(New York) - İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün bir açıklama yaparak İran'da göstericilere uygulanan şiddetin, bu fiillere karışmış görevliler hakkında bağımsız ve şeffaf bir adli soruşturma yürütülmesi ihtiyacının altını çizdiğini ifade etti. İran güvenlik güçlerinin hükümet karşıtı protesto gösterilerine yönelik saldırıları 14 Şubat 2011'den bu yana kesinleşmiş üç ölüm, onlarca yaralı ve yüzlerce kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlandı.

Umudun Yeşil Yolu Koordinasyon Konseyi'nin (Konsey) muhalefet liderleri Mir Hüseyin Musavi ve Mehdi Karrubi'nin ev hapsinin protesto edilmesi yönündeki çağrısına binlerce İranlı Tahran ve diğer büyük kentlerin sokaklarını doldurarak yanıt verdi. Aralarında toplum polisi ve basij milislerinin de bulunduğu güvenlik güçlerinin sayısı Tahran'ın birçok bölgesinde göstericilerden fazlaydı ve göstericilere gözyaşı gazı, coplar ve havalı tüfeklerle saldırdı. Tanıklar İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne saldırıların kalabalığın biraraya gelmesini ve slogan atmasını önlemek için yapıldığını ve onlarca kişinin gözaltına alındığını söyledi. Konsey, gençlik gruplarının Facebook üzerinden yaptığı 8 Mart ve 15 Mart'ta iki gösteri çağrısına da destek veriyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktör vekili Joe Stork "İran'ın göstericilere yönelik saldırıları derhal sonlandırması ve 14 Şubat'ta başlayan kitlesel gösteriler sırasında meydana gelen keyfi yakalamalar, gözaltılar, yaralama ve ölümlerle ilgili bağımsız ve şeffaf soruşturmalar yürütmesi gerektiğini" belirtti. Stork ayrıca "İran'ın güç kullanmasının artık hiç kimseyi etkilemediğini anlaması gerekiyor. Saldırı güçlerini geri çekerek göstericilere karşı gereksiz yere güç kullanan güvenlik gücü mensuplarını rütbe ya da bağlantılarına bakmaksızın yargılamaya başlamalıdır" dedi.

Binlerce gösterici 1 Mart günü Tahran, Maşhad, İsfahan, Şiraz, Raşt ve Ahvaz gibi büyük kentlerin sokaklarını doldurdu. Tahran'daki protestolara katılan bir gösterici İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne sokaklarda çok fazla güvenlik gücü olduğunu ve toplum polisi, basij ve sivil giysili ajanların havalı tüfek, cop ve hatta -muhtemelen göstericileri daha sonra tespit edip yakalamak için- paintball tüfekleri kullandıklarını söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün konuştuğu tanık gösterilerin ve sloganlarların akşam saat 6.00'dan sonra başladığını söyledi. "Güvenlik güçleri, özellikle de basij mensupları ve sivil giysili ajanlar ana yolların çoğunu işgal etmişlerdi. 14 Şubat'ın aksine göstericiler günün büyük bölümünde ne slogan atabildi ne de (olan bitenleri) video kaydı yapabildi." Tanık ayrıca göstericiler slogan atmaya başlar başlamaz sivil ajanların ve toplum polisinin coplarını savurarak göstericileri dağıttığını da anlattı. Yetkililerin göstericileri gözaltına aldığı da bu tanık tarafından doğrulandı.

1 Mart gösterileri ve sonrasında yaşanan şiddet, 14 ve 20 Şubat'ta ülke çapında yapılan gösterilerin ardından gerçekleşti. Binlerce kişi 14 Şubat gösterileri sırasında Tahran'da öldürülen Saneh Jaleh (26) ve Muhammed Muhtar'ı (22) anmak için, 20 Şubat'ta İran'ın büyük kentlerinde sokaklara döküldü. Muhalefet bu ölümlerin güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanması sonucu gerçekleştiğini ileri sürüyor. Hükümet ise bu iki genci göstericilerin ve hükümet muhaliflerinin öldürdüğünü iddia ediyor. Bir üçüncü gösterici, Hamid Nur-Muhammedi ise Şiraz'daki 20 Şubat gösterileri sırasında öldürüldü. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu vakaların hiçbirinin ölüm nedenini bağımsız kayaklardan doğrulayamamıştır.

Resmi görevliler, Kermanşah bölgesindeki Paveh'te sanat okulu öğrencisi ve etnik Kürt olan 26 yaşındaki Jale'nin basij üyesi olduğunu ve göstericiler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Jale'nin erkek kardeşi Gani ise Amerika'nın Sesi radyosu (Voice of America) Farsça servisine verdiği röportajda bu iddiaları yalanladı. Bunun ardından yetkililer tarafından gözaltına alınan Gani'nin Paveh cezaevinde olduğuna inanılıyor.

Tanıkların İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne verdikleri bilgiye göre Tahran, İsfahan, Şiraz, Raşt, Tebriz ve Maşhad'daki 20 Şubat gösterilerine de güvenlik güçlerinin tepkisi sert oldu. Toplum polisi, basij üyeleri ve sivil giysili ajanlar kalabalığa gözyaşı gazı, cop ve sopalarla saldırdı ve onlarca kişiyi gözaltına aldı.

20 Şubat gösterilerine katılmış olan tanıkların ifadesine göre, o gün Tahran sokaklarındaki güvenlik güçlerinin sayısı, 2009'daki şaibeli seçimlerin ardından yapılan gösteriler sırasında sokaklarda bulunan güvenliği aratmıyordu ve birçoğunda ateşli silah vardı. O gün Tahran'daki gösteriler öğleden sonra yaklaşık 3:00 sıralarında başladı. Bir tanığın İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne söylediğine göre toplum polisi Tahran'ın ana caddelerine, kavşaklarına yerleşmiş ve göstericileri ara sokaklara doğru püskürtmek üzere mevzilenmişti. Tanık toplum polislerinin arasında, göstericileri tek tek hedef alarak yakalamak üzere sivil giysili ajanlar gördüğünü de ifade etti.

Tahran'daki 20 Şubat gösterilerine katılmış olan bir başka tanık ise o gün en az 15 göstericinin sivil giysili ajanlar tarafından gözaltına alındığını gördüğünü söyledi. Ayrıca bu sivil giysili kişilerin göstericilere coplarla saldırdığını da anlattı.

Farça yayın yapan medya organlarında yer alan haberlere göre yetkililer 20 Şubat gösterileri sırasında yalnızca Tahran'da onlarca göstericiyi gözaltına aldı. Birçoğunun yetkililerce serbest bırakıldığına inanılıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü 14 Şubat'ta başlayan gösteriler sırasında kaç kişinin gözaltına alındığına dair bilgileri bağımsız kaynaklardan doğrulayamamıştır.

Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'ne taraf olan İran yaşama hakkını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ve barışçıl toplanma hakkını korumak ve geliştirmekle yükümlüdür. Ayrıca İran Kuvvet ve Ateşli Silah Kullanılmasına Dair Birleşmiş Milletler Temel İlkelerine de uygun davranma sorumluluğunu taşımaktadır. Bu ilkelere göre ölümcül kuvvet ancak önlenemez bir hayati tehlike var olduğu zaman, orantılı ve kısıtlı olarak kullanılabilir.

Ayrıca bu ilkelere göre hükümetler "kolluk görevlilerince keyfi ve yetki aşarak kuvvet ve ateşli silah kullanımının ulusal yasalarca cezai bir suç olarak tanımlanmasını sağlamakla" yükümlüdür ve "komutaları altındaki kolluk görevlilerinin hukuk dışı güç ve ateşli silah kullandığını ya da kullanıyor olduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği durumlarda yetkileri çerçevesinde bunu önlemek, durdurmak ya da rapor etmek için gereken tüm tedbirleri almamış olan üst düzey görevliler sorumlu tutulmalıdır".

Stork "Başkan Ahmedinejad'ın Arap ülkelerinde değişim talebiyle protesto gösterileri yapanlara övgüler yağdırırken kendi hükümetine karşı aynı şeyi yapanları vahşice sindiriyor. Diğer baskıcı liderler gibi Ahmedinejad da barışcıl göstericilere karşı vahşi şiddet uygulayarak halkın taleplerini susturamayacağını göremiyor" dedi.