Divan Otel'inın icine gaz, Taksim 15 Haziran 2013.

© 2013 İsmail Saymaz

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada Erdoğan hükümeti tarafından, geçtiğimiz hafta sonu göstericilere karşı gerçekleştirilen operasyonlarda şiddet kullanılmasının, Türkiye’ deki insan hakları ve siyasi krizi hızla derinleştirdiğini söyledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü polisin kapsamlı bir tutuklama dalgası ve bir hastane bahçesinde, hastanenin içinde ve civarda kurulan geçici revirlerde bulunanlara yönelik saldırıları belgeledi. Sendikaların greve gideceklerini ilan ettikleri 17 Haziran 2013 akşamında göstericilere yönelik yeni bir operasyonun yapılacağına dair işaretler çoktan belirmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü uzman Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “Polisin Gezi Parkı’ndaki barışçıl kalabalığa saldırması ve kapalı mekânlarda biber gazı kullanması, göstericiler ve civardakilerin sağlıklarını – ve aslında hayatlarını – tehlikeli bir şekilde hiçe saymaktır” dedi. Sinclair-Webb şöyle devam etti: “Polisin hükümet politikalarından hoşnut olmayan kişilere ısrarla şiddet uygulaması Türkiye’de ciddi bir kutuplaşmaya yol açıyor. Hükümet polis taktiklerini acilen değiştirmeli ve sınırlandırılması için net bir mesaj vermelidir.”

Polisin 15 Haziran akşamı yaptığı müdahale, Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nda 18 gündür sürmekte olan işgali sonlandırdı. Polis parkta, revir olduğu net olarak belirtilmiş bir alan da dahil olmak üzere göstericilerine üzerine, defalarca gaz kapsülü ve plastik mermi attı. Müdahale öncesinde polis göstericilere 20 dakika süre verdi. Saldırının zamanlaması, müdahalenin başladığı anda parkın aileler ve çocukların da olduğu çok sayıda destekçiyle tıka basa dolu olduğu düşünüldüğünde özellikle şok ediciydi.

Polisin parkı boşaltmasından kısa süre sonra çok sayıda kişi parkın yanındaki Divan Hotel’e sığındı. Fotoğraflarda insanların buraya sığındığı, veya doktorlar tarafından yaraları ya da yoğun  bir şekilde maruz kaldıkları biber gazından kaynaklanan rahatsızlıklarının tedavi edildiği görülüyor. Polisin otel girişinin içine ya da yakınına attığı biber gazları göstericilerin bulunduğu kapalı alanı yoğun bir dumana boğdu. Gaz saldırısı sırasında otelde bulunan Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz olayı İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne şöyle anlattı:

Parktan gazlanarak çıkarıldıktan sonra Divan Otel’e kaçtık. Yüzlerce kişiydik: kadınlar, çocuklar, yaşlılar. Hiçbir havalandırmanın olmadığı kapalı bir alanda biber gazına maruz kalmak korkunç bir tecrübeydi. Kimse size yardım edemiyor, siz kimseye yardım edemiyorsunuz. Boğulacak gibi oluyorsunuz ve etrafınızda insanlar bayılıyor, kusuyor, acı içinde kıvranıyor.

Biber gazının kapalı alanlarda, özellikle de kolluk görevlilerine ve başkalarına yakın tehlike oluşturmayan hedeflere karşı kullanılması, gereksiz ve orantısız olması sebebiyle, kuvvet kullanımıyla ilgili uluslararası standartları ihlal etmektedir. Bu kullanım tarzı solunum sorunları, bulantı ve kusma gibi ciddi hastalık belirtilerine de yol açabildiği için insanlık dışı muamele yasağının ihlali anlamına da gelebilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), biber gazı ve biber spreyi gibi zararlı gazların kullanılması ile ilgili Türkiye aleyhine açılan davalarda bu tarz kullanıma ilişkin kaygılarını net olarak dile getirmiş ve eğer zararlı bir sprey kullanılacaksa “ne zaman kullanılabileceğine dair net talimatlar ve bunların içinde biber gazının kapalı alanda kullanılmaması gerektiğinin açık ifadesinin bulunduğu yönergelere” ihtiyaç bulunduğunu ifade etmiştir. Bu solüsyona maruz kalanların derhal doktora erişebilmesine izin verilmeli ve rahatlamaları için gereken tedbirler alınmalıdır. Gözaltındaki bir kişiye biber gazı kullanılmasıyla ilgili daha önce görülen bir davada mahkeme, Türkiye’nin insanlık dışı muamele yasağını ihlal ettiğine hükmetmişti.

15 Haziran gecesi polisle çevredeki sokaklarda tekrar toplanan göstericiler arasında gece boyunca –ve bazıları sabaha kadar – süren çok sayıda çatışmadan sonra polis, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’na tüm girişleri engellemeye teşebbüs etti. 16 haziran günü sokak gösterileri diğer semtlere de yayıldı ve çok sayıda genç kadın ve erkek polisin sert müdahalesine karşın defalarca biraraya gelmeye çalışarak “Her yer Taksim, her yer direniş” benzeri sloganlar attı. Okmeydanı’nda polis, attığı gaz bombasıyla 14 yaşındaki Berkin Elvan’ı başından vurdu. Berkin’in durumu ciddiyetini koruyor.

Akşamüstü Taksim yakınındaki Alman Hastanesi’ne giden bir İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi tanıklarla görüşmeler yaptı. Tanıklar göstericileri kovalayan polisin iki defa hastaneye girdiğini ve hastanenin acil girişine biber gazı ve TOMA’larla tazyikli su sıktığını anlattılar. 25 yaşındaki Altuğ, görüşmeden 15 dakika önce bir grup çevik kuvvet polisinin kendisini nasıl hastanenin içine doğru kovaladığını şöyle aktardı:

Kendimi hastanenin bir odasına atıp kapıyı kilitledim. Kapıyı açmaya çalıştılar, sonra da bana dokunmayacaklarını söylediler. Ben de dışarı çıktım ve dayak ve tekmelerie maruz kaldım. Evet bir göstericiyim ama şiddet kullanmadım ve soyadımı söylemek istemiyorum çünkü tutuklanmaktan korkuyorum.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne isminin verilmemesi koşuluyla konuşan bir hastane personeli de bir önceki geceden, polisin hastaneyi hedef aldığı ve göstericileri kovalayıp yakalamaya çalıştığı iki olay anlattı:

Pazar sabahı 3.00 gibi polis hastane bahçesine, acil girişine doğru bir gaz bombası attı. Telefonumla kaydettim. Bir süre sonra kasklarında numara bulunmayan çevik kuvvet ekibi iki genci hastaneye doğru kovaladı ve onları sürükleyerek götürmeye çalıştı. Özellikle bir hemşire onları engelledi. Polis birini çok fena dövmüştü ve iki elmacık kemiği kırıktı. Çapa Hastanesi’ne nakletmek zoruna kaldık. Şikayette bulunamayacak kadar çok korkmuştu.

Bir başka sağlık çalışanı da İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne polisin hastaneye attığı ama pimi çekilmediği için faaliyete geçmeyen bir gaz bombası gösterdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hastanede olduğu sırada polis, birinci kattaki terasa doğru bir gaz bombası attı ve içeride, kafeteryada oturanlar gazdan etkilendi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, özellikle Tabip Odasi’ın dört sağlık çalışanının –Dr. Savaş Çömlek ve hemşireler Nazlıhan Özdamar, Şehri Yağcıkara ve Esra Fidan’ın– Tarlabaşı’ndaki bir revirde tutuklandığı yönündeki haberlerden kaygı duyuyor.

Bu tür koşullar altında  tıbbi alanların içi veya yakınında biber gazı kullanılmasını da içeren kuvvet kullanımı, gereksiz ve orantısız kuvvet kullanımı teşkil etmesinin yanı sıra yaralı göstericilerin ve diğerlerinin tıbbi yardım talep etme haklarına da müdahale anlamını taşır. 2012 tarihli bir mahkeme kararında Türkiye, İstanbul’daki bir hastanenin yakınında gereksiz ve orantısız biber gazı kullanmak yoluyla toplanma ve gösteri hakkını ihlal etmekten suçlu bulunmuştu (Disk ve Kesk v. Türkiye, Başvuru No. 38676/08, Kasım 2012).

İstanbul Barosu avukatlarından gelen çok sayıda bilgiye göre, 15 Haziran gecesi ve 16 Haziran sabahı da bir çok gösterici gözaltına alındı ve hemen nezarete götürülmek yerine saatlerce otobüslerde bekletildi. 16 Haziran günü öğle saatlerine kadar sadece 12 kişinin polis tarafından gözaltına alındığına dair kayıt bulunabildi. İstanbul Barosu’na çevik kuvvetin göstericileri yakaladığı ve yanlarında götürdüğünü gördüklerini bildiren çok sayıda telefon geldi, ancak baro avukatları civardaki polis karakollarının hiçbirinde bu kişilerin gözaltında olduğuna dair bir kayıt bulamadı.

17 Haziran sabahı itibariyla Vatan Emniyet Müdürlüğü ve Baro’nun listelerine göre Vatan Güvenlik Şube’de 177 kişi tutulurken, Organize Suçlar Şubesi’nde 14 kişi kayıtlıydı. Ne var ki Baro burada 22 kişinin alıkonulduğunu tespit etti. Ayrıca 42 kişi Beşiktaş’ta, 7 kişi de Şişli’de gözaltında tutuluyordu.

16 Haziran günü İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi Baro’nun görevlendirdiği dört avukatla birlikte, gözaltına alınanların Atatürk Kültür Merkezi’nde veya civarında bulunan otobüslerde tutulduğuna dair iddiaları incelemek üzere Taksim Meydanı’na girmeye çalıştı. Polis grubun meydana girmesine güvenlik gerekçesiyle izin vermedi ve Taksim Meydanı’nın hiçbir yerinde gözaltına alınmış kimsenin olmadığını söyledi. Sonuç olarak İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu bilgileri bağımsız yollardan kanıtlayabilecek durumda değildir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 17 Haziran günü, sabahın erken saatlerinde Aslı Vuslateri ile görüştü. Vuslateri 16 Haziran günü 7.30 sularında polis tarafından gözaltına alındı. Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürülürken kızkardeşiyle konuşan Vuslateri, Taskim Meydanı’ndaki bir otobüste en az dört saat tutulduğunu anlattı.

Her ne kadar çok sayıda gözaltının olduğu durumlarda tutulanların polis karakoluna ayrı ayrı götürülmeleri çok pratik bir uygulama olmasa da, kişilerin bir otobüste veya herhangi bir kayıt dışı mekânda geçici gözaltında, özellikle de uzun saatler boyunca tutulmaları hukuk dışı ve keyfi bir uygulamadır. Çünkü böylesi uygulamalar gözaltındakileri kötü muameleye karşı savunmasız kılar. İnsan Hakları izleme Örgütü bu tür kayıt dışı gözaltı bilgilerinin polis müfettişlerince kapsamlı olarak soruşturulması gerektiğini vurguladı.

17 Haziran sabahı 1.00 sularında Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’nde tutulmakta olan yaklaşık 50 kişinin Haseki Hastanesi’nde yapılan doktor muayenesi esnasında yanlarında bulunan iki avukat İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, tutulanların 18-25 yaşlarında olduklarını ve “yaklaşık yüzde 15’i”nin vücutlarında ve bacaklarında tekme ve dayak benzeri kötü muamele gördüklerine işaret eden izler bulunduğunu aktardı. Avukatların verdikleri bilgiye göre, tutuklulardan özellikle biri,  kırık bir diş ve şişmiş gözüyle oldukça kötü durumdaydı. İnsan Hakları İzleme örgütü uygulanan şiddetten kaynaklanan yaralanmaların kapsamını belgelemeye devam ediyor.

Taraf olduğu Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne göre Türkiye, yaşama hakkı, fiziksel bütünlük ve güvenlik, ifade özgürlüğü ve barışçıl gösteri yapma haklarını koruma konusunda kesin yükümlülüklere sahip bulunuyor. Bu sözleşmelere göre, tüm polislik faaliyetleri bu yükümlülüklerin gerektirdiği standartlara uygun kılınmak zorundadır. Ayrıca başkalarının temel hak ve özgürlüklerine yönelik her tür kısıtlama kanuni olmalı ve demokratik bir toplumda gerekli olmalıdır.

Örneğin, polisin göstericileri dağıtmak için güce başvurması halinde Birleşmiş Milletler Kuvvet Kullanımıyla İlgili İlkeler’in 5‘inci ilkesine göre zarar ve yaralamayı en aza indirgemek ve insan hayatına saygı ve korumanın yanı sıra müdahaleden etkilenenlere mümkün olduğunca çabuk insani ve tıbbi yardım sağlamak için gereken önlemler alınmış olmalıdır. Kılavuz ilkelere göre kolluk görevlilerinin kendilerine her durumda hakim olması gerektiği,, gereksiz şiddet kullanımının artmasından kaçınmaları, şiddet içermeyen yöntemlerle başlayarak kuvvet kullanımına aşamalı olarak ve sadece zorunluluk halinde, dikkatli ve planlı bir tutum içinde başvurmaları gerekiyor.