(Beyrut) – İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bugün yaptığı açıklamaya göre İran ve Türkiye’nin Irak Kürdistanı’nda yürüttüğü sınır ötesi operasyonlarda Temmuz ortasından bu yana en az 10 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi ise yerlerinden edildi. Örgüt bu saldırıların bazılarının sivillerin asgari düzeyde etkilenmelerini sağlayacak şekilde planlanmamış olduğunu düşünüyor.

Hem Irak hem Türkiye, kara ve hava bombardımanlarını da içeren tüm askeri operasyonlarının Irak Kürdistanı’nın kuzey ve doğu sınırlarının dışında faaliyet gösteren silahlı grupları hedef aldığını söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bu bölgelere Ağustos ayında yaptığı ziyaret sırasında Iraklı halk ve resmi görevliler hedef alınan bölgelerin birçoğunun tamamen sivil alan olduğunu ve silahlı gruplarca kullanılmadığını belirtti.

Eldeki kanıtlar İran’ın düzenli olarak yürüttüğü bombardımanın İran sınırına yakın bazı bölgelerdeki Iraklı sivilleri bölgeden uzaklaştırma amacı taşıyabileceğini gösteriyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktörü Joe Stork “Irak’ın kuzeyinde yaşayan sivillerin yıllar boyunca bu tür sınır ötesi saldırılardan muzdarip olduğunu, ancak şu anda durumun çok korkunç olduğunu” söyleyerek “İran ve Türkiye, Irak Kürdistanı’ndaki saldırılarının sebebi ne olursa olsun, sivillerin kendilerinin ve mal mülklerinin zarar görmemesi için gereken tüm tedbirleri almalıdır” dedi.

İran, dağlık sınır bölgesinde faaliyet gösteren İran Kürdistan Özgür Hayat Partisi’yle (PJAK) bağlantılı silahlı bir grubu hedef aldığını öne sürerek Haziran ayının ortalarında Irak’ın kuzeyinde sınır ötesi saldırılara başladı. Türkiye ise onyıllardır Türkiye’yle savaş halinde olan Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) hedef alan Irak sınırındaki saldırılarına 18 Ağustos’ta başladı.

İran bombardımanı

Uluslararası insani yardım örgütlerine, Kürdistan Bölgesel Hükümeti’ne ve medyada yer alan haberlere göre, Temmuz ortalarından beri İran’ın İran sınırına yakın köylerin yakınında ya da içinde yürüttüğü PJAK’a yönelik operasyonlar sonucunda yüzlerce aile yerlerinden edildi, en az üç köylü öldü ve sayısı belirsiz kişi yaralandı. Sınır bölgelerindeki çiftçiler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Ağustos başındaki bombardımanda evlerinin hasar gördüğünü söyledi. Ayrıca İranlı askerlerin sınırı geçerek çiftçilerin hayvanlarını öldürdüklerini de gördüklerini belirttiler. Sivillere ve mallarına yönelik dile getirilen bu saldırılar İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Haziran 2010’da belgelediği saldırılarla benzerlik gösteriyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 26 Temmuz – 6 Ağustos tarihleri arasında Çoman ve Kalat Diza vilayetlerini ve Kasr, Sangasar ve Zarava illerini ziyaret etti ve yerinden edilmiş 10 üzerinde köylü ve köyleri bombalanmış kişilerle görüştü. Görüşülen köylülerin tamamı yaşadıkları bölgede Kürt silahlı grupların hiçbir zaman bulunmadıklarını ve ne bombardımandan önce ne de bombardıman sırasında etrafta herhangi bir askeri hedefin bulunduğunu dile getirdi. Saldırılardan etkilenen bölgeler Kürdistan Bölgesel Hükümeti idaresindeki Kandil Dağları, Erbil ve Süleymaniye bölgelerinin doğu sınırları.

Süleymaniye bölgesindeki Gojar çadır kampta yaşayan 70 yaşındaki Fatma Mahmud İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, Halat Diza’nın 30 kilometre batısındaki Sune köyündeki evi iki İran bombasına hedef olunca Temmuz sonunda ailesinden 11 kişiyle kaçtığını söyledi. Belirttiğine göre bombardımandan köyün camisi ve okulu da hasar görmüş.

Fatma Mahmud “İran altı yıldan fazladır bizim oraları bombalıyor ama bu sene korkunçtu.  İran bizim köyü neden bombalıyor bilmiyorum – bugüne kadar bir tane bile PJAK’lı görmedik. Köyümüzde hiç PJAK’lı görmedim” dedi.

Türkiye saldırıları
Türkiye 18 Ağustos’ta, ölümle sonuçlanan çeşitli saldırılardan sorumlu tuttuğu PKK’ya karşı kara ve hava bombardımanına başladı. Irak yetkililerine göre 21 Ağustos’ta Türkiye’nin savaş uçakları sivilleri taşıyan bir aracı bombaladı. Öldürülenlerin aileleri, yerel yetkililer ve medya haberleri saldırıda aynı aileden yedi kişinin öldüğünü ifade ediyor. Türkiye, bu ölümlerden kendi savaş uçaklarının sorumlu olduğunu reddetti.

Aralarında dört çocuğun da bulunduğu aile Bole köyünden Rania’ya akrabalarını ziyaret etmek üzere 2011 Nissan marka bir minibüsle yoğun trafiği olan bir anayolda gidiyordu. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 29 Ağustos’ta görüştüğü Şamal Hassan karısı Rezan, kızları iki aylık Solin ile 18 aylık Sonya’nın saldırıda hemen öldüğünü, ayrıca eşinin anne babasıyla iki çocuğun daha öldüğünü söyledi.

Acılı Hassan “Saldırı o kadar şiddetliydi ki cesetleri teşhis edemedik. Uluslararası topluluğun Türkiye’yi bundan sorumlu tutmasını istiyorum; hayatımı mahvettiler” dedi.

Çeşitli Kürt haber kurumlarının yayınladığı olay yeri fotoğrafları Hassan’ın anlatımıyla örtüşüyor. Resimlerde tahrip olmuş bir aracın etrafına saçılmış, yetişkin ve çocuklara ait yanmış ve parçalanmış bedenler yer alıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü resimlerin orijinal olup olmadığını bağımsız kanallardan doğrulatamadı. Çevrede askeri bir hedefin bulunduğuna dair bir kanıt da bulunmuyor.

Türkiye ordusu 17 Ağustos’tan beri hava ve kara saldırılarıyla 145 PKK militanı öldürdüğünü söylemekle beraber savaş uçaklarının bu aileyi öldürdüğü iddialarını reddetti. Tahrip olmuş araçla ilgili haber videolarında yer alan görüntülerin Türkiye’nin hava bombardımanıyla oluşacak tahribatla uyumlu olmadığını iddia etti. Ancak Türkiye yetkilileri aynı zamanda Türkiye savaş uçaklarının belirtilen bölgede uçaksavar ve gizli cephanelik gibi çok sayıda askeri hedefi bombaladıklarını açıkladı.

Irak siyasi ve askeri yetkilileri saldırıyla ilgili Türkiye savaş uçaklarını defalarca suçladı. Kürdistan Bölgesel Hükümeti 28 Ağustos’ta yaptığı açıklamada “Başkan Barzani’nin yedi kişinin ölmesine sebep olan Türkiye askeri saldırılarını şiddetle kınadığını” belirtti.

Sivillerin Yerlerinden Edilmesi

İran bombardımanı sırasında büyük zarar gören Çoman bölgesinin belediye başkanı Abdülvahid Gani, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne İran ve Türkiye’nin gerçekleştirdiği saldırılarda toplam 9 sivilin öldürüldüğünü, Çoman’da 325, Sidakan’da ise 500 ailenin yerlerinden edildiğini söyledi.

“[İran ve Türkiye] sivillerle silahlı örgüt arasında ayrım gözetmiyor; bombardıman da geçen yıla göre daha şiddetli” diyen Gani, bu yıl Türkiye’nin daha gelişigüzel bombalama yaptığını söyledi: “Geçen yıllarda belli bölgeleri hedef alıyorlardı ama bu yıl keyfi davranıyorlar gibi”.

Ağustos başlarında Gani ve bazı yerinden edilmiş köylüler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne saldırılar yüzünden yüzlerce yoksul çiftçinin ürünleriyle ilgilenemediğini, bu yüzden de bu yıl mahsül alamadıklarını söyledi. Çiftçilerden bazıları bombardımanların zaten kısa olan ekip biçme döneminde yapılmasının, geçim kaynaklarına kasten zarar vererek sivilleri bölgeden uzaklaştırmaya çalıştıklarına inandıklarını ifade etti.

Geçen yıllarda olduğu gibi yardım kuruluşları ve yerel belediyeler yerinden edilmiş ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için uğraşıyor. Kürdistan hükümeti yerinden edilen köylüleri resmi kayıt altına almıyor.

Etkilenen bölgelerde çalışan uluslararası bir insani yardım örgütü temsilcisi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne 30 Ağustos’taki saldırılar sonucunda 450 ailenin yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldığını, ama bu sayının sadece çadır kamplara yerleşenlerle sınırlı olduğunu, hala hareket halinde olanlar ya da akrabalarının yanına sığınanları kapsamadığını söyledi. 3 Ağustos’ta Bağdat’tan bölgeyi ziyaret eden bir sivil toplum örgütü heyeti “Çoman, Sidi Han ve Hacı Omran bölgelerinden yaklaşık 750 ailenin” yerinden edilmiş olduğunu bildirdi.

Uluslararası Göç Örgütü’nün 26 Ağustos’ta İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne  söylediğine göre, şu ana kadar çadır kamplardaki 275 aile Süleymaniye’den, 20 aile ise Erbil’den olmak üzere yaklaşık 295 aileye yardım edilmiş durumda; ancak Erbil’den kabaca 300 aile daha evlerini terk etmiş halde ve ileride yardıma ihtiyaç duyabilirler.

Hükümet Tepkileri

Ağustos ayında Irak hükümeti İran ve Türkiye Bağdat büyükelçilerini davet ederek operasyonlarla ilgili kaygılarını dile getirdi; ayrıca hem Irak hem de Kürdistan Bölgesel Hükümeti saldırıları şiddetle kınadı.

27 Temmuz’da isminin açıklanmasını istemeyen Iraklı bir meclis görevlisi, üst düzey bir İran diplomatıyla yapılan görüşme sırasında, diplomatın İran sınırı boyunca “ içinde kimsenin yaşamadığı” bir tampon bölgenin yaratılmasının “İran için ne denli önemli olduğunu” vurguladığını ifade etti. Bu görevlinin ifadesine göre diplomat ayrıca, şu anda sınırı kontrol eden Kürdistan bölgesel güçleri yerine bölgeye Irak ordusunun konuşlandırılmasını önerdi. Bunun sebebini ise Iraklıların Kürtlere “o kadar yakın” olmaması olarak ifade etti.

Gerek Kürdistan Bölgesel Hükümeti gerekse Bağdat’taki merkezi hükümet İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne son haftalarda İran ve Türkiye’nin verdiği özel yanıtlarında umursamaz ve küstah olduklarını dile getirdi. Kamusal açıklamalarında ise her iki ülke de Irak’ın kuzeyindeki silahlı gruplara saldırmaya hakları olduklarını öne sürüyor ve sivilleri hedef aldıklarını reddediyorlar.

Türkiye’de 21 Ağustos’ta yapılan bir basın toplantısında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ askeri operasyonların “ihtiyaç olduğunda tereddütsüz süreceğini” söyledi. İran’ın Batı Azerbaycan Bölgesi valisi Vahid Celalzade 6 Ağustos’ta İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada “PJAK’ın bütün üyeleri öldürülünceye kadar operasyonların süreceğini” belirtti ama İranlı askerlerin Irak sınırını geçtiklerine dair bilgiler için “rivayet” dedi.

PKK ve PJAK Kürtler için eşitlik mücadelesi uğruna Türkiyeli ve İranlı askerlere yönelik çok sayıda saldırıda bulunduklarını açıkça kabul ediyorlar.

Stork “Kanıtlar Türkiye ve İran’ın saldırılar sırasında sivillerin etkilenmemesi için gerekeni yapmadıklarını gösteriyor. İran’ın sivilleri kasten hedef aldığı ise en azından büyük bir olasılık. Bu saldırıları yapma nedenleri ne olursa olsun uluslararası insancıl hukuka uygun davranmak zorundalar” dedi.