TBMM'de anayasa değişikliği teklifi görüşmeleri, 12 Ocak 2017

REUTERS/Umit Bektas

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhurbaşkanının yetkilerini artıracak ve yürütme üzerindeki denge ve denetleme sistemini temelden sarsacak anayasa değişikliklerini oyladığını söyleyerek, bu anayasa değişikliklerinin insan haklarının, hukukun üstünlüğünün ve ülke demokrasisinin geleceğine yönelik büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti.

Kanun teklifi Cumhurbaşkanına denetimsiz yetkiler veriyor. Hükümet bu teklifi, ülkede olağanüstü hâl uygulaması devam ederken, bağımsız basının susturulduğu ve kamuoyu tartışmalarının kısıtlandığı baskıcı bir ortamda, alelacele Meclis’ten geçirmeye çalışıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson “Önerilen anayasa değişiklikleriyle yetkiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’da toplanıyor ve yürütmenin üzerindeki, zaten zayıf olan denge ve denetleme sistemleri daha da güçsüzleştiriliyor. Meclis hukukun üstünlüğü ilkesinin içini boşaltacak ve ülke demokrasisinin altını oyacak bu anayasa değişikliklerini reddetmelidir” dedi.

TBMM, başkanlık sistemini getiren 18 maddelik değişiklik paketini 9 Ocak 2017’ta oylamaya başladı ve 15 Ocak’ta tamamlanan birinci tur oylamada Meclis tüm maddeleri kabul etti. İkinci turun 18 Ocak'ta başlaması bekleniyor. Onaylanması halinde, kanun teklifi muhtemelen Nisan başında yapılacak referandumda halka sorulacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) önerdiği şekliyle icracı Cumhurbaşkanlığı’nın getirilmesi halinde bu 1950 yılında çok partili sisteme geçilmesinden bu yana Türkiye’nin politik kurumlarında yapılmış en önemli değişiklik olacak. Bu değişiklik Cumhurbaşkanı'na bakanları atama, kararnameler yoluyla yasa koyma, Meclis’i feshetme ve yeniden kurma ve yargıdaki atamaları kontrol etme yetkileri veriyor. Söz konusu değişikliklerle başbakanlık makamı kalkıyor ve gensoru oylamalarının kaldırılması ve milletvekillerine Cumhurbaşkanına soru sorma imkanının tanınmaması gibi düzenlemelerle, Meclisin yürütme üzerindeki denetim yetkileri zayıflatılıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü bu kadar kapsamlı bir değişiklik için bundan daha kötü bir zamanlama seçilemeyeceğini söyledi. Temmuz’daki darbe girişiminin ardından yürürlüğe konan ve hâlâ devam eden olağanüstü hal yönetimi hükümete ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle, meclisin ve yargısal denetimin zayıfladığı bir ortamda yönetme olanağı veriyor. Gündemdeki anayasa değişikliklerinin yapılması halinde, Cumhurbaşkanının olağanüstü hâl döneminde üstlendiği yetkiler fiilen kalıcı hale gelecek.

Temmuz 2016’dan bu yana 160’dan fazla medya organının ve yayınevinin kapatılması ve 140’ın üzerinde gazeteci ve medya çalışanın tutuklanarak hapse atılmasıyla, Türkiye’deki bağımsız basın neredeyse tamamen susturuldu. 100.000’den fazla kamu görevlisi, herhangi bir hukuki süreç işletilmeden, sorgusuz sualsiz işten çıkarıldı ya da açığa alındı. 40.000’in üzerinde kişi darbe girişimine katılmak ve terör örgütü olarak kabul edilen Fethullah Gülen hareketiyle veya hükümetçe silahlı Kürdistan İşçi Partisi’yle (PKK) ilişkili olarak addedilen Kürt siyasi hareketiyle bağlantılı olmak suçlamalarıyla tutuklanarak hapse atıldı. Hapse atılanlar arasında Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) iki eşbaşkanı ile partinin dokuz milletvekili de bulunuyor. Bu bağlam, kamuoyunda anayasa değişikliklerine ilişkin açık ve özgür bir tartışmanın yürütülmesi ihtimalini son derece kısıtlıyor.

Avrupa Konseyi’nin anayasa konularında danışma grubu olan Venedik Komisyonu, olağanüstü hâl dönemi yetkilerinin devlet memurlarının topluca işten çıkarılması ve sivil toplum kuruluşların kapatılması gibi amaçlarla kullanılması konusunda duyduğu kaygıları dile getirmiş ve “tüm olağanüstü rejimlerin en önemli özelliğinin geçici olmalarıdır” vurgusunu yapmıştı.

Türkiye hükümeti değişiklik önerilerine model olarak Amerika Birleşik Devletleri başkanlık sistemine atıfta bulunuyor. Ancak, ABD anayasasında başkanın yetkileri, devletin yasama ve yargı yetkilerini haiz organlarıyla sınırlandırılmıştır ki Türkiye anayasasındaki değişiklik önerileri için bu durum söz konusu değildir.

Değişiklik paketinin kabul edilmesi için 330 milletvekilinin lehte oy vermesi gerekiyor. Mecliste 316 koltuğa sahip  iktidar partisi AKP, Milliyetçi Hareket Partisi’yle (MHP), bu partiye mensup en az 14 milletvekilinİn teklifi desteklemesi konusunda anlaştı. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve HDP teklife güçlü biçimde karşı çıkıyor. Oylamanın gizli yapılması gerekirken, iktidar partisi milletvekillerinin oy pusulalarını göstererek ve teklifi onayladıklarını açıkça belli ederek bu kuralı hiçe saydıkları televizyon ekranlarına yansıdı.

Williamson, “On yıl önce, Türkiye insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne daha fazla saygının olduğu bir yönde ilerler gibi gözüküyordu. İcracı bir Cumhurbaşkanlığı sistemine yönelik planlar, Türkiye’yi tam aksi yöne döndürecek ve AKP reformlarından geriye olumlu ne miras kaldıysa onları da yok edecek” dedi.

Değişikliklere ilişkin kaygıların detayları için lütfen aşağıya bakın.

Teklifteki unsurlar bütüncül bir biçimde ele alındığında, teklifle Cumhurbaşkanının yetkileri hem doğrudan hem dolaylı olarak oldukça güçleniyor ve yasama, yürütme ve yargı arasındaki sınır muğlaklaşarak erkler ayrılığının altı oyuluyor. Teklifin en sorunlu unsurları şunlar:

Cumhurbaşkanının yetkilerinin artması

  • Cumhurbaşkanı, yeni oluşturulan bir makam olan Cumhurbaşkanı yardımcılarının yanı sıra  tüm bakanları ve üst düzey kamu yöneticilerini atama ve görevlerine son verme yetkisine sahip olacak. Ayrıca bu atamaların nasıl yapılacağını ve teşkilat yapılarını düzenleyen kararnameler çıkarabilecek. Başbakanlık makamı kaldırılıyor.
  • Cumhurbaşkanı, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yürütme yetkisine ilişkin konular” da dahil olmak üzere, kararnameler yoluyla yasa koyabilecek. Ayrıca “milli güvenlik politikalarını belirleme ve gerekli tedbirleri alma”  ve “ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verme” yetkisine de sahip olacak. Her ne kadar temel haklar Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemese de, Cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin kapsamının genişliği ve muğlaklığı ile Meclis ve Yargı denetiminin zayıflatılması bu teminatı ciddi oranda zayıflatacaktır.
  • Cumhurbaşkanı altı ayı geçmemek kaydıyla olağanüstü hâl ilan edebilecek, Meclisi feshedebilecek ve seçimleri yenileyebilecek. Cumhurbaşkanı ayrıca Meclisin gönderdiği kanunlar üzerinde daha geniş veto yetkisine de sahip olacak.

Meclisin zayıflaması

  • Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıksa da, Meclis Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardan oluşan yürütme üzerindeki denetim yetkisini kaybedecek. Meclis hükümet ve başbakan hakkında gensoru önergesi verme hakkını kaybedeceği gibi, milletvekilleri sadece cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı soru önergesi verebilecek; cumhurbaşkanına yazılı soru önergesi verilemeyecek.
  • Meclis kanun yapma yetkisini haiz olmayı sürdürecek, ancak cumhurbaşkanının meclis tarafından yapılan kanunlar üzerindeki veto yetkisi artacak.
  • Meclis Cumhurbaşkanı tarafından sunulan bütçe teklifini onaylamasa dahi, önceki yılın bütçesi değerleme oranına göre artırılarak cumhurbaşkanının yine de bütçesiz kalmaması sağlanacak.

Cumhurbaşkanı ile Mecliste bulunan siyasi partiler arasındaki biçimsel ayrılığın sona ermesi

  • Halen yürürlükte olan Cumhurbaşkanı'nın üye olduğu siyasi partiyle ilişkisini kesmesi şartı kaldırılarak, Cumhurbaşkanının Meclisteki çoğunluk partisinin başkanı olmasının yolu açılacak. Cumhurbaşkanının Mecliste grubu bulunan bir partinin kontrolunu biçimsel olarak elinde bulundurmasına imkan vermek, yürütme ve yasama erkleri arasındaki ayrılığı zayıflatacaktır.
  • Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı gün yapılmasını düzenleyen madde, Cumhurbaşkanı adaylarının bir partiyle güçlü bir ittifak yapmasına yol açacak ve erkler ayrılığı ilkesini daha da zayıflatacaktır.

Yürütmenin yargıdaki atamalar üzerindeki denetiminin artması

  • Cumhurbaşkanının meclisteki parti politikasında rol sahibi olması yürütmenin yargıdaki atamalar üzerindeki kontrolünü artırarak yargının bağımsızlığını ve yürütme üzerindeki denetim rolünü daha da zayıflatacaktır. Avrupa Konseyi’nin anayasa konularındaki en önemli danışma grubu olan Venedik Komisyonu yargının yürütme üzerindeki denetimini hukukun üstünlüğünün temel kriteri olarak tanımlar.
  • Cumhurbaşkanının hem Cumhurbaşkanı sıfatıyla, hem de Meclisteki parti politikalarında baskın bir güç olarak sahip olacağı ikili rol, ona yargıdaki atamaları hem Cumhurbaşkanlık makamından hem de Meclisten kontrol etme imkanı verecek. Üye sayısı 22’den 13’e düşürülen Hakim ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin yarısını doğrudan Cumhurbaşkanı atarken, diğer yarısı da Meclis tarafından atanacak. Cumhurbaşkanının Meclisteki konumu göz önüne alındığında, yargıdaki tüm atamalarda temel rol oynayan bu kurulun bütün üyelerinin seçilmesinin kontrolünün Cumhurbaşkanında olacağı anlaşılıyor. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasıyla ilgili olarak da, cumhurbaşkanı dört üyeyi doğrudan atama yetkisine sahip olacak. Üst mahkemeler, Yükseköğretim Kurulu ve Meclis üzerindeki gücü sayesinde de, mahkemenin diğer 11 üyesinin seçilmesinde dolaylı yetkisi olacak.
  • Böyle bir bağlamda, yargının bağımsız olabileceği ve yürütme üzerinde etkin bir denetleme aracı olabilmesi veya olmak istemesi ihtimali çok düşük. Örneğin, cumhurbaşkanı tarafından kontrol edilen bir Anayasa Mahkemesinin, Cumhurbaşkanı kararnamelerini anayasaya aykırı bulması veya genel olarak yürütmeden hesap sorması pek ihtimal dahilinde olmayacaktır.