(İstanbul, 3 Haziran 2010) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), işkence ve işkence sonucu bir kişinin ölümünden sorumlu bulunan dokuz cezaevi ve polis memurunun ağır hapis cezalarına çarptırılmasının, Türkiye hükümetinin gözaltında işkencenin sona ermesi yönündeki çabalarını tekrar başlatması için itici güç olması gereken bir hüküm olduğunu dile getirdi. Bu dava, Türkiye'deki bir mahkemenin, üst düzey bir cezaevi görevlisini emrinde çalışan ceza infaz memurlarının yaptığı işkence nedeniyle suçlu bulduğu ilk dava olma özelliğini taşıyor.

1 Haziran 2010'da İstanbul'da görülen davada verilen bu cezalar Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği aktivisti Engin Çeber'in işkence sonucu ölümüyle ilgiliydi. Çeber polis gözaltında ve cezaevinde defalarca dövüldükten sonra kaldırıldığı hastanede 10 Ekim 2008 günü hayatını kaybetmişti. Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı otopsi raporuna göre ölüm sebebi vücuduna ve kafasına aldığı darbelere bağlı beyin kanamasıydı ve vücudundaki izler işkence yapıldığını gösteriyordu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb "Türkiye'deki yetkililerin işkencecileri kolladıkları konusunda kötü bir şöhretleri olduğunu" söyleyerek, "Çeber davasında verilen karar, Türkiye'de adalet sisteminin artık işkence ve kötü muameleye göz yummayacağına dair bir işaret olmalıdır" dedi.

Metris Cezevi'nde görevli üç ceza infaz memuru ve cezaevi ikinci müdürü müebbet hapis cezasında çarptırıldı. İki infaz koruma memuru ise Çeber'e ve diğer iki aktivist arkadaşına (Özgür Karakaya ve Cihan Gün) işkence yapmaktan suçlu bulunarak yedi yıl üçer ay hapis cezaları aldı. Üç polis memurunun da suçlu bulunarak ceza aldığı davanın duruşmalarını İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden bir temsilci düzenli olarak takip etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çeber'in ölümüyle ilgili özellikle ikinci müdür Fuat Karaosmanoğlu'nun mahkum edilmesinin dikkate değer olduğunun altını çizdi. Karaosmanoğlu, emrinde çalışan infaz memurlarının yaptığı işkence nedeniyle işkence hakkında bilgisi olduğu ve bunu durdurmadığı için suçlu bulundu. Daha önce Türkiye'de güvenlik güçleri ya da kamu görevlilerince gerçekleştirilen insan hakkı ihlalleriyle ilgili yürütülen soruşturmaların tamamında üst düzey yetkililer ve görevliler sorumlu tutulmamıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Karaosmanoğlu'nun mahkum edilmesinin üst düzey görevlilere, emirleri altında çalışanlarının gerçekleştirdiği ağır ihlallerden sorumlu tutulacaklarına dair güçlü bir mesaj iletmesi gerektiğini söyledi.

Polis ve jandarma Çeber, Karakaya ve Gün'e Metris Cezaevi'ne, arkadaşları Aysu Baykal'a ise kadın tutukevine gönderilmeden önce işkence yapmıştı. Mahkeme iki polis memuru için, polis gözaltındayken Çeber, Karakaya ve Gün'e işkence yapmaktan yedi yıl altı ay, bir kadın memura da Baykal'a işkence yapmaktan iki yıl altı ay hapis cezası verdi.

Mahkeme aktivistlere işkence yapılmasında rolü bulunduğu gerekçesiyle toplamda 19 memuru mahkum etti. Bir cezaevi doktoru ise, alıkonanların cezaevine geldiklerinde tıbbi personel tarafından muayene edildikleri yönünde sahte evrak düzenlemekten suçlu bulunarak üç yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı. Diğer cezaevi memurları ise görevi ihmal ve suçu bildirmeme suçlarından beş ay ertelenmiş hapis cezası aldı. Bir jandarma uzman çavuş da kasten yaralama suçuyla ertelenmiş beş ay hapis cezasına mahkum edilirken iki jandarma beraat etti.

Arkaplan bilgisi

Çeber, Baykal, Gün ve Karakaya 28 Eylül 2008 günü İstanbul, Sarıyer'de gözaltına alındı. Temel Haklar ve özgürlükler Derneği üyesi olan dört genç sokakta Yürüyüş adlı bir sosyalist dergi satıyordu ve dernek üyesi Ferhat Gerçek'in polis tarafından vurulmasını protesto etmek için barışçıl bir gösteri yapan grubun arasındaydılar. Gerçek 7 Ekim 2007'de İstanbul'un başka bir semtinde Yürüyüş dergisi sattığı sırada polis tarafından vurulmuş ve bunun sonucunda belden aşağısı felç olmuştu.

Çeber, Baykal, Karakaya ve Gün önce bölgedeki polis karakolunda gözaltına alınmış, ertesi gün de "polise mukavemet etmek"ten tutuklanıp cezaevine transfer edilmişlerdi. Gençler avukatlarına polis gözaltında dövüldüklerini bildirdi. Tıbbi raporlarla darp izleri belgelendi. Çeber, Gün ve Karakaya avukatlarına ayrıca Metris Cezaevine gittiklerinde jandarmaların, cezaevi kabul koğuşunda ise infaz memurlarının kendilerini dövdüğünü söyledi. Çeber ölümünden birkaç gün önce avukatına, günlük koğuş sayımında ayağa kalkmayı reddettiği için düzenli olarak infaz memurlarının kendini dövdüğünü ifade etti. Daha sonra bayıldı ve hastaneye kaldırıldı ve 10 Ekim günü hayatını kaybetti.

Türkiye'de Çeber davasına kamuoyu ve basın yoğun ilgi gösterdi. Bunun sebeplerinden biri, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin daha önce görülmemiş bir şey yaparak Çeber'in ailesinden alenen özür diledi. Ancak, Çeber davasına verilen resmi tepki, gözaltında işkence ve kötü muamele vakalarının çoğuna verilen tepkiden çok daha farklı. Türk yetkililer düzenli olarak işkence iddiaları ile ilgili zamanında, etkin ve tarafsız soruşturma yürütmüyor, mahkemeler de aleyhlerinde kesin deliller bulunmasına rağmen görevlileri sorumlu tutmuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne Türkiye'de gözaltı merkezlerinde ya da bu merkezler dışında işkence ve kötü muamele yapıldığına dair güvenilir bilgiler ulaşmaktadir ve her fırsatta Türkiye'de mahkemelerin görevi suiistimal ya da kötüye kullanmakla suçlanan güvenlik güçlerine aşırı hoşgörülü davrandığı ve böylece cezasızlığa ve işkence ve kötü muamelenin sürmesine destek verdiklerine dair kaygılarını dile getirmektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre, savcıların kapsamlı ve tarafsız soruşturma yapmaması ve geç harekete geçmesi de cezasızlığa katkıda bulunuyor.

Örneğin, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Aralık 2008 tarihli "Adalete Karşı Safları Sıklaştırmak: Polis şiddetiyle mücadele önündeki engeller" (https://www.hrw.org/sites/default/files/related_material/turkey1208tuweb.pdf ) başlıklı raporunda yer alan davaların bir çoğunda ya savcılık soruşturmaları henüz tamamlanmamış ya da davalar daha sona ermemiş durumda.

Sinclair-Webb, "Çeber vakası, son yıllarda koruma usullerinde yapılan iyileştirmelere rağmen Türk yetkililerin gözaltında tutulanları işkenceden koruyamadığının bir göstergesi. Çeber davası Türkiye'de işkenceyi tamamen sona erdirme konusundaki taahhütlerini yeniden tekrarlamaları için bir işaret fişeğidir" dedi.