(New York) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada devasa boyutlara ulaşmış sığınmacı krizine küresel çapta ve daha önce eşi görülmemiş ölçekte bir karşılık verilmesi gerektiğini belirtti. 19 ve 20 Eylül tarihlerinde Birleşmiş Milletler’de yapılacak iki ayrı zirvede dünya liderleri şiddet, baskı ve zulüm nedeniyle yerinden edilmiş milyonlarca insanın sorumluluğunu paylaşmak için cesur adımlar atmalıdır.

Liderler New York'da sığınmacıların ilk ulaştığı ülkelere daha fazla destek vermenin yollarını tartışmak amacıyla, tam da bu ülkelerin kırılma noktasına geldiği bir sırada toplanacaklar. Mülteci korumasının temel taşı olan ve sığınmacıların zulüm görme riskiyle ve başka ciddi tehditlerle yüz yüze kalabilecekleri yerlere zorla geri gönderilmesini yasaklayan nonrefoulement - geri göndermeme - ilkesi çok ciddi bir tehdit altında. İnsanlar Afganistan'da, Burma'da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde, Eritre'de, Honduras'ta, Irak'ta, Somali'de,  Suriye'de ve daha bir çok ülkede yaşanan şiddetten kaçıyorlar.

İnsan Hakları İzleme Örgütü İcra Direktörü Kenneth Roth, "Milyonlarca insanın yaşamı tehlikede. Mesele daha fazla para bulmak ya da daha çok insanın yeniden yerleştirilmesini sağlamaktan ibaret değil; mültecilerin korunması için gerekli hukuki ilkelerin de güçlendirilmesi lazım; bu ilkeler daha önce hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı" dedi.

Bu sene zarfında İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiyeli hudut birliklerinin sığınmacı olduğu anlaşılan sivillere ateş ettiğini ve geri ittiğini, Ürdün'ün sınırlarındaki Suriyeli sığınmacılara giriş izni vermediğini ve onlara yardım sunmayı reddettiğini, Kenya'nın Kasım ayında dünyanın en büyük mülteci kampını kapatacağını ilan ettiğini ve Somalileri, tehlike riskine rağmen memleketlerine geri ittiğini ve Pakistan'ın ve İran'ın Afgan mültecileri taciz ettiğini ve kayıttan düşerek mültecileri çatışmaların yaşandığı bir ülkeye geri dönmeye zorladığını belgeledi.

BM Genel Kurulu 19 Eylül'deki zirveyi "ülkeleri", mültecilere "daha insancıl ve koordineli bir yaklaşımı desteklemek üzere birleştirmek amacıyla" topluyor. Şimdiden hazır olan sonuç bildirgesi taslağının koruma kapsamının genişletilmesi yönünden kaçmış bir fırsat olduğu ve somut yeni sorumlulukların üstlenilmesi yönündeki beklentileri daralttığı görülüyor. Ancak bildirge taslağı mülteci haklarını yine de teyit ederek, sorumlulukların daha adil bir şekilde paylaşılması çağrısında bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, mülteci krizinin ölçeği ve dünyanın bir çok yerinde görülen popülist tepkiler göz önüne alındığında, bu teyidin ortak bir eylemlilik için temel oluşturması gerektiğini söyledi. 

20 Eylül'de ise ABD Başkanı Barack Obama yardım, mülteci kabulü ve mültecilere iş ve eğitim imkânları sunma konularında ülkelerin daha fazla sorumluluk üstlenmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirilecek bir "Liderler Zirvesi'ne" evsahipliği yapacak. Hükümetlerden, yeniden yerleştirme yerlerinin ve diğer kabullerin sayısının ikiye katlanması, yardım miktarının %30 artırılması,  bir milyon mülteci çocuğun daha okula yollanması ve bir milyon yetişkin mülteciye daha çalışma hakkı tanınması hedefleriyle ilgili somut taahhütlerde bulunması bekleniyor. Katılımcılar henüz ilan edilmemiş olsa da, zirveye 30 - 35 ülkenin katılacağı düşünülüyor. Kanada, Etiyopya, Almanya, İsveç ve Ürdün eş-kolaylaştırıcılar olarak ABD'ye eşlik edecekler.

İlk Varış Ülkelerine İnsani Yardım Artırılsın

Dünyadaki 21.3 milyon mültecinin çok büyük bir çoğunluğu küresel güneyde, daha da kötü muamele, ayrımcılık ve ilgisizlikle karşı karşıya kaldıkları ülkelerde bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye, Lübnan, Ürdün, Tayland, Kenya, İran ve Pakistan gibi ilk varış ülkelerine mültecilerin işe ve eğitime erişim imkanlarını artırmak amacıyla yapılan önerileri hayata geçirmeleri için çağrıda bulunmuştu. 

Dünyanın en zengin ülkeleri, yerinden edilme krizinin ön saflarında yer alan ülkelere yardım etme konusunda büyük ölçüde yetersiz kaldılar. 9 Şubat itibariyle, Birleşmiş Milletler'in yardım çağrıları ancak %39 oranında fonlanmıştı. En az fonlanan ülkelerden bazıları Afrika’da yer alıyor; Güney Sudan'dan gelen sığınmacılar için yapılan çağrılar ancak %19 oranında fonlanabilmişti. Yemen ve Suriye için öngörülen bölgesel mülteci tepki planları ise, sırasıyla %22 ve %49 oranlarında fonlanabilmişti.

Başka Ülkelere Yerleştirilenlerin Sayısı Artırılsın

Mültecilerin ilk varış ülkelerinden başka ülkelere yerleştirilmesi, onlara hayatlarını yeniden kurmaları konusunda yardımcı olmanın ve evsahibi ülkeleri rahatlatmanın en önemli yollarından biri; ne var ki bu konudaki uluslararası dayanışma çarpıcı biçimde eksik. 2015 yılında, BM mülteci ajansı dünya çapında yeniden yerleştirilmeye ihtiyacı olduğu öngörülen 960.000 mülteciden sadece 81.000'nin yeniden yerleştirilmesini sağlayabildi. Oysa ajans 2016 yılında  yeniden yerleştirilmeye ihtiyaç duyacak mülteci sayısını 1.1 Milyon olarak tahmin etmiş ve ülkelerin sadece 170.000 kişilik yer sunacağını öngörmüştü. Mart ayında yapılan üst düzey bir BM toplantısına katılan 92 ülkenin temsilcileri yeniden yerleştirme oranlarında ancak küçük bir artış taahhüdünde bulundular.

Avrupa Birliği'nde, 2015 yılında 1 milyondan fazla sığınmacının ve göçmenin teknelerle gelişi ve denizde yaşanan 3,700'den fazla ölüm vakası, mültecilere hareket olanağı sağlayan yeniden yerleştirme gibi güvenli ve hukuki kanalların açılmasına duyulan ihtiyacı açıkça gözler önüne serdi. Ne var ki Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan gibi bir çok Avrupa ülkesi, plansız gelişleri engellemenin, sorumluluğu başkalarına devretmenin ve mülteci haklarını daraltmanın yollarını aramaya odaklanmış durumdalar.

Temmuz 2015 yılında yapılan ve iki yıl zarfında başka bölgelerden 22.500 mültecinin Avrupa'ya yerleştirilmesini öngören bir plan kapsamında, 2016 yılı Temmuz ayı rakamlarına göre sadece 8.268 mülteci yeniden yerleştirilebildi. Bir çok AB ülkesi beklenenden düşük bir performans sergiledi, 10 AB ülkesi ise plan kapsamında tek bir mülteciyi bile ülkelerine yerleştirmedi..

Hak İhlalleri İçeren Sistemlere ve Hatalı Anlaşmalara Son Verilsin

Geçtiğimiz Mart ayında, AB Türkiye ile, Türkiye'nin güvenli bir iltica ülkesi olduğu yönünde son derece hatalı bir gerekçeye dayanarak, neredeyse tüm sığınmacıların Türkiye'ye geri gönderilmesine olanak sağlayan bir anlaşma imzaladı ki, bu anlaşmanın çökmesine ramak kalmış durumda. Avustralya teknelerle sınırlarına ulaşan sığınmacıları, fena, insanlık dışı muamele gördükleri ve kendileriyle ilgilenilmeyen açık deniz işlem merkezlerine gönderiyor.

AB ve Avustralya hak ihlallerine yol açan bu politikalardan vazgeçmelidirler. İnsan Hakları İzleme Örgütü, AB ülkelerinin önerilen daimi yeniden yerleştirme çerçevesini, daha iddialı hedefler ve o hedeflere ulaşmayı amaçlayan açık bir taahhütle, hızla kabul etmeleri gerektiğini söyledi. Kendiliğinden gelen sığınmacıların sorumluluğunu adil bir şekilde paylaşmalı ve Yunanistan ve İtalya'nın üzerindeki baskının hafifletilmesine yardımcı olmalılar.

Hükümetler iltica hakkının altını, Kenya ve Tayland'da olduğu gibi kampları kapayarak veya Avustralya, Yunanistan, İtalya, Meksika ve ABD'de olduğu gibi, sığınmacıları gözaltına alarak da oyuyorlar.

ABD mültecilerin yeniden yerleştirilmesi ve Birleşmiş Milletler’in insani yardım çağrılarına yanıt verme konularında bir çok açıdan öncü bir rol üstlense de, Suriyeli mültecilerin kabulü konusunda özellikle yavaş ve cimri davrandı. ABD’nin ayrıca, çetelerin şiddetinden kaçan Orta Amerikalı çocuklara ve diğerlerine  yönelik sınır politikaları ve bu kişilerin Amerikan sınırına ulaşmasını engellemek için Meksika'yı tampon bölge olarak kullanması gibi dikkate değer kör noktaları da bulunuyor.

Obama yönetimi, Birleşik Devletler eyalet valilerinin yarısından fazlasının muhalefetine ve Kongre’den yeniden yerleştirme için kaynak alamamış olmasına rağmen, bu mali yılda 10.000 mülteciyi kabul etme taahhüdünü yerine getirdi ancak, ABD bu sayının misli misli fazlasını yeniden yerleştirme kapasitesine sahip. ABD, Liderler Zirvesi hedeflerine ulaşmak için uğraşmalıdır ki, bu da bu seneki toplam 85,000 mülteci kabulü sayısını ikiye katlayarak, 170.000'e çıkartması gerektiği anlamına geliyor.

Çok daha fazla mülteci kabul etme kapasitesi olan Brezilya, Japonya ve Güney Kore gibi başka ülkeler de büyük ölçüde yetersiz kaldılar. 2015 yılında Japonya 19, Güney Kore Kuzey Koreliler dışında 42 ve Brezilya da sadece 6 mülteci kabul etti.

Rusya hiç bir mülteciye yeniden yerleşim olanağı sunmuyor. Körfez ülkeleri BM'nin yeniden yerleştirme çağrılarına yanıt vermiyor ancak yine de Suudi Arabistan ziyaretçi vizelerinin süresi dolmuş yüz binlerce Suriyelinin sınırdışı edilmesini askıya aldığını duyurdu. Oxfam’ın yaptığı bir analize göre, BM'nin Suriyeli mültecilerle bağlantılı olarak yaptığı, mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik fon oluşturma çağrılarına, Kuveyt dışındaki bir çok körfez ülkesinin verdikleri yanıt da yetersiz kaldı. 

Roth "Evlerini terketmek zorunda kalmış insanların haklarını ve onurlarını korumak bütün ülkeler için bir ahlaki sorumluluktur. 20 milyon insan içinde bulundukları dramla ilgilenmesi için  gerçek bir uluslararası çabaya girişilmesine güveniyorken, süslü püslü açıklamalar yeterli değil" dedi.