Skip to main content
Donate Now

COP31: İklim Eylemi İçin İnsan Hakları Kritik Önem Taşıyor

Hükümetler Sivil Toplumun Katılımını Sağlamalı, İklim Nedeniyle Yerlerinden Edilenleri Korumalı

Solomon Adaları'ndaki Malaita Bölgesi açıklarında, balıkçı teknesindeki bir kız. © 2025 NowHere Media/Human Rights Watch

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in 31. yıllık iklim değişikliği konferansına (COP31) katılacak hükümetlerin, iklim krizi nedeniyle yerlerinden edilen toplulukların haklarını korumak ve sivil toplum örgütlerinin müzakerelere katılabilmesini sağlamak için acilen harekete geçmesi gerektiğini belirtti.

COP31, Türkiye ile Pasifik Bölgesi adına hareket eden Avustralya’nın ortak başkanlığında, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Müzakerelere katılan ülkeler ve uluslararası iklim fonları, görüşmelere şirket çıkarlarının değil, iklim değişikliğinin etkileriyle doğrudan karşı karşıya olan topluluklar ile fosil yakıt çıkarılan sahaların yakınında yaşayan toplulukların ihtiyaçlarının yön vermesini sağlamalı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Çevre Direktör Yardımcısı Maria Laura Canineu, “İklim değişikliğinin giderek ağırlaşan etkileri şimdiden toplulukları bir bütün olarak yerlerinden ediyor, ancak bu sonuçların yükünü taşıyanlar, geleceklerini belirleyen karar süreçlerinden çok sık dışlanıyor” dedi. Canineu, “Antalya’da bir araya gelen hükümetler, uyum finansmanının hem yerlerinden edilen topluluklara aktarılmasını hem de sivil toplumun hükümet liderlerinden hesap sorabileceği alanı korumak için kullanılmasını sağlayarak, etkilenen toplulukları iklim eyleminin merkezine koymalı” şeklinde konuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün COP31 öncelikleri, yerlerinden edilen yöre sakinleri, yerli halkların liderleri, çevre savunucuları ve sivil toplum aktivistleriyle yapılan çok sayıda görüşmeyi de içeren, yıllara yayılan saha araştırmalarına dayanıyor.

Yaklaşık 3,5 milyar insan hâlihazırda iklim değişikliğinin etkilerine yoğun biçimde maruz kaldıkları yerlerde ve koşullarda yaşıyor. İklim değişikliğine ilişkin bilimsel kanıtları değerlendiren BM organı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change – IPCC), hükümetler sera gazı emisyonlarını azaltmak için acilen harekete geçse bile sıcaklıkların artmaya devam edeceği uyarısında bulundu. Panel, tropik fırtınalardan deniz seviyesinin yükselmesine kadar iklim değişikliğinin etkilerinin, insanların yuva bildikleri yerleri şimdiden güvensiz hâle getirdiğini ve yerli halkları orantısız biçimde etkilediğini belirtti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, COP31’de, anlatıcılığını ve yürütücü yapımcılığını oyuncu ve insan hakları savunucusu Mark Ruffalo’nun üstlendiği, 25 dakikalık karma gerçeklik belgeseli “Solwata”yı sunacak. XR stüdyosu NowHere Media ve Agog: The Immersive Media Institute ortaklığıyla hazırlanan ve izleyiciyi deneyimin içine yerleştiren bu belgesel, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, Pasifik’te bir ada ülkesi olan Solomon Adaları’ndaki Walande topluluğu hakkında yaptığı araştırmaya dayanıyor. Walande topluluğu, olağanüstü yüksek gelgitlerin ve yükselen deniz seviyesinin yaşadıkları küçük adayı erozyona uğratması üzerine yer değiştirmeyi planlamak zorunda kaldı.

Panama’da, Senegal’de, Filipinler’de ve Solomon Adaları’nda şimdiden planlı biçimde bir bütün olarak daha güvenli yerlere taşınan topluluklar var; bu uygulamanın dünya genelinde daha da artması bekleniyor. Ancak yer değiştiren toplulukların haklarını koruyan ulusal politikalara sahip ülke sayısı az ve iklim finansmanı, yer değiştirmeyi planlayan topluluklara nadiren doğrudan ulaşıyor. Yeterli ve uygun politikalar bulunmadığında ve finansmana doğrudan erişilemediğinde, yer değiştiren topluluklar taşındıkları yerlerde insan hakları açısından sıklıkla yeni risklerle baş etmek zorunda kalıyor.

COP31’de hükümetler, çok taraflı kalkınma bankaları ve uluslararası iklim fonları, planlı yer değiştirme de dâhil olmak üzere iklim değişikliğine uyum için sağlanan toplam finansmanı çok büyük ölçüde artırmalı ve yerli topluluklar ile iklim değişikliğinin etkileriyle doğrudan karşı karşıya olan toplulukların, kendi kaderlerini tayin etmeye ilişkin kolektif haklarını kullanabilmeleri için finansmana doğrudan erişebilmesini sağlamalı. Finansman mekanizmaları, planlı yer değiştirmenin ancak tüm uyum olanakları tüketildikten sonra son çare olarak görülmesini; özgür iradeye ve bilgilendirmeye dayalı rızanın önceden alınmasını; yeterli konuta, geçim kaynaklarına, gıdaya, eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimin yanı sıra kültürün korunmasının güvence altına alınmasını sağlayacak önlemler içermeli.

İnsan haklarına saygılı bir iklim eylemi, aktivistlerin, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve yerli halk temsilcilerinin tam ve anlamlı katılımını gerektiriyor. Ancak Türkiye’nin ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerine yönelik baskıları, bağımsız sivil toplumun COP31’e güvenli biçimde katılıp katılamayacağı konusunda ciddi kaygılar doğuruyor.

Türkiye makamlarının ifade özgürlüğünü bastırma, barışçıl protestoları hızla ve acımasızca dağıtma ve hükümeti eleştirenleri, gazetecileri ve çevre savunucularını hapse atma konusunda uzun bir sicili var. İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Araştırma Görevlisi Deniz Bayram, “Çevrenin korunması gereğini görmezden gelen Türkiye hükümeti, yaşadıkları yerlerde çevreye verilen zarara karşı seslerini yükselten yöre halkından insanlarıhedef aldı” dedi. Bayram, “COP31’e katılan üye devletler, Türkiye’nin çevre savunucularına yönelik baskılarına açıkça karşı çıkmalı ve COP hedeflerine ulaşmak için sivil toplumun katılımının kritik önem taşıdığını ev sahiplerine güçlü biçimde vurgulamalı” şeklinde konuştu.

Keyfî kayıt engelleri, gözetim ve gözaltılar da dâhil olmak üzere sivil topluma yönelik kısıtlamalar, önceki BM iklim zirvelerine defalarca gölge düşürdü.

Öte yandan, IPCC’nin ortaya koyduğu bilimsel görüş birliğine göre, ısınmanın 1,5 santigrat dereceyle sınırlandırılması yeni petrol, gaz veya kömür projeleriyle bağdaşmıyor. Buna rağmen Türkiye ve Avustralya’nın ortak başkanlığı ülkelere fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısında bulunmadı. Türkiye, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporlarındaki eksiklikler nedeniyle bu tür projeler için verilen “ÇED olumlu” kararlarını iptal eden mahkeme kararlarına rağmen, zararlı sonuçlar doğuracak kömürlü termik santral genişletme planlarını sürdürüyor. Avustralya da Avustralya Yüksek Mahkemesi’nin ihraç edilen kömürün yakılmasından kaynaklanan emisyonlardan eyaletin sorumlu olduğunu tespit eden kararına rağmen kömür projelerini genişletmeyi sürdürdü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, kömürün yakılmasının tehlikeli hava kirliliğine yol açtığını ve bunun halk sağlığına, özellikle de çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıkları olan kişiler gibi risk altındaki grupların sağlığına ciddi zarar verdiğini belirtti.

Dünya çapında tanınan temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkı ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de dâhil olmak üzere uluslararası insan hakları hukuku, hükümetlere iklim finansmanı sağlamak ve insan hakları açısından öngörülebilir zararları önlemek için uluslararası iş birliği yapma yükümlülüğü getiriyor. Hem Avustralya’nın hem de Türkiye’nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca makamlar, konferans alanının içinde ve dışında tüm COP31 katılımcılarının ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerini korumakla hukuken yükümlü.

Canineu, “İklim değişikliğinin etkileriyle doğrudan karşı karşıya olan topluluklar, hayatta kalmak ve onurlarını koruyarak uyum sağlamak için neye ihtiyaç duyduklarını en iyi kendileri biliyor” dedi. Canineu, “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası ve konferansa katılan hükümetler, sivil toplum örgütlerinin ve toplulukların COP31’de seslerini duyurabilmesini sağlamak üzere Türkiye makamlarına, Antalya’da ifade özgürlüğüne saygıyı güvence altına almaları için kamuoyu önünde baskı yapmalı” şeklinde konuştu.

Every piece on our website is resource intensive. If you donate whatever you can today, we will use it to continue investigating abuses and advocate for change in 100+ countries.

Region / Country