Wanawake Wasomali na watoto waliokuwa wakitoroka kutoka kwao katika mtaa wa Eastleigh, ambao wakazi wake wengi ni Wasomali, mnamo tarehe 20 Novemba, 2012 siku mbili baada ya matwana moja kushambuliwa na wasiojulikana hatua iliyofanya magenge kuandamana na kuwashambulia wakimbizi kutoka Somalia na Wakenya wenye asili ya Kisomali. Polisi waliweza kuzima maandamano hayo lakini kwa muda wa wiki kumi iliwatesa wakimbizi, waliotafuta kimbilio na Wakenya wenye asili ya Kisomalia zaidi ya 1000 pamoja na kukiuka haki zao nyingine.

© 2012 REUTERS/Noor Khamis

(Nairobi, 29 Mayıs 2013) – İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) bugün yayınladığı raporda, Kenya polisinin Nairobi’de Kasım 2012 ortalarından Ocak 2013 sonuna kadar en az 1,000 mülteciye işkence, tecavüz ve tacizde bulunduğu, ayrıca mültecileri keyfi gözaltına aldığı kaydediliyor. Örgüt, Kenya makamlarının derhal bağımsız bir kamu soruşturması başlatması gerektiğini ve - bugüne kadar ihlallerle ilgili kamuya açıklama yapmayan - Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin mültecilere yönelik gelecekte de gerçekleşmesi muhtemel her türlü ihlali belgeleyip halka açıklama yapmasının elzem olduğunu bildirdi.

68 sayfalık “‘Hepiniz Teröristsiniz’: Kenya Polisinin Nairobi’deki Mültecilere Yönelik İhlalleri”başlıklı rapor, 101 mülteci, sığınmacı ve Somali kökenli Kenyalıyla yapılan görüşmelere dayanılarak hazırlandı. Raporda, polisin nüfusun ağırlıkta olduğu Eastleigh bölgesinde kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen bombalı ve diğer saldırıları ve şehirde yaşayan mültecilerin kamplara taşınmalarına ilişkin bir kararnameyi mazeret göstererek en az bin kişiye işkence yaptığı, dayak attığı, haraç topladığı ve keyfi gözaltına aldığı anlatılıyor. Raporda polisin, “terörist” olarak nitelediği mağdurları serbest bırakmak için ödeme yapmaları talebinde bulunduğu da ifade ediliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca, yaklaşık 50 vakada mültecilere yapılan muamelenin işkence niteliğinde olduğunu da belgeledi.

Raporun yazarı, İnsan Hakları İzleme Örgütü uzman mülteci araştırmacısı Gerry Simpsonizlenimlerini şöyle aktardı: “Mülteciler bize, 10 hafta boyunca yüzlerce Kenya polisinin Nairobi merkezine yakın yerlerde yaşayan topluluklara işkence edip kötü muamelede bulunarak ve ülkenin en yoksul ve savunmasız insanlarından çalarak onlara nasıl cehennem azabı yaşattıklarını anlattı.” Simpson, “Kadın, erkek ve çocuklara evlerinde ve sokaklarda polis tarafından düzenlenen rastgele saldırıların, Kenya’nın ulusal güvenliğini korumak için hiç de etkili bir yol sayılamayacağına” da dikkat çekti.

Kenya Yüksek Mahkemesi, geçtiğimiz Ocak ayında mültecilerin taşınması planının yürütmesini - ilgili mahkeme uygulamanın hukukiliğine karar verinceye kadar - durdurmuştu. Söz konusu plana göre 55 bin mülteci ve sığınmacının Kenya’da yaşadıkları kentleri terk ederek bakımsız, aşırı kalabalık ve kapalı mülteci kamplarına taşınması gerekiyordu. Mahkemenin, davanın 22 Mayıs tarihindeki duruşmasından sonraki bir kaç hafta içinde hüküm vermesi bekleniyor.

Yıllardır aileleriyle birlikte Eastleigh’de yaşayan Somalili ve Etiyopyalı mülteci ve sığınmacılar, İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, kimliği belirsiz kişilerin bir minibüse saldırarak 7 kişinin ölmesine ve 30 kişinin yaralanmasına sebep olduğu 19 Kasım 2012 gününden başlayarak polisin banliyöye sert saldırılarda bulunmaya başladığını anlattılar. Görüşülen kişiler, kendilerine kötü muamele edenlerin Kenya’nın dört polis gücüne - Genel Hizmet Birimi (GHB), Nizami Polis (NP), İdari Polis (İP) ve Adli Kovuşturma Şubesi (AKŞ) - mensup olduklarını ve belgelenen ihlallerin çoğunluğunun Genel Hizmet Birimi tarafından işlendiğini kaydettiler.

Yedi kadın, polisin kendilerine nasıl evlerinde, ara sokaklarda, çöplükte ve bazen etrafta çocuklar varken tecavüz ettiğini anlattı. Polisin tecavüz ettiği kadınlardan biri, aynı saldırıda üç kadına daha tecavüz edildiğini söyledi. Aralarında bir çok kadının da olduğu 40 mülteci, polislerin kendilerini ve çocuklarını evde, sokakta ve polis araçlarında dövdüğünü ve bunun ciddi yaralanma ve uzun süren ağrılara yol açtığını belirtti. Onlarca kişi de polisin iş yerlerine ve evlerine -sıklıkla gece yarısı– girip yüklü miktarda para ve şahsi eşyalarını çaldığını anlatarak, göz altına alındıklarında serbest bırakmak için de polislerin zorla haraç aldıklarından şikayet etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca polisin mülteci ve sığınmacıları evlerinde, sokakta, polis araçlarında ve karakollarda keyfi olarak gözaltında tuttuğu yaklaşık 1,000 vaka tespit etti. Polis alıkoyduğu kişileri - bazen günlerce, insanlık dışı ve onur kırıcı koşullarda - aleyhlerinde herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, terör suçları veya kamu düzenini ihlalden suçlamakla tehdit etti. Polisin yaklaşık 100 kişi aleyhinde suçlamada bulunduğu bir davada mahkeme, ancak aylar sonra delil yokluğundan davanın düşmesi yolunda karar verdi.

Kenya makamları İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporda yer alan bulgulara ilişkin yorum yapmaları taleplerine yanıt vermediği gibi, bu ihlallerin soruşturulması için adım atıldığına dair herhangi bir açıklama da yapmadı. Bu atalet, Kenya’da Somali sınırındaki Dadaab Mülteci Kampı dahil olmak üzere ülkenin kuzey doğusunda yaşayan Somali kökenli Kenyalıları ve Somalili mültecileri yıllarca taciz eden kolluk görevlilerinin uzun yıllardır yararlandıkları cezasızlığın derinleşmesine sebep oluyor. İnsan Hakları izleme Örgütü bağışçı ülkelerin, başta GHB olmak üzere ihlallere karıştığı belirlenen dört polis gücünün hiç birine destek vermemeleri gerektiğini ifade etti.

Kenya’nın da taraf olduğu Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 1‘inci Maddesi işkenceyi şöyle tarif eder: “bir şahsa… bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisi tarafından… bilerek ve isteyerek uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil…”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Eastleigh’de başkalarınca işlenen saldırılar sebebiyle cezalandırmak ve zorla paralarını almak için mülteci ve sığınmacıları terörist diye adlandırarak tecavüz eden, ciddi saldırılarda bulunan ve onlardan zorla haraç alan polisin bilerek ve isteyerek ağır fiziki ve manevi acı ve ızdırap veren muameleye tabi tuttuğuna dikkat çekti. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’ye göre Kenya hükümetinin işkenceden sorumlu memur ve komutanlar hakkında vakit kaybetmeden adil bir soruşturma yürütmesi ve sorumlu bulunanların yargılanmasını sağlaması yükümlülüğü bulunuyor.

Simpson “Uluslararası hukuka göre Kenya’nın mültecilere işkence yapan - kadınlara tecavüz eden, çocukları ve erkekleri bayılıncaya kadar döven ve onlara terörist yaftası yapıştıran - kamu görevlilerini soruşturması ve hesap sorması gerektiğini” söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, hükümetin sorumlulardan hesap sorma konusundaki ataleti göz önüne alındığında, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) bu tür ihlallerin sona ermesi gerekliliğini açıklıkla savunmasının özellikle önem arz ettiğini kaydetti. Bugüne kadar ihlallerin belgelenmesi ve gün yüzüne çıkartılması konusunda başarısızlık sergileyen BMMYK’nın, benzer vakaların daha fazla yaşanmaması için mültecilere yönelik ihlalleri izleme etkinliğini artırması ve bu ihlalleri kayıt altına alarak resmen kınaması gerekiyor.

 “Bu ihlallerin BMMYK’nın Nairobi ofisine arabayla yarım saat mesafede gerçekleşmesine rağmen, kurumun sağır edici bir sessizlik içinde olduğunu” ifade eden Simpson, “Polis 1,000’den fazla mülteci ve sığınmacıya, hukuki olarak mültecilerin korunmasından sorumlu uluslararası kurumun tek bir açıklamada bile bulunmadığı 10 hafta boyunca serbestçe tecavüz etti, saldırdı ve onlardan çaldı” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, önümüzdeki dönemde şehirlerde yaşayan mültecileri kamplara taşımaya yönelik olası girişimler sırasında saldırıların tekrar yaşanması riski dolayısıyla polisin gerçekleştirdiği ihlallerin belgelenmesi ve bunlara gereken tepkinin verilmesinde BMMYK’nın rolünün daha da önem kazandığına dikkat çekti.                                                                                                                                         

13 Aralık’ta Kenya Mülteci İşleri Şubesi, Ekim 2011’den bu yana Nairobi’de ve Kenya’nın başka bölgelerinde meydana gelen çok sayıda bombalı ve diğer saldırıları mazeret göstererek, Nairobi’de yaşayan 55 bin mülteci ve sığınmacının tamamının, ülkenin Somali ve Sudan sınırları yakınındaki kapalı, aşırı kalabalık mülteci kamplarına gitmeleri gerektiğini; gitmeyenlerin zorla gönderileceğini ve kentte yaşayan mültecilerin artık kayıt altına alınmayacakları gibi, verilen her türlü hizmetin de derhal sona erdirileceğini açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kenya makamlarının söz konusu taşınma planını derhal iptal etmesi gerektiğini bildirdi. Hükümetin 13 Aralık duyurusuyla beyan edilen ve Kenya’nın şehirlerinde yaşayan 10 binlerce mültecinin kapalı kamplara taşınmaya zorlanmasını öngören plan, uluslararası hukukun gerektirdiği şartları karşılamakta açıkça başarısızlık gösteriyor. Uluslararası hukuka göre böylesi bir plan ancak ulusal güvenliği takviye etmek için hayata geçirilebilir ve ulusal güvenliğe ilişkin sahici kaygılara cevaben uygulanabilecek en az kısıtlayıcı tedbir olarak öne sürülebilir. Kenya’nın Somali’ye askeri birliklerini konuşlandırdığı Ekim 2011’den bu yana, Kenya’da gerçekleşen en az 30 saldırıyla ilgili bugüne dek yalnızca bir kişi -Somali kökenli olmayan bir Kenyalı - yargılanarak mahkum edildi.

Taşıma planı Kenyalı vatandaşlar ve mülteciler arasında da ayrımcılığa yol açıyor, çünkü bu politika Kenyalılara hareket özgürlüğü tanırken mültecileri bu haktan mahrum bırakıyor. İlaveten, on binlerce mülteciyi şehirlerden 100 milyon doların üstünde bir fon açığı bulunan kapalı kamplara nakletmek diğer bir çok hak ihlalini de beraberinde getirecektir. İhlali muhtemel haklar arasında seyahat özgürlüğü, evlerinden zorla tahliye edilmeme hakkı ve - gıda, geçinme, sağlık hizmeti ve eğitim gibi - temel haklara erişimlerinin kısıtlanmaması hakkı da bulunuyor. 

Rapor, ayrıca Kenya’nın kuzey doğusunda bulunan Dadaab kasabası yakınındaki Somali mülteci kamplarında sürmekte olan insani krizi, güvenlik sorunlarını ve Somali’nin büyük bölümünde yaşanan emniyetsiz ortamı da belgeliyor. Üst düzey Kenyalı yetkililer Somalili mültecilere ülkelerine dönmeleri yolunda defalarca çağrı yapmış ve kentli mültecilerin kamplara taşınmasının hemen ardından vakit geçirmeksizin Somali’ye geri gönderileceklerini bildirmişlerdi.

Orta güney Somali’nin büyük bölümündeki son derece emniyetsiz ortam, devam eden çatışmalar, cinayetler, sivillere yönelik hedef gözetilmeden uygulanan şiddet ve insani yardım kuruluşlarına kısıtlı erişim gibi sebeplerden dolayı devam ediyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kenya makamlarının mültecilere Somali’ye dönmeleri konusunda baskı yapmaması gerektiğini söyledi. Böylesi bir baskı, Kenya’nın mültecileri zulüm görebilecekleri koşullara veya genel şiddet ortamına zorla geri göndermeme yükümlülüğünün ihlali anlamına geliyor. Bağışçı ülkeler Kenya’da Somalili mültecilerle çalışan grupları fonlamaya devam etmeli ve Kenyalı yetkilileri mültecilere Somali’ye gereğinden önce dönüşe zorlamaması konusunda teşvik etmelidir.

“Kenyalı yetkililer Somalilileri vaktinden önce evlerine dönmeye zorlayarak hayatlarını tehlikeye atmamalıdır” diyen Simpson, “Bağışçı ülkelerin Kenya’daki Somalililere yardım eden kurumlara cömertlikle destek olmaları gerektiğini” ifade etti.