24 Ocak 2019’da yapılan Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü yürüyüşü. Pankartta “Avukatların sesi kesilirse, yurttaşların nefesi kesilir” yazıyor. 

© 2019 Istanbul Bar Association
(Berlin) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch - HRW) bugün yayınladığı bir raporda, Türkiye’nin Temmuz 2016 Darbe girişiminin sonrasındaki dönemde yüzlerce avukatı keyfi bir biçimde  tutukladığını ve yargıladığını belirtti. Söz konusu hamle Türkiyeli yetkililerin adil yargılanma hakkına ve avukatların adaletin yönetiminde oynadıları role düzenledikleri büyük ölçekli saldırının bir parçası.

Türkiye’de Avukatlar ve Savunma Hakkı Saldırı Altında” başlıklı 61 sayfalık rapor, kolluğun ve savcılıkların darbe girişiminden bu yana avukatları müvekkillerinin suçlarıyla nasıl ilişkilendirildiklerini ve ceza soruşturmaları veya kovuşturmalarıyla ve keyfi gözaltı ve tutuklamalarla onları nasıl hedef aldıklarını inceliyor. Hükümet, elinde hiç delil bulunmamasına ya da çok az delil bulunmasına rağmen hak ihlallerini ifşa eden avukatlara terör örgütü üyeliği suçunu isnat ediyor.  Avukatları sudan delillerle terörle mücadele kapsamındaki suçlardan uzun hapis cezalarına çarptıran ve yargılamalarda usül adaletini gözetmeyen mahkemeler de bu saldırıya katkı sundular. Avukatları taciz etmek amacıyla haklarında soruşturma veya kovuşturma açılması uygulamasına, terörle mücadele kapsamındaki suçlardan keyfi olarak gözaltına alınan veya tutuklanan şüphelilerin avukat tutma hakkını zedeleyen yasal değişiklikler de eşlik etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, “Yüzlerce avukatın hapse atılması ve yargılanması ve kolluk tarafından gözaltında tutulan veya yargılanan kişilerin vekilliğini veya müdafiliğini üstlenme kabiliyetlerinin sınırlandırılması, Türkiye’nin ceza yargılaması sisteminin vehametini gözler önüne seriyor; bu Türkiye’deki ve uluslararası alandaki herkesi ciddi biçimde kaygılandırması gereken bir durum,” şeklinde konuştu.  Williamson, “Avukatlar adil yargılanma hakkının en asli teminatlarındandır, dolayısıyla Türkiye’nin üç yıldır buna burun kıvırıyor olması çok derin bir endişe doğuruyor,” dedi.

Kitlesel tutuklamaların yaşandığı, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve muhalif politikacıların terörle mücadale kapsamındaki suçlardan siyasi saikli davalarda yargılandığı bir dönemde, kolluk tarafından gözaltında tutulan şüphelilerin ve mahkemelerde yargılanan sanıkların haklarının korunmasında avukatların oynadığı rol her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, 168 avukatın, 2016 - Şubat 2019 arasında yargılandığı davaların dava dosyalarını inceledi.

Yakın tarihli davalardan birinde, İstanbul’da bir mahkeme 20 Mart 2019 günü 18 Avukat hakkında yasa dışı silahlı sol bir örgütle ilişkili oldukları gerekçesiyle, terörle mücadele kapsamındaki suçlardan mahkumiyet kararı verdi. Hüküm giyen avukatlardan 11’i 8 ila 13 yıl altı ay arasında, biri ise 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. İnsan Hakları avukatı ve OHAL döneminde kapatılmış olan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin başkanı Selçuk Kozağaçlı da bu davada 11 yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye çapında 39 baro başkanı, Hüküm açıklandıktan sonra yaptıkları ortak açıklamada “adil yargılanma hakkı ile ceza usul [kanunun] ve mevzuat [hükümlerinin] mahkeme heyeti tarafından defalarca ihlal [edilmesini]” kınadılar.

29 Mart günü açıklanan başka bir hükümde ise, Ankara’da bir mahkeme, hükümetin ve mahkemelerin darbe girişiminin arkasında olmakla suçladıkları ve Fethullahçı Terör Örgütü adını verdikleri gruba üye oldukları iddiasıyla, 21 avukat hakkında mahkumiyet kararı verdi ve söz konusu avukatları 8 yıl 1 aya varan hapis cezalarına çarptırdı.

Söz konusu toplu davaların hiç birinde avukatların şiddet eylemlerine katıldıklarını ya da şiddeti teşvik ettiklerini gösteren bir delil yoktu.

The Arrested Lawyers Initiative (Tutuklu Avukatlar İnisiyatifi), Türkiye’de geçtiğimiz üç yıl içerisinde 1500’den fazla avukat hakkında soruşturma veya kovuşturma açıldığını belgeledi. Söz konusu avukatların üçte biri yargılama öncesinde ve sırasında uzun süre tutuklu kaldılar. 274 avukat hakkında ise ilk derece mahkemeleri tarafından silahlı bir terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyet kararları verildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’de darbe girişimi sonrasında ilan edilen ve 2018 Temmuz’unda kaldırılan Olağanüstü Hal sırasında getirilen ve sonradan yasalaştırılan bir çok düzenlemenin şüphelilerin avukat tutma ve savunma haklarını zedelediğini tespit etti. 

Avukatların terörle mücadele kapsamındaki suçlardan tutuklu bulunan müvekilleriyle özel ve gizli görüşme yapma hakları fiilen ortadan kaldırılmış durumda, zira yapılan yasal düzenlemeler artık yetkili makamların bu görüşmeleri kaydetmelerine ve izlemelerine izin veriyor. Ayrıca kendileri hakkında da terörle mücadele kapsamında yürütülen bir soruşturma bulunan avukatların, belli müvekillerin müdafiliğini veya vekaletini üstlenmesi iki yıla kadar yasaklanabiliyor. Dahası hakimlikler, avukatların kollukta gözaltında tutulan kişilerin soruşturma dosyalarına erişimlerini kısıtlayabiliyorlar. Kolluk bu tür kısıtlama kararlarını avukatların gözaltında tutulan kişilerle görüşmesini engellemek amacıyla kullanıyor.

Mahkemelerin, avukatların hazır bulunmadığı hallerde de duruşmaları yürütmelerine ve hüküm açıklamalarına izin veren; dava sürecini uzatma amacına yönelik olduğuna kanaat getirilmesi halinde avukatların tanık dinlenmesi taleplerini reddetmelerine olanak tanıyan ve koruma altındaki bazı tanıkların ifadelerinin, uzaktan sesleri değiştirilmiş ve yüzleri kapanmış bir şekilde alınmasını mümkün kılarak, müdafilerin bu tanıkları mahkemede şahsen çapraz sorgulamalarına engel olan düzenlemelerin tamamı, yargılama usulünde silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini zedeliyorlar. Silahların eşitliği ilkesi; savcılık makamı ile müdafinin arasında usul eşitliğinin sağlanması suretiyle her iki tarafın da kendi tezlerini sunma konusunda eşit fırsatlara ve avantajlara sahip olmalarını temin eden temel bir hukuki gerekliliğe işaret ediyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü avukatlar, terörle mücadele kapsamındaki suçlardan yapılan yargılamalarda delillerin tarafsız olarak incelenmesi veya sınanması ve savunma tanıklarının dinlenmesi için verdikleri dilekçelere karşı, mahkemelerin giderek artan ölçüde tepkisiz kaldıklarını belirttiler. Avukatlar, duruşmalarda kendilerini “figüran” gibi hissettiklerini söylediler. Müdafilerin geçerli gerekçe olmaksızın etkin savunma yapmalarının engellenmesi ve çekişmeli yargılama ilkesinin formaliteden öte bir anlam taşımamaya başlaması durumunda, iddia makamı ile sanık arasında silahların eşitliği ilkesini muhafaza etmek mümkün olamaz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye hükümeti, Avrupa Birliği ve AB üyesi devletler, Avrupa Konseyi, Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye’deki il barolarıyla birlikte uluslararası avukat örgütlerine de bazı ciddi tavsiyelerde bulundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Türkiye avukatları taciz etmek amacıyla haklarında soruşturma veya kovuşturma açmaya, gözaltına almaya ve tutuklamaya son vermeli; uluslararası insan hakları hukukunun getirdiği teminatlara uygun bir şekilde avukatların mesleki görevlerini etkin bir şekilde icra etmelerine izin vermeli; avukat tutma hakkına OHAL döneminde getirilen ve sonradan yasalaştırılan kısıtlamaları yürürlükten kaldırmalı; ve avukatları kitlesel olarak yargılamaya ve terörle mücadele kapsamındaki suç isnatlarını keyfi olarak kullanmaya son vermeli.

Williamson “Türkiye hükümeti avukatlara yönelik saldırısına son vermeli” dedi ve ekledi: “Türkiye Barolar Birliği ve diğer avukat örgütleri, AB ve Avrupa Konseyi bu mesajı Ankara’ya iletmek konusunda önemli bir rol oynayabilirler.”