(İstanbul, 16 Eylül 2010) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch - HRW), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin  (AİHM) 14 Eylül 2010 tarihli kararıyla ilgili bugün yaptığı açıklamada Türkiye yetkililerinin Hrant Dink'in öldürülmesiyle bağlantılı olan herkesin yargı önüne çıkarılması yönünde çabalarını ikiye katlaması gerektiğini ifade etti. Mahkeme Dink'i korumak için Türkiye'nin gerekli adımları atmış olması gerektiğine ancak bunu yapmadığına ve Ocak 2007'de işlenen cinayetle ilgili etkin soruşturma yürütmediğine hükmetti. Kararda aileye 105,000 € manevi tazminat ödenmesi de yer alıyor.

Katil zanlısı ve diğer 19 sanığın yargılandığı cinayet davası üç yıldır devam ediyor. Ancak AİHM Türkiye'deki idari ve adli yetkililerin, İstanbul ve Trabzon polis ve jandarma mensuplarının cinayetle bağlantıları olup olmadığı yönündeki incelemeleri engellediğine hükmetti.

HRW Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair-Webb "AİHM'in mahkumiyet kararının Hrant Dink cinayet davasında adaletin yerine getirilmesi yönündeki çabaları engellememesi gerektiğinin" altını çizerek, "Şimdi Türkiye'nin yeniden soruşturma başlatması ve halen yargılananlar dışındaki unsurlara ulaşması yönünde tartışma götürmez bir sorumluluğu var. Hem yasal yükümlülükler hem de adalet, bu cinayette devletin ihmali ve muhtemel suç ortaklığının incelenmesini gerektiriyor" dedi.

Dink "Türklüğü aşağılamak" suçundan mahkum olmasının ardından ifade özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle cinayete kurban gitmeden birkaç gün önce,  avukatları aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştu. Cinayetin ardından ailenin avukatları Türkiye yetkililerinin Dink'in hayatını korumadıkları ve cinayetle ilgili etkin soruşturma yapmadıklarını yönünde Mahkemeye dört ayrı başvuru daha yaptı. Mahkeme tüm başvuruları birleştirme kararı aldı.

AİHM, Yargıtay'ın Hrant Dink'e "Türklüğü aşağılamak"  suçlamasıyla verilen mahkumiyeti onaylamasının, yazılarının nefret ve şiddeti savunmadığı gerekçesiyle, ifade özgürlüğünü kısıtladığına hükmetti. Mahkeme ayrıca Türkiye yetkililerinin ifade özgürlüğünün korunması konusunda değil, suikast yapılacağına dair çok sayıda ve detaylı istihbarat raporlarına rağmen hayatını korumakta da görevini yapmadığı kararını verdi. Bir diğer karar ise yerel yetkililerin görevlerini ihmal ederek ve kötüye kullanarak Hrant Dink'in hayatını koruma görevlerini yerine getirmemiş oldukları yönünde.

AİHM'in Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiği yönündeki mahkumiyet kararlarıyla ilgili bugüne dek Türkiye yalnızca mağdurlara mahkemenin belirlediği tazminatı ödemekle yetinmiş, kararın hayata geçirilmesi için gerekli diğer adımları atmadı. AİHM'in Türkiye'yi yaşama hakkını ihlal etmekten mahkum ettiği durumlarda da Türkiye yetkilileri yeniden soruşturma açma ya da öldürmelerden sorumlu olanların tespit edilmesi için somut adım atma yoluna gitmedi

Ancak Dink davasını kararının ardından bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin karara itiraz etmeyeceğini ve kararı yerine getirmek için gereken tüm adımların atılacağını ve gelecekte benzer ihlallerin yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını söyledi.

Sinclair-Webb bu açıklamayla ilgili olarak "Türkiye hükümetinin kararla ilgili ilk tepkisi olumlu bir değişiklik. Eğer Ankara kararı uygulama konusunda ciddiyse ifade özgürlüğünün önündeki kısıtlayıcı yasaları kaldırmalı ve kişilerin ifade özgürlüklerini korumalıdır" dedi.

Arka plan bilgisi

Türkçe-Ermenice yayın yapan Agos gazetesi kurucusu ve yayın yönetmeni Hrant Dink demokratikleşme ve insan hakları mücadelesine gönül vermiş, herşeyin açıklıkla tartışılması gerektiğine, Türkiye'de yaşayan tüm halklar arasında diyalog ve  işbirliğine inanan cesur bir insandı. 19 Ocak 2007'de gazetesinin önünde silahlı bir suikast sonucu öldürüldü. Dink'in öldürülmesi siyasi ve etnik temelli bir fiil: katillerince, mahkemeler tarafından "Türklüğü aşağılamak"tan suçlu bulunmuş bir Ermeni olarak tanımlanıyor.

Dink, Ermeni kimliğini tartıştığı bir makalesinden dolayı yargılanmıştı. Temmuz 2006'da Yargıtay Ceza Genel Kurulu Türk Ceza Kanunu'nun "Türklüğü aşağılamak" suçunu düzenleyen 301. Maddesinden ertelenmiş 6 ay hapis cezasını onayladı. Dink Eylül 2006'da aynı maddeden bir kez daha hakim karşısına çıktı; bu kez Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde Anadolu'daki Ermenilerin katledilmesiyle ilgili Reuters'e verdiği röportaj sırasında "soykırım" sözcüğünü kullandığı için suçlanıyordu.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinnde görülen Dink cinayet davasının sanıkları cinayeti işlediğinde 17 yaşında olan ve cinayetten kısa bir süre sonra yakalanan tetikçi ile yine çoğu onun gibi genç ve Trabzon'un Pelitli bölgesinden aşırı milliyetçi siyasi görüşlere sahip 19 kişiden oluşuyor.