Kurtarma ekibi Eynez madeninde ölen bir işçiyi taşıyor. Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen faciada 301 işçi yaşamını yitirdi.

© 2014 Reuters

(İstanbul) — İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada, Türkiye tarihindeki en büyük maden faciası ile ilgili olarak 13 Nisan 2015 tarihinde başlayan yargılamanın, mağdurların adalet taleplerinin karşılanmasına yönelik önemli bir ilk adım olduğunu, ancak facia ile ilgili olarak hesap verebilirlik ilkesinin tam anlamıyla işleyebilmesi için, devletin, işçilerin yaşam haklarının korunamamasında sahip olduğu sorumluluğun da soruşturulması gerektiğini belirtti.

Açılan ceza davasında, 13 Mayıs 2014 tarihinde, Soma Holding'in Eynez kömür madeninde çıkan ve 301 madencinin karbonmonoksit zehirlenmesinden ölümü ve en az 162 madencinin de yaralanması ile sonuçlanan yangın nedeniyle, Soma Komür İşletmeleri'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve 44 şirket müdürü, çalışanı ve mühendisi yargılanacak. İnsan Hakları İzleme Örgütü faciadan kurtulan çok sayıda madencinin yanı sıra, faciada ölenlerin yakınlarıyla da görüştü; görüşülen bu kişilerin bir çoğu madendeki iş güvenliği sorunlarının ve çalışma koşullarının devlet tarafından etkili bir şekilde denetlenmediğini ifade etti ve konuyla ilgili kaygılarını dile getirdi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye kıdemli araştırmacısı Emma Sinclair-Webb, "Maden şirketinin çalışanlarının yargılandığı Soma davası, mağdurlara adalet taleplerinin hiç değilse bir ölçüde karşılanması için bir fırsat veriyor; ancak işçilerin yaşamlarını koruma görevlerini ihmal eden devlet görevlilerinin sorumluluğunun üzerine eğilmiyor," diyor ve devam ediyor: "Türkiye önlenebilir maden kazaları ile ilgili feci sicilini tersine çevirmek istiyorsa, Soma faciasında devletin rolü de soruşturulmalı ve düzeltilmelidir."

Maden faciası ile ilgili yürütülen ceza soruşturmasında, tehlikeli çalışma koşullarının varlığını ve altyapı yetersizliğini gösteren oldukça güçlü kanıtlar ortaya çıktı. Savcılar şirket yetkililerinin tehlikeli gaz (grizu) seviyeleri ve madende ısının yükselmesiyle ilgili olarak var olan açık tehlike sinyallerinden haberdar edilmiş olmalarına karşın, bu uyarıları görmezden geldiklerine ilişkin bulgulara ulaştılar. Bunların tümü ölümlerde pay sahibi olan unsurlardandı.

Somalı madenciler ve faciada ölen madencilerin yakınları, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne, faciadan önceki yıllarda Soma Eynez madenindeki çalışma koşullarını da anlattılar. Anlatılarından, etkisiz denetim, sağlık ve güvenlik standartlarının uygulanmaması ve altyapı, teçhizat ve malzemelerin, madende çalışan yüksek madenci sayısı için yetersizliği gibi sorunların sistematik bir hal aldığı anlaşılıyor. Görüşmelerde maden şirketinin iş güvenliğinden feragat etmek pahasına da olsa kömür üretimini artırmaya önem verdiği de sık sık dile getirildi. 

Turkish miner

Soma Eynez kömür madeninde işçi yakınlarından biri kurtarma görevlisi bir madenciyi teselli ediyor. © 2014 Reuters

Oğlu faciada ölmüş emekli bir madenci, "Başbakan faciaya kader dedi, ona bakarsanız işin fıtratında varmış bu, ama bizi böyle kandıramazlar" şeklinde konuştu ve şunları ilave etti: "Bu bir katliam. Önlenebilirdi. Ve şimdi devlet de kendini korumaya çalışıyor."

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sanıklar "olası kasıtla adam öldürmek," "bilinçli taksirle adam öldürmek" ve "taksirle adam öldürmek" gibi suçlarla yargılanıyorlar. Sanıklar arasında şirket müdürleri, üst düzey teknik personel ve şirketin başkanı da yer alıyor. Sanıklardan sekizi tutuklu yargılanıyor. 

 
 
Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın maden kazalarının bu işin fıtratında olduğunu söylemesinin ardından İstanbul’daki bir duvara çizilen grafiti. @2014 İnsan Hakları İzleme 
 
Soma Eynez davasındaki savcılar facia hakkında ayrıntılı bir bilirkişi raporu hazırlattılar  ve şirket yöneticilerine karşı açılan davanın temelini de bu rapor oluşturuyor. Bilirkişi raporunda devlete bağlı denetçiler ve denetim yetkisini haiz devlet kurumları da, denetim görevlerini bir çok defa ihmal ettikleri gerekçesiyle, faciadan sorumlu tutuluyorlar.

Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları, devlet görevlilerine karşı ceza davası açılmasına izin vermediler. Bakanlara soruşturmayı engelleme olanağını, devlet görevlileri hakkında, görevlerinin ifası sırasında işlenen suçlar nedeniyle savcılık soruşturma açılmasını idarenin iznine tabi kılan tartışmalı bir yasa veriyor

Sinclair-Webb, "Hükümetin, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasına dair eski bir kanunu kullanarak, devlet görevlilerine karşı ceza soruşturması açılmasını engelleyebilmesi çok rahatsız edici," diyor. "Geçmişte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, bu kanunun devlet görevlilerinin cezasız kalmasında pay sahibi olduğuna ilişkin kaygılarını dile getirmiş ve Türkiye'ye bu kanunu yürürlükten kaldırması yönünde güçlü bir tavsiyede bulunmuştu."

Soma faciası Türkiye'nin madencilik ve diğer yüksek riskli sektörlerdeki sert ve kanunsuz çalışma koşullarını tüm çıplaklığıyla açığa çıkardı. 18 Ağustos 2014'te Ermenek'de yaşanan bir maden kazasında da 18 işçi yaşamını yitirdi ve inşaatlarda da sık sık işçi ölümleri görülüyor. Eurostat ve Türkiye Sosyal Güvenlik Kurumunun ulaşılabilen en son 2011 istatistikleri birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'de iş kazaları sonucu ölümler yüzbin işçide 15.4 oranında görülürken, bu oran AB ülkelerinde yüzbinde 2.6. Türkiye'deki bu işçi ölümlerinin önemli bir kısmını da maden kazaları oluşturuyor. 

Türkiye'de sağlık ve güvenlikle ilgi standartları belirleyen ve hükümetin bakanlarına ve devlet kurumlarına düzenli denetim ve gözetim sorumluluğu yükleyen yasalar var. Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü, Soma faciasının, işçileri koruyan yasa ve standartların, şok edici bir şekilde uygulanmadığı gerçeğini açığa çıkardığını belirtiyor.

13 Mayıs Soma maden faciasının ardından Soma mezarlığında kazılan toplu mezarlar. © 2014 Reuters

Sinclair-Webb, "Madencilik ve diğer yüksek riskli işler söz konusu olduğunda, hükümetin iş yerinde sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğü, bir yaşam hakkı meselesidir," diyor. "Dolayısıyla hükümetin, Soma faciasında sorumluluğu bulunan devlet görevlilerini soruşturarak onlardan hesap sorma yükümlülüğünü yerine getirmesi özellike önemlidir; yeni mevzuat çıkartmak yetmez."

Madencilerin ve ailelerinin adalet arayışları ve maden yönetimi ve hükümetin yükümlülükleri hakkında daha ayrıntılı bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz. 

Adalet Arayışı

İnsan Hakları İzleme Örgütü Soma ve yakınındaki Kınık'ta mülakatlar yaptı. Bu kapsamda 13 Mayıs faciasında ölen dört madencinin aileleriyle, dokuz Soma Madeni işçisiyle, bir sendikacıyla, bir avukatla ve bir insan hakları aktivisti ile görüşüldü. Madencilerden ikisi, konuştukları için bir daha iş bulamayabilecekleri endişesiyle, isimlerinin baş harfleriyle dahi anılmak istemediler. Diğerleri ise sadece isimlerinin baş harfleri ile anılıyorlar.

Ölen madencilerin akrabaları adalet arayışlarını ve evlatlarını, kardeşlerini, kocalarını kaybetmiş oldukları gerçeği ile başa çıkmanın güçlüklerini anlattılar. Farklı siyasal görüşlere sahiptiler ancak facia ilişkin analizleri birbirleriyle uyumluydu ve bilirkişi raporundaki bulgularla da örtüşüyordu.

Facia'ya ve kurtarma çalışmalarına ilişkin anlatılarda sık sık dile getirilen bir husus, madenin ve maden yönetiminin üretimin artırılmasına, işçilerin sağlık ve güvenliğinin sağlanmasına kıyasla öncelik vermesi ve denetim ve gözetim yükümlülüğü olan yetkililerin de bu durumun farkında oldukları ancak görmezden geldikleriydi. 

İçi yakınları Eynez madeninde mahsur kalan işçilerin kurtarılmasını bekliyor. 14 Mayıs 2014, Soma. © 2014 Reuters

Görüşülen kişiler tehlikeli durumları tahdit edebilecek önlemlerin noksanlığından, güvenlik standartlarının uygulanmadığından ve madencilere eğitim verilmediğinden bahsettiler. Hepsinden önemlisi de etkili bir denetimin bulunmadığını belirttiler ki etkili bir denetim olsa, maden şirketi tehlikeli çalışma koşullarını düzeltmek ve işçilerin sağlığını ve güvenliğini korumaya ilişkin yasal yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda kalabilirdi.

Görüşülen bir çok kişi, ayrıca, Türkiye'deki maden operasyonlarının başka yönlerini de eleştirdiler (taşeron sistemi, vs) ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası'nın Eynez madeninde haklarını korumadığını belirttiler. Her iki sorun da bu araştırmanın kapsamı dışındadır.

Facia'nın üzerinden neredeyse bir yıla yakın bir zaman geçmiş olsa da Soma ve Kınık'da görüşülenlerin tümü umutsuz ve depresif duygular dile getirdiler, çoğu uykusuzluk çektiğinden bahsetti ve yaşama karşı ilgisiz olduğunu söyledi. T.Ç. olayların zihninde tekrar tekrar canlandığını anlattı:

Yaşanmış o kadar çok öykü var ki; mesela iki kardeşin ikisi de diğerinin madende olduğunu düşünüp, kardeşini kurtarmak için madene inmiş. İkisi de orada öldüler. İnanabiliyor musunuz? Bir baba oğulun öyküsü var ki onları ben buldum, oğlan vardiyadaymış ve babası onu bulup kurtarmak için madene inmiş. O da orada öldü. Baba oğul, birbirlerine sarılarak ölmüş yatıyorlardı. Yıllar boyu o konveyör bantından kömür boşadığını izledik, sonra bir gün bir de baktık ki, arkadaşlarımızın cesetleri boşalıyor. Ne zaman bantı görsem, o görüntü gözümün önüne gelir. Bazen dayanamam... Bunları ne sıklıkla mı hatırlıyorum? Her gün! Bazen bir koku bile aklıma getiriyor. Bir bardak sudaki ölümün kokusu. Bir anda kendimi yeniden orada buluyorum.

Madencilerin aileleri ve karıları bu faciaya neden olan koşullardan sorumlu olan herkesin adaletin önünde hesap vermesi gerektiğini ısrarla vurguladı. Öte yandan görüşülen kişilerin hiç biri adalet sistemine güvenmiyordu. İ. Ç şöyle konuştu:

Başbakan faciaya kader dedi, ona bakarsanız işin fıtratında varmış bu. Ama bizi böyle kandıramazlar. Bu bir katliam. Önlenebilirdi. Ve şimdi devlet de kendini korumaya çalışıyor. Devlet de yargılansın diye elimizden gelen herşeyi yapacağız. Artık 430 çocuğun babası yok. Madene sağlıklıdır diye rapor verenler yargılanmalıydı. Bakanlar istifa etmeliydi.

Ölen bir madencinin karısı olan N. K. ise şunları söyledi:

İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu? Biz sadece 301 kişiyi kaybetmedik. Buradaki bütün toplum ağır bir yara aldı. Kocamın cesedi DNA testi ile teşhis edilsin diye beş gün bekledim. Devlet müfettişlerini niye koruyor ve onları yargılamıyor? Devletin bu işin sorumluluğunu üzerine almasını bekliyorum. Çocuklarımız babasız kaldı. Türkiye'deki adalet sistemine hiç güvenmiyorum. Yedi sene önce maden kazasında kardeşimi kaybettim. Kimse hapse atılmadı. Ve eniştem de daha önce bir maden kazasında ölmüştü. Burada adalet diye bir şey yok.

Adalet arayan protestocuların polis zoruyla dağıtılması ve yetkililerin olumsuz tavırları da adalet duygusunu incitmiş. Protestoculardan biri, A. S. şunları söylüyor:

Park'ta iki gün oturma eylemi yaptık ve polisle kaymakam bize kalkmamızı, yaptığımızın bir suç olduğunu söyledi ve bizi gözaltına aldılar. Devlet bir suç işlediğinde yakasını kurtarıyor ama ben haklarımı savunmak için demokratik haklarımı kullandığımda bana suç işlediğim söyleniyor. Kanunu kendilerini korumak için kullanıyorlar. Müfettişleri suç işlediğinde soruşturma izni vermiyorlar, ama oturma eylemi yaptığım için benim hakkımda soruşturma açıyorlar.

Başka bir madenci, E. Ç. de şunları söylüyor:

Soma'da, 13 Mayıs'tan önce hiç TOMA görmemiştik. Neden TOMA getirirsiniz ki? Bırakın insanlar acılarını yaşasın. Soma'da bir gösteri yapıp, trafiği durdurduk. Kimseye zarar vermedik, tek bir dükkana veya devlet kurumuna elimizi sürmedik ve bunun için polis bizi copladı, üzerimize biber gazı sıktı. Bu ülkede haklarınınız talep edemezsiniz, hak aramak diye bir şey yok bu ülkede. Eğer hakkınızı ararsanız, suçlu siz olursunuz.

Adının anılmasını istemeyen madencilerden biri, tazminat talebinde bile bulunmak istemediğini ifade etti:

Ben de sesimi çıkartmak istemez miyim? Ama çıkartamıyorum, çünkü bir daha iş bulamamaktan korkuyorum. Madenden yangın başladıktan sekiz saat sonra çıktım. O işi atlattık, ama şimdi de işimize son verdiler ve tazminat bile alamadım. Gösterilere katılırsak bir daha hiç iş bulamayız. Ama işe ihtiyacımız var.

Görüşülen herkes madencilere üretim miktarlarını artırmaları için yapılan inanılmaz baskıyı ve ağır çalışma koşullarını vurguladı. F.Ç. 13 Mayıs'ta gündüz vardiyasında değilmiş ama yangını duyduğunda hemen olay mahaline koşmuş, zira iki kardeşinin de madende olduğunu biliyormuş. Onları bir daha canlı görememiş:

Şefe ısıdan şikayet ettiğimde, bana dedi ki: "Bantta kömür var mı yok mu? Gerisini boşver." O daracık tünellerde karnımın üstünde o kadar çok süründüm ki, askerlik yaparken bile o kadar sürünmemiştik. Bazen üzerimizdeki baskıdan dolayı çok sinirlenirdim. Üretim arttığında şefler prim alırdı, ama biz bir şey görmedik.

O gün çalışmayan madencilerden biri, A.S. risklerin halen sürdüğünü belirtti:

Bu tür bir trajedi halen açık olan madenlerden birinde yine olabilir ve olacaktır da. Bence çalışma koşullarını göstermek, konveyörlerin nasıl işlediğini göstermek, insanlara nasıl hayvan güder gibi muamele edildiğini göstermek için konveyör bantlerine kamera yerleştirmemiz lazım. Aşağıdaki çalışma koşulları çok ağır. Madencilerin üzerinde hala baskı var. Düşünün ki madenlerde kaç kişinin çalışabileceğini belirleyen planlanmış projeler var. Ama projede ne belirtilirse belirtilsin, uygulama öyle olmuyor. Üretimi artırmak istediklerinden, daha çok insan ilave ediyorlar. Eğer projede beş kişi olması gerekir diyorsa, 20 kişi görürsünüz, proje 1000 diyorsa, 3000 görürsünüz.

S.K. madende emniyet amiri olarak görev yapıyormuş, ama madenin çalışma düzeni nedeniyle, işini yapamaz hale geldiğinden bahsediyor:

Üzerimizde sürekli baskı vardı, öyleki bir şeyleri tamir etmek, düzeltmek için çalışmaya ara vermeyi hiç kabul etmezlerdi, üretimi kesintiye uğratmamak için... Kağıt üzerinde güvenlik standartları vardı, ama hiç uygulanmazdı. Mesela, konveyör bantının yanında "konveyor bantını çalışırken temizlemeyin" diye yazan bir tabela vardı ama biz onu hep çalışırken temizlemek zorunda kalırdık, çünkü şirket üretimi durdurmak istemiyordu.

2013 yılında S.Ç.'nin sol kolu konveyör bantına sıkışmış. Kaza S.Ç.'nin kolunda kalıcı bir sakatlık bırakmış ve S.Ç.'nin madencilik yaşamı sona ermiş. Madene karşı açtığı tazminat davası halen sürüyor. Türkiye'de iş kazaları nedeniyle tazminat almak için yasal yollara başvuran bir çok işçinin karşılaştıkları engeller nedeni ile yaşadıkları hüsranı, o da dile getiriyor.

İşçiler ayrıca kendilerine dağıtılan gaz maskelerinin hiç denetlenmediğini, tamir edilmediğini veya yenileriyle değiştirilmediğini de belirttiler. E.Ç. 2006 yılından 2014 yılına kadar aynı gaz maskesini kullandığını ve maskenin bu süre içerisinde hiç kontrol edilip, denetlenmediğini söyledi. "2010 yılında elektrik kontağı nedeniyle bir yangın çıkmıştı" dedi. "Gaz maskelerini kullanmak zorunda kaldık ve yarısı bozuk çıktı." Mayıs 2014'deki yangın sırasında da maskelerden bazıları karbonmonoksite karşı etkisiz kaldı.

T.Ç. ile birlikte bir çok başka kişi de, madencilerin maskelerini açmaları ve gereksiz yere kullanmaları veya kaybetmeleri halinde, şirketin bunu maaşlarından, fahiş bir fiyatla kestiğini söyledi:

Öyleki ayın sonunda bir bakmışsınız elinize 1500 Lira yerine 1250 Lira geçmiş. Ama sonradan öğrendik ki maskelerin tanesi 30 liraymış. Böyle bir  muameleye ne denir ki?

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün görüştüğü madenciler tekrar tekrar düzgün denetim yapılmadığı hususuna odaklandılar. F.Ç. şöyle dedi:

Müfettiş geldiğinde, geleceğini şirkete çok önceden haber verirdi. Sonra biz de onlar gelmeden ortalığı toparlardık. Şirket müfettişlere ancak karın üstü sürünerek girebileceğiniz en dar ve alçak tünelleri göstermezdi. Ben madende hiç müfettiş görmedim.

E.Ç. şöyle konuştu:

Bir defa 2011 Martında Çalışma Bakanlığı Müfettişleri Eynez madenine geldiler ve bütün çalışanları toplayarak bize AB'deki gibi güvenlik standartları uygulanacağından ve tek bir işçinin kılına zarar gelmeyeceğinden dem vuran bir konuşma yaptılar. Dayanamadım ve tek başıma ayağa kalkıp, müfettişleri tebrik ettim ve sonra dedim ki: "Ama söyleyin bana lütfen, tüm bunlar gerçekten de uygulanacak mı? Türkiye'de özel sektörde böyle şeyler uygulanmaz, kendimizi kandırmayalım." Bize bu standartların uygulanması için bir yıl Soma'da kalacakları ve gerekirse şirkete ceza kesecekleri konusunda teminat verdiler. Ama bundan beş ay sonra bir arkadaşımız iş başında öldü. Kimse gelmedi. Müfettişler yer altına inmediler. Teftişe geleceklerini şirkete 20 gün önceden haber veriyorlar. Böyle teftiş mi olur?.

A.A. dedi ki:

Sırf denetim ve gözetim yapılmadığı için, ve özel şirketler tarafından madenlere yatırım yapılmadığı için o kadar çok kaza oluyor ki...

Soma Eynez Madeni

Eynez madeni eskiden devlet tarafından işletiliyordu ancak 2006 senesinde devlet madeni işletmeleri için özel şirketlere kiralamaya başladı. Madenin işletme ruhsatı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilintili, görünürde özerk bir yapı olan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu'na (TKİ) ait. Kurum 2006 yılında madeni Park Holding adında özel bir şirkete kiralamış. Bu şirket çıkan yangınlar nedeni ile madeni işletmekte büyük güçlük çektiği için 2011 yılında sözleşmenin iptali için başvurmuş. 2011 yılında maden Soma Holding'in Soma Kömür İşletmeleri adındaki bir şirketine kiralanmış.

Soma Holding'in Eynez madeninden çıkarttığı linyit kömürünün tek müşterisi devlet ve Soma Holding'in başkanı, 2012 yılında verdiği bir gazete röportajında, şirketinin kömürün maliyetini ton başına 130 dolardan, 24 dolara düşürdüğünü söyledi. Soma Kömür İşletmeleri 2013 yılında madende tahmin edilen üretimi iki katına çıkartmış.

13 Mayıs faciasından sonra Soma Kömür İşletmeleri yangının çıktığı madenle birlikte, yakındaki iki madenini de kapattı. 30 Kasım 2014 yılında şirket Eynez ve kapattığı diğer iki madenden 2,831 işçiyi işten çıkardı. Bazı madenciler bölgedeki diğer madenlerde iş buldular ancak büyük bir çoğunluğu halen işsiz. İşsizlik ödemesi alma hakları ise sadece altı ila sekiz ay ile sınırlı.

Maden Güvenliği ile İlgili Endişeler ve Devletin Sorumluluğu

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun ülke çapında maden güvenliği ile ilgili olarak 2011 yılında yayınladığı bir raporda kaygılar ayrıntılı bir şekilde dile getiriliyor ve güvenlik standartlarının yükseltilmesi için sektörün yeniden yapılandırılmasına yönelik somut önerilerde bulunuldu. Türkiye Kamu Denetçiliği Kurumu, bir meclis komisyonu ve Türkiye Barolar Birliği'nin Soma maden faciası ile ilgili yayınladıkları raporlar da tehlikeli çalışma koşulları ile ilgili ciddi endişelere ve faciaya doğrudan sebep olan denetim ve gözetim ihmallerine dikkat çekiyorlar.

2014 Eylül'ünde, Meclis madenlerdeki çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacına yönelik olarak, bir işçinin günlük çalışma süresini sekiz saatten altı saate düşüren (ve bir işçinin haftada maksimum 36 saat çalışılabileceğini düzenleyen), ücretleri artıran ve emeklilik yaşını 55'ten 50'ye düşüren yeni bir yasa çıkardı. Yasa ayrıca maden kazasında yakınlarını kaybeden ailelerin borçlarını devletin ödemesini ve devletin her aileden bir kişiye iş imkanı sağlamasını öngören düzenlemeler de içeriyordu, ancak söylenenlere göre bu hususlar henüz uygulanmış değil.  

Türkiye, 2015 Mart'ında Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 sayılı Maden İş Yerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi'ni onayladı. Bu sözleşmenin onaylanması olumlu bir adımdı, ancak bu sözleşme kağıt üstünde zaten var olan kanunlara çok da fazla yeni bir şey eklemiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, sorunun Türkiye'nin yasalarından değil, var olan yasaların uygunlanmamasından kaynaklandığını belirtti.

Türkiye'nin yasaları ve yönetmelikleri, geniş bir yelpazede, çok sayıdaki yetkiliye,  madenlerdeki inşaat, mühendislik, bakım-tutum ve uygulamalara ilişkin teknik standartlara uyulması, böylece iş güvenliği ve sağlığının sağlanması ve bu amaçla düzenli ve etkili denetim ve gözetimlerin yürütülmesi sorumluluğunu yüklüyor.

Çalışma Bakanlığı'na bağlı iş müfettişlerine ilaveten, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) ve onun Soma'daki bölge ofisi Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi Genel Müdürlüğü (TKİ-ELİ) ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Maden İşleri Genel Müdürlüğü de (MİGEM) konuyla ilgili devlet kurumları. 

Hükümetin Devletin Sorumluluğunun Soruşturulmasını Engellemesi

Savcılık tarafından Soma maden faciası üzerine hazırlatılan bilirkişi raporu, maden şirketi ile birlikte, devlet denetçilerini ve diğer devlet memurlarını da ölümlerden sorumlu tutuyor. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları'nın ikisi de ceza soruşturulması açılmasına izin vermediler ki, soruşturmanın açılması, devlet görevlilerinin de yargılanması sonucunu doğurabilirdi.

Bilirkişi raporu devlet görevlilerinin denetim ve gözetim görevlerini bir çok farklı şekilde ihmal ettiği bulgusuna yer veriyor. Örneğin istihdam edilen işçi sayısı göz önüne alındığında yetersiz olan havalandırma sisteminin değiştirilmesi için şirketi zorlamamışlar ve böylece faciadaki ölümlerin sayısının artmasına katkıda bulunmuşlar; ve faciadan önceki yıllarda üretimin çok büyük ölçüde artmış olduğu gerçeğini bilmelerine ve bu durumun güvenlik sorunları yaratabileceğinin öngörülebilir olmasına karşın, sağlık ve güvenlik standartlarının uygulanmasını sağlamamışlar.  

15 Mayıs 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen gösteri. © 2014 Reuters

Faciadan iki ay evvel, 2014 Martı'nda, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün ulaştığı bir hükümet teftiş raporunda, dört günlük bir teftiş sonrasında, madende "noksan husus tespit edilmemiştir" belirtiliyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, kendi tavrını kamuoyu önünde şu şekilde savundu:

Savcı, Soma’daki soruşturma için bizden izin istedi. Vermedim, niye vermedim? Olayın faili olarak gösterilen [...] benim İş Sağlığı Ve Güvenliği Genel Müdürüm. İşçilerin güvenliği ile ilgili mevzuatı hazırlayan adamım, bu işle ne ilgisi olabilir? Bir de 2009 yılından itibaren teftiş yapan tüm müfettişlerin listesini istediler. Madene o tarihte ruhsat verildi diye, bu tarihe [Mayıs 2014]  kadar hiç kaza olmamış, müfettişlerin ismini niye istiyorsun; tabii ki kabul etmedim. Olaya müdahil olmayan kişilerle ilgili istenilen izin bana ideolojik geldi.

Çelik iki çalışanı ile ilgili olarak, ceza soruşturması yerine, bakanlığın kendi idari soruşturmasını yürüteceğini söyledi ve facianın madenin artık miadı dolmuş yapısı nedeniyle meydana geldiğini iddia etti.

Devletin Ceza Soruşturulması Açılmasına İlişkin Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Altındaki Yükümlülüğü

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, defalarca, devletin Soma madenindeki gibi koşullarda yaşam hakkını koruması yükümlüğünün, tüm sorumluların cezalandırılmak amacıyla tespit edilmesini de içerdiği yönünde kararlar verdi.  Mahkeme, "soruşturmada sorumlu kişilerin tespit edilmesine yönelik herhangi bir eksiklik... bu standarttan uzaklaşıldığı anlamına gelir" vurgusunu yaptı.

Bakanların devlet görevlilerine yönelik ceza soruşturması açılmasına izni vermeme yönündeki kararları, Türkiye'nin en tartışmalı eski yasalarından birine, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'a dayanıyor. Bu yasa uyarınca, savcılar idareden izin almadan, kamu görevlileri hakkında görevleri sırasında işlenmiş suçlarla ilgili ceza soruşturması açamıyorlar. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu yasanın devlet yetkilileri tarafından, devlet memurlarını ceza yargılamalarından korumak ve onları ağır suçlar ve görev suistimalleri nedeniyle hesap vermekten kurtarmak için etkin bir şekilde kullanılmasını gerekçe göstererek, Türkiye'yi bu yasadan dolayı defalarca eleştirdi. 4483 sayılı yasa, ceza soruşturmalarının etkinliğini doğrudan baltalıyor ve bu yönüyle Türkiye'nin uluslararası insan hakları hukuku altındaki yükümlülükleri ve mağdurlara etkin bir çözüm sunma görevi ile çelişiyor.

Aralık ayında Danıştay Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'nın kendi müfettişlerine ceza soruşturması açılmasına izin vermemesinin "eksik incelemeye” dayandığını belirten bir karar verdi. Danıştay, soruşturma izni verilip verilmeyeceği konusunda bir karar verilmeden önce bilirkişi raporundaki kanıtların eksiksiz olarak değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Bu karar Bakanlığın soruşturma izini vermesi için güçlü bir mesaj gönderiyor, ancak Bakanlığa bu yönde açık bir talimat vermiyor.