A Turkish woman shouts slogans on March 8, 2009 in Istanbul where more than 5,000 women gathered to mark International Women's Day. Purple symbolizes feminism in Turkey.

© 2009 Getty Images

(İstanbul, 4 mayıs 2011) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yayınladığı raporda, Türkiye'nin aile içi şiddetten koruma sistemindeki sorunların ülke çapında kadın ve kız çocuklarını aile içi şiddete karşı korunmasız kıldığını ifade etti. Yasadaki eksiklikler ve uygulamadaki sorunlar nedeniyle birçok şiddet mağduru, mahkemece verilen koruma kararları ve acil durumlarda kalabilecekleri sığınma evleri gibi hayat kurtaran koruma tedbirlerinden faydalanamıyor.

58 sayfalık "‘Kocandır, Döver De Sever De': Türkiye'de Aile İçi Şiddet ve Korumaya Erişim" başlıklı raporda kadın ve kız çocuklarının eşleri, partnerleri ve diğer aile bireylerinin elinden gördüğü vahşi ve uzun süreli şiddet olayları ile mağdurların korumaya erişim mücadelelerini belgeliyor. Türkiye'nin hukuk sisteminde şiddete maruz kalmış kadınlar için sığınma evlerinin kurulması ve lehlerinde koruma tedbiri kararı çıkartılması gerektiğini belirten güçlü koruma kanunları mevcut. Ancak kanunlardaki eksiklikler ve polis, savcı, hakim ve diğer yetkililerin uygulamadaki ihmalleri, koruma sistemini en iyi ihtimalle öngörülemez, bazı durumlarda ise alenen tehlikeli kılıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nde kadın hakları savunucusu ve araştırmacısı, aynı zamanda raporun yazarı olan Gauri van Gulik "böyle güçlü yasalar varken yetkililerin aile içi şiddet mağdurlarına temel koruma tedbirlerini sağlayamamasının kabul edilemez" olduğunu söyleyerek "Türkiye kadınların insan hakları konusunda örnek olacak nitelikte bir reform yaptı ama polis memurları, savcılar, hakimler ve sosyal hizmet görevlilerinin sistemi kağıt üstünde değil, uygulamada örnek sistem haline getirmesi gerekiyor" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün görüştüğü ve yaşları 14 - 65 arasında değişen kadın ve kız çocuklarına uygulanan şiddet biçimleri arasında şunlar bulunuyor: tecavüz, bıçaklama, hamileyken karın bölgesine tekme, kemikleri kırılıncaya ya da kafatası çatlayıncaya kadar çekiç, sopa, dal ve hortumla dayak, köpek ve başka hayvanlarla bir odaya kapatma, aç bırakma, şok verme, zehirli iğne, çatıdan atma ve ağır psikolojik şiddet. Araştırmacıların görüşme yapmak için gittiği tüm illerde ve tüm gelir ve eğitim düzeylerinde şiddetin çeşitli biçimleriyle yaşandığı belgelendi.

Bu rapor Avrupa Konseyi'nin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle ilgili yeni bir bölgesel sözleşmeyi kabul etmek üzere toplanacağı bir dönemde yayınlanıyor. Türkiye raporun yazımı sırasında Bakanlar Komitesi Başkanı olarak önemli bir rol oynadı ve sözleşme 11 Mayıs 2011 günü İstanbul'da imzalanacak.

2009 yılında Türkiye'nin saygın bir üniversitesince yapılan araştırmaya göre Türkiye'deki kadınların tamamının yaklaşık yüzde 42'si, kırsal alandaki kadınların ise yüzde 47'si hayatlarının bir döneminde eşlerinden ya da partnerlerinden fiziksel veya cinsel şiddet görüyor.

Rapor Van, İstanbul, Trabzon, Ankara, İzmir ve Diyarbakır'da yapılan görüşmeler ve incelenen dava dosyalarıyla toplam 40 kadının öyküsüne ve avukatlar, kadın örgütleri, sosyal hizmet çalışanları,hükümet yetkilileri ve diğer uzmanlarla yapılan onlarca görüşmeye dayanarak hazırlandı.

12 yaşında evlenmeye zorlanan ve yıllarca kocasının şiddetine maruz kalan Selvi T. (gerçek adı değil) yaşadıklarını "ilk defasında bana vurdu, karnımdaki bebeği tekmeledi ve beni damdan attı" diyerek anlattı.

Türkiye 1998 yılında 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun'u yürürlüğe sokarak aile içi şiddete karşı sivil koruma mekanizmaları sunan öncü ülkeler arasına girdi. 2007'de değişiklik yapılan yasayla aynı hanede yaşayan, kadın veya erkek, aile bireylerinden şiddet gören kişinin doğrudan ya da savcı aracılığıyla aile mahkemesinden koruma tedbiri kararı almasına imkan veren bir koruma kararı sistemi oluşturdu.

Koruma kararında, diğerlerinin yanı sıra, davalının evden ayrılması, mağdur ve çocuklardan uzak durması, silahlarını teslim etmesi ve şiddet, tehdit, mala zarar verme ya da mağdurla iletişim kurmaya kalkışmaması gibi tedbirler bulunabilir. Başvuran kişiler sıklıkla olağanüstü tehlike altında olduğu için sistem en fazla birkaç gün içinde harekete geçilmesini gerektirecek şekilde düzenlenmiştir.

Ancak raporda 4320 sayılı kanunun ciddi eksiklikleri de belgeleniyor. Yasa boşanmış ve evli olmayan kadınları tamamen dışarıda bırakıyor. Birçok durumda polis, savcılar ve hakimler görevlerini ihmal ediyorlar. Birçok kadın, polis memurlarının kendileriyle dalga geçtiğini ve koruma kararı almalarına yardımcı olmak yerine onları eve, şiddet uygulayan kişiye geri gönderdiğini ve savcı ve hakimlerin koruma kararı çıkarmak için yavaş davrandığını ya da yasada gerekmese de kanıt talep ettiklerini dile getirdi.

van Gulik "Aile bireylerinin kadınlar ve kız çocuklarına uyguladığı olağanüstü vahşet zaten yeterince korkunç; ama kaçmaya ve koruma talep etmeye cesaret eden bir kadının aşağılanıp, şiddet uygulayan kişinin yanına geri gönderilebileceğini bilmek daha da kötü" dedi.

Türkiye'nin aile içi şiddetle ilgili tedbirlerinin önemli unsurlarından biri de kadın ve kız çocukları için sığınma evleri. Belediyeler Kanunu'na göre 50,000 veya üstü nüfusa sahip olan her belediyenin sığınma evi kurması gerekiyor; ama hükümet bu gerekliliği karşılamada yetersiz kalmaktadır. Üstelik İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün konuştuğu kadınlar varolan bazı sığınma evlerin koşullarının kötü ve güvenlik prosedürlerinin ise yetersiz olduğunu söyledi. Esasen, bazı sığınma evindeki personel şiddet uygulayan kişilerin içeri girmesine izin vermekte ve kadınları da barışmaları için teşvik etmektedir.

Selvi T.'nin yaşadıkları bu sorunların birçoğunu gözler önüne seren bir vaka. Kocası yıllar boyu Selvi'yi defalarca dövdü, tecavüz etti, yaraladı; ama koruma talebiyle gittiği polis Selvi'yi birçok kez eve geri yolladı. Nihayet kaçıp bir sığınma evine yerleştiğindeyse polis kocasına adresini verdi ve sığınma evi personeli de kocasını içeri alarak Selvi'yi barışması için teşvik ettiler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Gaziantep milletvekili Fatma Şahin, kadın gruplarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 7 Mart'ta meclise Aile Koruma Kanununda değişiklik yapılması için bir kanun teklifi önergesi verdi. Önerilen değişiklikler hala mecliste görüşülmeyi bekliyor.

Değişiklikler kabul edildiği takdirde koruma tedbirleri evli olmayan, ancak bir ilişki içinde olan kadınları da kapsayacak.  İçişleri Bakanlığı'nın koruma kararı almış kadınlara maddi destek vermesini sağlayacak. Taslak yasa mağdurun -taşınması halinde yeni adresi dahil- bilgilerinin korunması için tedbirlerin geliştirilmesini, emrinde aile içi şiddet konusunda eğitimli ve uzman memurların çalıştığı özel polis ve hakim birimleri kurulmasını ve savcıların, daha sonra hakimin onayına sunulmak üzere, mahkeme saatleri dışında koruma tedbiri çıkartabilmesini sağlıyor. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye'nin aile koruma kanununu dini nikahla evlenmiş, evli olmayan ve boşanmış kadınlara da koruma kararı alınabileceğini açıkça belirterek kanundaki eksiklikleri gidermesi gerektiğini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının polis karakollarında ve aile mahkemelerinde, kadınları sosyal hizmetlere sevk edebilecek ve koruma talepleriyle ilgilenebilecek uzman personelin çalıştığı birimler oluşturmasına ihtiyaç olduğunun da altını çizdi. İçişleri Bakanlığı ayrıca yasaya uygun davranmayan veya aile içi şiddet mağdurlarına kötü davranan polis memurları, savcılar ve hakimlerin şikayet edilebileceği bir mekanizma da oluşturmalıdır.

Koruma kararı sisteminin kapsamlı olarak izlenmesi ve sistemin nasıl kullanıldığına dair daha spesifik ve kamuya açık verilerin oluşturulması da gerekiyor. Daha fazla sığınma evinin açılması ve hem İçişleri hem de Adalet Bakanlıklarının polis memurlarının eğitimini geliştirerek devam etmesi, savcı ve hakimlerin de 4320 sayılı Kanunun pratik gerekleri ve her memurun süreçteki rolleri hakkında eğitime tabi tutulması diğer ihtiyaçlar arasında sayılabilir.

Gulik "Türkiye'nin kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için bağlayıcılığı olan bir sözleşmeyi imzalamak üzere Avrupa dört bir yanından gelecek hükümetleri misafir etmeye hazırlandığı şu günlerde, kendi aile içi şiddetten koruma sistemini yeni sözleşmeyle hem yazılı kanunda, hem uygulamada uyumlu olacak şekilde değiştirmesi gerekiyor" dedi.

Rapordan Vaka Öyküleri:

Selvi T.

Güneydoğu Anadolu'da yaşayan, 22 yaşında, beşinci çocuğuna hamile olan Selvi T. aile içi şiddet sorunu ciddiye alınmadığında yaşanabilecek korkunç şeylerin tamamını temsil ediyor. 12 yaşında evlendirilen Selvi T.'ye kocası şiddet uygulamaya ilk çocuğuna hamileyken başladı. Selvi, "O ilk defasında, karnımdaki bebeği tekmeledi ve beni damdan attı" diye anlatıyor. O zamandan beri şiddetin ağırlığı ve sıklığı arttı; artık çocuklar da şiddetin hedefi olmuş durumda. Kocası Selvi'nin tüm hayatını kontrol altında tutuyor ve son derece kıskanç. Bize şöyle dedi: "Bana hep tecavüz ediyor ve [başka bir erkekle] sevişip sevişmediğimi kontrol etmek için ıslak mı diye ‘orama' bakıyor." Selvi polisten yardım istemek için dört kez evden kaçmayı başardı ama her defasında şiddet gördüğü kişiye geri gönderildi. Bir defasında sığınma evine yerleşti ama polis kocasına adresi verdi ve o da sığınma evine gelip evden ayrılması için Selvi'yi zorladı. Selvi yerel bir kadın örgütünden destek alıyor ama artık şiddetten kaçmaktan vazgeçmiş. "Artık polise gidemem" diyor.

Zelal K.

İstanbul'da yaşayan Zelal K. boşanmış olduğu için koruma kararı çıkarttıramadı. Zelal sekiz yıl önce boşanmış ve üç çocuğuyla birlikte yaşıyor. Aynı sokakta evinin karşısında oturan eski eşi Ocak 2008'de bir gün Zelal'i evden çıkarken yakalamış. Zelal yaşadıklarını İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şöyle anlattı:  "Beni tuttuğunda ‘bırak beni' diye çığlık atmaya başladım. Bana vurmaya başladı. Etrafta birçok insan vardı ama kimse birşey yapmadı. Saçımı çekerek eliyle ağzımı kapattı ve beni evime doğru sürükledi. Orada bana attığı tekmeyle yere düştüm... Evde ne var ne yoksa kırdı, bütün sandalyeleri, bütün resimleri, herşeyi. Sonra da elbiselerimi çıkartarak bana tecavüz etti".

Zelal yarı çıplak bir halde kaçmayı başardı ve birkaç polis karakoluna gitti. "Yanlış karakola geldin"den, "Bizi neden böyle şeylerle rahatsız ediyorsun"a varan farklı sebeplerle her birinden geri çevrildi. Sonunda bir savcıyla görüşmeyi başarabildi ama o da Zelal'in koruma kararı başvurusunu, boşanmış olduğu için, kabul etmedi.

Aslı I.

Aslı I. Van'a yakın bir köyde yaşayan 21 yaşında bir Kürt kadını. Aslı 2009'da evlendiği ve eşinin ailesinin yanına taşındığı andan itibaren şiddete maruz kaldı. Evdeki 10 kişinin tamamından bir biçimde şiddet gördü. Şiddetli karın ağrılarından şikayet ettiğinde ailesi onu evde hapis tuttu ve kayınpederi de koluna birşey enjekte etti. Ondan sonra sağlığı ciddi biçimde bozuldu. Aile ayrıca yaptıkları evin inşaatı için Aslı'ya tüm gün boyunca taş ve kereste taşıttı. Kayınpederi Aslı'ya "sürekli" hortum, su borusu ve  çekiçle vuruyordu. Kolunu ve burnunu kırdığında yakındaki hastaneye gitmesine de izin vermedi. Aslı'yı düzenli olarak ahıra kilitliyordu ve nihayet bir gün "Seni buraya sadece oğlum için getirtmedim, kendi zevkim için de istedim" diyerek tecavüz etti.

Aslı okuma yazma bilmiyor ve çok az Türkçe konuşuyor; ama nihayet evden çıkabildiğinde bir kadın derneğinden yardım aldı. Polis kayınpederine uzak durmasını söyledi ama gözaltına almadı. Aslı'ya savcıya gidip koruma kararı çıkarması için dilekçe vermesini tavsiye ettiler. Mayıs 2010'da savcıya giden Aslı sonrasını şöyle anlattı: "Savcıya gittim ama hiç bir cevap gelmedi ve [kayınpederim] de evimize gelmeye devam ediyor. Yardım gelmeden beni ya da oğullarımdan birini öldürür mü acaba?"

Zeynep B.

İzmir'de yaşayan Zeynep B. kendisini sürekli döven ve psikolojik şiddet uygulayan kocası hakkında koruma tedbiri çıkarttı. 2009 yılı sonunda bir gün, emir hala yürürlükteyken, kocası Zeynep'in evini basıp elektriğini kestikten sonra bıçakla tehdit etti. Zeynep kendisini kovalayan kocasından kaçarak polise sığındı. Polisler "Sen eve git, biz ilgileneceğiz" dediler. Eve dönerken kocası altı yerinden bıçakladı. Neredeyse ölüyordu.

 

(İstanbul, 4 mayıs 2011) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yayınladığı raporda, Türkiye'nin aile içi şiddetten koruma sistemindeki sorunların ülke çapında kadın ve kız çocuklarını aile içi şiddete karşı korunmasız kıldığını ifade etti. Yasadaki eksiklikler ve uygulamadaki sorunlar nedeniyle birçok şiddet mağduru, mahkemece verilen koruma kararları ve acil durumlarda kalabilecekleri sığınma evleri gibi hayat kurtaran koruma tedbirlerinden faydalanamıyor.

58 sayfalık "‘Kocandır, Döver De Sever De': Türkiye'de Aile İçi Şiddet ve Korumaya Erişim" başlıklı raporda kadın ve kız çocuklarının eşleri, partnerleri ve diğer aile bireylerinin elinden gördüğü vahşi ve uzun süreli şiddet olayları ile mağdurların korumaya erişim mücadelelerini belgeliyor. Türkiye'nin hukuk sisteminde şiddete maruz kalmış kadınlar için sığınma evlerinin kurulması ve lehlerinde koruma tedbiri kararı çıkartılması gerektiğini belirten güçlü koruma kanunları mevcut. Ancak kanunlardaki eksiklikler ve polis, savcı, hakim ve diğer yetkililerin uygulamadaki ihmalleri, koruma sistemini en iyi ihtimalle öngörülemez, bazı durumlarda ise alenen tehlikeli kılıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nde kadın hakları savunucusu ve araştırmacısı, aynı zamanda raporun yazarı olan Gauri van Gulik "böyle güçlü yasalar varken yetkililerin aile içi şiddet mağdurlarına temel koruma tedbirlerini sağlayamamasının kabul edilemez" olduğunu söyleyerek "Türkiye kadınların insan hakları konusunda örnek olacak nitelikte bir reform yaptı ama polis memurları, savcılar, hakimler ve sosyal hizmet görevlilerinin sistemi kağıt üstünde değil, uygulamada örnek sistem haline getirmesi gerekiyor" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün görüştüğü ve yaşları 14 - 65 arasında değişen kadın ve kız çocuklarına uygulanan şiddet biçimleri arasında şunlar bulunuyor: tecavüz, bıçaklama, hamileyken karın bölgesine tekme, kemikleri kırılıncaya ya da kafatası çatlayıncaya kadar çekiç, sopa, dal ve hortumla dayak, köpek ve başka hayvanlarla bir odaya kapatma, aç bırakma, şok verme, zehirli iğne, çatıdan atma ve ağır psikolojik şiddet. Araştırmacıların görüşme yapmak için gittiği tüm illerde ve tüm gelir ve eğitim düzeylerinde şiddetin çeşitli biçimleriyle yaşandığı belgelendi.

Bu rapor Avrupa Konseyi'nin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle ilgili yeni bir bölgesel sözleşmeyi kabul etmek üzere toplanacağı bir dönemde yayınlanıyor. Türkiye raporun yazımı sırasında Bakanlar Komitesi Başkanı olarak önemli bir rol oynadı ve sözleşme 11 Mayıs 2011 günü İstanbul'da imzalanacak.

2009 yılında Türkiye'nin saygın bir üniversitesince yapılan araştırmaya göre Türkiye'deki kadınların tamamının yaklaşık yüzde 42'si, kırsal alandaki kadınların ise yüzde 47'si hayatlarının bir döneminde eşlerinden ya da partnerlerinden fiziksel veya cinsel şiddet görüyor.

Rapor Van, İstanbul, Trabzon, Ankara, İzmir ve Diyarbakır'da yapılan görüşmeler ve incelenen dava dosyalarıyla toplam 40 kadının öyküsüne ve avukatlar, kadın örgütleri, sosyal hizmet çalışanları,hükümet yetkilileri ve diğer uzmanlarla yapılan onlarca görüşmeye dayanarak hazırlandı.

12 yaşında evlenmeye zorlanan ve yıllarca kocasının şiddetine maruz kalan Selvi T. (gerçek adı değil) yaşadıklarını "ilk defasında bana vurdu, karnımdaki bebeği tekmeledi ve beni damdan attı" diyerek anlattı.

Türkiye 1998 yılında 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun'u yürürlüğe sokarak aile içi şiddete karşı sivil koruma mekanizmaları sunan öncü ülkeler arasına girdi. 2007'de değişiklik yapılan yasayla aynı hanede yaşayan, kadın veya erkek, aile bireylerinden şiddet gören kişinin doğrudan ya da savcı aracılığıyla aile mahkemesinden koruma tedbiri kararı almasına imkan veren bir koruma kararı sistemi oluşturdu.

Koruma kararında, diğerlerinin yanı sıra, davalının evden ayrılması, mağdur ve çocuklardan uzak durması, silahlarını teslim etmesi ve şiddet, tehdit, mala zarar verme ya da mağdurla iletişim kurmaya kalkışmaması gibi tedbirler bulunabilir. Başvuran kişiler sıklıkla olağanüstü tehlike altında olduğu için sistem en fazla birkaç gün içinde harekete geçilmesini gerektirecek şekilde düzenlenmiştir.

Ancak raporda 4320 sayılı kanunun ciddi eksiklikleri de belgeleniyor. Yasa boşanmış ve evli olmayan kadınları tamamen dışarıda bırakıyor. Birçok durumda polis, savcılar ve hakimler görevlerini ihmal ediyorlar. Birçok kadın, polis memurlarının kendileriyle dalga geçtiğini ve koruma kararı almalarına yardımcı olmak yerine onları eve, şiddet uygulayan kişiye geri gönderdiğini ve savcı ve hakimlerin koruma kararı çıkarmak için yavaş davrandığını ya da yasada gerekmese de kanıt talep ettiklerini dile getirdi.

van Gulik "Aile bireylerinin kadınlar ve kız çocuklarına uyguladığı olağanüstü vahşet zaten yeterince korkunç; ama kaçmaya ve koruma talep etmeye cesaret eden bir kadının aşağılanıp, şiddet uygulayan kişinin yanına geri gönderilebileceğini bilmek daha da kötü" dedi.

Türkiye'nin aile içi şiddetle ilgili tedbirlerinin önemli unsurlarından biri de kadın ve kız çocukları için sığınma evleri. Belediyeler Kanunu'na göre 50,000 veya üstü nüfusa sahip olan her belediyenin sığınma evi kurması gerekiyor; ama hükümet bu gerekliliği karşılamada yetersiz kalmaktadır. Üstelik İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün konuştuğu kadınlar varolan bazı sığınma evlerin koşullarının kötü ve güvenlik prosedürlerinin ise yetersiz olduğunu söyledi. Esasen, bazı sığınma evindeki personel şiddet uygulayan kişilerin içeri girmesine izin vermekte ve kadınları da barışmaları için teşvik etmektedir.

Selvi T.'nin yaşadıkları bu sorunların birçoğunu gözler önüne seren bir vaka. Kocası yıllar boyu Selvi'yi defalarca dövdü, tecavüz etti, yaraladı; ama koruma talebiyle gittiği polis Selvi'yi birçok kez eve geri yolladı. Nihayet kaçıp bir sığınma evine yerleştiğindeyse polis kocasına adresini verdi ve sığınma evi personeli de kocasını içeri alarak Selvi'yi barışması için teşvik ettiler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Gaziantep milletvekili Fatma Şahin, kadın gruplarıyla yaptığı görüşmelerden sonra, 7 Mart'ta meclise Aile Koruma Kanununda değişiklik yapılması için bir kanun teklifi önergesi verdi. Önerilen değişiklikler hala mecliste görüşülmeyi bekliyor.

Değişiklikler kabul edildiği takdirde koruma tedbirleri evli olmayan, ancak bir ilişki içinde olan kadınları da kapsayacak.  İçişleri Bakanlığı'nın koruma kararı almış kadınlara maddi destek vermesini sağlayacak. Taslak yasa mağdurun -taşınması halinde yeni adresi dahil- bilgilerinin korunması için tedbirlerin geliştirilmesini, emrinde aile içi şiddet konusunda eğitimli ve uzman memurların çalıştığı özel polis ve hakim birimleri kurulmasını ve savcıların, daha sonra hakimin onayına sunulmak üzere, mahkeme saatleri dışında koruma tedbiri çıkartabilmesini sağlıyor. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye'nin aile koruma kanununu dini nikahla evlenmiş, evli olmayan ve boşanmış kadınlara da koruma kararı alınabileceğini açıkça belirterek kanundaki eksiklikleri gidermesi gerektiğini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının polis karakollarında ve aile mahkemelerinde, kadınları sosyal hizmetlere sevk edebilecek ve koruma talepleriyle ilgilenebilecek uzman personelin çalıştığı birimler oluşturmasına ihtiyaç olduğunun da altını çizdi. İçişleri Bakanlığı ayrıca yasaya uygun davranmayan veya aile içi şiddet mağdurlarına kötü davranan polis memurları, savcılar ve hakimlerin şikayet edilebileceği bir mekanizma da oluşturmalıdır.

Koruma kararı sisteminin kapsamlı olarak izlenmesi ve sistemin nasıl kullanıldığına dair daha spesifik ve kamuya açık verilerin oluşturulması da gerekiyor. Daha fazla sığınma evinin açılması ve hem İçişleri hem de Adalet Bakanlıklarının polis memurlarının eğitimini geliştirerek devam etmesi, savcı ve hakimlerin de 4320 sayılı Kanunun pratik gerekleri ve her memurun süreçteki rolleri hakkında eğitime tabi tutulması diğer ihtiyaçlar arasında sayılabilir.

Gulik "Türkiye'nin kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için bağlayıcılığı olan bir sözleşmeyi imzalamak üzere Avrupa dört bir yanından gelecek hükümetleri misafir etmeye hazırlandığı şu günlerde, kendi aile içi şiddetten koruma sistemini yeni sözleşmeyle hem yazılı kanunda, hem uygulamada uyumlu olacak şekilde değiştirmesi gerekiyor" dedi.

Rapordan Vaka Öyküleri:

Selvi T.

Güneydoğu Anadolu'da yaşayan, 22 yaşında, beşinci çocuğuna hamile olan Selvi T. aile içi şiddet sorunu ciddiye alınmadığında yaşanabilecek korkunç şeylerin tamamını temsil ediyor. 12 yaşında evlendirilen Selvi T.'ye kocası şiddet uygulamaya ilk çocuğuna hamileyken başladı. Selvi, "O ilk defasında, karnımdaki bebeği tekmeledi ve beni damdan attı" diye anlatıyor. O zamandan beri şiddetin ağırlığı ve sıklığı arttı; artık çocuklar da şiddetin hedefi olmuş durumda. Kocası Selvi'nin tüm hayatını kontrol altında tutuyor ve son derece kıskanç. Bize şöyle dedi: "Bana hep tecavüz ediyor ve [başka bir erkekle] sevişip sevişmediğimi kontrol etmek için ıslak mı diye ‘orama' bakıyor." Selvi polisten yardım istemek için dört kez evden kaçmayı başardı ama her defasında şiddet gördüğü kişiye geri gönderildi. Bir defasında sığınma evine yerleşti ama polis kocasına adresi verdi ve o da sığınma evine gelip evden ayrılması için Selvi'yi zorladı. Selvi yerel bir kadın örgütünden destek alıyor ama artık şiddetten kaçmaktan vazgeçmiş. "Artık polise gidemem" diyor.

Zelal K.

İstanbul'da yaşayan Zelal K. boşanmış olduğu için koruma kararı çıkarttıramadı. Zelal sekiz yıl önce boşanmış ve üç çocuğuyla birlikte yaşıyor. Aynı sokakta evinin karşısında oturan eski eşi Ocak 2008'de bir gün Zelal'i evden çıkarken yakalamış. Zelal yaşadıklarını İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şöyle anlattı:  "Beni tuttuğunda ‘bırak beni' diye çığlık atmaya başladım. Bana vurmaya başladı. Etrafta birçok insan vardı ama kimse birşey yapmadı. Saçımı çekerek eliyle ağzımı kapattı ve beni evime doğru sürükledi. Orada bana attığı tekmeyle yere düştüm... Evde ne var ne yoksa kırdı, bütün sandalyeleri, bütün resimleri, herşeyi. Sonra da elbiselerimi çıkartarak bana tecavüz etti".

Zelal yarı çıplak bir halde kaçmayı başardı ve birkaç polis karakoluna gitti. "Yanlış karakola geldin"den, "Bizi neden böyle şeylerle rahatsız ediyorsun"a varan farklı sebeplerle her birinden geri çevrildi. Sonunda bir savcıyla görüşmeyi başarabildi ama o da Zelal'in koruma kararı başvurusunu, boşanmış olduğu için, kabul etmedi.

Aslı I.

Aslı I. Van'a yakın bir köyde yaşayan 21 yaşında bir Kürt kadını. Aslı 2009'da evlendiği ve eşinin ailesinin yanına taşındığı andan itibaren şiddete maruz kaldı. Evdeki 10 kişinin tamamından bir biçimde şiddet gördü. Şiddetli karın ağrılarından şikayet ettiğinde ailesi onu evde hapis tuttu ve kayınpederi de koluna birşey enjekte etti. Ondan sonra sağlığı ciddi biçimde bozuldu. Aile ayrıca yaptıkları evin inşaatı için Aslı'ya tüm gün boyunca taş ve kereste taşıttı. Kayınpederi Aslı'ya "sürekli" hortum, su borusu ve  çekiçle vuruyordu. Kolunu ve burnunu kırdığında yakındaki hastaneye gitmesine de izin vermedi. Aslı'yı düzenli olarak ahıra kilitliyordu ve nihayet bir gün "Seni buraya sadece oğlum için getirtmedim, kendi zevkim için de istedim" diyerek tecavüz etti.

Aslı okuma yazma bilmiyor ve çok az Türkçe konuşuyor; ama nihayet evden çıkabildiğinde bir kadın derneğinden yardım aldı. Polis kayınpederine uzak durmasını söyledi ama gözaltına almadı. Aslı'ya savcıya gidip koruma kararı çıkarması için dilekçe vermesini tavsiye ettiler. Mayıs 2010'da savcıya giden Aslı sonrasını şöyle anlattı: "Savcıya gittim ama hiç bir cevap gelmedi ve [kayınpederim] de evimize gelmeye devam ediyor. Yardım gelmeden beni ya da oğullarımdan birini öldürür mü acaba?"

Zeynep B.

İzmir'de yaşayan Zeynep B. kendisini sürekli döven ve psikolojik şiddet uygulayan kocası hakkında koruma tedbiri çıkarttı. 2009 yılı sonunda bir gün, emir hala yürürlükteyken, kocası Zeynep'in evini basıp elektriğini kestikten sonra bıçakla tehdit etti. Zeynep kendisini kovalayan kocasından kaçarak polise sığındı. Polisler "Sen eve git, biz ilgileneceğiz" dediler. Eve dönerken kocası altı yerinden bıçakladı. Neredeyse ölüyordu.