. Bosna’nın iki  “bağımsız unsuru” olan Sırbistan Cumhuriyeti ve Federasyon’daki  memuriyetler bu yönetimlerin anayasaları uyarınca, 1991'de yapılan nüfus sayımının sonuçlarına göre  etnisite temelinde  pay ediliyor. 1991 nüfus sayımı  itibarıyla ülkedeki Roman nüfusun sayısı dokuz binden azdı;  zira sayım sırasında birçok Roman kendini “Yugoslav” olarak tanımlamıştı. Oysa mevcut tahminlere göre bugün bu sayı 100,000'e kadar çıkıyor.  1991 sayımında   aralarında beşyüzü Yahudi olan 30,000 civarında diğer ulusal azınlık mensubu  kaydedilmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bölgedeki savaşların sona ermesiyle birlikte 1995 yılında anayasanın hazırlanmasına  destek veren Avrupa Birliği ve ABD’nin, anayasal değişiklik yapması yönünde Bosna’ya baskı yapma yükümlülüğü taşıdığını söyledi. AB, anayasa değişikliğini AB üyeliği müzakereleri için bir koşul olarak getirmişti; ancak 2006 ve 2009’daki anayasa reform çabalarının başarısızlığa uğramasıyla ne AB ne de ABD artık reform sürecinde aktif olarak yer almıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca,  yasaların karmaşıklığı,  ekonomik  engeller  ile siyasi ve  idari sistemdeki ayrımcılık  nedeniyle, Romanların gündelik yaşamlarında barınma, eğitim, sağlık hizmeti ve  istihdam gibi konularda  karşılaştığı ayrımcılığı da inceledi. Bu sorunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

  1. Barınma: Bosna’daki Romanların çoğu aileleri için güvenli olmayan ve sağlıksız, gayrı nizami bölgelerde yaşıyorlar. Zorla yerinden edilme tehdidiyle sürekli karşı karşıyalar ve  idare tahliye edilen kişilere uygun bir barınma alternatifi sağlanması konusunda herhangi bir tedbir almış değil. Zorla yerinden edilme özellikle Mostar’da ciddi bir sorun. Geçen iki yıl içinde bazı Roman aileler iki  defa yerlerinden edildiler. Son olarak Ekim 2011’de 100 Roman, başka bir Roman gruba  barınma sağlamak amacıyla, herhangi uygun bir barınma alternatifi sunulmadan yerlerinden edildi.  
  2. Eğitim: Bosna’daki Roman aileler için parasızlık çocuklarını okula kaydettirmede büyük bir engel. Yemek, ders kitapları, forma ve ulaşım gibi harcama kalemleri de  devlet tarafından genellikle karşılanmıyor. Sonuç olarak ülkenin pek çok bölgesinde Roman çocukların okula gitme oranları düşük. Ülkedeki tüm çocukların yüzde doksan üçü ilkokula giderken, Roman çocukların yalnızca üçte biri okula gidiyor.
  3. İstihdam: Roman aileler için ana gelir kaynağı atık metal toplayıcılığı ve dilencilik. Hükümet Romanlar için bir istihdam programı oluşturduysa da çok az Roman veya işveren bu programa katıldı. Bunun sebebi Romanların pek azının işsiz olarak kayıtlı olması. Federasyon ve Sırp Cumhuriyeti’nde kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmaları ise anayasa hükümleriyle engelleniyor. Anayasaya göre ancak 1991 nüfus sayımında kaydedilmiş etnik gruplardan birine mensup olanlar kamu hizmetinde çalışabiliyor.
  4. Sağlık hizmeti: Federasyon'da Romanlar ücretsiz sağlık hizmetinden faydalanabilmek için işlerini kaybettikten sonraki 30 gün içinde işsizlik bürolarına kayıt yaptırmak zorundalar. Birçoğu bu şartı 30 gün geçtikten sonra ancak öğreniyor. Mostar'ın da içinde olduğu Hersek-Neretva kantonu 2011'in büyük bölümünde küçük çocuklara, hamile kadınlara ve yaşlılara ücretsiz sağlık hizmeti sağlamayarak Federasyon kanununu ihlal etti. Bu durumdan  bihassa Romanlar etkilendi.

31 yaşındaki Fika Ahmetovic ve dört çocuğu, Mostar'da kaçak bir yerleşim alanındaki düzgün bir altyapısı, elektriği, suyu olmayan derme çatma evinden Ekim 2011'de zorla çıkartıldı. Ahmetovic'le tahliyeden önce kendisiyle görüşen İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne bu tahliyenin kendisi için tek anlamının yeni bir gecekondu inşa etmek için başka bir boş alan bulmak zorunda kalması olmayacağını anlattı. Tahliye ayrıca en büyük iki çocuğunun okula devamsızlığı anlamına geliyordu.   Ağır sağlık sorunları bulunan en küçük çocuğu  açısından ise tıbbi tedavinin kesintiye uğraması demekti, zira  ailesi çöp toplayıcılığıyla kazanabildiği küçük gelirle ödeyebildiği tedavi masraflarını artık karşılayamayacak.

Bosna, Avrupa çapında bir program olan Romanların İçerilmesi Onyılı programı kapsamında ülkedeki Romanların yaşadığı insan hakları sorunlarını çözmek konusunda üst düzey taahhütlerde bulunmuştu. Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün incelediği kadarıyla pratikte çok az şey yapılabildi. Bunun sebeplerinden biri siyasi  iktidarın bu durumun iyileştirilmesi konusuna  öncelik vermemesi.

Bosnalı bazı yetkililer, anayasada “kurucu milletler” olarak  tanımlanan üç temel etnik grubun ihtiyaçlarının bu ulusal azınlıkların ihtiyaçlarından daha öncelikli olduğunu söylemişlerdir.

İçişleri Bakanlığı’nda  çalışma ve istihdamdan sorumlu bakan yardımcısı Damir Dizdarevic, İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle yaptığı bir görüşmede “Bu ülkenin  değil Romanlara, kurucu milletlere bile yardım edecek kapasitesi  bulunmamaktadır” dedi.

Ward “Romanların Avrupa’nın her yerinde ayrımcılık ve  suistimale uğradığını” belirterek  “Bosna’daki fark ise Romanların ulusal  siyaset ve yerel yönetimlerden dışlanmalarının   mağduriyetlerinin tanınmasına dahi engel olması” dedi.