(İstanbul, 18 Ocak 2012) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, Türkiye’deki bir mahkemenin 17 Ocak 2012 tarihli kararında Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink’in 2007 yılındaki öldürülmesinin arkasında devletin parmağı ya da organize bir suç örgütü bulunmadığına hükmetmesinin bir adalet komedisi olduğunu söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “İstanbul mahkemesinin Hrant Dink cinayetinin arkasında bir örgüt olduğunu inkar etmesi delilleri hiçe saydığını gösteriyor. Cinayetten beş yıl sonra Türkiye’nin ceza adalet sistemi hala siyasi cinayetlerdeki devletin dahlini araştırmak konusunda isteksiz” dedi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2007 tarihli Hrant Dink cinayetinden sorumlu silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanan 19 sanığın tamamına beraat verdi. Mahkeme suçun ideolojik amaçlar güden bir suç örgütünün işi olmadığını ve cinayetin arkasında daha derin bir komplo olmadığına hükmetti.

Mahkeme Yasin Hayal hakkında Ogün Samast’ın Dink’i tasarlayarak öldürmesi yönünde azmettirdiği için ağırlaştırılmış hapis cezasına hükmetti. Mahkeme ayrıca Ahmet İskender ve Ersin Yolcu’yu da suça yardım ettikleri için 12 yıl 6 ay hapis cezasına, Salih Hacısalihoğlu’na ise ruhsatsız mermi bulundurmak suçundan 10 ay hapis cezasına hükmetti.

Hayal’le aynı suçlamalarla yargılanan Erhan Tuncel isnat edilen hiçbir suç sabit görülmediğinden beraat etti ve bambaşka bir suçtan dolayı, Eylül 2004’te Trabzon’daki McDonalds’ın bombalanmasıyla ilgili olarak 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Davayla bağlantılı farklı suçlarla yargılanan diğer 15 sanık da beraat etti.

Çocuk mahkemesinde ayrı yargılanan Ogün Samast Temmuz 2011’de mahkum olmuş ve Dink’i kurucusu olduğu Agos gazetesinin önünde vurarak öldürmek suçundan yaklaşık 23 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Tüm sanıklar Karadeniz’deki Trabzon’a bağlı Pelitli’den.

Sinclair-Webb “Mahkemenin bu cinayeti birkaç delikanlının işlediği suça indirgemesi, bunların güvenlik güçleriyle derin ilişkileri olduğunu gösterir kanıtlarla çelişiyor. Mahkeme, İstanbul ve Trabzon polis ve jandarmasının, defalarca işleneceği yönünde istihbarat alınan bir cinayeti önlemeye çalışmak için sistematik bir biçimde adım atmamış olmalarını göz ardı etmiştir” dedi.

Savcı mütalaasında, bir suç örgütünün varlığına ve bu örgütün (üyeleri arasında devlet görevlilerinin ve güvenlik gücü mensuplarının da olduğu iddia edilen ve halen darbe planlamaktan davası görülen) aşırı milliyetçi Ergenekon çetesiyle bağlantısı olduğuna dikkat çekti. Savcı, Ergenekon çetesiyle bağlantıyı kanıtlayacak delillerin imha edildiğini belirtti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, savcının soruşturmasının birçok ipucunu ne yazık ki takip etmediğine ve soruşturmanın genişletilmesine zorlamadığına dikkat çekti. Gerek savcı gerekse Dink ailesinin avukatları kararı temyiz edeceklerini belirtti.

Tuncel hem Trabzon polisi hem de jandarma için yardımcı istihbarat elemanı olarak çalışıyordu. Trabzon polisi ve jandarması ile İstanbul polisi Dink’in öldürüleceğine dair planlar yapıldığıyla ilgili defalarca uyarılmasına rağmen önlemek için herhangi bir tedbir alınmadı.

Savcılık soruşturması, soruşturma sırasında defalarca delilleri saklayan ya da tahrif eden devlet yetkililerinin kovuşturulması için yeterince çaba harcamadı. Buna karşılık ne savcı ne de mahkeme, devlet görevlilerinin cezai soruşturma ve cinayet davası yargılama usullerine uygun hareket etmesini sağlamak için ceza adalet sisteminden doğan yetkilerini kovuşturmanın herhangi bir aşamasında kullanmadılar.

Türkçe-Ermenice yayın yapan Agos gazetesi kurucusu ve yayın yönetmeni Hrant Dink demokratikleşme ve insan hakları mücadelesine gönül vermiş, her şeyin açıklıkla tartışılması gerektiğine, Türkiye’de yaşayan tüm halklar arasında diyalog ve  işbirliğine inanan cesur bir insandı. Dink’in öldürülmesinin siyasi ve etnik temelli bir fiil olduğu anlaşılıyor. Katilleri tarafından mahkemelerin “Türklüğü aşağılamak”tan suçlu bulduğu bir Ermeni olarak tanımlanıyordu.

Dink, Ermeni kimliğini tartıştığı bir makalesinden dolayı yargılanmıştı. Temmuz 2006’da Yargıtay Ceza Genel Kurulu Türk Ceza Kanunu’nun “Türklüğü aşağılamak” suçunu düzenleyen 301. Maddesinden ertelenmiş 6 ay hapis cezasını onayladı. Dink Eylül 2006’da aynı maddeden bir kez daha hakim karşısına çıktı; bu kez Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Anadolu’daki Ermenilerin katledilmesiyle ilgili Reuters’e verdiği röportaj sırasında “soykırım” sözcüğünü kullandığı için suçlanıyordu.

Eylül 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi Dink’in hayatını korumamaktan, cinayetini soruşturmadaki ihmalden ve ifade özgürlüğü hakkını koruyamamaktan mahkum etti.

Sinclair-Webb “Hükümet AİHM kararlarını uygulamakla, Dink cinayetindeki devlet dahlinin tüm yönlerinin kapsamlı olarak araştırılmasını sağlamak ve devlet görevlilerinin kollanmadığından  emin olmakla yükümlüdür” dedi.