(İstanbul, 24 Ocak 2011) - İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 2011 Dünya Raporu'nda Türkiye'nin 2010 yılında ifade özgürlüğünü kısıtladığı ve azınlık hakları konusunda herhangi bir iyileştirmenin gerçekleşmediği ifade ediliyor.

Örgütün 21. defa dünya çapında insan hakları uygulamalarını mercek altına aldığı 648 sayfalık raporda doksanın üzerindeki ülkede insan haklarının durumu özetleniyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, raporun Türkiye bölümünde Türk hükümetinin dış politikaya giderek daha fazla ağırlık verdiğini ve bölgede "komşularla sıfır sorun" yaklaşımını benimsediğini, ancak ülkede yaşanan insan hakları sorunlarını çözmek konusunda yeterince yol almadığını söylüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktör vekili Benjamin Ward "Türkiye'nin insan hakları alanında yapacağı cesur reformların dış politika hedeflerini önemli ölçüde destekleyeceğinin" altını çizerek, "Türkiye'nin insan haklarını ciddiye aldığını ortaya koyması, uluslararası camiadaki itibarını güçlendirecek ve Türkiye halkının hakettiği değişimi sağlayacaktır" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü AKP hükümetinin yaptığı anayasa değişikliklerinin insan haklarının güçlendirilmesi için daha fazla düzenleme yapılabilmesinin de önünü açtığını söyledi. Ancak hükümet ciddi kaygılara neden olan sorunlarla ilgili herhangi bir çalışma yapmadı. Bunlar arasında düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında haksız yargılamalar, terör suçuyla ilgili yasaların keyfi kullanılması, gereksiz yere uzun süreli tutukluluk, Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) yönelik baskılar ve polisin göstericilere şiddet kullanması yer alıyor.

Eylül 2010'daki referandumla halkın onayını alan kısmi anayasal değişiklikler Kamu Denetçiliği Kurumu'nun kurulmasının önünü açıyor, askeri mahkemelerin rolünü kısıtlıyor ve yasaların anayasaya uygun olup olmadığına dair anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanıyor. Değişikliklerden biri de, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ve sonrasında insan hakları ihlallerine karışmış darbe liderlerinin ve kamu görevlilerinin ceza muafiyetlerini kaldırmış olmasıdır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, görüşlerin giderek daha özgürce tartışılabildiği bir iklim oluşmasına rağmen, iktidarın şiddet içermeyen görüşlerini ifade eden, yazan ve gösterilere katılan kişileri yargılamayı ve mahkum etmeyi sürdürdüğüne dikkat çekti. Gazeteciler ve editörler sık sık kovuşturmaya uğradı; bazıları ise haklarında açılmış ve 2010 yılında devam etmekte olan çok sayıda davayla karşı karşıya kaldı.

Ward, "Türkiye'deki yetkililer bazı ifadeleri, korunması gereken bir haktan ziyade mücadele edilmesi gereken tehdit gibi algılıyor. Kendine güvenen bir Türkiye'nin ifade özgürlüğünden korkması için bir sebep yok" dedi.

2010 yılında görülen bir diğer sorun da polisin, özelikle kimlik kontrolleri, gösteriler ve yakalamalar sırasında, uyguladığı kötü muameleydi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, kaygı uyandıran sorunlardan birinin de polis ve jandarmanın, özellikle de silahsız şüphelilere karşı, ateşli silah kullanması olduğunu söyledi. Güç kullanılmasıyla ilgili kuralların sıkılaştırılması yönünde herhangi bir ilerleme gerçekleşmedi.

Hükümet 2009 yazında, başta Kürtler ve diğer azınlık grupları olmak üzere Türkiye'deki her kesimin insan haklarının korunmasını amaçlayan  "demokratik açılım" planını açıklamıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükümetin bu hedefle ilgili 2010'da çok az somut ilerleme kaydettiğini belirtti.

DTP ile ardından kurulan ve Meclis'te 20 milletvekili bulunan BDP'nin yüzlerce yetkilisi ve aktivist üyesi, PKK'ya bağlı Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK/TM) ile bağlantıları olduğu iddiasıyla yargılandı.

Devlet Ekim ayında 152 BDP yetkilisi ve aktivistini bölücülük ve KCK'ya üye oldukları iddialarıyla Diyarbakır'da yargılamaya başladı. Sanıklar arasında tutuklu olan yedi belediye başkanı, çok sayıda avukat ve bir insan hakları savunucusu da bulunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, mahkemelerin PKK sempatizanı olduklarına inandıkları yüzlerce göstericiyi adeta silahlı militanmış gibi yargılamak için terörle mücadele yasalarını kullandıklarını belirtti. Bu kişilerin birçoğu uzun süre tutuklu kaldı ve suçlu bulunanlar ise ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Temmuz ayında Meclis'ten geçen yasa değişikliği sonucu, bu tarz yargılamalarla ceza alan çocukların cezaları iptal edilecek. Yasa, bu değişiklik dışında aynen korunuyor.

Cezasızlık 2010 yılında da ciddi bir sorun olmaya devam etti. Genel olarak polis ve jandarma aleyhindeki iddialarla ilgili savcılar etkin, zamanında ve bağımsız soruşturma yürütmedi. İnsan hakları ihlalleriyle bağlantılı olarak devlet görevlilerinin kovuşturulmasında ise ciddi bir ilerleme kaydedilmedi.

Bu duruma istisna olarak Haziran ayında verilen tarihi bir kararla, Ekim 2008'de Engin Çeber'in gözaltında dövülerek öldürülmesi ve Çeber'le birlikte gözaltına alınan 3 siyasi aktiviste işkence yapılmasıyla bağlantılı olarak 19 gardiyan, polis memuru ile bir doktor suçlu bulundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası medyanın Türkiye'nin dış politikasında "yüzünü Doğu'ya çevirdiği" yönündeki spekülasyonlarına rağmen Türkiye'nin ABD ve AB ile bağlarına vurgu yapmaya 2010 yılında da devam ettiğini söyledi. Ama ABD, Türkiye'nin insan hakları reformuna devam etmesi yönünde baskı yapmayı Başkan Obama'nın 2009'da Türkiye'ye yaptığı ziyaretten sonra sürdürmedi. Diğer yandan bazı AB üye ülkeleri de Türkiye'nin üyeliğine alenen itiraz etmeye devam etti.