Skip to main content

Türkiye: Akademisyenler Dilekçe İmzaladıkları için Tutuklandı

Yüzlerce Akademisyen Terörizm Suçlamasıyla Soruşturuluyor

(İstanbul) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün bir açıklama yaparak, Türkiye'de ifade özgürlüğüne yönelik en son saldırıda, Ocak 2016'da barış için bir dilekçeye imza veren üç akademisyenin İstanbul'da bir mahkeme tarafından "terör propagandası" yaptıkları iddiasıyla tutuklandığını söyledi. Üç akademisyen, haklarındaki ceza soruşturmasının tamamlanmasının ardından 15 Mart 2016'da gözaltına alınmıştı.  

En az 30 akademisyen işten çıkartıldı ve 27 akademisyen de açılan soruşturmalar sonuçlanana dek üniversitelerindeki görevlerinden uzaklaştırıldı. Açılan çok sayıdaki yerel soruşturmaya ek olarak, terörizm ve örgütlü suçlardan sorumlu İstanbul Cumhuriyet Savcısı da, bildiriyi imzalayan herkes hakkında bir ceza soruşturması başlattı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın akademisyenlere karşı başlattığı bu kötü ve saldırgan kampanya, Türkiye’deki tüm eleştirel sesleri yasaklamaya, cezalandırmaya ve nihayet susturmaya yönelik seferberliğinin bir parçası” diyor ve ilave ediyor: “Türkiye’nin üniversiteleri, savcıları ve mahkemeleri bildiriyi imzalayanlara karşı açılmış bütün soruşturmalardan ve uygulanan cezai yaptırımlardan hemen vazgeçmeli ve böylece  ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkelerine uyduklarını ve bu ilkeleri koruduklarını göstermelidir.”

Söz konusu bildiri, ilk aşamada, kendilerine Barış İçin Akademisyenler adını veren 1128 akademisyen tarafından imzalandı, bu sayıya daha sonra 1000’in üzerinde yeni  imzacı eklendi. Söz konusu bildiri, Türkiye Hükümetinin ülkenin güneydoğusundaki kentlerde silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) gençlik hareketi’ne karşı yürüttüğü güvenlik operasyonlarını, bu operasyonların sivil Kürt nüfus üzerindeki korkunç etkileri nedeniyle kınıyor ve “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlığını taşıyor. İstanbul ve Ankara’da 11 Ocak günü yapılan iki basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulan bildiri, aynı zamanda PKK ile yapılan barış görüşmelerinin de yeniden başlaması çağrısında bulunuyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu bildiriye  akademisyenleri itibarsızlaştırmaya yönelik çok sert ve hırçın bir kampanya başlatarak yanıt verdi; konu hakkında yaptığı en az beş konuşmada, imzacı akademisyenler hakkında  alçak, teröristlerle eş değer, adi ve karanlık gibi ifadeler kullandı ve onlara karşı yaptırım uygulanmasını talep etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 12 imzacı ile görüşerek, onlarla haklarında açılmış ceza ve disiplin soruşturmaları, aldıkları tehditler, işten uzaklaştırılmaları ve çıkartılmaları hakkında konuştu. İşten çıkarılan ve uzaklaştırılan akademisyenlerin sayısını Barış İçin Akademisyenler verdi.

Bugün tutuklanan akademisyenlerden Kıvanç Ersoy Mimar Sinan Üniversitesi matematik bölümünde, Esra Mungan ise Boğaziçi Üniversitesi psikoloji bölümünde öğretim üyesi. Muzaffer Kaya ise kısa süre önce, dilekçeyi imzaladığı için Nişantaşı Üniversitesi'ndeki görevinden uzaklaştırılmıştı. Akademisyenler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın terörün tanımının "teröristlerin amaçlarına hizmet edenler" olarak tanımladığı ve gazeteciler, politikacılar ve aktivistler gibi kişileri hedef alacak şekilde genişletilmesi gerektiğini söylemesinden bir gün sonra gözaltına alınarak tutuklandı. Erdoğan bu konuşmayı 13 Mart'ta Ankara'nın merkezinde 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırının ardından yapmıştı.

Sinclair-Webb, "Hapsedilen üç akademisyen herhangi bir suç işlememiştir ve derhal serbest bırakılmalıdır. Hükümet politikalarını eleştiren barış savunucularının hapsedilmesi sadece uluslararası standartları ihlal etmekle kalmıyor. Bu durum ne terörün önlenmesine, ne de Ankara saldırısı kurbanlarına adalet sağlanmasına bir katkısı olacak" dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre  üniversiteler işten çıkardıkları veya görevden uzaklaştırdıkları akademisyenleri hiç vakit kaybetmeksizin görevlerine iade etmeli ve savcılar da mahkemelerin koyduğu yurtdışına çıkış yasaklarının kaldırılmasını temin etmeli.

Geçtiğimiz iki ay içerisinde, polis 15’e kadar akademisyeni kısa süreliğine gözaltına aldı ve bazı vakalarda akademisyenlerin evlerinde ve ofislerinde arama yaptı. İstanbul’da bir savcı, akademisyenlerin “terörizm propagandası yaptıkları” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağıladıkları” kuşkusuyla bir ceza soruşturması başlattı, ayrıca ülkenin değişik yerlerinde de sürmekte olan çok sayıda soruşturma var. Türkiye’nin yüksek öğrenim sistemini denetlemekle görevli Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK), bildiriye imza atan akademisyenler hakkında soruşturma açmaları için üniversitelere baskı yapıyor. 

Akademisyenleri görevden uzaklaştırmanın hukuki zemini, yüksek öğrenim mevzuatında açık değil ve çoğu vakada üniversiteler görevden uzaklaştırma ve işten çıkarma kararlarına ilişkin bir hukuki dayanak sunmuş değiller. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün konuştuğu akademisyenlerin tümü, savcılar tarafından siyasi görüşleri hakkında sorgulandıklarını belirttiler ki bildiriyi imzalayarak ifade özgürlüklerini kullanan akademisyenler açısından, bu yönde bir sorgulama tümüyle konu dışı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün görüştüğü akademisyenlerden bazıları şunlar:

·         Latife Akyüz: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk konuşmasını yapmasından bir gün sonra, 13 Ocakt’ta, Düzce Üniversitesi sosyoloji yardımcı doçenti Latife Akyüz’ü görevinden uzaklaştırdı. Akyüz görevden uzaklaştırıldığını üniversitenin web sayfasından öğrendi, kendisine bir ay boyunca konu ile ilgili herhangi bir resmi tebligat yapılmadı. Polis 14 Ocakta kendisinin evini üniversitedeki ofisini aradı ve bilgisayar hard diskinin kopyasını ve diğer bazı eşyalarını aldı. 16 Ocakta Düzce Cumhuriyet savcısına ifade verdikten sonra bir mahkeme kendisi hakkında yurtdışına çıkış yasağı kararı aldı, bu karara yapılan itiraz da reddedildi. Sosyal medyada tehdit edilmesi ve yerel medyada kendisi hakkında bir haber yapılması üzerine, Akyüz Düzce’yi terketti. Akyüz İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne “Düzce'deki evimi arkadaşlarım toplayıp, boşalttılar. O evde ve o şehirde yaşayabilmem mümkün değil artık.” dedi.

·         Sharo Garip: 15 Ocak günü terörle mücadele şubesinden polisler, Van 100. Yıl üniversitesinde sosyoloji doçenti olarak çalışan Garip’i gözaltına aldılar ve bir gece nezarette tuttular. 16 Ocak’ta Van savcısına ifade verdi, savcılık onu ceza soruşturması tamamlanana dek yurt dışına çıkış yasağı konması talebiyle mahkemeye sevketti. Mahkeme, Alman vatandaşı olan Garip’i serbest bıraktı ve yurt dışına çıkış yasağı koymadı. Ancak savcılık mahkemenin bu kararına itiraz etti ve Garip 13 Şubat günü yurt dışına çıkışının yasaklandığını öğrendi. Üniversite Garip’i bir yıllık bir sözleşme ile işe almıştı ve sözleşmenin 31 Aralık 2015 tarihinde yenilenmesi gerekiyordu. 25 Ocak tarihinde üniversite kendisine, hiç bir gerekçe sunmaksızın, sözleşmesinin yenilenmeyeceğini bildirdi. Kendisi şu anda işsiz ve yurt dışına çıkışı yasak olduğu için, Almanya’ya da geri dönemiyor.

·         Van 100. Yıl Üniversitesindeki diğer imzacılardan, eğitim fakültesi doçenti  Eylem Kılıç’a; Güzel Sanatlar fakültesi radyo ve televizyon bölümü araştırma görevlisi Sebahattin Şen’e; ve ekonomi bölümü araştırma görevlisi Turan Keskin’e de, şubat ayında, haklarında açılmış ceza soruşturması sonuçlanana dek, yurt dışına çıkışlarını yasaklayan bir mahkeme kararı bulunduğu bildirilmiş.

·         Erzurum Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesi araştırma görevlisi ve felsefe doktorası ikinci sınıf öğrencisi Ramazan Kurt’u bildiriyi imzaladığı için görevinden uzaklaştırdı. Kendisi İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, aşırı sağcı bir grup tarafından, telefonla aranarak, ofisine gelinerek ve kendisine karşı başlatılan bir sosyal medya kampanyası yoluyla tehdit edildiğini anlattı. Kurt konu ile ilgili olarak savcılığa şikayette bulunmuş ve polis koruması talep etmiş, ancak emniyet ona koruma veremeyeceğini, başına bir şey gelirse polisi arayabileceğini söylemiş. Kurt gözaltına alınmak üzere polis tarafından arandığını öğrendikten sonra, avukatı ile birlikte emniyete gitmiş ve daha sonra savcıya ifade vermiş; savcı Kurt’u ceza soruşturması sonuçlanana dek tutuklanması talebiyle mahkemeye sevketmiş. Mahkeme Kurt’u serbest bırakmış ama yurt dışına çıkış yasağı koymuş.

·         Türkiye’nin doğusundaki Bingöl Üniversitesi’nin Fen Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü doçenti Eda Erdener, bildiriyi imzaladığı için Bingöl Üniversitesi’nin kendisini üç kez soruşturduğunu anlattı. Kendisi ocak ayında savcılıkta ifade vermiş, ve savcılar tarafından ifadesi alınan diğer imzacı akademisyenler gibi, ona da tekrar tekrar siyasi görüşleri ve bildiriyi hangi saikle imzaladığı sorulmuş.

·         8 Şubat’ta Nişantaşı Üniversitesi’nin sosyoloji bölümü başkanı, yardımcı doçent Nil Mutluer, ünivesitedeki diğer beş imzacı akademisyenle birlikte (Çetin Gürer, Dilşa Deniz, Melih Kırlıdoğ, Muzaffer Kaya, Selim Eyüboğlu) işten çıkartıldı. Söz konusu akademisyenlerin iş akitlerinin fesih edilmesi kararı, tek yanlı olarak, mütevelli heyeti tarafından alındı. Mütevelli heyeti başkanı, daha önce de, kamuoyuna yaptığı bir açıklamayla bu akademisyenleri bildiriyi imzaladıkları için istifa etmeye davet etmişti. Hükümet yanlısı Yeni Akit gazetesi aralarında Mutluer’in de bulunduğu farklı üniversitelerden küçük bir grup imzacı akademisyeni ön plana çıkartarak, birinci sayfada manşetten verdiği bir haberde bu akademisyenlerin isimlerini ve fotoğraflarını yayınladı. Söz konusu haberde bu isimler, tümüyle temelsiz bir şekilde, bir terör örgütünün üyesi olmakla suçlandı. 

Your tax deductible gift can help stop human rights violations and save lives around the world.

Region / Country

Topic