Türkiye’de 2018 Haziranında yapılan milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı seçildi ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi de (AKP) meclisteki üstünlüğünü bir ittifak vasıtasıyla muhafaza etti.

Haziran 2018 seçimleri, Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal koşullarında ve medyanın sansürlendiği, hükümete düşman ve muhalif olarak görülen kişi ve kesimlerin baskı altında tutulduğu, çok sayıda gazeteciyle birlikte milletvekillerinin ve Kürt yanlısı muhalefetin cumhurbaşkanı adayının da hapiste bulunduğu bir ortamda yapıldı ve bu ortam yıl boyunca devam etti. 

Seçimlerle birlikte, 2017 yılında yapılan referandumda onaylanmış olan başkanlık sistemi de tam anlamıyla yürürlüğe girmiş oldu. Söz konusu sistem, yürütme erkinin istismar edilmesi ihtimaline karşı yeterli kontrol ve denge mekanizmalarını içermiyor, meclisin gücünü büyük ölçüde zayıflatıyor ve cumhurbaşkanlığının yargı sistemindeki atamaların çoğu üzerindeki kontrolunu tahkim ediyor.

Türkiye 2018 Ocağında Suriye’nin kuzeydoğusundaki, Kürt nüfusun yaşadığı Afrin bölgesine bir askeri harekat başlattı ve bu satırlar yazıldığı sırada söz konusu bölgeyi kontrolu altında tutuyordu. (Daha fazla bilgi için bkz. Suriye Bölümü).

Olağanüstü Hal ve Sonrası

İki yıldır sürmekte olan olağanüstü hal Temmuz ayında resmen bitti ancak onun yerine, meclis tarafından Ağustos ayında onaylanan yeni bir terörle mücadele yasası getirildi. Söz konusu yasada, resmi makamlara olağanüstü hal koşullarında tanınan olağandışı yetkileri andıran çok sayıda düzenleme bulunuyor. Bu düzenlemeler arasında, toplanma ve seyahat özgürlüklerinin kısıtlanmasına yönelik atanmış valilerin sahip olduğu zaten fazlasıyla geniş yetkileri daha da genişleten hükümler; yürütmeye üç yıl boyunca, hakimler de dahil olmak üzere kamu çalışanlarını idari bir kararla kamu görevinden çıkarma yetkisi veren düzenlemeler ve emniyet güçlerinin yetkilerini artırarak, gözaltı süresinin 12 güne kadar uzatılmasına olanak tanıyan hükümler de bulunuyor.

Terörist gruplarla bağlantılı oldukları iddiasıyla kamu görevinden çıkartılan 130 bin kamu çalışanının kamu görevinden çıkartılmalarına yönelik itirazları değerlendiren komisyon çalışmaya devam etti. Söz konusu kamu görevlilerinin büyük bir çoğunluğunun, hükümetin ve mahkemelerin darbe girişimini planlamakla suçladığı ve bir terör örgütü (FETÖ) olarak gördüğü Fethullah Gülen dini hareketi ile ilişkili oldukları iddia ediliyor.

Avrupa Konseyi’nin tavsiyesi üzerine 2017 yılında kurulmuş bulunan söz konusu komisyon, bu satırlar yazıldığı sırada 36 bin vaka ile ilgili kararını açıklamış, 2 bin 300 kişi ile ilgili olarak işe iade veya benzeri telafi kararları vermişti. En az 88 bin 660 başvuru ise henüz incelenmeyi bekliyordu.

Terörizm suçlamaları yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etti. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Haziran ayı itibariye hapishanelerdeki toplam insan sayısının (246 bin 426) beşte birine yakını (48 bin 924) ya terör suçlarından yargılanıyordu ya da bu suçlardan hüküm giymişlerdi. Yargılanan ve hüküm giyenler arasında gazeteciler, devlet memurları, öğretmenler ve siyasetçilerle birlikte, emniyet mensupları ve askeri personel de vardı.

48 bin 924 kişiden 34 bin 241’i Gülen hareketi (FETÖ) ile; 10 bin 826’sı kanun dışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile; 1270’i ise IŞİD ile bağlantılı oldukları iddiasıyla hapiste bulunuyordu.

Türkiye’de yapılan terör yargılamalarının çoğunda suç sayılabilecek veya terör faaliyeti olarak görmenin makul olduğu bir eylemin varlığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunulmadığı için, terör suçlarından yargılanan kişilerin uzun süreli olarak tutuklu kalmaları bu uygulamanın bir yargısız cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığına ilişkin kaygılar doğurdu.

250 kişinin ölümüyle sonuçlanan Temmuz 2016 darbe girişimine karışmakla suçlanan askeri personelin ve diğer kişilerin yargılandığı davalar devam etti. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Haziran ayı itibariyle, ilk derece mahkemelerinde 2177 sanık hüküm giymiş, 1552 sanıksa beraat etmişti. Bu satırlar yazıldığı sırada söz konusu davalardan kararı kesinleşen olmamıştı.

İfade, Örgütlenme ve Toplanma Özgürlüğü

Türkiye’nin hapisteki gazeteci sayısı konusundaki dünya birinciliği devam etti. Bu satırlar yazıldığı sırada terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olarak hapis yatmakta olan tahminen 175 gazeteci ve medya çalışanı vardı. Yüzlerce gazeteci ve medya çalışanı ise benzer suçlardan, tutuksuz yargılanmaktalar.

Medyanın çoğunluğu bağımsız değil ve hükümetin siyasi çizgisinin sözcülüğünü yapıyor.

Yıl boyunca mahkemeler gazeteciler hakkında siyasi saiklerle açılmış çok sayıda davada, şiddet savunmayan yazı ve haberlerle birlikte, yargılanan kişilerin terör örgütleriyle veya darbe girişimiyle bağlantılı olduğuna ilişkin mesnetsiz iddialardan ibaret delillere dayanarak karar açıkladılar. Davaların çoğu halen temyiz aşamasında.

Şubat ayında yazarlar ve yorumcular Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak, düzmece suçlamalarla, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildiler. Mehmet Altan, Anayasa Mahkemesi’nin Ocak ayında verdiği kararın ardından, Mart ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de Mehmet Altan’ın tahliyesi yönünde bir karar açıklaması üzerine, bir mahkeme tarafından, tahliye edildi. Ahmet Altan ile Nazli Ilıcak ise hapiste kalmaya devam ettiler. Bölge istinaf mahkemesinin 2 Ekim günü mahkumiyet kararını onamasının ardından, tüm sanıklar kararı Yargıtay’a, temyize götürdüler.

Cumhuriyet gazetesinin aralarında gazetecilerin, yöneticilerin ve genel yayın yönetmeninin de bulunduğu personelinin yargılandığı dava Nisan ayında sonlandı. 14 kişi düzmece terör suçlarından mahkum oldu ve iki ila sekiz yıl arasında cezalar aldılar. Üç kişi ise beraat etti. 

Başka bir davada Yargıtay, Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere yolladığı iddia edilen silahların, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan video görüntülerini sağlamış olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verilmiş olan hapis cezasını onadı, ancak 16 aydır tutuklu bulunan Berberoğlu’nun tahliye edilmesine de karar verdi.

Kapatılan Zaman gazetesinden 31 gazeteci ve medya çalışanının terör suçlarından yargılandığı davada karar Temmuz ayında açıklandı. İki yıla yakın tutuklu kalan ancak bu satırlar yazıldığı sırada tahliye edilmiş olan yazarlar Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay ve Ali Bulaç sekizer yıl dokuzar ay, hapiste kalan Mustafa Ünal ve Mümtazer Türköne ise, onar yıl altışar ay hapis cezasına çarptırıldılar.

Türkiye’deki Kürt medyasında çalışan gazetecilerin tekrar tekrar gözaltına alınarak hapsedilmesi devam etti. Bu durum ülkenin güneydoğusu ile ilgili eleştirel haberlerin yapılmasını ve alınmasını engelledi.

Kürt yanlısı Özgürlükçü Demokrasi gazetesine Mart ayında yapılan polis baskınının ardından gazetenin muhabirleri ve çalışanları gözaltına alındılar ve gazetenin matbaasına ve varlıklarına devlet tarafından el konuldu. Gazete Temmuz ayında bir kararname ile kapatıldı ve 21 matbaa çalışanı ile 14 gazeteci hakkında ayrı ayrı davalar açıldı. Bu satırlar yazılırken toplam 13 matbaa çalışanı ve gazeteci tutuklu olarak hapiste bulunuyordu.

Web sitelerinin engellenmesi ve çevrimiçi içeriğin kaldırılması sürdü ve Türkiye’de binlerce kişi hakkında, sosyal medya paylaşımları nedeniyle, ceza soruşturmaları ve ceza davaları açıldı. Vikipedi (Wikipedia) Türkiye’de hala erişime kapalı.

2018 yılında toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin keyfi bir şekilde yasaklanması arttı. Bu artış, özellikle olağanüstü halin kaldırılmasının ardından, valilerin toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklama yetkilerinin genişlemesiyle daha da belirgin bir hal aldı. 

Polis önde gelen üniversitelerin öğrencilerini, üniversite kampüslerinde Türkiye’nin Afrin harekatını protesto etmek için gösteri düzenledikleri ve Cumhurbaşkanı’nı eleştiren pankartlar taşıdıkları gibi gerekçelerle gözaltına aldı. Bu tür gösteriler nedeniyle en az 18 öğrenci tutuklandı ve çok daha fazla sayıda öğrenci hakkında terör örgütü propagandası yapmaktan ve cumhurbaşkanına hakaretten dava açıldı.

Ağustos ayında İçişleri Bakanlığı zorla kaybetme mağdurlarının yakınları olan Cumartesi Anneleri’nin hesap verebilirlik ilkesinin işletilmesi talebiyle, İstanbul’un merkezi bir meydanında uzun yıllardır, barışçı bir şekilde sürdürdüğü oturma eylemini yasakladı. Polis katılımcıları şiddet kullanarak dağıttı ve oturma eylemini örgütleyen 27 kişiyi gözaltına aldı. Bu satırlar yazıldığı sırada oturma eylemine getirilen yasak halen yürürlükteydi. Cumartesi Anneleri’nin Diyarbakır’da düzenlediği bir oturma eylemi de, İnsan Hakları Derneği’nin Diyarbakır Şubesi’nin Eylül ayından itibaren düzenlemek istediği tüm kitlesel toplantılar gibi, yasaklandı.

15 Eylül günü polis İstanbul’daki üçüncü hava limanının şantiyesindeki kötü çalışma ve yaşam koşullarını protesto eden yüzlerçe inşaat işçisini gözaltına aldı. Mahkemeler aralarında sendika görevlilerinin de olduğu 37 kişinin tutuklanmasına karar verdi, bunlardan altısı daha sonra serbest bırakıldı. Çok daha fazla sayıda işçi hakkında izinsiz gösteri düzenlemek ve polise direnmek gibi suçlamalarla ceza soruşturması yürütülüyor.

İnsan Hakları Savunucuları

İzmir’de bir mahkeme, demir parmaklıklar arkasında geçirdiği 13 ayın ardından Uluslararası Af Örgütü onursal başkanı Taner Kılıç’ın tahliyesine karar verdi. Kılıç’ın ve 2017 Temmuzunda tutuklanıp, daha sonra serbest bırakılan Türkiyeli sekiz saygın insan hakları savunucusu ile insan hakları alanında çalışan yabancı uyruklu iki kişinin uyduruk terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla yargılandıkları dava halen sürüyor. 

İş insanı ve Türkiye sivil toplumunun tanınmış isimlerinden Osman Kavala 2017 Kasımından beri tutuklu. Bu satırlar yazıldığı sırada Kavala hakkında henüz bir iddianame yazılmış değildi ancak savcılık, soruşturmayı Kasım 2018 itibariyle, aralarında Kavala’nın yürüttüğü sivil toplum örgütü ile bağlantısı olan isimlerin de bulunduğu 13 kişiyi gözaltına alarak ve bu kişilerin 2013 yılında İstanbul’da gerçekleşen kitlesel Gezi Parkı eylemlerinin sonrasındaki faaliyetlerine odaklanarak genişletti. Gözaltına alınanlardan 12’si hemen serbest bırakıldı, ancak bu satırlar yazıldığı sırada, insan hakları savunucusu Yiğit Aksakoğlu tutuklu olarak hapiste bulunuyordu.

Konuyla ilgili medya üzerinden yürütülen bir karalama kampanyasında ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın kamuoyuna yaptığı bir açıklamada Amerikalı filantrop George Soros da hedef alındı. Soros’un Açık Toplum Vakfı Kasım ayında Türkiye’deki vakfını kapatacağını ve ülkedeki faaliyetlerine son vereceğini duyurdu.

Bu satırlar yazıldığı sırada terör suçlamalarıyla yargılanan 1500 avukat vardı ve bunların arasında insan hakları avukatları da bulunuyor. Bu davalar, Türkiye’de adil yargılanma hakkı ve sanık haklarında görülen belirgin aşınmayı da sergiliyorlar. Eylül ayında İstanbul’da bir mahkeme silahlı bir sol örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle bir yıla varan sürelerde tutuklu kalmış 17 avukatın tahliyesine karar verdiyse de bir gün sonra kendi kararından geri dönerek, bu avukatlardan 12’sini yeniden tutukladı. Bu satırlar yazıldığı sırada söz konusu avukatların davası devam ediyordu. 

2017 Kasımında Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transgender (LGBT) hakları gruplarının düzenlemek istediği kitlesel etkinlikler Ankara valiliği tarafından yasaklanmıştı, bu yasak başka kentlerde yapılacak toplantı ve etkinliklerin yasaklanmasına da emsal teşkil ederek, 2018 boyunca uygulanmaya devam etti ve Türkiye’nin LGBT gruplarına yönelik baskıcı yaklaşımının giderek arttığını ortaya koydu. Temmuz ayında İstanbul Valiliği her sene yapılan Onur Yürüyüşü’nü, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması gerekçeleriyle üst üste dördüncü yılında yine yasakladı.

Gözaltında İşkence, Kötü Muamele ve İnsan Kaçırma

Gözaltında ve hapishanelerde işkence, kötü ve acımasız, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yapıldığına ilişkin iddialar ve bu iddialara yönelik anlamlı soruşturmaların yürütülmemesi, derin bir endişe kaynağı olmaya devam etti. BM işkence özel raportörü tarafından Şubat ayında yapılan bir açıklamada bu meselelere de değinildi.

Devlet görevlileri olduğu iddia edilen kişiler tarafından 2017 yılında kaçırılan ve açıklanmayan gözaltı merkezlerinde aylarca alıkonulduktan sonra, zorla kaybetme vakası anlamına gelebilecek koşullarda serbest bırakılan en az altı adama ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmedi.

Türkiyeli yetkililer Gülen destekçisi olduğu iddia edilen, çoğu öğretmen olan, kişilerin tüm dünyadaki ülkelerden iadesi için çaba sarfetmeye devam etti. Kosova ve Moldava gibi ülkelerin güvenlik teşkilatları yasal prosedürlere uymayarak, Türkiye vatandaşlarının yakalanarak Türkiye’ye geri getirilmesi için Türk ajanlarıyla işbirliği yaptılar. Bu Türkiye vatandaşları Türkiye’ye getirildikten sonra tutuklandılar ve haklarında ceza davası açıldı.

Kürt İhtilafı ve Muhalefete Baskı

Türk Silahlı Kuvvetleri ile silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında ülkenin güneydoğusunda yaşanan silahlı çatışmalar, özellikle kırsal alanlarda, 2018 yılı boyunca devam etti. Hükümet Kürt yanlısı partilerden seçilmiş milletvekillerine, belediye başkanlarına ve belediyelere yönelik baskıcı uygulamalarını sürdürdü. Buna rağmen Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Haziran seçimlerin %11.9 oranında oy alarak, mecliste 67 sandalye kazandı.

Siyasi saiklerle isnat edilen terör suçlamalarıyla uzun süredir tutuklu bulunan ve milletvekilliği halen süren Leya Güven ile dokuz eski HDP milletvekilinin tutukluluk halleri devam etti. Bu isimler arasında partinin eski eş başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş da bulunuyor. Haziran seçimlerinden önceki dönemde 11 milletvekilinin milletvekilliği düşürülmüş ve seçimlerde yeniden aday olmaları engellenmişti. 

Güneydoğu’da yerel demokrasinin askıya alınması sürdü ve hükümet 2014 yerel seçimlerinde HDP’nin kardeş partisi DBP’nin kazandığı 94 belediyenin kontrolünü elinde tutmaya devam etti. Bu satırlar yazıldığı sırada görevlerinden alınarak yerlerine hükümet tarafından kayyım atanmış 50 belediye eş başkanı, siyasi saiklerle isnat edilen terör suçlamalarıyla hapiste tutuluyordu.

 

Mülteciler ve Göçmenler

3.5 milyon civarında Suriyeli’ye ev sahipliği yapan Türkiye, dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürdü. Türkiye bunun dışında Afganistan, Irak ve başka ülkelerden gelen sığınmacılara da ev sahipliği yapıyor. Türkiye üzerinden AB’ye doğru akan göçün engellenmesi karşılığında Türkiye’ye, maddi yardım yapılmasını öngören anlaşma hala yürürlükte. Türkiye’nin Suriye sınırı yeni sığınmacılara fiilen kapatılmıştı ve bu durum halen sürüyor. Sınır muhafızları yeni gelen binlerce sığınmacının önünü kesmeyi ve sınır dışı etmeyi yıl boyunca sürdürdü ve zaman zaman sınırı geçmeye çalışan sığınmacılara ateş açtı. On vilayet, sınır muhafızlarını aşarak Türkiye’deki şehirlere ulaşmayı başarmış Suriyelileri kayıt altına almayı 2017 Kasımından bu yana durdurmuş durumda. Çocuk işçiliği oranları ve okula devam etmeyen mülteci ve sığınmacı çocukların sayısı hala çok yüksek. Eylül ayında Türkiye iltica taleplerini karara bağlamak konusunda tam sorumluluk üstlendi. Ancak yetkililer mülteci statüsü vermiyorlar ve üçüncü ülkelere yerleşim hakkı da, mülteci olduklarına karar verilenlerin çok küçük bir bölümü için mevcut.

Çin’de yaşayan Uygurların ve diğer Türki müslümanların maruz kaldığı ağır insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası basında çıkan çok sayıda haberin ardından, Türkiye baskıdan kaçan ve Malezya’nın Çin’e iade etmeyi reddettiği 11 Uyguru kabul ederek, gözaltından serbest bıraktı.

Önemli Uluslararası Aktörler

AB-Türkiye ilişkilerindeki bozulma devam etti ve üyelik müzakereleri durakladı. AB Dış İlişkiler Servisi, insan hakları savunucularının, gazetecilerin, milletvekillerin ve akademisyenlerin tutuklanması gibi insan hakları ile ilgili bazı meselelerde sesini yükseltmiş olsa da, göç anlaşmasının sürdürülmesi AB’nin birinci önceliği olmaya devam etti.

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti Ekim ayında, terör suçlamalarıyla iki yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan Amerikalı Rahip Andrew Brunson’un tahliye edilmesini sağlamış olsa da, Ankara’nın terörle mücadele kanunlarını istismar ederek, bu kanunları düşman ve muhalif olarak görülen kişi ve kesimlere karşı yaygın bir şekilde kullanmasına karşı çıkan güçlü bir mesaj vermedi. Türkiyeli bir bankacının ABD yaptırımlarını ihlal etmekten aldığı mahkumiyet, Brunson’un tutukluluğu gerekçe gösterilerek Türkiye’nin İçişleri ve Adalet Bakanları’na karşı Ağustos ile Kasım ayları arasında uygulanan yaptırımlar, Türkiyeli din adamı Fethullah Gülen’in ABD topraklarında bulunması ve ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde PKK ile bağlantılı Kürt güçlerine destek vermesi gibi nedenlerle Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilimler yaşandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül ayında Almanya’ya yaptığı ziyaret, Şubat ayında serbest bırakılan gazeteci Deniz Yücel gibi, Alman vatandaşlarının keyfi bir şekilde tutuklanması nedeniyle, 2017 yılında yaşanan derin gerilimlerin ardından, iki ülke arasındaki bağları yeniden tesis etmek amacını güdüyordu. Almanya’nın hem Şansölyesi, hem de Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin Alman vatandaşlarıyla birlikte, kendi vatandaşlarını da keyfi bir şekilde tutukladığına ilişkin çok açık göndermelerde bulundular.

Erdoğan’ın Ocak ayında Paris’e yaptığı ziyaret sırasında Fransa Başkanı Emmanuel Macron Türkiye’deki insan hakları durumu ile ilgili bir mesaj vererek, Türkiye’nin hali hazırdaki durumda AB’ye katılmasının mümkün görülmediğini söyledi.

Mart ayında BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği olağanüstü hal sırasında yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin bir rapor yayınlayarak tahminen 600 kadar kadın ile bebekleri ya da küçük çocuklarının, kocalarının terör örgütleriyle ilişkili oldukları iddiasıyla bağlantılı olarak tutuklu bulunmasını “ürkütücü bir şablon” olarak tanımladı.

Kasım ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin muhalif politikacı Selahattin Demirtaş’ın tutukluğunun sürekli olarak uzatmasının Demirtaş açısından bir hak ihlali olduğuna ve bu uygulamanın altında “çoğulculuğu boğmayı ve demokratik bir toplum kavramının merkezinde yer alan siyasi tartışmayı sınırlandırmayı hedefleyen gizli bir amaç” yattığına hükmetti. Mahkeme Demirtaş’ın tahliye edilmesine karar verdi.