Screen-grab of a video showing an infantry fighting vehicle moving through the town of Kafr Nabl in the Jabal al-Zawiya region in northern Syria. In the video, about eight people are seen walking in front of the vehicle in what appears to be government forces’ use of human shields.

© 2012 YouTube - uploaded by deenhouphmanraedfare

(Antakya) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada Suriye hükümet güçlerinin son tutuklama operasyonları, askeri birliklerin manevraları ve Suriye’nin kuzeyindeki köy ve kasabalara yapılan saldırılar sırasında, yerli halkın hayatını tehlikeye attığını söyledi.

Kuzey Suriye’deki İdlib eyaletine bağlı el-Canudiye, Kafr Nabl, Kafr Ruma ve Ayn Laruz köylerinden tanıkların İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne aktardığına göre, 2012 Mart ayında ordu ve şabiha olarak bilinen hükümet yanlısı silahlı kişiler, muhaliflerin eline geçen bölgenin kontrolünü tekrar ele geçirmek için yürüttükleri saldırıda bölgede yaşayanları ordunun önünde yürümeye zorladılar. Tanıklar bunun orduyu saldırılardan korumak için yapıldığının açık olduğunu belirtti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü acil durumlar  raportörü Ole Solvang, konuyla ilgili olarak “Suriye ordusunun sivilleri canlı kalkan gibi kullanarak güvenliklerini açıkça hiçe saydığını”  belirtti ve “Suriye ordusu bu iğrenç uygulamayı derhal sona erdirmelidir” dedi.

Kafr Nabl

Cabal el-Zaviye bölgesinde bulunan Kafr Nabl sakinlerinden “Abdullah”, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, ordunun 2 Mart’ta peşinde oldukları muhalif aktivistlerin bulunması için yürütülen arama sırasında kendisi ve birkaç kişiyi daha zırhlı personel araçlarının önünde yürümeye zorladıklarını anlattı. Görüşülenlerin birçoğu gibi Abdullah da misilleme yapılabilir endişesiyle gerçek isminin kullanılmamasını istedi. Abdullah şunları anlattı:

Cuma namazına gidiyorduk ki, caminin yakınlarındaki bir üsten gelmiş olan askerlerin insanları topladıklarını gördük. Ben de dahil olmak üzere yaklaşık 25 kişiyi alıkoydular. Aramızda yaşları 10-15 civarında sekiz çocuk da vardı. Askeri araçlar muhalif aktivistleri aramak için evden eve giderken bizleri araçların önünde ve çevresinde yürümeye zorladılar. Yaklaşık 600 metre kadar böyle yürüdük. Bu esnada bizi sürekli aşağılıyorlardı. Evlerden birkaç kişiyi  tutukladılar. Sonra onlarla birlikte üsse yürütüldük,  ardından da gözaltına alınan aktivistler dışındaki herkesi serbest bıraktılar. Tüm operasyon yaklaşık iki saat sürdü.

Abdullah ordunun sık sık, özellikle de  erzak almaları gerektiğinde, şehir sakinlerini kendilerinin yanında yürümeye zorladığını söyledi.

Kafr Nabl’da yaşayan muhalif bir aktivist,  Raed Fares, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, yedi ay önce gösterilerin başlamasıyla bölgedeki varlığını arttıran Suriye ordusunun, muhalif güçlerin yola döşedikleri bir patlayıcıyla orduya saldırmaya kalkışmalarının ardından Ocak ayında sivilleri canlı kalkan olarak kullanmaya başladığını söyledi.  Fares'in aktardığına  göre, askerler o günden beri ne zaman şehir içinde dolaşmak isteseler  mahalle sakinlerini toparlayarak askerlerin önünde yürümeye zorluyorlar. “Kapıyı çaldıklarında, kapıyı açanı kim olursa olsun alıyorlar. Kadınmış, erkekmiş, çocukmuş farketmiyor.”

Fares YouTube’a yüklediği iki videoyu da İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle paylaştı. 23 Şubat’ta çekilmiş ilk video görüntülerinde sivil giyimli yaklaşık sekiz kişi, birkaç silahlı askerin ve en az bir piyade saldırı aracının önünden yürüyor. 28 Şubat’ta çekilmiş ikinci video da ise, sivil giyimli dört kişi şehir dışında olduğu anlaşılan bir yerde, konvoy halindeki birkaç piyade saldırı aracının önünde yürürken görülüyor. Fares ordunun bu insanları askerleri korumak üzere önlerinden yürümeye zorladığını söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü görüntülenen  kişilerin kimliklerini bağımsız yollardan teyit edemedi. Bu kişilerin gözaltına alınmış olabilecekleri yönünde bir açıklama ise pek ihtimal dahilinde görünmüyor  zira Suriye’de gözaltına alınanlara  uygulanan genel muamelenin aksine, bu kişiler ne kelepçelenmiş, ne de gözleri bağlı.

Kafr Nabl’dan “Ahmet” de ordunun sivilleri düzenli olarak önlerinde yürüttüğünü söyledi ve gözaltına alınıp beş kilometre ötedeki Maaret el-Numan’a götürüldüğü sırada ordunun sivilleri nasıl kullandığını anlattı:

İki ay önce bir gösteride 15 kişiyle birlikte gözaltına alındım. Bizi polis otobüslerine bindirdiler. Ara sıra arabadan dışarı baktığımda yaklaşık 30 köylünün tankların önünde yürüdüğünü gördüm. Maaret el Numan’a vardığımızda ordu bunların kimliklerini kontrol etti ve polis tarafından arananları gözaltına aldı.

Cabal el-Zaviye bölgesindeki yaklaşık 20,000 nüfuslu Kafr Ruma sakinlerinden “İbrahim”, ordunun  orada da benzer uygulamalara başvurduğunu anlattı. Ordunun şehirdeki yedi  kontrol noktası arasında gidip gelmek istediğinde, otobüs ve arabaları durdurup insanları zorla araçlardan dışarı çıkartarak  tankların  ve  askeri  araçların önünde yürümeye zorlamasının  yaygın bir uygulama olduğunu söyledi. Ordunun Kafr Nabl’da olduğu gibi Kafr Ruma’da da kadın, çocuk ve yaşlıları kullandığını ifade etti. “Gidilecek yere varıldığında bu kişilerin kimlikleri kontrol ediliyor ve aranmayanlar serbest bırakılıyor” dedi.

Ordu ayrıca kontrol noktalarını korumak için de bölge sakinlerini kullanıyor. İdlib eyaletindeki Carcanaz köyünden “Mahmoud ” Mart başında meydana gelen bir olayı İnsan hakları İzleme Örgütü’ne şöyle anlattı:

Kuzenimle birlikte köyün hemen dışındaydık, arabayla Maaret el-Numan’a doğru gidiyorduk ki 800 metre ötemizde iki tank ve askerlerin durduğu bir kontrol noktası gördük. Polis her ikimizi de arıyordu o yüzden geri dönüp arabayı bir ara sokağa park etmeye karar verdik. Az sonra askerler kontrol noktasında bir otobüsü durdurdu. Yolcular otobüsten çıktı ve tankların önünde durdu. Şoför otobüsü askeri çadırın önüne park etti. Sonrasında biz köye geri döndük ve diğer köylüler ve yolcuların aileleriyle birlikte dokuz saat boyunca otobüsle geri dönmelerini bekledik. Bize tüm bu süre boyunca tankların önünde dikilmek zorunda bırakıldıklarını söylediler.

Mahmoud İnsan Hakları İzleme örgütü’ne muhalif savaşçıların bir hafta kadar önce söz konusu kontrol noktasına saldırdığını, ordunun da  gelebilecek başka saldırılara karşı korunmak için bölge halkını kullandığına inandığını söyledi.

El-Canudiye

Cisr el-Şükür’un hemen kuzeyindeki El-Canudiye’de yaşayan “Mustafa” İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Şubat ortalarında düzenlenen bir Cuma gösterisinin ardından ordunun ev aramaları ve yakalamalar sırasında askerlerini korumak için köyündeki insanları nasıl zorla kullandığını anlattı:

Yaklaşık bir ay önce, bir Cuma gösterisinin ardından ordu gece saat 12.30 gibi evleri  aramaya başladı. O sırada bir sokaktaydım ve askerlerin insanları zorla evlerinden çıkardığını, erkekleri polis otobüsüne  bindirdiklerini, kadın, çocuk ve yaşlıları ise tankların önünde yürüttüklerini gördüm. Tankların  peşinden de gözaltına alınanları taşıyan diğer polis otobüsleri gidiyordu.

Mustafa’nın  aktardığına göre, ordu gözaltı tesisi olarak kullandığı devlet okuluna giden sokak boyunca insanları gözaltına alıyordu. Mustafa’nın daha sonradan konuştuğu, araçların önünde yürümeye zorlananlardan bir  kişi okula vardıklarında serbest bırakıldıklarını söyledi.

Daha önce el-Cenudiye’de konuşlanmış olan dört muhalif savaşçının İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne ayrı ayrı detaylı olarak verdikleri bilgilere göre, ordu 10 Mart 2012 günü şehre düzenlediği saldırı sırasında tankların önüne sivilleri yerleştirdi. Muhalif savaşçılar ordunun sabah saat 05.00’te üç yönden saldırıya geçtiğini ve iki saat boyunca birliklerin şehrin üç dört kilometre uzağından zırhlı personel araçlarındaki silahlar ve tanklara monte edilmiş ağır makineli tüfeklerle ateş ettiğini söyledi. Muhalif savaşçılardan “Muhtar” İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne gördüklerini şöyle anlattı:

Ben ordunun köye doğru ilerlediği el-Cenudiye yoluna yakın bir yerde konuşlanmıştım. Dürbünle baktığımda ordu köyün sınırındaki ilk evlere ulaştığı zaman orduya eşlik eden şabihanın insanları evlerinden çıkarmaya başladığını gördüm. Bulunduğum yerden yaklaşık 20 kişiyi böyle aldıklarını görebildim. Onları Özgür Suriye Ordusu’ndan (ÖSO) korunmak için ilerleyen tankların önünde topladılar. 600-700 metre yürüttüler. Aralarında çocuklar ve yaşlılar vardı. Sonrasında onları  gözden kaybettim.

Ordunun köye girişini Muhtar’dan daha yüksek bir konumdan izleyen bir diğer muhalif savaşçı, “Anas” da benzer şeyler anlattı:

50 civarında insanı topladıklarını gördüm. Sokağın sonundaki döner kavşağa vardıklarında  kimilerini serbest bıraktılar ama  diğerlerini arabalara  bindirip ordunun kontrolünde olan bölgeye doğru götürdüler. Araçların önünde yürütülenler arasında yedi veya sekiz kadın ve iki-üç çocuk da vardı. Orduya ateş açamadık çünkü ateş ettiğimiz takdirde kadın ve çocukları yaralama ihtimalimiz vardı.

Diğer iki muhalif savaşçı da benzer şeyler anlattı.

El-Cenudiyeli bir aktivist olan “Gali” de ordunun ikinci  ilerleme hattı olan Yakubiye yoluna  hakim bir tepede konuşlanmıştı; dürbünle baktığında askerlerin yolları üstündeki ilk evlere ulaştığında insanları evlerinden çıkardıklarını ve tankların önünde yürümeye zorladıklarını gördü.

Ayn Laruz

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü üç tanık, hükümet güçlerinin 10 Mart’ta Ayn Laruz’a girdiklerinde çocukları tanklara ve güvenlik otobüslerine yerleştirdiklerini söyledi.

Bu olay olurken şehirde bulunan iki kadın, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, ordu şehre girdiğinde kadınların sokakta bağırdıklarını duyduklarını söyledi:

Sokağa çıktığımızda tankları ve otobüsleri gördük. Her tankın üstünde ve her otobüsün içinde üç-dört çocuk vardı. Kadınlar aslerlere bağırıyor, çocukları tanklardan almaya çalışıyordu ama askerler  onları tekmeleyerek uzaklaştırıyordu. Şehrin her tarafından çocuğun olduğunu gördük ama çoğu ana cadde civarında oturan çocuklardı. Diğer annelerden askerlerin evlerine gelip çocuklarını aldıklarını öğrendik. Askerler köyü terk ederken çocukları köyün kuzeyinde bıraktılar.

Olayı şehrin hemen dışından  izlediğini söyleyen üçünü bir şahit de, ordunun çocukları tankların üstüne ve otobüslere yerleştirdiğini gördüğünü belirtti. Her üç tanık da şehre saldırı düzenleyen ve işgal edenlerin Ayn Laruz’un bir kilometre kuzeyinde, Arnaba’da üslenmiş olan kuvvetler olduğunu söyledi.

İnsan hakları hukuku bakımından, kişilerin hayatını kasıtlı olarak ciddi tehlike riski altına sokan devlet yetkilileri, bu kişilerin yaşama hakkını ihlal etmektedirler ve bu tür fiiler de zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele teşkil edebilmektedir.  Uluslararası insancıl hukukun kapsamına giren silahlı çatışma durumunda “canlı kalkan” kullanmak yasaktır.

Solvang “Suriye ordusunun canlı kalkan kullanıyor olması BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’yi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermesi için bir sebep daha oluşturmaktadır. Bu ihlaller için birinin hesap vermesinin sağlanması gerekiyor” dedi.