Skip to main content

Türkiye

2025 Olayları

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasını protesto edenler 22 Mart 2025 tarihinde Saraçhane belediye binası önünde toplandı.

© 2025 Human Rights Watch

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik, siyasal örgütlenme özgürlüğünü ve serbest ve adil seçimleri tehdit eden benzeri görülmemiş bir saldırı ve baskı dalgasıyla otoriter çizgisini daha da pekiştirdi. CHP’nin, yerel seçimlerde Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi karşısında elde ettiği başarıların üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 19 Mart’ta, Erdoğan’ın rakibi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yetkililer tarafından gözaltına alındı ve tutuklandı. Erdoğan hükümeti, eş zamanlı olarak silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile kırk yıldır süren silahlı çatışmayı sona erdirmek amacıyla, örgütün cezaevinde bulunan lideri Abdullah Öcalan ile müzakereler yürüttü. PKK, 12 Mayıs’ta kendini feshetme ve silahsızlanma kararı aldığını açıkladı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bağlayıcı kararlarına uymamayı ısrarla sürdüren hükümet, mahkemeleri de kontrolü altında tutuyor. Bu da ciddi insan hakları ihlallerine yol açıyor.

Enflasyon bu satırlar yazıldığı sırada resmi verilere göre yüzde 31 olarak kaydedilmişti. Artan gıda ve kira fiyatları, düşük ve orta gelirli kişilerin gıdaya ve barınmaya erişim haklarını kırılgan hale getirdi.

İfade Özgürlüğü

Kamu yayıncısı TRT, haber ajansı Anadolu Ajansı ve özel televizyonlara ait haber kanallarının büyük bölümü hükümetle uyumlu yayınlar yapıyor; yayıncılığı denetleyen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) de bu doğrultuda hareket ediyor. RTÜK, muhalif haber kanalları ile internet üzerinden yayın yapan platformlara keyfi para cezaları kesiyor ve ifade özgürlüğünü ihlal eden, orantısız yayın durdurma yaptırımları uyguluyor.

Gazeteciler, kamuoyunda tanınmış kişiler ve sosyal medya kullanıcıları, hükümeti ve yargıyı eleştirdikleri için sıklıkla soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalıyor; kimi zaman tutuklanıyorlar. Bu satırlar yazıldığı sırada, 27 gazeteci ve medya çalışanı ya tutuklu yargılanıyor ya da hapis cezalarını çekiyordu.

YouTube’da yayın yapan gazeteci Fatih Altaylı, 26 Kasım’da bir yayın sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tehdit ettiği yönündeki asılsız suçlamalarla mahkum edilerek 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haziran ayında tutuklanan Altaylı, itiraz süreci devam ederken cezaevinde kalmayı sürdürüyor. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nden (TÜSİAD) iki yönetici de, hükümetin insan hakları siciline yönelik eleştiriler de içeren Şubat ayındaki konuşmalarına dayanılarak “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Kasım ayında, mizah dergisi Leman’da çalışan beş kişi, 25 Haziran tarihli sayıda yayımlanan bir karikatür nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla yargılandı. Yetkililer karikatürün Hazreti Muhammed’i tasvir ettiğini ileri sürerken, dergi bu iddiayı reddetti. Karikatürist, beş ay süren tutukluluğun ardından Kasım ayında serbest bırakıldı; dava ise sürüyor.

Polisin İmamoğlu’nu gözaltına aldığı gün, hükümet 42 saat süren bant daraltması (internet yavaşlatma) uyguladı ve sosyal medya platformlarına VPN olmadan erişim fiilen imkansız hale geldi; VPN’lerin birçoğu da kısmen engellenmişti. Mahkemeler ile interneti düzenleyen kurum, sosyal medya şirketlerinin çevrim içi içerikleri kaldırmaları yönünde sık sık keyfi kararlar veriyorEkrem İmamoğlu’nun 9,7 milyon takipçili X hesabı 8 Mayıs’tan bu yana Türkiye’de engelli.

Örgütlenme ve Toplanma Özgürlüğü

İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protesto dalgası sırasında protesto haklarını kullanan çoğu öğrenci yüzlerce kişi keyfi olarak polis tarafından gözaltına alındı ve mahkemeler tarafından tutuklandı. Bu kişiler, izinsiz gösterilere katılma ve dağılmama gibi çeşitli suçlamalarla yargılandı.

ABD’de yaşayan ve hayatını kaybeden din adamı Fethullah Gülen’in liderliğindeki hareketle bağlantılı oldukları iddiasıyla binlerce kişi, terörle mücadele yasası kapsamında suçlamalarla, tutuklulukla, devam eden soruşturmalarla ve adil olmayan yargılamalarla karşı karşıya. Hükümet, bu hareketi 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sorumlu bir terör örgütü olarak niteliyor. Adalet Bakanı Temmuz ayında, 58.000 kişi hakkında soruşturmaların ve 24.000 kişi hakkında yargılamaların sürdüğünü açıkladı. Bakan ayrıca, Gülen hareketiyle bağlantılı oldukları iddia edilen toplam 11.640 tutuklu ve hükümlünün cezaevinde bulunduğunu belirtti. Birçoğu uzun süreli ve keyfi biçimde hapsedildi. 2025’te, hareketle bağlarını sürdürdükleri iddia edilen yüzlerce kişi gözaltına alındı ve yeni ceza soruşturmaları başlatıldı. 

Avukatlara ve İnsan Hakları Savunucularına Yönelik Saldırılar

2025’te avukatlar, özellikle siyasi saiklerle açılmış davalarda müvekkillerini temsil ettiklerinde ya da insan haklarının korunmasını savunan açıklamalar yaptıklarında, daha yoğun bir yargısal tacizle karşı karşıya kaldı. 

Mart ayında İstanbul’daki bir mahkeme, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı hukuk davasında İstanbul Barosu’nun yönetim kurulunun görevden alınmasına karar verdi. Söz konusu dava, baronun Aralık 2024’te Suriye’de Türkiye’ye ait bir insansız hava aracı saldırısında iki Kürt gazetecinin öldürülmesine ilişkin soruşturma açılması için çağrıda bulunduğu bir açıklama yapması üzerine açılmıştı. İstanbul Barosu karara itiraz etti. Aynı olaya dayanan ve baroya yönelik “terör propagandası yapmak” ile “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarını içeren ceza davası ise devam ediyor.

İmamoğlu’nun vekaletini üstlenen avukatlar ile bağlantılı soruşturmalarda gözaltına alınan kişilerin avukatları hakkında ceza soruşturmaları açıldı ve bunlardan bazıları tutuklandı. İmamoğlu’nun savunmasını üstlenen avukat Mehmet Pehlivan, Haziran ayından bu yana tutuklu. Pehlivan Kasım ayında, İmamoğlu hakkında açılan ana davanın iddianamesinde “suç örgütü üyeliği” ile suçlandı (ayrıntılar aşağıda). 

Sivil toplum faaliyetleriyle tanınan Osman Kavala, Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman, 2013 Gezi Parkı protestolarını organize etmek ve hükümeti devirmeye teşebbüs etmek gibi asılsız suçlamalarla mahkum edilmelerinin ardından hala cezaevindeler. Kavala keyfi olarak tutuklandığı Ekim 2017’den, diğerleri ise Nisan 2022’deki mahkumiyetlerinden bu yana cezaevinde. Türkiye, Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına hükmeden AİHM kararlarını açıkça görmezden geliyor. 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı genişleterek, sekiz ay tutuklu kalan menajer Ayşe Barım hakkında dava açtı; gazeteci İsmail Saymaz hakkında ise soruşturma başlattı.

Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) hakları savunucusu ve Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi gençlik delegesi Enes Hacıoğulları, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasına karşı düzenlenen protestolar sırasında polisin uyguladığı kötü muamelelere ilişkin kongrede yaptığı, geniş biçimde paylaşılan ve nefreti ya da şiddeti teşvik etmeyen bir konuşması gerekçe gösterilerek bir ay süreyle tutuklu kaldı. Hacıoğulları hakkında, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla açılan ve iki ila altı yıl hapis cezası öngören dava sürüyor. 

Mayıs ayında Suriyeli mülteci hakları savunucusu Taha Elgazi, Türkiye makamlarının Türk vatandaşlığını aylar önce keyfi biçimde iptal etmesinin ardından Suriye’ye sınır dışı edildi. 

Gözaltında İşkence ve Kötü Muamele

İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan kitlesel gösteriler sırasında polis tarafından gözaltına alınan gençler, yakalama esnasında ve gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdi. Kolluk görevlilerinden nadiren hesap sorulan yaygın bir cezasızlık kültürü hüküm sürmeye devam ediyor.

Buna istisna oluşturan vakalardan biri, 8 Mayıs’ta Hatay’da görülen davada rütbeli dört askerin, 11 Mart 2023’te Türkiye sınırını geçen iki Suriyeli mülteciyi işkence ederek öldürmek ve dört kişiye daha işkence yapmak suçlarından müebbet hapis cezasına mahkum edilmesi oldu. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu vakayı daha önce belgelemişti. Eylül ayında ise Hatay’da 13 jandarma, Ahmet Güreşçi’nin gözaltında ölümü ve kardeşi Sabri Güreşçi’ye işkence yapılması nedeniyle hakim karşısına çıktı. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, bu vakayı 2023’te yayımladıkları polislerin ve jandarmaların faili olduğu hak ihlallerine ilişkin bir raporda belgelemişti. Yargılama sürüyor; sanıklar mahkumiyet halinde müebbet hapis cezası alabilirler.

Kürt Meselesi ve Muhalefete Yönelik Baskılar

Erdoğan hükümeti, silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile kırk yıldır devam eden çatışmayı, cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan’la yürütülen müzakereler çerçevesinde sona erdirmeyi amaçlıyor. PKK, 12 Mayıs’ta, Öcalan’ın 27 Şubat’ta fesih ve silahsızlanma yönünde yaptığı çağrıya uyacağını duyurdu; Ağustos ayında da gerekli yasal reformları görüşmek üzere partiler arası bir parlamento komisyonu kuruldu. Ancak hükümet, sürecin bir parçası olarak Kürtler ve diğer azınlık grupları için eşit hakların sağlanması, ayrımcılıkla mücadele edilmesi, kötüye kullanılan terörle mücadele yasalarının değiştirilmesi veya siyasi tutukluların serbest bırakılması yönündeki somut adımları henüz atmış değil.

Meşru ve şiddet içermeyen siyasi faaliyetleri ile konuşmaları nedeniyle terör suçlamalarıyla yargılanan ya da bu suçlardan mahkum edilen tutuklu Kürt aktivistler ve siyasetçiler arasında, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ da bulunuyor. 

Ekrem İmamoğlu, 19 Mart’ta iki ilçe belediye başkanıyla birlikte, 100’ü aşkın belediye çalışanı, meclis üyesi ve iş insanıyla beraber gözaltına alındı. Art arda gelen çok sayıda gözaltı dalgasının sonrasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kasım ayında İmamoğlu ve 401 kişi hakkında iddianame düzenledi. İddianamede, belediye başkanının kamu görevini kötüye kullanarak bir suç örgütü kurduğu, diğer sanıkların da bu örgütün üyesi olduğu ileri sürülüyor; suçlamalar yolsuzluk, rüşvet ve dolandırıcılık iddiaları etrafında toplanıyor. Davanın 9 Mart 2026’da başlaması planlanıyor.

Ekrem İmamoğlu ayrıca, keyfi suçlamalara dayanan ve farklı aşamalarda ilerleyen bir dizi başka davayla da karşı karşıya bulunuyor. Bu davalardan bazılarının mahkumiyetle sonuçlanması ve bu kararların kesinleşmesi halinde, İmamoğlu’na siyasi yasak getirilmesi de söz konusu.

2025 boyunca, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ülke genelindeki ve İstanbul’daki yönetimine karşı, parti genel başkanı Özgür Özel ile diğer isimlerin görevden alınmasını hedefleyen davalar sürdü. Bu davalar ile İstanbul’un çeşitli ilçelerinde ve Adana ile Antalya dahil farklı kentlerde CHP’li belediye başkanları ve meclis üyelerinin gözaltına alınması, yetkililerin ana muhalefet partisini sistematik biçimde saf dışı bırakmaya yönelik eşgüdümlü bir çaba yürüttüğüne dair kaygıları güçlendiriyor; bu durum, siyasal örgütlenme özgürlüğü ile serbest ve adil seçim hakkını ağır biçimde zedeliyor. 

Mülteciler, Sığınmacılar ve Göçmenler

Türkiye, dünya genelinde en büyük mülteci nüfuslarından birini barındırıyor; geçici koruma altındaki Suriyelilerin sayısı resmi verilere göre 2,4 milyon olarak belirtilirken, Afganlar ve diğer gruplar da önemli bir nüfus oluşturuyor. Ancak yetkililer, koruma taleplerini giderek daha fazla görmezden gelerek, kişileri keyfi biçimde “düzensiz göçmen” ya da “güvenlik tehdidi” olarak damgalayan ve “gönüllü” geri dönüş formlarını imzalamaya zorlayan hukuka aykırı sınır dışı uygulamalarıyla mülteci nüfusunu azaltmaya hedefliyor. Nisan ayında, somut delil olmaksızın “ulusal güvenliğe tehdit” olarak tanımlanan Türkmenistanlı aktivistler Alisher Sakhatov ile Abdulla Orusov hakkında verilen gözaltı ve sınır dışı kararları buna örnek teşkil ediyor. Temmuz ayından bu yana akıbetleri bilinmeyen iki kişinin, Anayasa Mahkemesi’nin ciddi zulüm riski nedeniyle iadeyi yasaklayan geçici tedbir kararına rağmen Türkmenistan’a gönderilmiş olabilecekleri yönünde ciddi endişeler bulunuyor.

Kadınların ve Kız Çocuklarının Hakları, Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Kimliği 

Hükümet, 2025’i “aile yılı” ilan etmesini, kadın ve LGBT haklarını gerileten politikaları gerekçelendirmek için kullandı. 2 Mayıs’ta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, aile birliği ve topluma yönelik tehditlere atıfla, 81 il müdürlüğüne gönderdiği bir genelgede “toplumsal cinsiyet”, “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” gibi terimlerden kaçınılması talimatını verdi. Ekim ayında ise, “biyolojik cinsiyete aykırı” olduğu ileri sürülen davranışları ve bunların sözde “teşvikini” suç saymayı, ayrıca katı yeni sınırlar dışında cinsiyet uyumlayıcı sağlık hizmetlerine erişimi yasaklamayı öngören bir kanun taslağı kamuoyuna sızdı. Resmen sunulmuş bir yasa teklifi olmasa da, hükümetin bu yöndeki adımları ihtimal dışı bırakmadığı yönünde ciddi kaygılar bulunuyor.

Yetkililer, sosyal medya ve dijital platformlarda artan keyfi sansürü ve sanatçılara yönelik ceza soruşturmalarını, “kamu ahlakı” ve müstehcenlik gibi belirsiz kavramlara atıfla gerekçelendirdi. Ekim ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tamamı kadınlardan oluşan müzik grubu Manifest’in üyeleri hakkında, bir konser sırasında kullandıkları kostümler ve dansları gerekçe göstererek teşhircilik ve müstehcenlik suçlamalarıyla iddianame hazırladı. Altı şarkıcı, savcılıkta ifade verdikten sonra yurtdışı çıkış yasağıyla serbest bırakıldı; ardından ulusal turnelerini iptal ettiler. 

İstanbul’da her yıl yapılan Onur Yürüyüşü, üst üste on birinci kez yasaklandı; ülke genelinde pek çok şehirde de benzer yasaklar getirildi. 

İklim Değişikliği Politikası

Türkiye, Eylül ayında açıkladığı revize edilmiş ancak iddiasız sera gazı emisyon azaltım hedefleriyle fosil yakıtlardan çıkış yönünde bir taahhütte bulunmaktan kaçındı. 2025’te ise yerel topluluklar, Afşin Elbistan A kömürlü termik santralinin genişletilmesine ilişkin hükümet kararına dava açtı.