(İstanbul-7 Mart 2012) – İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ev içi şiddeti önleme konusunda daha güçlü ve kapsamlı bir kanunu yürürlüğe koymasının gerektiği bildirildi. Mecliste tartışılan kanun tasarısının, 7 Mart 2012 tarihinde oya sunulması bekleniyor. Yeni kanun tasarısı, Türkiye’de halen var olan ev içi şiddete dair kanunun yerine geçerek, ev içi şiddete karşı korunma ve mağdurlara daha fazla destek verme konularında güçlü tedbirler alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün kadın hakları savunucusu Gauri Van Gulik, “Yüzlerce kadın haklarını savunma oluşumunun ve hükümetin bu konudan sorumlu bakanın çalışmaları sayesinde, Türkiye milyonlarca insanı ev içi şiddete karşı koruma konusunda çok büyük bir fırsat elde ediyor” dedi. “Şimdi politikacıların bu tedbirlerin gerçekleştirilmesinde ne yapacaklarını göreceğiz” diye ekledi.

Konuyla ilgili yasa tasarısı henüz tamamlanmadıysa da, şu anki haliyle de “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Yeni Kanun” koruma konusunda daha geniş bir kapsam içeriyor. Şu an Türkiye’de yürürlükte olan ev içi şiddete dair olan kanun, sadece evli kadınları korumaya yönelik. Yeni kanun tasarısında evli olsun olmasın tüm kadınlar, çocuklar ve diğer aile bireyleri de koruma altında.

Yasa tasarısı aynı zamanda, polis, yerel idari yöneticiler ve aile mahkemelerinin de, şiddet mağduru veya şiddet riski altında bulunan kişilere, çeşitli aşamalarda koruma ve destek sağlama konusunda yetki veriyor. Yasa tasarısında, devlet tarafından barınak, geçici maddi yardım sağlanması ve hatta bazı vakalarda mağdura yeni bir kimlik kazandırma çalışmaları öngörülüyor. Yasa tasarısı ayrıca, aile mahkemelerine, şiddet uygulayan kişilere yaptırımlarda bulunma ve mahkeme kararıyla bu kişileri gözetim altında tutma yetkisi de veriyor.

Kanunda, son olarak da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın “Şiddeti Önleme ve  İzleme Merkezleri” kuracağı ve ev içi şiddetle mücadele ve kanunların uygulanması için gerekli kaynakların ve çalışacak personel sayısını arttıracağı ön görülüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2011 yılı tarihli ‘“Kocandır, Döver de Sever de”: Türkiye’de Aile İçi Şiddet ve Korumaya Erişim’ raporundaki belgeler Türkiye’de kocaların, partnerlerin ve aile bireylerinin kadınlara ve kızlara uzun süreli ve son derece sert ve acımasızca şiddet uyguladığını ve hayatta kalan mağdurların korunma arayışı içerisinde olduklarını gösteriyor. Raporda, halen yürürlükte olan ev içi şiddete dair kanun ile kanunun uygulanması konusunda ciddi boşluklar bulunduğu ve polis, savcı, hakim ve diğer resmi çalışanların kanunu uygulama konusundaki başarısızlıkları, koruma sisteminin güvenilir olmadığı da gözler önüne seriliyor. Bu raporda incelenen pekçok şiddet vakası, bu yasa tasarısı kapsamına giriyor.

 

Rapor için kendisiyle görüşme yapılan 22 yaşındaki Vanlı Gülşah S. isimli kadının sadece imam nikahlı olduğu için korunma talebi reddediliyor. Kocasının ailesinin evine taşınınca, ailenin pekçok üyesi onu dövüyor, tecavüze ediyor, aç bırakıyor ve hatta çocuğunu öldürmeye teşebbüs ediyor. Genç kadın İnsan Hakları İzleme Örgütü’yle yaptığı görüşmede “ Kayınpederim beni defalarca cinsel ilişkiye zorladı, aile bana yemek vermedi…” “Hamile kaldığımda beni kürtaja zorladılar ve çocuğun kız olduğunu gördüklerinde onu öldürmeye çalıştılar” diye belirtti.

Bir aile mahkemesi genç kadının koruma talebi dilekçesini, resmi nikahlı olmadığı için reddetti. Yeni kanunla birlikte Gülşah S.’nin koruma isteme hakkı olacak ve polisin kadının herhangi bir şekilde tehdit altında olmadığı ve zarar görmediği konusunda gözetim zorunluluğu doğacak.

Yeni yasa tasarısı, 2011 yılında kabul edilen ve bir ilk olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi isimli yerel sözleşmeye dayanıyor. Türkiye’nin önleme, koruma, takip ve mağdurlara destek verme yoluyla kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda geniş kapsamlı yasal düzenlemelerin getirildiği anlaşmanın imzalandığı toplantıya ev sahipliği etmesi nedeniyle, bu sözleşmeye “ İstanbul Sözleşmesi (İstanbul Konvansiyonu)”  adı da veriliyor.

Kadın hakları örgütleri ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 31 Ocak tarihinde tamamlayarak Bakanlar Kurulu’na sundukları yasa tasarısı üzerinde aylar boyunca çalıştı ve görüşmelerde bulundu. Ancak 24 Şubat tarihinde Başbakanlık, içerisinde farklılıklar yapılmış başka bir yasa taslağı hazırladı. Bu yeni taslak “Ailenin Korunması” nı da içeren yeni bir başlık getirmenin yanısıra şiddeti önleme ve şiddeti gözetme merkezlerinin kurulması ile ilgili taahhütleri azalttı ve cinsiyet eşitliği ile ilgili tüm referans konularını taslaktan kaldırdı.

Başbakanlık bürosunun hazırladığı taslak meclisin eşitlik komisyonuna (KEFEK)yollandı. Ancak kadın örgütlerinin bu yeni versiyona dair hoşnutsuzluklarını ifade etmeleri üzerine, meclise bağlı Adalet Komisyonu her iki taslağı da değerlendirerek ilk versiyondaki pekçok maddeyi yeniden ekledi. Bu son taslak, 7 Mart tarhinde oylanması beklenen ve üzerinde uzlaşma sağlanmış taslak.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’deki kadın örgütlerinin kanundaki tedbirlerin daha da güçlendirilmesi için son dakikada kanun kapsamına alınacak bir takım eklentiler ve cezai yaptırımlar önerdiğini gözlemliyor. Bunlar  arasında bir yıllık süre içerisinde 15 Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi kurabilmek için atılacak somut adımlara dair öneriler de var.

Van Gulik “Eğer son halini alacak kanun, ev içi şiddeti durdurma ve ihtiyaç halinde mağdur kişilere destek sağlama konusunda somut önlemleri ve yaptırımları kapsarsa, bu Türkiye için son derece gurur verici bir gelişme olacak” dedi. “Artık hükümet kadınları sadece ailenin bir  üyesi olarak değil,  hakları olan bireyler olarak gözettiğini göstermek zorundadır” diye belirtti.