(İstanbul)  – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin en saygın insan hakları avukatlarından biri hakkında terör propagandası yaptığı gerekçesiyle soruşturma açılmasına karar verilmiş olmasının, Türkiye’de ifade özgürlüğünün ve ceza hukuku sistemindeki derin bozukluğun içler acısı halini gözler önüne serdiğini belirtti.    

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi 20 Ekim 2015 tarihinde bir televizyon programında yaptığı yorumlar nedeniyle gözaltına alındı. Elçi’nin 15 Ekim günü CNN Türk’te yayınlanan bir programda PKK’nın terörist bir örgüt değil, silahlı bir siyasal hareket olduğunu söylemesi üzerine, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı Vekili Elçi hakkında  bir soruşturma başlattı.

Tahir Elci, the head of Diyarbakir Bar Association, is applauded by his colleagues as he leaves from his office in Diyarbakir, Turkey, early on October 20, 2015. 

© 2015 Reuters

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye kıdemli araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “Tahir Elçi’nin televizyonda yaptığı yorum bir demokraside kabul edilebilir ifade özgürlüğünün sınırlarının tam içinde yer alıyor,” şeklinde konuştu ve devam etti: “Kendisi tanımlı bir suç işlememiş değil; bu şoke edici soruşturma ve ülkedeki en saygın insan hakları avukatlarından birine konmuş seyahat yasağı hemen kaldırılmalı.”

19 Ekim tarihinde Bakırköy 2. Numaralı Sulh Ceza Hakimliği Elçi’nin “soruşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurtiçinde saklandığı, tüm aramalara rağmen kendisine ulaşılamadığı ve tebligat yapılamayacağı” gerekçesiyle, Elçi hakkında  yakalama kararı verdi. Polis Elçi’yi Diyarbakır Baro’sundaki ofisinde gözaltına alarak, savcılıkta ifade vermesi için İstanbul’a getirdi.

Savcılık aynı gün mahkemeye Elçi’nin soruşturma tamamlanıncaya kadar tutuklanması talebiyle başvurdu. Tutuklama talebinin reddeden mahkeme akşam üzeri Elçi’yi serbest bıraktı ancak soruşturma tamamlanıncaya dek ülkeden çıkışını yasakladı.

Elçi 1990’ların başından bu yana, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, önce memleketi olan Cizre’de, sonra da bölgedeki en büyük kent olan Diyarbakır’da insan hakları avukatı olarak çalıştı. Özellikle güvenlik güçleri tarafından yapılan, faillerinin devlet görevlisi olduğundan şüphenilen  yasadışı öldürme ve zorla kaybolma gibi çok ağır insan hakları ihlallerinin mağdurlarının ailelerini temsil etti.

Yıllar boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye’ye karşı açılan davalarda bu suçların mağdurlarının ailelerinin temsil edilmesinde kilit önemde bir rol oynadı ve İnsan Hakları izleme örgütü ve Uluslararası Af Örgütü gibi  uluslar arası insan hakları grupları ile yakın bir işbirliği yaptı.

Diyarbakır Barosu başkanı olarak Güneydoğu’daki Cizre, Silvan, Bismil ve Diyarbakır gibi yerleşim yerlerinde son zamanlarda uygulanan sokağa çıkma yasakları ile bağlantılı keşif ziyaretleri düzenledi ve güvenlik güçleri tarafından sivillere karşı yapılan insan hakları ihlallerini belgeledi.