Relatives of victims assemble before a court hearing in Diyarbakır, March 2012, during the trial of a former gendarmerie officer and six others for 20 killings and disappearances between 1993 and 1995 in Southeast Turkey.

© 2012 Emma Sinclair-Webb/Human Rights Watch

(İstanbul) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch -HRW) bugün yayımladığı raporda Türkiye hükümetinin güvenlik gücü mensuplarının ve kamu görevlilerinin cinayet, kayıp ve işkence suçlarından kovuşturulmasının önündeki zamanaşımı hükümleri, tanıkların sindirilmesi ve benzeri engellerin aşılması için harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ve doksanlı yıllarda devletle yasadışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında devam eden çatışmalar sırasında sivil Kürt nüfusa karşı işlenen ağır insan hakları ihlallerinin sorumlularından hiçbir zaman hesap sorulmadı.

Eski Türk Ceza Kanunu’nda cinayet soruşturmaları için konan 20 yıllık zamanaşımı sınırlaması nedeniyle güvenlik güçlerince gerçekleştirilen yüzlerce gözaltında ölüm ve yargısız infaz vakasının soruşturulması zamanaşımına uğrama riskiyle  karşı karşıya. Doksanlı yılların başlarında binlerce Kürt'ün öldürülmesiyle ilgili olası soruşturma ve kovuşturmalar da önümüzdeki üç yıl içerisinde aynı şekilde zamanaşımına uğrayabilir.

"Türkiye'deki ağır insan hakları ihlallerinin soruşturulmasını engelleyen eski yasaların güvenlik güçleri ve kamu görevlilerinin cinayet ve işkence suçlarından yakayı sıyırmasını sağladığını" ifade eden İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacısı Emma Sinclair-Webb "Mağdurlar için adaletin sağlanmasının önünde herhangi bir zaman sınırlaması olmamasını sağlamak için Türkiye yetkilileri harekete geçmelidir" dedi.

"Adalet Vakti: Türkiye'de Doksanlarda Gerçekleşen Faili Meçhul Cinayetler ve Kayıplar İçin Cezasızlığın Sona Erdirilmesi" başlıklı 68 sayfalık raporda, 1993-1995 yılları arasında 20 yetişkin ve çocuk yaşta erkeğin öldürülmesi ve kayıp edilmesiyle bağlantılı olarak emekli Albay Cemal Temizöz ve diğer altı sanığın yargılanmakta olduğu dava üzerinden hesap sorulabilirliğin önündeki engeller incelenmektedir. Bu dava, devlet ile PKK arasındaki çatışmalar esnasında yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle bağlantılı olarak kıdemli bir jandarma subayının yargılandığı ilk dava olma özelliğini taşıyor. Benzer başka davalar için örnek teşkil etme olasılığı olan bu davadan çıkartılması gereken dersler raporda üzerinde durulan en önemli konuların başında geliyor.

Rapor, Şırnak ilinde akrabalarının devlet görevlilerince öldürüldüğü veya kayıp edildiğine inanılan 55 kişiyle yapılan görüşmelere dayanmaktadır.

Mağdur yakınları İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne, sevdiklerini öldüren ve kayıp edenlerin yargılandıklarını görmek istediklerini defalarca dile getirdi. Harun Padır 1994 yılında babası İzzet Padır ve amcası Abdullah Özdemir'le birlikte güvenlik güçlerince gözaltına alındığında 17 yaşındaydı. Babası ve amcasından bir daha haber alamayan Harun Padır tüm mağdur yakınlarınca paylaşılan bir hassasiyeti İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şöyle dillendirdi: "Bizim için tazminatın bir anlamı yok. Biz sadece adalet istiyoruz."

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yaptığı görüşmeler ve Diyarbakır'da görülmekte olan Temizöz davası, mağdur yakınlarının içinde bulunduğu, çok yakın zamana kadar güneydoğu bölgesinde hakim olan ve bölgede o dönem ve sonrasında yaşanan cinayet ve kayıp vakalarının hiçbir zaman etkin biçimde soruşturulmamasıyla artan korku ikliminin altını çizmektedir.

Temizöz davasının tanıklarından İsmet Uykur, babası Ramazan Uykur'un Şubat 1994'te Cizre'de güpegündüz öldürülmesine şahit olmuş. Uykur Diyarbakır’da görülen duruşmada şunları anlattı:

O tarihte Cizre'de korku hakimdi. O tarihlerde pek çok faili meçhul olaylar olduğu için gidip şikayetçi olup ifade veremiyorduk... Çevrede olayı gören insanlar olmuştur ancak o tarihteki korkuları nedeniyle tanıklık yapamamışlar. O tarihte jandarmadan ve koruculardan korkuyorduk...

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün görüştüğü onlarca mağdur yakını da ya yıllarca şikayette bulunmaktan korktuklarını ya da şikayetçi olduklarında da katiyen bir soruşturma yürütülmediğini doğruladı. Bu ifadeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye aleyhine aldığı kararlarda ifade edilen, "etkin soruşturma yürütmemekteki ısrarlı tavır nedeniyle yaşama hakkının ihlal edildiği" yorumunu destekler niteliktedir.

Tanıkların ifadesine göre Ömer Candoruk, Yahya Akman ve Akman’ın iki amca oğlu Süleyman Gasyak ve Abdulaziz Gasyak, Mart 1994'te Silopi yolu üstündeki bir jandarma kontrol noktasından arabayla geçtikten sonra güvenlik güçlerince kaçırıldı ve ardından öldürüldü. Abdulaziz'in kardeşi Sabri Gasyak İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şunları söyledi:

O zamanlar suç duyurusunda bulunamazdık; adalet de arayamazdık. Eğer peşinden gitseydik beni tutuklarlardı. Seksenlerin sonlarında, biz Cizre'ye gelmeden önce Siirt'in Pervari ilçesine bağlı olan köyümüz devlet tarafından yakılıp boşaltılmıştı. 1994'te Süleyman ve Abdulaziz öldürüldükten sonra ailemizden birçok kişi Kuzey Irak'a, Zaho'ya gitti.

Temizöz davası Türkiye'nin güneydoğu illerinde ve büyük şehirlerinde güvenlik güçleri ve devlet görevlilerince gerçekleştirilen daha binlerce vakada adaletin sağlanmasının önündeki olası engeller hakkında önemli ipuçları sunmaktadır.

Bu ipuçlarından hareketle Adalet Vakti raporu, Türkiye hükümetine, mahkemelere ve savcılara Türkiye'de mağduru merkeze alan bir tavır geliştirmeleri çağrısında bulunmaktadır. Savunmasız tanıklar, mağdur yakınları ve avukatlar mahkemede güvenlik gücü mensubu, köy korucusu veya devlet görevlisi olan sanıklar aleyhine ifade verdikleri zaman, duruşma salonunda ve dışarıda sindirme girişimleri veya saldırılarla karşı karşıya gelmektedirler. Bu nedenle savcılar ve mahkeme ifade veren kişilere daha etkin bir koruma sağlamalıdırlar. Aylara ve yıllara yayılan ve sindirme eylemlerinin yaşanma olasılığını arttıran uzun kovuşturma sürecinin kısaltılması da gerekmektedir.

"Mağdur yakınları ve tanıklar arasında hüküm süren korku ikliminin bugün de varlığını sürdürdüğünü" belirten Sinclair-Webb şunları söyledi: "Adım atmaları yönünde güven tesis etmek için savcılar ve mahkemelerin, tanığı daha etkin koruyan ve mağduru merkeze alan bir yaklaşım benimsemeleri gerekiyor."

Raporda devlet aktörlerince gerçekleştirilmiş suçlara karşı adaletin güçlendirilmesi için somut tavsiyeler de yer alıyor:

  • Duruşmaları art arda günlerde yapmak gibi yollarla yargılamaların hızını ve etkisini arttırmak;
  • Geçmiş ihlalleri soruşturmakla görevlendirilecek savcılar atamak;
  • Savcıları insan hakları ihlallerinde emir komuta sorumluluğunu kapsamlı olarak araştırmaları konusunda yönlendirmek;
  • Tanıklar tarafından yalnızca kod adları bildirilen güvenlik gücü mensuplarının olası şüpheli olarak ifade vermeye çağrılabilmeleri için, bu kişilerin kimlik tespitlerinin yapılmasında savcılar ve mahkemeler yoğun çaba göstermelidirler;
  • Tanık koruma tedbirleri geliştirilmeli ve mahkemelerce tanıklara ve mağdur yakınlarına yönelik her türlü sindirme çabasına karşı yaptırım uygulanmalıdır.

 

Rapor Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin geçmiş ihlallerin araştırılması için bağımsız bir hakikat komisyonu kurması tavsiyesinde bulunmaktadır. Ayrıca daha önce Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kurumlarca hükümete yapılan, Türkiye'nin güneydoğu illerinde faaliyet gösteren köy koruculuğu sisteminin kaldırılmasına yönelik tavsiyeyi de desteklemektedir. Rapor bölgede toplumun sosyal ve siyasi dokusuna işlemiş olan köy koruculuğu sistemini bölgede adaletin sağlanmasının önünde önemli bir engel olarak görmektedir.