(İstanbul, 1Kasım 2011) -- İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada İstanbul'da bir mahkemenin yayıncı Ragıp Zarakolu ile siyaset bilimi profesörü Büşra Ersanlı'yı terör suçlarından yargılanmak üzere tutuklanmalarına karar vermesinin Türkiye adalet sisteminin ne kadar kusurlu olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Bu tutuklamalar yasal bir parti olan Barış ve Demokrasi Partisi'nde yasal siyasi çalışmalar yapan kişilere yönelik baskıların bir parçası. Zarakolu ve Ersanlı 27 Ekim'den bu yana İstanbul'da yakalanan 50 kişinin arasında. Bu kişilerden üçü savcı tarafından serbest bırakılırken, mahkemeye çıkarılan 47 kişiden 44'u tutuklandı, üç kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb tutuklamalarla ilgili "Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı'nın tutuklanmaları Türkiye'de terörle mücadele yasalarının ifade ve örgütlenme özgürlüğünü engellemek için kötüye kullanılmasında yeni bir çığır açtı" dedi.

Belge yayınlarının sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olan Ragıp Zarakolu önde gelen bir ifade özgürlüğü ve insan hakları savunucusu ve Kürtlerin haklarının büyük destekçisi. Daha önce de yayınladığı kitaplar ve kendi yazıları nedeniyle, hiç biri şiddeti teşvik etmemesine rağmen,  defalarca yargılandı. Büşra Ersanlı İstanbul Marmara Üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesinde öğretim üyesi. Aynı zamanda BDP Parti Meclisi üyesi de olan Ersanlı, Parti'nin yeni anayasaya ilgili çalışma komisyonunda yer alıyor.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Zarakolu ve Ersanlı ile birlikte 44 kişinin tutuklanmasına, üç kişinin de tutuksuz yargılanmasına hükmetti. 47 kişinin tamamı Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) bağlı Kürdistan Topluluklar Birliği Türkiye Meclisi (KCK/ TM) üyeliği iddiasıyla yargılanacak.

Gözaltına alınanlardan birçoğunun, parti aktivistleri ve görevlilerine eğitim ve ders veren BDP Siyaset Akademisi ile bağlantısı vardı. Bu tutuklamaların 4 Ekim'de İstanbul'da yaklaşık 100 kişinin gözaltına alınarak 96'sının tutuklandığı operasyonun devamı olduğu anlaşılıyor. Gözaltına alınanlar arasında Ragıp Zarakolu'nun oğlu Deniz Zarakolu da bulunuyordu.

Son iki buçuk yıldır giderek genişleyen polis operasyonu sonucunda BDP ile bağlantısı olan ya da bu siyasi çevrenin içindeki binlerce kişi KCK/TM veya PKK ile bağlantılı olmakla suçlandı.

"Türkiye'deki yasal Kürt siyasi hareketini bastırmak için polisin ağını iyice genişlettiğini görüyoruz" diyen Sinclair-Webb, "insanların şiddet eylemleri planladığı ya da silahlı gruplara lojistik destek sağladıklarına dair net bir kanıt olmaması halinde savcılar ve mahkemelerin bu davaları düşürmeleri gerektiğini" söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye'nin Terörle Mücadele Kanunu'nda terör suçunun çok muğlak ve geniş tanımladığına dikkat çekerek, mahkemelerin bu yasayı yorumlama biçimlerinin de yasanın kötüye kullanılma olasılığını arttırdığını ifade etti. Terörle mücadelede insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına dair BM özel raportörü Martin Scheinin yasanın bu tanımını eleştirmiş ve değiştirilmesini istemişti. Bu tanıma giren suçların "kişilere yönelik ölümcül ya da ağır şiddet içeren fiiller ve rehin alma" ile sınırlı olması gerektiğini söyledi. Avrupa Komisyonu da Türkiye'de terörle mücadele yasasının kötüye kullanılmasına defalarca dikkat çekmiş ve en son Ekim 2011 tarihli ilerleme raporunda bir kez daha yasadaki terör tanımının çok geniş oldugunu belirtmiştir.

"Bu kovuşturmalar BM ve Avrupa Komisyonu'nun dikkat çektiği sorunların giderilmediğini göstermektedir" diyen Sinclair- Webb, "Türkiye'nin acilen bu muğlak ve kapsamı geniş tutulmuş yasayı değiştirmesi ve meşru ve barışçıl siyasi faaliyetleri cezalandırmak için bu yasayı kullanmaktan vazgeçmesi gerektiğini" ifade etti.

Arkaplan

Halen Türkiye çapında BDP parti üyeleri ve aktivistlerinin KCK ve PKK ile bağlantıları oldukları iddiasıyla yargılandıkları çeşitli davalar sürüyor. İlk ve ana dava Nisan 2009'da başlayan tutuklama dalgasının ardından Ekim 2010'da Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. Davanın 152 sanığı arasında belediye başkanları ve bir insan hakları savunucusunun da bulunduğu çok sayıda tanınmış kişiler yeralıyor . 7,578 sayfalık iddianamede sanıklar "devletin birlik ve bütünlüğünü bozmayı hedeflemek"(bölücülük), "PKK'nin üyesi veya yoneticisi" olmak ve "PKK'ya yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyor. Suçlarının sabit görülmesi halinde 15 yıl ile ömür boyu hapis cezası alma riskiyle karşı karşıyalar.

152 sanıklı Diyarbakır davası, şüphelilerin dört yıl önce mahkeme emriyle polis tarafından izlemeye alınması ve telefonlarının dinlenmesinin ardından başlatılan cezai soruşturmadan sonra başladı. Bu dava hem Demokratik Toplum Partisi, hem de Barış ve Demokrasi Partisi aktivistleri ve yetkililerinin KCK yoluyla PKK ile bağlantılı oldukları iddialarına ilişkin yapılan ilk soruşturmaydı. Ardından Türkiye’nin güneydoğu, doğu ve batı bölgelerinde benzer soruşturmalar yürütüldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü bu mahkemelerin yargı yetkisinde olan birçok bölgede işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili benzer birçok davanın Diyarbakır, Adana, Van, Erzurum ve İzmir’deki mahkemelerde devam ettiginin farkında. Her bir dava iddianamesinde sanıkların KCK’nın Türkiye Meclisine üye olduğu ve bu meclisin Türkiye genelinde illerde PKK emri altında hareket ettiği iddia ediliyor.

Sanıklar aleyhindeki delillerin büyük bölümü telefon dinlemelerinden, zanlıların sıklıkla kullandığı bir ofisin izlenmesinden, e-posta yazışmalarının takibinden ve gizli tanıkların verdiği ifadelerden oluşuyor.

Ancak sanıkların uluslararası hukuka göre terör suçu olarak nitelendirilebilecek herhangi bir eylemde bulunduğuna, yani daha net ifade etmek gerekirse sivilleri hedef alan bombalama ve rehin alma gibi fiilleri ya da bu tür fiilleri planlama gibi suçları işlediklerine dair çok yetersiz kanıt var. Ayrıca iddianamede ne yasadışı silahlı örgüte lojistik ve maddi destek sağlandığına dair somut delil, ne de sanıkların doğrudan şiddete tahrik ettiğine dair kanıt bulunuyor.

Sürmekte olan soruşturmaların ve yakalamaların yaygınlığı ve dağınık olması ve soruşturma ve davalarda ilgili resmi istatistiklerin bulunmaması nedeniyle tutukluların ve yargılanmakta olanların tam sayısıyla ilgili güncel bir tahminde bulunmak mümkün değil. Yine de yargılananların birkaç bini bulduğu kesin. Ekim 2011'de İçişleri Bakanlığı KCK ile ilgili suçlamalardan tutuklu olanların sayısını 605 olarak açıkladı ama son iki yıldır bu sayıda çok oynama oldu.