(New York) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün 2011 Dünya Raporu'nun İran bölümünü yayınlarken yaptığı açıklamada, 2010 yılında ve 2011'in başlarında İranlı yetkililerin başta avukatlar olmak üzere hak savunucularını hedef alması ve çok sayıda mahkumu idam etmesinin, Haziran 2009 başkanlık seçimlerinden sonra ülkede hakim olan insan hakları krizinin derinleştiğinin göstergesi olduğunu ifade etti. İran basınında çıkan haberlere göre İranlı yetkililer 1 Ocak 2011'den bu yana en az 73 mahkumu idam etti. Bu sayıya göre günde yaklaşık üç idam gerçekleştiriliyor.

Örgütün 21. kez hazırladığı ve dünya çapında insan hakları uygulamalarını mercek altına aldığı 649 sayfalık raporda 90'dan fazla ülkedeki insan haklarının durumu özetleniyor. İran'da Kasım 2009'dan bu yana yetkililer, muğlak bir suç olan muharebe (Allah'a düşmanlık) suçlamasıyla en az 13 kişiyi devrim mahkemelerinin kusurlu yargılamalarının ardından idam etti. Hükümet ayrıca 2010'da birçok avukatı, başkalarının haklarını savundukları için taciz etti, gözaltına aldı ve yargılayarak cezalandırdı. Aynı zamanda çok sayıda sivil toplum aktivisti, sonuçları ağır olmasına rağmen, hükümet baskısını eleştirmeye ve karşı koymaya devam etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktörü Sarah Leah Whitson, "İran'daki aktivistlerin boyunlarındaki ip, bazı durumlarda gerçek anlamında, iyice sıkılaştı. Hükümet baskısı, seçimden sonra gösteri yapanları susturma amacını aştı ve artık İran'ın güçlü sivil toplumunu yok etmeyi ve iktidarı güçlendirmeyi  amaçlayan yaygın bir kampanyaya dönüştü" dedi

İdamlar ve avukatlara yönelik giderek artan baskı hükümetin seçimlerden sonra başlattığı ve güvenlik güçlerinin onlarca göstericiyi öldürmesi ve binlerce siyasi muhalifi ve sivil toplum aktivistini gözaltına almasıyla sonuçlanan yoğun baskı döneminde yaşandı. 2010 başlarında güvenlik güçleri 12 Haziran 2009 seçimlerinin ardından 6000 üzerinde kişiyi yakaladıklarını duyurdu. Tutuklananlar arasında  göstericiler, avukatlar, hak savunucuları, gazeteciler, öğrenciler ve muhalefet liderleri bulunuyordu. Bu kişilerin bazıları haklarında herhangi bir suçlama bulunmamasına rağmen hala tutuklu. İran devrim mahkemeleri onlarca kişiyi, bazıları zorla elde edilmiş itiraflara dayanarak, ulusal güvenlikle ilgili çeşitli suçlardan mahkum etti.

2010 yılında silahlı grupların sivillere yönelik saldırıları görüldi. Yılın ikinci yarısında gerçekleştirilen üç saldırıda en az 75 sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütü İran'ın bu saldırıları muharebe suçundan mahkum edilen kişilerin idamlarına gerekçe gösterdiğini, oysa kanıtların bu kişilerin devrim mahkemelerindeki yargılamalarının uluslararası adil yargı standartlarına uygun olmadığını gösterdiğini söyledi. Ölüm cezasına çarptırılan kişilerin silahlı saldırılarla ilişkisi olduğunu gösterir kanıtlarla ilgili İran yargısı şeffaf davranmadı.

24 Ocak 2011 sabahının erken saatlerinde Evin cezaevi yetkilileri Cafer Kazemi ve Muhammed Ali Hac-Agai'yi, yasadışı Halkın Mücahitleri  örgütüyle (MEK) bağlantıları olduğu gerekçesiyle idam etti. Savcılar bu iki kişiyi Haziran 2009 başkanlık seçiminin ardından yapılan protestoların görüntülerini yabancılara göndermekle ve hükümet karşıtı sloganlar atmakla suçladı. Savcılar ayrıca Kazemi'nin Irak'taki bir MEK kampında bulunan oğlunu ziyarete gitmiş olmasını da örgüte üye olduğunun bir kanıtı olarak sundu ve Hac-Agai'nin de aynı kampı defalarca ziyaret ettiğini iddia etti. Kazemi'nin eşi İran İnsan Hakları için Uluslararası Kampanya'ya sorgucuların kocasına hakkındaki suçlamaları itiraf etmesi için işkence yaptığını ve Eylül 2009'da yakalanmasının ardından iki aydan fazla tecritte tuttuğunu, ama eşinin suçlamaları reddettiğini söyledi. Yetkililer mahkumlar idam edilmeden önce ne ailelerine ne de avukatlarına haber verdi.

MEK sempatizanı olduğu söylenen 62 yaşındaki Ali Saremi, kusurlu bir yargılamanın ardından bu grubun üyesi olmaktan suçlu bulunarak 28 Aralık 2010'da Tahran'daki Evin Cezaevinde idam edildi. Duruşmalar sırasında savcılar Saremi'nin suçunun kanıtı olarak, 2007 yılında Tahran'ın Havaran mezarlığında 1988 yılında idam edilmiş çoğu MEK üyesi olan binlerce mahkum için düzenlenen anma töreni sırasında yaptığı konuşmayı gösterdi. Savcılar Kazemi davasında yaptıkları gibi Saremi'nin de  Irak'taki bir MEK kampına 2007'de yaptığı ziyareti örgüte üye olduğuna dair kanıt olarak sundular. İnsan Hakları İzleme Örgütü Saremi'nin üyelik suçlamasını reddettiğini, savcıların da Saremi'nin şiddeti teşvik ettiğine ya da grubun operasyonlarına karıştığına dair somut delil sunamadıklarını söyledi. Kazemi ve Hac-Agai gibi Saremi de, yasanın gerekleri yerine getirilmeyerek, avukatları ya da ailesine bildirilmeden Evin Cezaevinde idam edildi.

Saremi tartışmalı Haziran 2009 seçimlerinden önce silahlı terör örgütünü desteklemek suçlamasıyla tutuklanan ve seçim sonrasında göstericilerin ve bağımsız kişilerin, hükümetin "darbe teşebbüsü" olarak nitelendirdiği olaylara karıştığı iddiasıyla mahkum edildiği yargılama dalgası sırasında yargılanıp ölüm cezasına çarptırılan az sayıda kişiden biriydi. Haziran 2009 seçimlerinden sonra MEK'i desteklemekten suçlu bulunan ve hala idam edilmeyi bekleyenler arasında Muhsin ve Ahmet Daneşpur Mukaddem ile Abdülriza Ganberi de bulunuyor.

Bir başka davada ise devrim mahkemesi Habibullah Latifi'yi silahlı bir Kürt muhalif örgütle bağlantısı olduğu gerekçesiyle idama mahkum etti. 24 Aralık günü Sanandaj cezaevi yetkilileri iki gün sonra gerçekleşecek olan idamın davanın yeniden adli incelemesi tamamlanıncaya kadar ertelendiğini duyurdu.

Bu olaydan yaklaşık iki hafta önce yetkililer yasadışı İran Halkın Direniş Hareketiyle (Cundullah) bağlantıları olduğu iddiasıyla muharebeden suçlu bulunan 11 kişiyi idam etmişti. İdam edilenlerin yargılanma süreci ve mahkum edilmeleriyle ilgili çok az bilgi bulunuyor. Bu kişiler İran'ın güneydoğusundaki Çabahar'da en az 39 kişinin ölümüyle sonuçlanan intihar bombası saldırısının ardından idam edilmişti. İran'daki Sünni Müslüman halkın hakları için savaştığını söyleyen Halkın Direniş Hareketi eylemi üstlenmişti. İdam edilenlerin Çabahar saldırısından sonra mı yakalandıkları, yoksa olay sırasında zaten cezaevinde mi bulundukları bilinmiyor.

Silahlı gruplarla bağlantılı oldukları iddiasıyla muharebe suçu sabit görülen kişileri 2010-2011 boyunca idam etme dalgası 28 Ocak 2010'da Muhammed Rıza Ali Zamani ve Araş Rahmanipur'u yetkililerin aileleri ya da avukatlarına bildirmeden idam etmesiyle başladı. Saremi vakasında olduğu gibi hükümet bu iki kişiyi de Haziran 2009 başkanlık seçiminden önce tutuklamış, ancak seçimi protesto edenlerin kitlesel olarak yargılandıkları Ağustos 2009'da yargılamıştı. Yargılanmaları sürecinde devlet televizyonuna çıkarak 2008 yılında monarşi yanlısı yasadışı bir örgüt adına Şiraz'daki bombalı eylemi planladıklarını itiraf ettiler.

Halen ahlak ve ulusal güvenlik suçlarından verilen ağır hapis cezasını yatmakta olan Rahmanipur'un avukatı Nesrin Sotude Farsça yayın yapan dış basına yetkililerin Rahmanipur'la mahkemeye çıkarılmadan önce sadece bir kez, o da 15 dakikalığına görüşmesine izin verdiğini söyledi. Daha sonra duruşmalar sırasında müvekkilini temsil etmesi yasaklanan Sotude davayla ilgili zor kullanarak elde edilmiş itirafın kanıt olarak sunulması gibi başka usulsüzlükler de tespit etti.

9 Mayıs'ta yetkililer, silahlı bir Kürt grupla bağlantıları oldukları gerekçesiyle dördü Kürt beş kişiyi idam etti. Avukatlarına önceden haber vermeyen yetkililer mahkumların naaşlarını da gömmeleri için ailelerine teslim etmedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu davalarda işkence iddiaları, zorla itiraf elde etme ve avukatlarına yeterince erişim sağlanmaması gibi çok sayıda yargılama ihlali tespit etmiştir.

İran hak örgütleri 15 Ocak 2011'de devrim mahkemesi tarafından muharebe suçundan ölüm cezasına çarptırılan 16 Kürtten biri olan Hüseyin Kezri'nin idam edildiğini bildirdi. Devlet kontrolündeki medya organları aynı gün Batı Azerbaycan bölgesindeki cezaevi yetkililerinin Kürdistan Özgür Hayat Partisi'nin (PJAK) bir üyesini idam ettiğini duyurdu, ama idam edilen kişinin kimliğini açıklamadı. 2010 yılı başlarında, bir müvekkilinin idam edilmesinin aleyhine yaptığı konuşmalar nedeniyle halen bir yıl hapis cezasını yatmakta olan Kezri'nin avukatı Muhammed Olyefard Kezri'nin gençken Irak'ta PJAK militanlarına katıldığını kabul ettiğini, silahlı grup adına  -grubun askeri kanadına hiçbir zaman katılmamış olmasına rağmen- bir şiddet eyleminde yer aldığını itiraf etmesi için sorgucular tarafından işkence gördüğünü belirtti.

Ayrıca son aylarda muharebe dışındaki suçlar nedeniyle idam edilenlerin sayısında endişe verici bir artış yaşanıyor. İran İnsan Hakları için Uluslararası Kampanya'nın 16 Ocak 2011'de yaptığı açıklamaya göre, İran 2011 yılı başından beri en az 47 mahkumu, "bir başka deyişle her sekiz saatte bir kişiyi" asarak idam etmiştir. Bu kişilerin çoğu uyuşturucu bulundurmak ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla suçlanan kişilerdi. Yabancı uyruklular da bu idamlardan nasibini aldı. İran-Hollanda çifte vatandaşlığı bulunan Zehra Bahrami uyuşturucu bağlantılı suçlardan mahkum edildi ve idam edilmeyi bekliyor. Kampanya grubunun açıklamasına göre 20 Aralık - 1 Ocak arasında yetkililer 43 mahkumu idam etmiştir. Bu olaylar, grubun 2010 sonlarında ardarda yayınladığı raporlarda sözünü ettiği Mashad'daki Vekilabad cezaevi yetkililerinin, çoğu uyuşturucu bulundurmak ve uyuşturu kaçakçılığı yapma suçlarından mahkum edilmiş yüzlerce kişiyi idam ettiği haberlerinin ardından geldi.

Ulaşılabilen son istatistik verilerin olduğu 2009 yılında İran en az 388 kişiyi idam etti ve Uluslararası Af Örgütü'ne göre Çin'den sonra infazlarda ikinci sırayı aldı. Her ne kadar 2010 yılına ait rakamlar bulunmasa da insan hakları grupları yılın ikinci yarısında bildirilen, özellikle de uyuşturucu bağlantılı suçlardan mahkum edilen kişilerin idam sayılarındaki keskin artışın 2010 için bu sayıyı 388'in çok üstüne çıkaracağını düşünüyor.

Whitson, İranlı yetkililerin ne tartışmalı Haziran 2009 seçimlerinden sonra İran sokaklarında, ne de ülkedeki hapishane duvarlarının arkasında insan hayatına herhangi bir önem verdiklerini dile getirerek "Böyle giderse 2011 yılı bitmeden binden fazla insanı idam etmiş olacaklar" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü İran yargısının, başta ölüm cezası öngören suçlarla yargılanan kişilere olmak üzere, adil bir yargılanma sağlayamaması nedeniyle İran hükümetine tüm idam cezaları için moratoryum ilan etmesi yönündeki çağrısını tekrar etmektedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2010 yılında avukatların tutuklanması ve taciz edilmesinin onları sindirmek ve siyasi tutukluları etkin biçimde savunmalarını engellemek amacını taşıyor gibi göründüğünü söyledi. Ciddi ulusal güvenlik suçlarıyla yargılanan çok sayıda kişinin avukatlığını yapan Sotude 9 Ocak 2011 tarihinde Tahran Devrim Mahkemesi 26.Sube tarafından 11 yıl hapis cezasına ve 20 yıl avukatlıktan men ve yurtdışı yasağına çarptırıldı. "Ulusal güvenlik aleyhinde hareket etmek", "rejim karşıtı propaganda yapmak" ve Uluslararası İnsan Hakları Komitesi'ne 2008 yılında gönderdiği video mesajında İslami kıyafet kurallarına uygun giyinmemek suçlarından mahkum edildi. İtalya'da bir sivil toplum örgütü olan Komite Sotude'ye İnsan Hakları Ödülü'nü vermişti. Eylül 2010'da tutuklanmasından bu yana hapishane yetkilileri Sotude'yi aylar boyunca kesintisiz tecritte tutmaktadır.

Üst düzey İran görevlileri Sotude'nin avukatlık mesleğiyle bağlantılı faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını reddediyor. Yargı İnsan Hakları Konseyi Başkanı Muhammed Cevad Laricani bir süre önce Sotude'nin hükümete karşı "çok rezil bir kampanyaya" karıştığını söyledi. Bu iddiasına kanıt olarak da Sotude'nin Farsça yayın yapan dış basına müvekkilleriyle ilgili verdiği beyanatları içeren medya haberlerini gösterdi. 20 Ocak'ta Yargı Başkanı Sadeg Laricani, avukatların hükümetin itibarını zedeleyecek nitelikte röportajlar vermekten kaçınmaları yönündeki hükümet uyarısını tekrarladı.

Ocak ortasında yetkililer Sotude'nin kocası Rıza Kendan'ı tutukladı. Kendan eşinin Eylül ayında tutuklanmasından bu yana medya organlarına ve hak örgütlerine Sotude'nin durumuyla ilgili bilgi veriyordu.

2010 yılında resmi görevliler başka saygın avukatları ve ailelerini  de taciz etti, mahkeme celbi gönderdi, tutukladı ya da çeşitli cezalara çarptırdı. Yetkililerin kendisini defalarca ifade vermeye çağırmasının ardından Mustafa Mustafai İran'dan kaçtı. Kendisini bulamayan yetkililer onun yerine karısını, kayınpederini ve kayınbiraderini gözaltına aldı. Mustafai, recm cezasına çarptırılmış Sakine Muhammedi Aştiani gibi iyi bilinen sanıkların ve çok sayıda idam cezası mahkumu çocuğun avukatlığını yapıyordu. Aştiani'nin bir diğer avukatı olan Hotan Kian da hapishanede. Ekim ayında devrim mahkemesi Nobel ödülü sahibi Şirin Abadi'nin iş arkadaşı ve yasaklanmış İnsan Hakları Savunucuları Merkezi'nin kurucularından olan Muhammed Seifzade'ye 9 yıl hapis ve 10 yıl avukatlıktan men cezası verdi.

Whitson "İranlı avukatlar büyük bir kişisel ve mesleki riskle karşı karşıya olmalarına rağmen müvekkillerinin haklarını savunmaya devam ediyor; bir yandan da yargının nasıl sistematik olarak adil yargılama haklarını gözardı ettiğinianlatıyorlar" diyerek "uluslararası topluluğun, özellikle de İran'la yakın ilişkileri bulunan ülkelerin İran hükümetinden ülkenin hak savunucularını hedef almaktan vazgeçmesini talep etmesi gerektiğini" söyledi.