(Diyarbakır) – Emekli Tuğgeneral Mete Sayar ve beş eski askeri personelin 1993 yılında Görümlü köyünde altı köylüye işkence yaparak öldürdükleri iddiasıyla Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına başlanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, 5 Kasım 2013 tarihinde başlayacak davanın 1990'lı yıllarda Türkiye'nin güneydoğusunda devlet tarafından gerçekleştirilen öldürme ve kayıplar için adaletin sağlanmasında önemli bir adım olduğunu söyledi.

O dönemde Şırnak 23'üncü Jandarma Sınır Tugay Komutanı olan Sayar, bu bölgede doğrudan sivillerin öldürülmesini emretmek suçuyla yargılanan en üst rütbeli askeri komutan olma özelliğini taşıyor. Ancak öldürülen köylülerin cesetlerinin askerler tarafından gömüldüğü iddialarına rağmen mezarlar henüz bulunabilmiş değil.

“Mete Sayar ve diğerlerinin Görümlü köylülerinin öldürülmesi ve kayıp edilmesi suçuyla yargılanıyor olmasının, öldürülenlerin aileleri için adalet sağlanması yolunda önemli bir adım” olduğunu söyleyen İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, “Aileler yirmi yıldır bu günü bekliyordu” diye konuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Görümlü köylülerinin öldürülmesi ve zorla kayıp edilmesinden sorumlu olanların yargı önüne çıkarılmamasının 1990'lı yıllarda ülkenin güneydoğusunda yaşayan Kürt nüfusa karşı yürütülen korkunç insan hakları ihlallerinin cezasız kalması pratiğinin bir parçası olduğunu kaydetti.

Çatışmalar sırasında askeri birlikler ve güvenlik güçleri yüzbinlerce kişiyi köylerini terk etmeye zorladı, köylülerin evleri ve malları yakıldı. Ayrıca silahlı Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) yardım ettiğinden şüphelenilen binlerce sivil yine güvenlik güçleri ve askerler tarafından öldürüldü, kaybedildi veya işkence gördü.

Sayar’ın yanı sırasanık  İbrahim Kıraç, Murat Ali Yılmaz, Hasan Basri Vural, Serdar Tekin ve Tansel Erok adlı eski askerler aleyhindeki iddianame 1993'te yaşanan olayların tanıklarının ifadelerine dayanılarak hazırlandı. Bunlar arasında 14 Haziran 1993 tarihinde kayıp edilen Görümlü köylülerinin ailelerinin, sevdiklerinin akıbetlerini öğrenmek için yaptıkları suç duyuruları ile davaya konu olan altı kişiyle birlikte gözaltına alınarak işkence edildikten sonra serbest bırakılan köylülerin ifadeleri de bulunuyor. İddianamenin önemli bir özelliği de bu cinayetlerin işlendiği sırada tugayda askerlik hizmetini yapmakta olan askerlerin ifadelerine de yer verilmiş olması. Tanık ifadelerine göre askerler Görümlü köylülerini biraraya toplayıp evlerini ateşe vermişler ve bir grup erkeği alıp götürmüşlerdi. Askerlerin götürdüğü köylülerden Mehmet Salih Demirhan, Hükmet Şimşek, Hamdo Şimşek, Halit Özdemir, İbrahim Akıl ve Şemdin Cülaz'dan bir daha haber alınamadı. Onlarla birlikte götürülen diğer köylüler ise kendilerine işkence yapıldıktan bir süre sonra bu altı kişinin alınıp gözden uzağa götürüldüklerini ve ardından silah sesleri duyduklarını anlattılar.

O dönem askerlik hizmetini yapmakta olan Yusuf Özdemir iddianamede yer alan ifadesinde, sanıkların altı köylüyü dövdüklerini, sıraya dizdiklerini, dizlerinin altına ateş ettikten sonra dört çeker bir Land Rover'ın arkasına ayaklarından bağladıklarını anlatıyor. Askerin ifadesine göre sanıklar köylüleri bir müddet arabayla çekerek yerde sürükledikten sonra ateş ederek öldürdüler.

Türkiye'de benzer davaların soruşturulmaması ve kovuşturulmaması nedeniyle adalet elde edemeyenler davalarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdı. Mahkeme Türkiye aleyhine verdiği birçok kararda yaşama hakkının ihlal edildiğine hükmetti ve etkin soruşturma yürütmeme şablonunun varlığına dikkat çekti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün kısa süre önce yayınladığı bir videoda da görüldüğü üzere  yakınları benzer muamelelere ve öldürmelere maruz bırakılan aileler Türkiye mahkemelerinde ilgili kurum ve kişilere dava açılmasını sağlamak için verdikleri mücadeleyi sürdürüyorlar.

Sinclair-Webb “Onyıllardır devam eden, güvenlik güçleri ve diğer kamu görevlilerinin 1990’lı yıllarda gerçekleştirdikleri ağır insan hakkı ihlallerinin cezasız kalması pratiğinin sona ermesi ancak hükümet ve savcıların kendilerini gerçekten bu işe adamalarıyla mümkündür” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Eylül 2012'de yayınladığı bir raporda cinayet suçunun zamanaşımı hükümlerine tabi olması bu tür suçların hesabının sorulabilmesi önündeki temel engel olarak tespit edilmişti. Cinayet suçunun soruşturulması için geçerli olan 20 yıllık zamanaşımı süresi, kısa süre sonra 1990'lı yılların başlarında meydana gelen olaylarla ilgili iç hukukta kovuşturmaların başlatılmasının önünde bir engel oluşturacak. Ancak bu sorun zorla kayıp etmeler için geçerli değil, çünkü bu suçla ilgili bir zamanaşımı hükmü bulunmuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası hukuk uyarınca zamanaşımı hükümlerinin ağır insan hakları ihlallerinin kovuşturulmasını önlemek için kullanılmaması gerektiğini defalarca ifade etti. Ocak ayında Adalet Bakanına sunduğu bir hukuki görüşte bu davalarda cinayet suçuyla ilgili zamanaşımının kaldırılmasını sağlayacak bir yasa değişikliğinin ileride kovuşturma yapılmasını mümkün kılacağını ve bunun uluslararası hukukun kanunilik ilkesini ihlal etmeyeceğini savundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 11 Nisan'da kabul ettiği reform paketiyle birlikte işkence suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasına zamanaşımının uygulanması kaldırıldı. Bu değişiklik, daha önce soruşturulması ve kovuşturulması engellenmiş olan 1980’ler ve 1990’larda güvenlik güçlerince gerçekleştirilen işkence fiilleri hakkında hesap sorulması için bir olanak sağladı. Ama cinayet suçuna zamanaşımı uygulanması hakkında değişiklik yapılmaması, bunun 1990’lı yılların başından itibaren güvenlik güçlerince işlenen cinayetlerin kovuşturulmasının önünde bir engel oluşturmaya devam edeceği anlamına geliyor.

Sinclair-Webb “Türkiye parlamentosunun işkence vakalarının kovuşturulmasında zamanaşımının kaldırılması için Nisan ayında attığı bu çok olumlu adımın ardından hükümete düşen, devlet güçleri veya görevlilerince işlenen cinayet ve kayıp etme vakaları için adalet tesis edilmesi önündeki tüm engelleri kaldırmaktır” dedi.