Bugün yayınlanan bir raporunda, İnsan Hakları İzleme Örgütü Kuzey Irak’taki Kürdistan güvenlik güçlerinin tutuklulara işkence yaptığını ve tutukluları adil yargılama haklarından yoksun bıraktığını belirtmektedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, güvenlik güçlerinin gözetimi altındaki tutuklulara işkence ve kötü muamele uygulamalarına son verilmesi için Kürt Bölgesel Yönetimine çağrıda bulunmaktadır. Kürt yetkilileri tüm tutuklulara uluslararası standartlara uygun olarak davranmalı ve tutukluların adil yargılanma hakkını güvence altına almalıdır.

“Girdaba Yakalananlar: Kürdistan Güvenlik Güçlerinin İskence ve Adil Yargılama Hakkını Inkar Uygulamaları” başlıklı 58 sayfalık rapor Kürdistan güvenlik güçlerinin gözetiminde bulunan tutuklulara yaygın ve sistematik bir şekilde kötü davranıldığını ve tutukluların adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini belgelerle kanıtlamaktadır. Rapor, 150’yi aşkın tutukluyla yapılan görüşmeler dahil olmak üzere, Nisan – Ekim 2006 tarihleri arasında Irak’ın Kürdistan bölgesinde yapılan araştırmalara dayanmaktadır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü kaygılarını Başkan Mesud Barzani dahil olmak üzere Kürdistan yönetimine iletmiş bulunmaktadır. Barzani Ekim 2006 başlarında bir çok tutuklama merkezine teftiş ziyaretleri yapmak üzere bir hükümet komitesi kurmuştur.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson “Kürdistan güvenlik güçlerinin tutuklulara sürekli olarak işkence yapmakta ve kötü muamele etmekte” olduğunu belirtmektedir. “Tutuklama merkezlerindeki durumu iyileştirmek için bazı adımlar atmakla birlikte, işkence uygulamalarına son vermek için Kürt yetkililer daha fazla önlem almalıdır. Hükümet, kötü muameleden sorumlu olduğu saptanan cezaevi görevlilerini ve sorgu görevlilerini cezalandırmalıdır.”

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtsever Birliğı (PUK) Kürdistan bölgesindeki iki ana partidir. Her birinin Asayiş olarak bilinen kendi özel güvenlik güçleri vardır. Hem KDP’nin hem de PUK’un Asayiş güçleri bölgesel yönetime bağlı İçişleri Bakanlığı’ndan bağımsız olarak calışmakta ve kendilerine ait tutuklama merkezleri işletmektedir. Her iki gücün elinde yüzlerce tutuklu bulunmaktadır. Bu tutukluların çoğu terör suçlarıyla ilgili olarak tutuklanmıştır.

Asayiş’e ait tutuklama merkezlerinde yapılan görüşmeler sırasında, tutuklular İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Asayiş güclerinin kendilerini demir çubuklarla ve diğer araçlarla dövdüklerini, uzun süreler boyunca baskı altında tuttuklarını ve kendilerini birkaç gün boyunca gözü bağlı ve kelepçeli bir şekilde tuttuklarını belirtmişlerdir. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü tutukluların çoğunluğu uzun süreler boyunca tecritte tutulduklarını belirtmiştir. Bazı istisnalar dışında, İnsan Hakları İzleme Örgütü Asayiş tutuklama merkezlerinin çok kalabalık olduğunu ve hijyen standartlarına uygun olmadığını saptamıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca Asayiş güçlerinin yüzlerce tutukluyu yasal belirsizlik içinde tuttuğunu, tutuklanmaya itiraz etme hakkı dahil olmaka üzere, adil yargılanma hakkından yoksun bıraktığını da saptamıştır. İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından araştırılan ve Asayiş tarafından tutuklu bulunan kişileri ilgilendiren yüzlerce durumda, Kürdistan yetkilileri tutuklulara yönelik herhangi bir suç isnadında bulunmamış ve tutukluların yakılanrıyla veya avukatlarıyla görüşmesine izin vermemiştir. Buna ek olarak, tutuklular ne sorgu yargıcının önüne çıkarılmış ne de makul bir süre içinde yargılanmıştır. Tutukluların tutuklanmaya karşı itiraz edebilecekleri bir merci de bulunmamaktadır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca birçok durumda Kürt yetkililerin terör eylemleri nedeniyle aranmakta olan kişilerin yerine akrabalarını rehin olarak tutmakta olduğunu da saptamıştır. Diğer bazı durumlarda cezası kesinleşmiş mahkumların mahkumiyet süresi bitmesine karşın hala cezaevinde tutuldukları saptanmıştır. Bunların çoğunluğunun yasal durumlarının ne olduğunu, daha ne kadar süre tutuklu kalacaklarını ve durumlarının ne olacağını bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

Whitson’a göre “Kürdistan yetkilileri ya tutuklulara suç isnadı yapmalı ya da onları serbest bırakmalıdır. Tutuklular tutuklanmalarının yasal gerekçelerine karşı itiraz edebilmeli ve kendilerine isnad edilen suçlarla ilgili olarak cabuk ve adil bir yargılamaya tabi tutulmalıdır.”

Temmuz 2006’da Kürdistan Ulusal Meclisi Irak Kürdistan Bölgesinde Terörle Mücadele Yasasını (Anti-Terör Yasasını) onaylamıştı. Bu yasa terörizm olarak belirlenen birçok eylemi suç haline getirmiştir. Ancak bu yasa çıkmadan önce yakalanmış bulunan terör zanlılarının yasal durumunu ele almamaktadır. Bu zanlılar arasında Irak ve ABD askeri güçlerinin ortak operasyonlarıyla yakalanmış ve daha sonra Kürdistan yetkililerinin gözetimine bırakılmış kişliler de mevcuttur.

Whitson’a gore, “Kürt yetkilileri Anti-Terör Yasasından önce tutuklanmış bulunan terör zanlılarının yasal durumunu açıklığa kavuşturmalıdır. Tüm tutukluların dosyalarını ayrıntılı bir şekilde inceleyecek bağımsız bir adli komite kurulmalıdır.”

Bu rarporla ilgili araştırmanın yapıldığı süre boyunca, İnsan Hakları İzleme Örgütü Kürdistan yetkilileriyle düzenli görüşmelerde bulunmuştur. Bu bağlamda, hem KDP hem de PUK yetkililerinden gördüğümüz işbirliğini burada belirtmek isteriz. Hem KDP hem de PUK İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Asayiş’e ait tüm tutuklama merkezlerine erişme olanağı sağlamıştır. Ayrıca, Asayiş yetkilileri, cezaevi müdürleri, yasal danışmanlar ve diğer ilgili kişilerle görrüşmelerin yapılmasına yardımcı olmuştur. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca Kürdistan yetkililerinin bu raporda ortaya konan kaygılara ciddi bir şekilde eğildiklerini de belirtmek ister. Geçen yıl boyunca, Asayiş yetkilileri tutukluların durumlarını kısmi olarak gözden geçirmiş ve çoğu adil bir yargılama süreci olamadan tutuklanmış bulunan bazı tutuklu gruplarını serbest birakmıştır.

Kürdistan yetkililerinin gösterdiği bu işbirliğini belirtmek ve olumlu olarak karşılamakla birlikte, İnsan Hakları İzleme Örgütü sözkonusu işbirliğinin Asayiş’e ait tutuklama merkezlerinde bulunan tutukluların çogunluğu için henüz gözle görünür bir iyileşmeye neden olmadığını, acil bir önlem olarak önerdiğimiz ve tutukluların yasal durumunu ele alacak bağımsız ve tarafsız bir yasal soruşturmanın yerini tutamayacağını da belirtmek ister.