(İstanbul, 20 Nisan 2010) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) bugün yaptığı açıklamada son dönemlerde ardarda yaşanan polisin silah kullanma ve kötü muamele uygulamalarının Türkiye'de kolluk görevlilerinin halka yönelik aşırı güç kullanması sorununun ne denli yaygın olduğunu gösterdiğini dile getirdi.

Son üç haftada yaşanan farklı olaylarda kolluk görevlileri Kuşadası'nda bir kişiye ateş açarak ağır yaralanmasına yol açtı; Hakkari'de bir çocuğu feci bir şekilde dövdü ve İran sınırına yakın bir yerde  ise bir çocuğu vurarak öldürdü.

HRW Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb "bu feci olaylar Türkiye'de artık herkesin malumu olan polis şiddetinin en son örnekleridir" diyerek, "bu olayların hükümete şiddet fiilleriyle mücadele için daha fazla çaba göstermesi için bir acil uyarı olması gerektiğini" söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, izlediği bir haber ajansı videosunda 13 Nisan 2010 tarihinde Hakkari'deki bir gösterinin ardından sivil giysili polislerin 16 yaşındaki H.K.'yi yakalayarak hırpaladığını ve sonra da yarı baygın bir halde sürüyerek götürdüklerini gözlemlemiştir. Görüntülerde çocuğun annesinin çığlıklar atarak ümitsizce olaya müdahale etmeye çalıştığı da görülmektedir. Yüzüne atılan yumruklar sonucunda çocuğun elmacık kemiği ve burnu kırılmıştır. H.K.'nın ve bazı diğer mağdurların isimleri yaşları küçük olduğu için açıklanmamaktadır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hakkari'de yaşanan bu olayın benzer birçok ihlal vakalarından yalnızca biri olduğunu söyledi. Geçtiğimiz iki yıl içinde, ağırlıklı olarak Güneydoğu bölgesinde, polislerin çocuk ve gençlere şiddet uygularken görüntülendiği çok sayıda benzer olay yaşanmıştır.

Yine 13 Nisan günü Kuşadası'nda polisin 27 yaşındaki Umut Tamaç'ın başına yakın mesafeden açtığı ateş sonucunda, Tamaç'ın çenesi kırılmış ve bir gözü kör olmuştur. Tanıkların gazetecilere anlattığına göre Tamaç silahsız olduğu için ateş açmadan da yakalanabilirdi. Türkiye'de polis ve jandarma, yakalamalar sırasında ciddi bir ölüm veya yaralanma tehdidi olmasa bile, şiddet içermeyen yöntemlerii sonuna kadar kullanmadan silah kullanmakta ısrar ediyor. Bu tür uygulamalar kolluk görevlilerinin kuvvet kullanımına dair uluslararası standartları ihlal etmektedir.

31 Mart gecesi Van'ın Çaldıran ilçesinde, İran sınırına yakın bir bölgede jandarmanın İran'dan Türkiye'ye kaçak mazotın getiren bir grup atlıya düzenlediği operasyon sırasında 15 yaşındaki Mehmet Nuri Tançoban vurularak öldürüldü. Otopsi raporu Tançoban'ın ölüm sebebinin ateşli silah sonucu olduğunu doğruladı. Daha sonra jandarma da öldüren kurşunun bir jandarmanın silahından çıktığını kabul etti. Konuyla ilgili askeri savcı soruşturma yürütüyor ve bir jandarma da tutuklandı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı sadece 2009 yılında kolluk görevlilerinin açtığı ateş sonucu 48 kişinin hayatını kaybettiğini raporlayarak bu vakaların her birinde silah kullanımının kanun dışı öldürme olup olmadığının belirlenmesi için incelemeye tabi tutulması gerektiğinin altını çizmiştir.

"Bu korkutucu sicilin sona ermesi için yetkililerin daha kararlı hareket etmesinin gereğinin açık olduğunu" ifade eden Sinclair-Webb "Ölümcül kuvvet kullanılmasının bir zanlıyı yakalamak için rutin bir uygulama değil, hayat kurtarmak için kesinlikle son çare olarak başvurulması gereken bir uygulama olduğu açık bir biçimde ifade edilmelidir" dedi.

Her ikisi de Türkiye medyasında büyük yer bulan Hakkari ve Kuşadası olaylarının ardından olaylara karışan polislerin görevden el çektirildiği ve haklarında hem hukuki hem de idari soruşturma açıldığı bildirildi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay Hakkari'de yerlerde sürüklenen çocuğun görüntüleri için "çirkin bir tablo" yorumunu yaptı.

Sinclair-Webb "Polislerin soruşturma süresince görevden alınması bir ilk adım olarak önemli ancak asıl sınav, soruşturmanın sonucunda sorumlular hakkında dava açılıp açılmayacağı sınavıdır" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye'de geçmişte insan hakkı ihlallerine karışan kamu görevlileri ya da askerler hakkında nadiren anlamlı yaptırımlar uygulandığını, oysa insan hakları hukuku uyarınca Türkiye'nin hem hesap verebilirlik ve hukukun işlemesini güçlendirme, hem de ihlallerin önlenmesi konusunda net yükümlülüklerinin olduğunu söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'ne taraf olan Türkiye polisin kuvvet kullanması sonucu meydana gelen tüm yaralanma ve ölüm olayları hakkında vakit geçirmeden etkin ve bağımsız inceleme başlatmakla yükümlüdür.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye yetkililerine çağrıda bulunarak devletin uluslararası hukuk yükümlülüklerini yerine getirerek sorumluların tespit edilmesini ve gerektiğinde yargılanmasını sağlayacak nitelikte, zamanında, kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesini sağlamasını istedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tançoban'ın öldürülmesiyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmanın bağımsızlığının garanti altına alınması için soruşturmayı askeri savcı yerine Cumhuriyet savcısının yürütmesini ve bu öldürmeyle ilgili ileride yapılacak her türlü hukuki işlemin askeri mahkeme yerine sivil ağır ceza mahkemesinde görülmesi yönünde yetkililere çağrıda bulunmaktadır.

Arkaplan bilgisi

Türk polisinin asayişi sağlamak için görevini kötüye kullanma konusunda sicili oldukça kabarık. Son aylarda çeşitli şehirlerde polisin göstericilere aşırı sert müdahale ettiği çok sayıda vaka yaşandı. Bunun bir örneği, Aralık 2009'da Ankara'da özelleştirme sonucu uğradıkları hak kaybını protesto eden TEKEL işçilerinin gösterisi sırasında yaşandı. Televizyon kameralarının çektiği görüntüler, gösteriyi durdurmak için polisin tazyikli su, biber gazı ve copları rasgele, aşırı ve defalarca kullandığını ortaya koydu.

Medya, 1 ve 2 Nisan 2010 tarihlerinde de polisin Ankara'daki TEKEL işçileriyle dayanışma mitinglerini şiddet kullanarak engellemeye çalışmasını kayıt altına aldı. KESK, savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde polisin aşırı güç kullandığını ve hem polisin hem de hükümetin toplanma ve gösteri hakkını ihlal ettiğini öne sürdü.

Başta Hakkari olmak üzere Güneydoğu'da da gösteriler sırasında polislerin tek başlarına ya da küçük gruplar halinde çocuklara saldırdığı ya da aşırı güç kullandığına dair çok sayıda vaka rapor edilmiştir. 23 Nisan 2009'da televizyon haber kanalları bir gösteriyi dağıtmaya çalışırken özel timde görevli maskeli bir polisin 14 yaşındaki S.T.'nin başına tüfeğinin dipçiğiyle vurduğunu ve tekmelediğini yayınladı. Olayın faili olan polis "kasten yaralama" (TCK 86.Madde) suçlamasıyla yargılanıyor.

Ancak benzer diğer davalar ya düştü ya da yıllarca sürüncemede kaldı. Mart 2008'deki Newroz kutlamaları sırasında kimliği belli bir polisin 15 yaşındaki C.E.'nin kolunu büktüğü kamera kayıtlarıyla kanıtlanmasına rağmen savcı dava açılmasına gerek görmedi ve polis hakkında kovuşturma açmadı.

Yine Mart 2008'de, Van savcısı, Van'daki Newroz gösterileri sırasında bir grup sivil ve üniformalı polisin 16 yaşındaki M.K.yı dövmesiyle ilgili soruşturmayı tamamlamamıştır. Bu olay çevredeki bir izleyici tarafından kamerayla kaydedilmiş ve bu olayın resimleri İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Aralık 2008 tarihli polis şiddeti ve cezasızlık konulu raporunun kapağında yer almıştır. "Closing Ranks against accountability: Barriers to Tackling Police Violence in Turkey."

Türkiye'nin sınır bölgelerinde ve uzak kırsal alanlarda jandarmanın işlediği insan hakkı ihlalleriyle ilgili etkin bir adli ya da idari soruşturma yürütülmesi ise daha da nadir görülmektedir. Geçmişte Van, Hakkari ve Şırnak gibi bölgelerde kaçakçılık yaptığından şüphelenilen kişilerin jandarmanın açtığı ateş sonucu ölmesiyle ilgili vakalar nadiren  mahkumiyet ya da idari cezalarla sonuçlanmıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Aralık 2008'de yayınladığı raporunda Türkiye devletine polis şiddetiyle mücadele, özellikle de gösterilerde polisin icraatı bağlamında, oldukça detaylı tavsiyelere yer vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Polisin görevini kötüye kullanması durumunda vakit geçirmeksizin soruşturma yürütecek ve  zanlıların kovuşturulmasını sağlayacak yetkinlikte etkin bir bağımsız polis şikayet biriminin kurulması;
  • Ölümcül güç kullanımına sadece hayat kurtarmak için gerekli olduğunda ve ancak son çare olarak başvurulabileceğinin yasalarda net olarak belirtilmesi;
  • Biber ve gözyaşı gazı kullanımının sıkı bir biçimde denetlenmesi ve aşırı, keyfi veya kötüye kullanımı hallerinde vakit geçirmeksizin bağımsız ve kapsamlı inceleme başlatılması;
  • Polisin ağır insan hakları ihlalleri işlediği durumlarda amirlerin de soruşturulması;
  • İhlale karışmış kolluk görevlilerine disiplin cezaları uygulanması.