Türkiye’de olağanüstü hal sırasında Ankara’da bulunan insan hakları heykelinin çevresi, halka açık yürüyüş ve gösterilerde bir alan olarak kullanılmasını önlemek amacıyla polis barikatıyla kuşatıldı, 2017. 

© 2017 private
(İstanbul) — İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada 18 Temmuz 2018 tarihinde resmen biten olağanüstü hal (OHAL) boyunca Cumhurbaşkanına ve yürütme organına verilmiş, hak ihlallerine yol açmaya eğilimli yetkilerin çoğunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinden aceleyle çıkartılmak istenen bir kanun tasarısıyla muhafaza edileceğini belirtti.

Kanun tasarısı, önümüzdeki üç yıl boyunca, hakimlerin ve diğer tüm devlet görevlilerinin, Cumhurbaşkanlığı altındaki yetkililer tarafından keyfi olarak azledilmelerine olanak tanıyacak. Söz konusu tasarı, ayrıca, yetkililere Türkiye içinde seyahat özgürlüğünü kısıtlama, toplantı ve yürüyüşleri yasaklama olanağı verirken, kolluğun da bazı şüphelileri 12 güne kadar gözaltında tutmasını ve aynı olayla ilgili soruşturma kapsamında tekrar tekrar gözetim altına almasını mümkün kılacak. Kanun tasarısı bu yetkilerin kullanımının yargı organlarınca denetlenmesini yeterli ölçüde sağlamaktan uzak olduğu gibi, bu yetkilerin kullanımının hak ihlallerine yol açtığı durumlarda mağdurlara anlamlı bir tazmin veya telafi olanağı da sunmuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “OHAL’in kaldırılması insan hakları açısından iyi bir işaret olarak görülmeliydi ama bu kanun tasarısından açıkça anlaşılıyor ki hükümet OHAL’in sadece adını kaldırmayı planlıyor,” şeklinde konuştu. Williamson, “hükümet bu kanun tasarısını rafa kaldırmalı ve Türkiye’de insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü tam olarak yeniden tesis etmeli,” dedi.  

İki yıl boyunca süren OHAL, 2016 yılındaki, 250 kişinin öldüğü şiddetli darbe girişiminden sonra ilan edilmişti. OHAL, yürürlükte olduğu süre boyunca, hükümetin ülkeyi meclis ve yargı denetimine tabi olmayan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) yönetmesine olanak vermişti. Bu süre zarfında Türkiyeli yetkililer 130.000 devlet görevlisini, darbeyle veya terör örgütleriyle ilişkili oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkartmış, mahkemeler 77.000 kişiyi bu suçlarla tutuklamış, daha fazlasını ise yargılamaya başlamıştı. Çok sayıda medya organı kapatılmıştı.

Yargı ve meclis denetiminin zayıfladığı bir icracı başkanlık sistemi 2017 Nisanında yapılan bir Anayasa referandumuyla onaylanmıştı. Söz konusu anayasa değişiklikleri 2018 Haziran’ında yapılan baskın seçimlerden sonra tam olarak yürürlüğe girerek, Cumhurbaşkanlığı’na, OHAL koşullarında sahip olduğu yetkilere denk çok sayıda yetkiyi kalıcı olarak verdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Meclis Adalet Komisyonunun 19 Temmuz’da görüşmeye başladığı kanun tasarısı, OHAL yetkilerinin olağanlaştırılması yolunda bir adım daha atılması anlamına geliyor.  Tasarının önümüzdeki günlerde meclis genel kuruluna sunulması ve meclisteki muhalefet partilerinin güçlü itirazlarına rağmen, kanunlaşması bekleniyor.

23 Maddelik kanun tasarısının genel gerekçesinde tasarının amacı “terör örgütleriyle olağan dönemde... etkin mücadele edilebilmesi” ve “anayasal güvence altındaki temel hak ve özgürlükler korunmak suretiyle” darbe girişimlerinin engellenmesi olarak ifade ediliyor. Ancak tasarıda getirilen ana düzenlemelerden bazıları temel insan haklarıyla doğrudan çelişen ve bu hakların korunmasını baltalayan bir nitelik taşıyor.

Kanun tasarısı hükümete, üç yıl boyunca, “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” devlet görevlilerini, yargıçları, savcıları, askeri personeli veya kolluk mensuplarını azletme yetkisi veriyor.

Bu şekilde azledilen kişiler hakkında ceza kovuşturması açılması muhtemel ki OHAL koşulları altında bu olmuştu. Söz konusu düzenleme yargıçları ve savcıları da ilgilendirdiğinden, yargı erki üzerindeki siyasi kontrolun daha da artmasına yol açabilecek ve yürütmenin hoşuna gitmeyecek bağımsız kararlar verme ihtimali olan hakimler, sürekli olarak azledilme ve yargılanma tehdidi altında tutulabilecekler.

Tasarı Cumhurbaşkanına iki yıllık OHAL süresi boyunca getirilen keyfi ve orantısız önlemleri kalıcı kılabilmesi için çok büyük bir alan açıyor. Azledilenlerin sadece kendilerini azleden makama itirazda bulunmasına izin veriliyor. Kanun tasarısı ayrıca bu kişilerin pasaportlarına el konulmasına, eşlerinin pasaportlarının iptal edilmesine ve eş ve çocuklarıyla ilgili bilgi toplanmasına da izin veriyor.

Tasarı muğlak kamu düzeni gerekçeleriyle seyahat ve toplantı özgürlerinin ciddi bir şekilde kısıtlanmasına da izin veriyor. Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinden sonra artık Cumhurbaşkanı tarafından atanan valilere “kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişilerin” illerindeki belirli yerlere giriş ve çıkışını on beş güne kadar sınırlama yetkisi verildiği gibi, aynı gerekçelerle belli yerlerde ve saatlerde herhangi bir şekilde dolaşmayı ve toplanmayı sınırlama yetkisi de veriliyor. Bunlar, aslında, ancak OHAL süresince kullanılabilen tipik yetkiler, ancak geçtiğimiz iki yıl boyunca bu yetkilerin kullanılmasına pek gerek kalmamıştı, zira pek çok insan protesto gösterisi yapmaktan korkar hale gelmişti.

Bu tür yetkilerin silahlı bir kalkışmanın engellenmesi gibi meşru amaçlarla kullanılması mümkün olsa da, bu yetkilerin, barışçı protesto gösterisi ve toplanma haklarını, ya da Türkiye içinde seyahat özgürlüklerini kullanan kişilere karşı keyfi ve ayırımcı bir şekilde kullanılmasını engelleyebilecek hiç bir mekanizma yok.

Yasa tasarısı, kolluk güçlerinin, savcılığın onayıyla, şüphelileri ek ifade almak için aynı olayla ilgili olarak tekrar tekrar gözetim altına almasını üç yıl boyunca mümkün kılan bir düzenleme de içeriyor. OHAL sırasında yayınlanan bir KHK bu uygulamaya da izin veriyordu ve sık sık kullanılmıştı.

Bu OHAL düzenlemesini üç yıl daha uzatmak, hakkında yürütülen ceza kovuşturması sırasında özgür ya da tutuklu durumdaki bazı şüpheliler için polis tarafından gözetim altına alınmanın bir döner kapı uygulamasına dönüşmesine ve bu kişilerin gözetim altındayken hak ihlallerine uğrama risklerinin artmasına yol açabilir. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2017 Ekiminde yayınlanan bir raporda, tutuklu olarak bulundukları hapishaneden polis gözetimine geri alınan, orada uzun süre tutulan ve işkence gören iki kişinin vakalarını belgelemişti. 

İlk aşamada üç yıl boyunca geçerli olacak başka bir düzenleme ise, kolluğun “terör ve örgüt faaliyetleri kapsamında” veya devlete karşı işlenen diğer suçlardan şüpheli olarak gözaltına aldığı kişileri 12 güne kadar gözaltında tutmasına olanak sağlıyor.  İlk gözaltı süresi iki ila dört gün arasında belirlenmekle birlikte, bu süre, şüphelinin hakim karşısına çıkartılmasıyla, iki kez uzatılabiliyor. Bu gözaltı süresi, OHAL sırasında uygulanan ve 14 güne kadar uzatılabilen 7 günlük gözaltı süresiyle neredeyse aynı uzunlukta. Tasarıda bu düzenlemenin gerekçesi olarak, belirli koşullarda 14 güne kadar gözaltına yasal olarak izin verilen sorunlu İngiltere örneği gösteriliyor. 

Kolluktaki gözaltı sürelerinin, şüphelinin hakim karşısına çıkartılmasıyla onaylanarak da olsa uzatılması, darbe girişiminden bu yana Türkiye’de kolluk gözetimi altında yaşanan işkence ve kötü muamele vakalarının yeniden ciddi kaygı uyandıracak bir düzeye ulaştığı gerçeği de göz önüne alındığında, özellikle endişe verici bir nitelik taşıyor.

Kanun tasarısı, mahkemelerin, kişilerin tutukluluk durumunu, kendilerinin ve avukatlarının bulunduğu duruşmalarda inceleme sıklığını da azaltıyor. Kişilerin tutukluluk durumu, halen, tutuklunun avukatıyla birlikte kendisinin de, en azından SEGBIS vasıtasıyla katıldığı duruşmalarda, otuz günde bir inceleniyor. Kanun tasarısı ise tutukluk incelemelerinin otuz günde bir dosya üzerinden karara bağlanmasını, tutuklunun ve avukatınınsa doksan günde bir dinlenmesini öngörüyor. Bu düzenleme bir tutuklunun tahliye edilme şansını azaltarak özgürlük hakkının ihlal edilmesine yol açabileceği gibi, tutuklu kişinin bir hakim tarafından düzenli olarak fiziksel olarak görülmesini engelleyeceği için, kötü muamele riskini de artırabilir.

Williamson, “Bu tasarıda verilen yargıçları azletme, protesto gösterilerini insanların seyahat özgürlüklerini kısıtlayarak yasaklama ve insanları aynı olaydan dolayı tekrar tekrar gözetim altına alma gibi yetkiler OHAL’in adı dışında herşeyiyle devam edeceğini gösteriyor,” dedi ve ekledi: “OHAL bitmiş olmasına bitti, ama hukukun üstünlüğü de bitti.”