İspanya Dışişleri Bakanı Trinidad Jimenez (sağda) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu (solda) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin İstanbul'da yapılan 121’inci oturumu esnasında Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi ve Aile İçi Şiddetle Mücadeleye Dair Sözleşme’nin 11 Mayıs 2011'de düzenlenen imza töreninde.

© 2011 Reuters

(Berlin) – Kadına yönelik şiddete dair çığır açıcı bir Avrupa sözleşmesi, Andora’nın sözleşmeyi onaylayan onuncu ülke olmasıyla yürürlüğe girmeye bir adım daha yaklaştı. İmzacı ülke sayısının 10’a ulaşmasıyla sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde bağlayıcı olma özelliğine kavuşmuş olacak. Bu tarihten itibaren sözleşmeye taraf ülkeler şiddet mağdurlarını korumak ve gereken desteği sağlamakla yükümlü olacaklar.

“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” - ya da bilinen adıyla “İstanbul Sözleşmesi”- özel olarak kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyor. Sözleşme, önleme, koruma, kovuşturma ve şiddet mağdurlarına sağlanacak hizmetler konusundaki asgari standartları belirliyor. Onaylayan ülkelerin ayrıca acil destek hattı, sığınma evi, tıbbi hizmetler, danışmanlık ve hukuki yardım gibi hizmetler tesis etme yükümlülükleri de bulunuyor.

“Bu, evlerinde tehlike altında olan Avrupalı kadınlar için bir dönüm noktası” diyen, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) küresel kadın hakları savunucusu Gauri van Gulik, “Sözleşmenin hükümetlere, şiddet saldırılarıyla karşı karşıya olan kadın ve kız çocuklarına yardım etmeleri için somut adımlar atma yükümlülüğü getirdiğini” belirtti.

AB Temel Haklar Ajansı’nın yaptığı bir araştırmaya göre Avrupa Birliği’nde her üç kadından biri 15 yaşından itibaren bir biçimde fiziksel ve/veya cinsel saldırıya uğruyor. Dünya çapında kadınların yaklaşık yüzde 35’i partnerinin fiziksel veya cinsel saldırısına ya da bir yabancının cinsel saldırısına maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü bu durumu salgın düzeyinde bir kamu sağlığı sorunu olarak nitelendiriyor.

Sözleşme 11 Mayıs 2011’de, İstanbul’da imzalanmıştı. Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin yarıdan fazlası (47 ülkeden 25’i) sözleşmeyi imzaladı. İmzalayan ülkeler, sözleşmeyi onaylayarak bağlayıcılığını kabul etmeden önceki ilk adımı atmışlardı. Bugüne kadar sözleşmeyi onaylayan on ülke ise şöyle: Arnavutluk, Avusturya, Bosna ve Hersek, Andora, İspanya, İtalya, Karadağ, Portekiz, Sırbistan ve Türkiye.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle ilgili ulusal düzenlemelerdeki açıkları kapatmayı hedefliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün son yıllarda yaptığı araştırmalar şiddetin ve hükümetlerin şiddeti önlemedeki başarısızlığının tüm Avrupa’da kadın ve kız çocuklarının karşısına vahşi bir gündelik gerçek olarak çıktığını ortaya koyuyor.

•  Macaristan’da polisin kadına yönelik şiddet konusundaki eylemsizliği, kısıtlayıcı tedbir kararlarının etkisizliğinin yanı sıra hukuki altyapıdaki ve konuya ilişkin politakalardaki eksiklikler, aile içi şiddet mağduru kadınları daha fazla kötü muameleye uğrama riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

•  Belçika’da aile içi şiddet gören göçmen kadınların sınır dışı edilme korkusu, ihtiyaç duydukları korumayı almaları önünde bir engel oluşturuyor.

•   Türkiye’de yasalardaki eksikler ve polisin, savcıların, hakim ve diğer kamu görevlilerinin uygulamadaki eksiklikleri koruma sistemini en iyi ihtimalle öngörülemez, en kötü ihtimalle ölümcül kılıyor.

Sözleşme kadınlara yönelik şiddet biçimlerini (cinsel şiddet, fiziksel ve psikolojik şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti ve taciz amaçlı takip gibi) tanımlıyor ve bunların suç olarak kabul edilmesi için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunuyor.

Ülke ziyaretleri yapmak ve dönemsel ülke raporlarını değerlendirmekle yetkili bir grup bağımsız uzman, sözleşmenin uygulanmasını takip edecek. Uzmanlar sözleşmenin yürürlüğe girmesini takip eden bir yıl içinde seçilecek.

İnsan Hakları İzleme Örgütü sözleşmenin daha şimdiden olumlu değişiklikler için motivasyon yarattığını söyledi. Örneğin Türkiye’de, Mart 2012’de Meclis’ten geçen ve eksiklerine rağmen şiddetten korumayla ilgili hukuki çerçevenin iyileştirilmesini hedefleyen yeni yasa, büyük oranda İstanbul Sözleşmesi’ne dayanıyor.

“Kadına yönelik şiddet bir doğa kanunu değil; engellenebilir” diyen van Gulik, “Bu sözleşmenin neticede Avrupa’daki kadın ve kız çocuklarının hayatlarını iyileştirecek pratik değişiklikler yapılmasını sağlamak üzere hazırlandığına” dikkat çekiyor.