Video: Greek Authorities Beat, Push Back Migrants into Turkey

Greek law enforcement officers at the land border with Turkey in the northeastern Evros region routinely summarily return asylum seekers and migrants.

(Atina) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı bir açıklamada, Yunanistan’ın kuzeydoğusunda, Türkiye sınırındaki Meriç (Evros) bölgesinde görev yapan Yunanlı güvenlik görevlilerinin sığınmacıları ve göçmenleri düzenli olarak, sorgusuz sualsiz geri gönderdiğini belirtti. Görevliler bazı vakalarda şiddet kullanıyor ve çoğu zaman göçmenlerin yanlarındaki eşyalara el koyarak tahrip ediyorlar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa araştırmacısı Todor Gardos, “hiç bir suç işlememiş olan insanlar, hakları veya güvenlikleri hiçe sayılarak alıkonuluyor, darp ediliyor ve Yunanistan’dan dışarı atılıyorlar” dedi. “Yunanlı yetkililer kanunsuz geri itme yapıldığına ilişkin tekrar tekrar ortaya atılan iddiaları derhal soruşturmalıdır.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü 26 sığınmacı veya göçmenle, Yunanistan’da Mayıs ayında, Türkiye’de ise Ekim ve Kasım aylarında görüştü. Görüşülen kişiler Afganistan, Irak, Fas, Pakistan, Suriye, Tunus ve Yemen’den gelmişlerdi ve aralarında çocuklarıyla seyahat eden aileler de vardı.

Görüşülenler Meriç nehrinden Türkiye’ye doğru 24 ayrı geri itme vakası anlattılar.

Vakaların çoğunluğu Nisan ve Kasım ayları arasında gerçekleşti. Görüşülenlerin tamamı Yunan polisinin düşmanca davrandığını veya şiddet kullandığını belirttiler ve belirgin armaları olmayan üniformalar giymiş maskeli görevlilerden müteşekkil, tanımlanamayan bir güvenlik gücünden bahsettiler. Görüşülenlerin onikisi polisin veya polise eşlik eden bu tanımlanamayan güçlerin onları soyarak, paraları ve kimlikleri başta olmak üzere özel eşyalarına el koyduğunu ve çoğu zaman bunları tahrip ettiklerini anlattı. Yedi kişi polisin veya tanımlanamayan güçlerin elbiselerini veya ayakkabılarını alarak onları Türkiye’ye iç çamaşırlarıyla geri dönmeye zorladıklarını, bunu bazen gece vakti, sıfırın altında sıcaklıklarda yaptıklarını anlattı.

Kötü muamele biçimleri arasında, elle ve copla darp etmek, tekme atmak ve bir vakada ise şok tabancası olduğu anlaşılan bir silah kullanmak var. Başka bir vakada ise, Faslı bir erkek, maskeli bir adamın kendisini saçlarından çekerek yere çömelmeye zorladığını, boğazına bir bıçak dayadığını, onu infaz edermiş gibi yaptığını anlattı. Geri itilenler arasında Suriye’nin Afrin bölgesinden gelen 19 yaşında hamile bir kadın ve Yunanlı yetkililerin kendisinin ve iki küçük çocuğunun ayakkabılarını aldıklarını söyleyen Afganistanlı bir kadın da vardı.

Aralarında sığınmacıların da olduğu giderek artan sayıda göçmen, Nisan ayından bu yana, Yunanistan ile Türkiye arasında doğal bir sınır teşkil eden Meriç nehrini geçmeye çalışıyorlar. Uluslararası Göç Örgütü (UGÖ), Eylül sonu itibariyle, kara sınırından ulaşan 13,784 kişinin kaydını yaptı ki bu sayı geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla, dört misli bir artışa tekabül ediyor.

Türkiye Haziran ayının başından beri, ikili bir geri kabul anlaşması uyarınca yapılan geri göndermeleri askıya alarak, kara sınırı üzerinden eşgüdüm içerisinde yapılan tüm geri göndermeleri durdurdu. Helenik Polis Teşkilatından Albay Georgios Kossioris Temmuz ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne yazdığı bir mektupta, bölgede tutuklanan yeni gelenler ve göçmenlerle ilgili “akut bir sorun” olduğunu ve bunun bazı tesislerde aşırı kalabalıklaşmaya ve bazı polis karakollarıyla, kayıt ve kimlik belirleme merkezlerinde, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün belgelendirdiği türden insanlık dışı koşullara neden olduğunu kabul etmişti.

İnsan Hakları İzleme örgütü tarafından derlenen anlatılar, başka sivil toplum örgütlerinin ve hükümetler arası kuruluşların bulguları ve medyada çıkan haberlerle tutarlılık gösteriyor. Birleşmiş Milletler Mülteci ajansı BMMYK da benzer kaygıları dile getirdi. Avrupa Konseyi’nin İşkencenin Önlenmesi Komisyonu, Haziran ayında yayınlanan bir raporunda komisyona “maskeli Yunan polislerinin veya sınır muhafızlarının veya (para)militer komandoların teknelerle Yunanistan’dan Türkiye’ye geri itme uyguladığına ilişkin çok sayıda birbiriyle tutarlı ve güvenilir iddia ulaştı” dedi. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Kasım ayında, “yerleşiklik kazanmış bir uygulamaya işaret eden” bilgilerin ışığında, söz konusu iddiaların soruşturulması için Yunanistan’a bir çağrıda bulundu. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü Helenik Polis Teşkilatı’nın sınır muhafaza birimi başkanlığına 6 Aralık 2018 tarihinde bir mektup yazarak bulgularını paylaştı. Polis Direktörü Georgios Kossioris yanıtında Helenik Polis teşkilatının sorgusuz sualsiz geri gönderme şeklinde bir uygulama yaptığını kesin olarak reddetti. Kossioris, Yunanistan’a giren tüm göçmenlerin alıkonulması ve kimliklerinin belirlenmesi ile ilgili prosedürlerin tamamının, ilgili mevzuata uygun olarak yürütüldüğünü ve usulsüzlüklerin veya göçmenlerin ve sığınmacıların haklarının ihlal edildiği vakaların “etraflıca soruşturulduğunu” söyledi. Yunan makamları ki bunların arasında Haziran ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü ile görüşen üst düzey bir polis yetkilisi de var, geri itme uygulamaları yapıldığını ısrarla reddediyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü ise on yıldır Yunanlı güvenlik görevlilerinin Yunanistan’ın Türkiye ile kara sınırında sistematik bir sekilde geri itme uyguladığını belgelendiriyor.

Yunan makamları, Yunan polisinin ve sınır muhafızlarının Meriç bölgesinde insanları toplu ve hukuk dışı bir şekilde dışarı atma vakalarına karıştıkları yönündeki tekrar tekrar dile getirilen iddiaları, derhal, şeffaf, etraflı ve tarafsız bir şekilde soruşturmalıdır. Yetkili makamlar şiddet ve aşırı güç kullanıldığına ilişkin iddiaları da soruşturmalıdır. Bu tür kanunsuz eylemlere karışmış güvenlik görevlileri ve onların komutanları hakkında disiplin cezası uygulanmalı ve gerekiyorsa ceza davası açılmalıdır. Uluslararası koruma arayan herkese ilticaya başvurma fırsatı verilmeli ve geri göndermeler, insanların zulme uğrama veya kötü muamele görme riski olan ülkelere geri gönderilmesini engelleyen geri göndermeme ilkesinin (non-refoulment) işletilmesine olanak sağlayacak etkin yasal yollara ve güvencelere erişim imkanı sağlayan bir prosedüre uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

Yunanistan hükümetine Meriç bölgesi de dahil olmak üzere göç kontrolu için mali yardım sağlayan Avrupa Komisyonu, sığınmacıları sorgusuz sualsiz Türkiye’ye geri gönderme uygulamalarına son vermesi için Yunanistan’ı zorlamalı, yetkili makamları şiddet kullanıldığına yönelik iddiaları soruşturmaları için sıkıştırmalı ve AB yasalarını ihlal eden Yunanistan hakkında yasal süreçleri işletmeye başlatmalıdır.

Gardos, “hükümet inkar etse de, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ne Meriç sınırından ulaşmaya çalışan çok sayıda insana kasten ve tam bir cezasızlık ortamında kapıları kapattığı anlaşılıyor,” dedi ve ekledi: “Yunanistan insanları zorla, sorgusuz sualsiz geri göndermeye derhal son vermeli ve herkese insanlık onuruna ve insan haklarına saygılı bir biçimde muamele etmelidir.” 

Sığınmacıların ve göçmenlerin anlatılarının ayrıntıları aşağıda bulunabilir. Tüm isimler değiştirilmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Afganistan, Irak, Fas, Pakistan, Suriye, Tunus ve Yemen’den gelen ve aralarında ikisi Meriç üzerinde Türkiye’ye sorgusuz sualsiz geri gönderildikleri sırada hamile olan yedi kadının da bulunduğu 26 kişi ile görüştü. Yedi vakada geri itilenler çocuklu ailelerdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Yunanistan’da, Flyakio geri gönderme merkezi ile Fylakio kabul ve kimlik belirleme merkezinde ve Selanik’deki Diavata sığınmacı kampında Türkiye’ye geri itildikten sonra Yunanistan topraklarına yeniden girmeyi başarmış insanlarla görüştü. Türkiye’de ise Edirne Geri Gönderme Merkezi ile İstanbul’da, kentin farklı yerlerinde bulunan kişilerle görüşüldü.

Görüşülenlerin tamamının adları, güvenlikleri ve mahremiyetlerinin korunması amacıyla değiştirildi. Görüşmeler mahremiyet içinde ve gizli olarak, görüşülenlerin kendi dillerinde veya akıcı bir şekilde konuştukları dilde, tercümanlar aracılığı ile yapıldı. Görüşülenler anlatılarını gönüllü olarak paylaştılar ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün anlatılarını derlemesine ve yayınlamasına izin verdiler.

Meriç’teki Geri İtmeler

Anlatılan 24 vaka, geri itmenin yerleşik ve eşgüdüm içinde yürütülen bir uygulama olduğunu gösteren sistematik bir tablonun varlığına işaret ediyor. Vakaların çoğu üç önemli özelliği paylaşıyor: Önce yerel polis tarafından yakalanma, polis karakollarında veya Türkiye sınırına yakın gayriresmi yerlerde alıkonulma ve tanımlanabilen güvenlik birimlerinden, tanımlanamayan paramiliter güçlere devredilerek, bunlar tarafından, bazen şiddet de kullanılarak, Meriç üzerinden Türkiye’ye geri itilme. Göçmenler, dokuz vakada üniformalı polislerin kendilerine geri itme öncesinde veya sırasında, kötü muamelede bulunduğunu ifade etti.

Anlatılar, polis ile, tanımlanamayan, genellikle maskeli ve resmi görevliler olup olmadıkları belli olmayan adamlar arasında yakın ve sürekli bir eşgüdümün varlığına işaret ediyorlar. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Mayıs ayında yaptığı bir görüşmede, Yeni Omurlu (Neo Cheimonio) sınır karakolunda görev yapan Teğmen Sofia Lazopoulou lacivert üniformalar giyen polis görevlilerinin karakoldaki hizmetlerden sorumlu olduğunu, askeri kamuflaj üniformaları giyenlerin ise Yunanistan’a kuralsız olarak girmeye çalışan göçmenlerin caydırılmasından ve önlenmesinden sorumlu devriye görevlileri olduklarını söyledi.Görüşülen kişiler polis görevlilerine veya askere benzeyen kişilerin, ayrıca tanımlanamayan maskeli adamların bazılarının, tabanca, kelepçe, telsiz, sprey kutusu ve cop gibi ekipmanlarının olduğunu, bazılarında ise, zırhlı eldivenler, dürbünler ve bıçaklar gibi taktik donanımlar ve tüfek gibi askeri silahlar gördüklerini anlattı.

Geri itmelerin tekrar tekrar uygulanmış olması ve uygulayan görevlilerin açık bir biçimde resmi görevde olmaları, komutanlarının da olup bitenlerden haberdar olduklarına ya da haberdar olmaları gerektiğine işaret ediyor.

Ferhat G.  adında, kırk yaşlarında, Suriyeli bir Kürt erkek iki polis görevlisinin kendisini, karısını ve 12, 15 ve 19 yaşlarındaki üç çocuklarını, 19 Eylül günü terk edilmiş bir tren istasyonunda yakaladığını anlattı. Aile, bir polis karakolunun arka bahçesindeki demir parmaklıklı bir alanda, onlarca kişiyle birlike, beş saat alıkonulmuş. Ferhat söz konusu tren istasyonunun ve polis karakolunun nerede olduğunu söyleyemedi:

60 - 70 kişi, hepimizi bir minibüse doldurdular. Baştan aşağı siyah giysili, maskeli komandolar bizi nehre geri götürdüler. Çok korkuyorduk... Orada başka insanlar da vardı. Çoğu gençti, üzerlerinde şorttan başka bir giysi yoktu. Korkudan kanımız dondu. Minibüsün kapılarını açtıklarında dışarı çıkmaya başladık. “Sırayla, teker teker çıkın” diye bağırdılar ve birini darp ettiler. Bizi onar onar Yunanlı bir asker tarafından kullanılan küçük botlara doldurdular. Kendimi öyle aşağılanmış hissettim ki ağladım.

İnsan Hakları İzleme Örgütü bu yöntemin, küçük değişikliklerle, diğer vakalarda da uygulandığını belgeledi.

Yakalama

Görüşülenlerden yirmibiri polis devriyelerinin onları sınıra yakın kasaba ve köylerde veya tarlalarda gözaltına aldığını belirtti. İki kişi, bindikleri otobüsten veya trenden, bulundukları araç kalktıktan az sonra, polisler tarafından indirildiğini anlattı. Üç kişi kendilerini yakalayan ve hemen ardından sınıra götüren adamları tanımlayamadıklarını söyledi. Görüşülenler polis arabalarıyla, kamyonetlerle, camsız ve üzerinde herhangi bir işaret olmayan beyaz minibüslerle veya askeri araç izlenimi veren yeşil veya kamuflaj boyalı daha büyük kamyonlarla taşındıklarını anlattılar.

Karim L. adındaki 25 yaşındaki Faslı bir adam, polis görevlilerinin kendisini 8 Kasım günü Dedeağaç’a (Alexandroupoli) giden bir trenden indirdiğini anlattı. Trenin öğleden sonra 12:37’de Kumçiftliği’nden (Orestiada) kalkışından kısa bir süre sonra, polis görevlileri yabancı olduğundan şüphelendikleri insanlardan pasaportlarını göstermelerini istemiş ve Karim’le birlikte beş altı kişiyi daha trenden indirmişler. Polis, Karim’i yakındaki bir karakola götürüp orada iki gece tutmuş. Sonra polis üniforması giyen, siyah maskeli dört adam onu bir minibüsle sınıra götürmüş. Karim adamların ona fiziksel şiddet uyguladığını ve infaz eder gibi yaptığını, sonra da Türkiye’ye geri ittiğini anlattı. Karim’in fotoğrafı çekilmemiş, parmak izi alınmamış veya kendisine okuması ve imzalaması için herhangi bir kağıt verilmediği gibi, neden gözaltına alınmış olduğuna ilişkin kendisine başka şekilde bilgi verilmemiş. Karim, karakolda bulunan üç hücrede, aralarında çocuklu ailelerin de olduğu başka kişilerin de alıkonduğunu anlattı.

Mahsa N. adında Afganistanlı bir kadın, üniformalı polis görevlilerinin kendisini, kocasını ve 5, 9 ve 11 yaşlarındaki üç çocuğunu ve akrabası olmayan iki Afgan erkeğini, Yunanistan’a girmek için yaptıkları üçüncü denemede, bulundukları otobüsün Dedeağaç’tan yola çıkmasından 15 dakika sonra otobüsten indirdiğini anlattı. Aynı gün, onları yakalayan polis tarafından Meriç nehrine götürülerek, Türkiye’ye geri itilmişler. Mahsa, Meriç nehrine vardıklarında, orada teknelerle geri gönderilmek için bekletilen başka insanların da bulunduğunu görmüş.

Dila E. adında, 25 yaşındaki Suriyeli bir kadın, Nisan sonlarında Meriç nehrini geçtikten hemen sonra yaşadıklarını aktardı. Kadın aralarında dört çocuğun da olduğu yedi kişiyle birlikte, sınır yakınlarındaki küçük bir kasabada yürümekteyken, kim olduğunu bilmediği maskeli adamlar tarafından Türkiye’ye geri itildiğini anlattı:

Arabayla gelip bizi aldılar. Bizi beyaz bir minibüse koydular. İçeriden hiç bir şey göremiyordunuz. Bizi doğrudan nehre götürüp, lastik bir botla karşıya geçmeye zorladılar. Herkesin cep telefonlarını aldılar, elbiselerini çıkarttırdılar, bazılarının parasını bile aldılar.

Malik N., adındaki, 26 yaşında Faslı bir Adam, 13 Kasım günü, üniformalı polis görevlilerinin onu ve yanındaki üç adamı, sınıra iki kilometre mesafedeki Dimetoka (Didymoteicho) ilçesindeki bir benzin istasyonun yakınlarında durduğunu anlattı. Malik polislerden birinin bir telefon görüşmesi yaptığını ve on beş dakika sonra beyaz bir minibüsün geldiğini söyledi. Kim olduklarını bilmediği iki adam onu ve gruplarından iki kişiyi daha, “kışla” olarak tanımladığı bir yere götürmüş: “Bizi bir arabaya bindirmişlerdi. İçerisi iyi yapılmıştı, oturacak yer yoktu ve karanlıktı. Üzerinde hiç bir işaret yoktu... [Kışlada] feci bir koku vardı ve görevliler de maskeliydi... 30 kişi vardı.” 

Maskeli adamlar ertesi akşam onu sınıra götürmüşler:

Maskeli adamlar geldikten sonra bize bağırmaya ve kapıda teker teker her birimize coplarla vurmaya başladılar. Kışlanın dışında sekiz kadar adam vardı ve hepsinin ellerinde kalın plastik coplar bulunuyordu. Siz arabaya yürürken vuruyorlardı. “İslam’ı si.eyim.” diye bağırıyorlardı. Otuzumuzu bir minibüse doldurdular. İçeride iskemle yoktu. Boğulacak gibi oldum. Çok havasızdı. Nehre vardığımızda, insanlara donlarına kadar soyunmalarını emrettiler. Telefonlarımı, 1500 Euro paramı ve gözlüklerimi alıp kırdılar.

Sardar T. adında 18 yaşındaki Afgan erkek, üniformalı polislerin onu ve birlikte seyahat ettiği insanları, 23 Nisan günü, Dimetoka otobüs terminalinde yakaladığını anlattı. Polis beyaz bir minibüsle gelmiş ama sonra askeri bir kamyona benzeyen, üzerinde yeşil kamuflaj olan büyük bir araba getirmiş. İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacıları, Yeni Omurlu sınır karakolunun bahçesinde, park halinde, tanımlanana benzeyen bir araçla birlikte, üzerinde polis arması olmayan çok sayıda beyaz minibüsün de bulunduğunu gördü. Sardar, kendisini Türkiye’ye geri iten görevlilerin üzerinde polis üniformaları olduğunu, yüzlerinde ise sadece gözlerini açıkta bırakan maskeler bulunduğunu söyledi.

Alıkonma

Görüşülenlerin 13’ü, sınıra yakın resmi ve gayri resmi yerlerde, birkaç saatten beş güne dek uzayabilen sürelerle alıkonulduklarını bildirdi. Bunlardan beşi bir polis karakoluna, sekizi ise yakınlardaki köylerin ve kasabaların dışında veya tarlalarda bulunan ve yakalanmış göçmenleri tutmak için kullanıldığını söyledikleri binalara götürüldüklerini anlattı. Polis karakoluna götürüldüğünü söyleyenler de dahil olmak üzere, görüşülenlerden hiç birinin kimlik tespiti usulüne uygun bir şekilde yapılmamış ve hiç biri kayıt altına alınmamış. Anlaşıldığı kadarıyla hepsi tümüyle keyfi bir biçimde ve hiç kimseyle görüştürülmelerine izin verilmeden alıkonulmuşlar.

Bir seferde 20-30 ila yüz kişinin, yemek, su, ve sıhhi malzeme verilmeden alıkonulup, daha sonra Meriç nehrine götürülerek, Türkiye’ye geri dönmeye zorlanması mümkün olabiliyor. Görüşülenler tanımlanamayan binaları, içinde bir kaç döşeğin ve sadece bir adet pis tuvaletin bulunduğu “hapishane gibi” ve “depo gibi” yerler olarak tasvir ettiler. Kadınların ve ailelerin, ya akrabaları olmayan erkeklerle birlikte, ya da, bazı vakalarda, bitişik odalarda tutulduğunu anlattılar.

Türkiye’ye sorgusuz sualsiz üç defa geri gönderilen Mahsa adındaki Afganistanlı kadın, kendisinin ve ailesinin, Ağustos ayı sonundaki ikinci geri itilişlerinden evvel, akrabaları olmayan ve kendileri de gözaltında tutulan erkeklerle birlikte, içinde yatak ve ısıtma olmayan karanlık bir odada beş gün tutulduklarını anlattı. Kendilerine yemek verilmemiş. Küçük çocuklarının kışlık paltoları ve çok sevdikleri sırt çantaları ile oyuncağı başta olmak üzere, özel eşyaları da kendilerine iade edilmemiş. Kemerlerinde tabanca, cop ve biber gazı kutuları asılı olduğu anlaşılan en az on muhafız, insanları kontrol edip, kapıyı kilitliyor, ama onlara hiçbir bilgi vermiyormuş. Mahsa muhafızların kendisiyle aynı odada tutulan erkekleri darp ettiğini görmüş: “Üzerlerinde arkasında, büyük harflerle Yunanca bir şeyler yazan mavi bir üniforma vardı. Bize pislik dediler.” 

Azadeh B., adında, 22 yaşında, kocası ve 2 ve 4 yaşlarındaki iki çocuğuyla seyahat eden Afganistanlı bir kadın Yunanistan’dan iki defa geri itildiklerini ve Ekim ayında ikinci defa geri itilmeden evvel, tarlaların ortasında bulunan bir yapıdaki bir odada, 5 gün boyunca alıkonulduklarını anlattı:

Hiç bir şey görmüyor, duymuyorduk. Hiç bir şey imzalamamızı istemediler ya da bize bir şey söylemediler. Muhafızlar kapıyı üzerimize kapayıp kilitlediler. Aileler su istediğinde, kirli şişelere su doldurup, kapıdan içeri attılar. Her şeyimizi, Kur’anımızı bile aldılar. Onlardan hiç değilse çocuklarımızın ayakkabılarını geri vermelerini istedik ama vermediler. Bir daha geri gelmeyelim diye böyle yapıyorlar. Değerli bir şeyse kendilerine alıyorlar, beğenmedikleri bir şeyse çöpe atıyorlar.

Kadın, 80 kadar kişi tarafından paylaşılan 40 metrekare civarındaki odada bulunan ve hepsinin de göçmen olduğunu tahmin ettiği insanlardan sadece çocuklara bir kaç bisküvi verildiğini anlattı.

Hassan I., adında, 30 yaşlarında Tunuslu bir adam, Ağustos başlarında, dört arkadaşı ile birlikte, şiddetle geri itilmeden önce bir gün alıkonulduğunu belirtti. Alıkondukları yerin askeri bir üsse benzediğini, zira tutuldukları odanın yakınında park halinde kamyon ve tank gibi askeri araçlar gördüğünü söyledi. Söz konusu yer, sivil bir arabadaki mavi üniformalı iki polis görevlisi tarafından o günün sabahında durdurulup alındıkları Kumçiftliği kentine arabayla 15 dakika mesafedeymiş.

Polis onları söz konusu yere götürdüğünde, orada bulunan muhafızlar onları şiddetle duvara yaslayıp üzerlerini aramış ve onları darp etmiş. Hassan, “önce telefonlarımızı istediler, sonra da para sordular,” dedi. “Bize ‘malaka’ [g.t anlamına gelen Yunanca bir küfür] diye bağırdılar. Şoke oldum. Aşağılanmış hissettim. Onlardan sim kartlarımız olsun, hafıza kartlarımız olsun, bir şey istemeye kalktığımız anda bize vuruyorlardı.” Hassan ve arkadaşları depo gibi bir odaya kapatılmışlar. Yandaki odadan çocuklu ailelerin sesleri geliyormuş. Hassan, akşam saat 9 gibi kamyonlarla sınıra götürülmek üzere alındıklarında, sadece bir kaç iskemle,  bir tuvalet ve bir musluğun bulunduğu, 24 metrekarelik odadaki insan sayısının tahminen 80 kişiyi bulmuş olduğunu anlattı.

Zara Z., adındaki, Suriye’nin Afrin bölgesinden gelen, 19 yaşındaki hamile bir kadın, Mayıs ayının ortalarında kamuflaj üniformaları giymiş adamların kendisini ve kocasını durdurduklarını ve içinde yatak ya da başka bir mobilyanın olmadığı bir odada, başka göçmen ailelerle birlikte, yemek ya da su vermeksizin bir gece alıkoyduklarını söyledi. Ertesi gün bir minibüsle Meriç nehrine götürülmüş ve oradan bir bota bindirilerek, Türkiye’ye geri itilmişler.

Meriç Nehrinden Geri İtme

Görüşülen kişilerin tamamı Türkiye sınırına 60 ila 80 kişilik gruplar halinde, askeri kamyonlarda veya üzerinde herhangi bir işaret olmayan minibüslerde taşındıklarını anlattı. Üçü dışındaki tüm vakalarda görevliler siyah veya kamuflaj pantolon giyiyormuş ve suratlarında tanınmalarını imkansız kılan maskeler varmış. Üç vakada ise, görüşülenler, nizami lacivert ve kamuflaj üniformalı polisler tarafından nehre götürüldüklerini anlattı. Görüşülen 26 kişiden 10’u, geri itme operasyonu sırasında şahsen fiziksel olarak saldırıya uğradığını veya başkalarının kötü muameleye uğradığına şahit olduğunu söyledi.

Karim adındaki 25 yaşındaki Faslı bir adam, 10 Kasım günü yakalandıktan sonra, Yunan polisinin onu, polis üniforması giyen maskeli adamlara devrettiğini ve Türkiye’ye geri itilirken şiddet gördüğünü anlattı. Maskeli görevlilerden ikisi, elbiselerini ve ayakkabılarını çıkartmasını emrettikten sonra Karim’i iterek yere düşürmüş ve copla darp etmiş, sonra da adamlardan bir tanesi onu infaz eder gibi yapmış. Onu saçlarından çekip, yerde diz çökmeye zorlamışlar ve maskeli görevli boğazına bir bıçak dayayarak, kötü bir İngilizceyle “Yunanistan’a geri dönenler ölür,” demiş. Karim geceleri uyuyamadığını ve sürekli olarak kabus gördüğünü anlattı.

Dört arkadaşı ile 10 veya 11 Ağustos günü geri itilen Tunuslu Hassan, kamyonla sınıra götürüldükten sonra, siyah elbiseli ve maskeli adamlardan kötü muamele gördüğünü anlattı. Adamlardan bir tanesi bir şok tabancasını Hassan’ın beline dayayarak kullanmış ve iki ay sonra dahi izleri hala görülebilen yanıklar oluşmasına neden olmuş. Hassan grubun yaralarının video kaydını gösterdi. Kayıt olaydan bir gün sonra yapılmış ve ilk olarak 12 Ağustos günü sosyal medyada paylaşılmış. Kayıtta, Hassan’ın sırta, bele ve uzuvlara alınan darbelerden kaynaklandığını söylediği bere izleri görülüyor. Maskeli adamlardan bir tanesi, ona İngilizce, “seni bir daha görürsem öldürürüm” demiş. Hassan, kendisiyle görüşüldüğü sırada İstanbul’daki parklarda yatıyordu ve tüm özel eşyalarına Yunanistan’da el konmuştu. 

Amir B. adında, yirmili yaşlarında Tunuslu bir adam, Eylül ayının sonlarında, Yunanistan’a girip, altı gün boyunca saklandıktan sonra, Türkiye’ye geri itilmiş. Amir, Dedeağaç yakınlarından sınıra, aralarında 30 kadar kadın ve birkaç da çocuk olan 80 kişilik bir grubu taşıyan iki kamyondan birinde taşınmış. Maskeli adamlar, insanlar kamyondan inerken onları iteklemiş ve nehre doğru iteklerken de susmalarını emretmişler. Görevliler daha sonra insanları onar kişilik daha küçük gruplara ayırıp, ayakkabılarını çıkartmalarını emretmişler. Kadınlar paltolarını vermek zorunda kalırken, bazı erkekler de iç çamaşırlarına kadar soyulmuşlar. Amir’in cebinde parasının da bulunduğu kot pantolonu ateşe atılmış. Küçük bir bot taşıyan siyah bir kamyonet geldiğinde, muhafızlar dürbünlerle karşı kıyıyı kontrol etmiş ve sonra 10 kişilik grupları, sırayla karşı kıyıya geçirmek için küçük botu kullanmışlar.