Suriye'deki silahlı çatışmalar, 2014 yılında hükümet ve hükümet yanlısı milislerin sivil bölgelere yönelik saldırılarını şiddetlendirmeleri ve hedef gözetmeyen silahlar kullanmaları nedeniyle giderek daha da kanlı bir hal aldı. Hükümet güçleri ayrıca keyfi gözaltı, zorla kayıp etme ve işkence gibi fiillerini sürdürdü. Gözaltında işkence gören birçok kişi öldü. Hükümet karşıtı devlet-dışı silahlı gruplar da sivillere karşı hedefli ve rasgele saldırılar, çocuk asker kullanma, adam kaçırma ve gözaltında işkencenin de dahil olduğu ağır ihlaller gerçekleştirdi.

IŞİD olarak da bilinen İslam Devleti adlı aşırılıkçı grup ve El-Kaide'nin Suriye'deki kolu olan El-Nusra Cephesi, sivilleri hedef alma, adam kaçırma ve infaz gibi yaygın ve sistematik ihlallerde bulundular.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay'a göre çatışmalarda ölenlerin sayısı Ağustos 2014 itibariyle 191,000 kişiyi aştı. Savaşın şiddetlenmesi ve yayılması, milyonlarca kişinin ülke içinde yerlerinden edildiği veya komşu ülkelere sığındığı ağır bir insani krize neden oluyor.

Hükümetin Sivillere Yönelik Saldırıları, Hedef Gözetmeden Silah Kullanımı

Ağustos 2013'te Şam'ın Guta bölgesine yapılan kimyasal silah saldırısının ardından uluslararası baskının artması sonucunda Suriye, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne katıldı ve beyan ettiği kimyasal silahları imha etmeyi kabul etti. Beyan edilen kimyasal silahların tamamı 2014 yılında imha edilmek üzere Suriye'den çıkarıldı. Fakat, bu kimyasal silah saldırının kurbanları için adaletin yerine gelmesi şimdilik mümkün görünmüyor. Ayrıca, Nisan ayı ortalarında Suriye hükümetine ait helikopterlerin ülkenin kuzeyindeki üç kasabaya içine klor gazı silindirleri konmuş varil bombaları attığını ortaya koyan güçlü kanıtlar bulunuyor. Bu saldırılarda basit bir sanayi kimyasalının silah olarak kullanılması, Kimyasal Silah Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geliyor.

Suriye hükümetinin yoğun olarak kullandığı misket bombaları çok sayıda ölüme sebep oldu ve patlamamış bomba artıkları savaşın ölümcül miraslarından biri olarak tehlike saçmayı sürdürüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Temmuz 2012-Temmuz 2014 tarihleri arasında Suriye'nin 14 eyaletinin 10'una yapılan en az 249 saldırıda misket bombası kullanıldığını tespit etti. Söz konusu saldırılarda uçaktan atılan bombalar, uçağa monte edilmiş dağıtıcılar ve yerden atılan füzeler gibi en az yedi farklı misket bombası türü ve en az 10 çeşit de patlayıcı mühimmat kullanıldı. Kanıtlar, hükümet güçlerinin Şubat ayında ülkenin kuzeyindeki Keferzita'ya yaptığı saldırıda, bugüne kadarki çatışmalarda görülmemiş güçte bir misket bombası füzesi kullandığını işaret ediyor. Suriye hükümet güçlerinin 21 Ağustos'ta Halep eyaletinin Manbij ilinde bir kez daha misket bombası kullandığı anlaşılıyor. Saldırıda en az altı sivilin öldüğü ve 40 kişinin yaralandığı bildirildi. 

Hükümet BM Güvenlik Konseyi'nin 2139 sayılı kararını hiçe sayarak yüksek patlayıcı güce sahip varil bombalarını kullanmayı sürdürdü. Bu güdümsüz yüksek patlayıcılı ve düşük maliyetli bombalar yerelde üretiliyor ve genellikle büyük petrol varilleri, gaz tenekeleri ve su tanklarının içine güçlü patlayıcılar ve parça tesirini arttırmak üzere şarapnel parçaları doldurularak hazırlanıyor ve helikopterlerden atılmak suretiyle kullanılıyor. Şubat – Temmuz arasında Halep'in silahlı muhalif grupların elinde bulunan mahallelerine yapılan 650'den fazla yeni saldırıda büyük hasar meydana geldi. Saldırıların çoğunun sebep olduğu hasar, varil bombası patlamasının yarattığı tahrifatla uyumluydu. Yerel bir grubun tahminlerine göre 2014 yılında, Halep'te bu şekilde yapılan hava saldırıları sonucu 3,557 sivil öldü.

Suriye hükümeti tarafından sürdürülen abluka uygulaması, yaklaşık 200,000 sivili etkiliyor. Batı Guta'daki Homs, Muamediye ve Daraya, Doğu Guta ve Şam'ın güneyindeki Yarmuk mülteci kampını da kapsayan bu ablukalar, Güvenlik Konseyi'nin 2139 nolu kararında yer alan, çatışmanın tüm taraflarının  “nüfusun bulunduğu bölgelerdeki ablukaları derhal kaldırması” yolundaki kararı ihlal ediyor. Hükümet abluka taktiğini kullanarak sivil halkın açlık yüzünden teslim olmasını ve böylece hükümetin bölgeyi yeniden ele geçirmesini sağlayacak müzakerelerin başlamasını hedefliyor.

Hükümet Güçlerince Gerçekleştirilen Keyfi Gözaltı, Zorla Kayıp Etme, İşkence ve Gözaltında Ölümler

Suriye güvenlik güçleri, insanları keyfi olarak gözaltına almaya, onlara işkence ve kötü muamele etmeye ve sıklıkla Suriye çapındaki yaygın gözaltı merkezlerini kullanarak kayıp etme politikasını sürdürüyor. Gözaltına alınanların çoğunluğunu 20 ve 30 yaşlarındaki genç erkekler oluştursa da, kadın, çocuk ve yaşlıların da gözaltına alındığı vakalar yaşanıyor. Kimi vakalara dair kişisel tanıklıklara göre, güvenlik güçleri yakalamak istediği kişileri teslim olmaya zorlamak için bu kişilerin çocuklar dahil olmak üzere aile bireylerini gözaltına aldı.Yerel bir izleme grubu olan Suriye İnsan Hakları Ağı'nın 30 Ağustos'ta açıkladığı tahmini rakamlara göre, bu tarihte yaklaşık 85,000 kişi hükümet tarafından zorla kayıp etmeye varan koşullarda tutulmaktaydı.

Hükümetin Haziran ayında ilan ettiği genel affa rağmen çok sayıda sivil toplum aktivisti, insan hakları savunucusu, medya ve insani yardım çalışanı keyfi olarak gözaltında tutulmaya devam ediliyor. Gözaltında tutulanların bir bölümü, sırf haklarından yararlandıkları için, askeri mahkemeler ve terörle mücadele mahkemeleri dahil olmak üzere, mahkemelerde yargılanıyor. Halen gözaltında tutulan aktivistler arasında ifade özgürlüğü savunucusu Bassil Khartabil ve insan hakları savunucusu Mazen Darwish ile Suriye Medya ve İfade Özgürlüğü Merkezi'nden meslektaşları Hani Al-Zitani ve Hussein Ghareer de bulunuyor. Eski tutukluların, hükümetin gözaltı merkezlerinde gördüklerini söyledikleri avukat ve insan hakları savunucusu Khalil Maatouk gibi bazı aktivistler gözaltında zorla kayıp etmeye varan koşullarla yüz yüze bulunuyor.

Güvenlik Konseyi'nin 2139 sayılı kararı, keyfi gözaltıların, kayıp etme ve adam kaçırmaların sona erdirilmesi ve keyfi olarak tutulanların serbest bırakılmasını talep eder.

Serbest bırakılan eski tutukluların verdikleri ve birbirleriyle tutarlı ifadelerde, gözaltı yerlerinde kötü muamele ve işkence yapıldığı ve fiziki koşulların gözaltında ölümlere yol açtığı bilgileri yer alıyor. 2014 yılında Senaya askeri hapishanesinden serbest bırakılan dört kişinin gözaltında ölümler ve zorlu hapishane koşullarıyla ilgili anlattıkları ile bir asker kaçağının Ocak ayında anlattığı kitlesel ölüm olaylarına dair iddiaları büyük oranda örtüşüyor. Bu eski asker Şam'daki askeri hastanelerde gördüğü binlerce cesedin fotoğrafını da çekmişti. Yerel aktivistlere göre 2014 yılında en az 2,197 kişi gözaltında öldü.

El-Nusra Cephesi ve IŞİD'in Gerçekleştirdiği İhlaller

Radikal İslamcı gruplar El-Nusra Cephesi ve IŞİD, sivillerin kasten hedef alınması ve kaçırılması gibi hak ihlallerini sistematik olarak sürdürdüler. Örneğin IŞİD Mayıs ayında 153 Kürt çocuğu kaçırdı. Bu çocuklar daha sonra serbest bırakıldı.

Yerel Kürt yetkililerin ifadelerine ve delil niteliğindeki fotoğraflara göre, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye sınırının yakınındaki Halep vilayetine bağlı Ayn al-Arab'da ya da Kürtçe adıyla Kobani'de, IŞİD ile Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) kuvvetleri arasındaki çatışmalar esnasında, IŞİD 12 Temmuz ve 14 Ağustos tarihlerinde misket bombası kullandı.

Yerel haberlere göre IŞİD güçleri 29 Mayıs’ta Suriye'nin kuzeyinde bulunan Rasulayn yakınındaki el-Taliliye köyüne girdikten sonra, yedisi çocuk en az 15 sivili infaz etti. Deyrizor vilayetinin Bukamal ilçesini Temmuz’da ele geçiren IŞİD güçleri, Ramazan ayında bu kasabada yaşayan bir Alevi ve bir Hristiyan’ı kısayoldan infaz etti. Olay bir ilçe sakini tarafından anlatıldı. 2014 yılında Rakka vilayetinin Rakka ve Tabka kentlerinde de IŞİD güçlerinin kent sakinlerini kısayoldan infaz ettikleri rapor edildi. IŞİD ayrıca alıkoyduğu rehinelerden Amerikalı gazeteciler James Foley ve Steven Sotloff'u Ağustos ve Eylül aylarında, İngiliz insani yardım çalışanları David Haines ve Alan Henning'i ise Eylül ve Ekim aylarında; Amerikalı yardım çalışanı Peter Kassig'i ise Kasım ayında infaz etti.

El Nusra Cephesi defalarca Suriye'de sivilleri hedef alan ve öldüren bombalı araç saldırılarının sorumluluğunu üstlendi.

IŞİD ve El-Nusra Cephesi, kadınlar ve kız çocuklarıyla ilgili katı ve ayrımcı kurallar uyguluyor; her iki örgüt de bilfiil çocukları silah altına alıyor. IŞİD güçlerinin Bukamal'da 2014'ün Ramazan ayında alenen yiyip içenler ile Ramazan boyunca ve sonrasında namaz saatlerinde sokakta gördükleri herkesi kırbaçladıkları bildirildi. İnternet kullanmak, müzik dinlemek ve tütün içmek de zorla yasaklandı.

Diğer Devlet Dışı Silahlı Grupların Gerçekleştirdiği İhlaller

Devlet dışı silahlı gruplar da, kendi kontrollerindeki bölgelerden hükümet kontrolündeki mahallelere hedef gözetmeksizin yaptıkları havan ve top atışlarıyla sivilleri öldürdüler. Bu saldırılarda sivil hedef olduğu bilinen okul, cami ve pazaryeri gibi mekanlar defalarca vuruldu.

29 Nisan'da Şam'ın hükümet kontrolündeki el-Şakur mahallesinde bulunan Bedr el-Din Hüseyni eğitim tesisini vuran iki havan topunun 17 çocuk ile çocuklarını okuldan almaya gelmiş en az iki veliyi öldürdüğü ve yaklaşık 50 kişiyi de yaraladığı bildirildi. Havan topları Yarmuk kampındaki silahlı grupların kontrolü altındaki bölgeden geldi.

Özgür Suriye Ordusu ve İslami Cephe gibi devlet dışı silahlı gruplar da çatışmalarda ve diğer askeri amaçları için çocukları kullanıyor. Ayrıca okulları askeri üs, kışla, gözaltı merkezi ve keskin nişancı noktaları olarak kullanmak suretiyle öğrencilerin hayatlarını da tehlikeye atıyorlar.

Devlet-dışı silahlı gruplar adam kaçırma fiilleri de gerçekleştirdi. Ağustos 2013'te Lazkiye kırsalına yapılan askeri bir saldırı sırasında rehin alınan en az 54 Alevi kadın ve çocuk halen “Lazkiye Kırsalı Mücahidin Odası” tarafından tutuluyor.

Tanınmış insan hakları savunucusu Rezan Zeytune, 9 Aralık 2013'te Wael Hamada, Samira Halil ve Nazım Hammadi adlı üç meslektaşıyla birlikte, aralarında İslam Ordusu'nun da bulunduğu birkaç silahlı muhalif grubun kontrolündeki Şam'ın kırsalı Duma'da kaçırılmıştı. Bu kişilerden hiçbiri henüz serbest bırakılmış değil.

Suriye’deki birçok devlet dışı silahlı grup, gerçekleştirdikleri sistematik ihlallere rağmen IŞİD ve El-Nusra Cephesi ile koordinasyon ve işbirliğinden vazgeçmiyor.

Kürt İdaresi Altındaki Bölgeler

Ocak 2014'te Demokratik Birlik Partisi ve müttefik partiler kuzeydeki Afrin, Ayn el-Arab ve Cizire bölgelerinde bir geçici yönetim kurdu. Bakanlık benzeri konseyler oluşturuldu ve yeni bir anayasa kabul edildi. Bu bölgedeki makamlar da keyfi tutuklamalar gerçekleştirdiler, hukuki usule ilişkin kuralları ihlal ettiler ve çözülmemiş adam öldürme ve kayıp etme davalarına yönelik ihmali sürdürdüler. Yerel polis ve askeri güç olan YPG de çocuk asker kullanmasına rağmen, Haziran ayında çocuk askerleri terhis edeceğini ve bu uygulamayı sonlandıracağını taahhüt etti.

Yerinden Edilme Krizi

BM'nin tahminlerine göre 7,6 milyon Suriyeli ülke içinde yerlerinden edilmiş durumda ve 12,2 milyon kişinin de insani yardıma ihtiyacı bulunuyor. 2014 yılında insani yardım kuruluşları, gerek hükümetin gerekse devlet-dışı silahlı grupların uyguladığı ablukalar, hükümetin ısrarla sınırdan insani yardım geçmesine izin vermemesi ve genel anlamda insani yardım çalışanlarının güvenliklerinin garanti edilememesi gibi sebeplerle çatışmadan olumsuz etkilenenlere ve yerinden edilen sivil nüfusa yardım ulaştırmakta önemli zorluklarla karşı karşıya kaldı.

Temmuz ayında çıkarılan bir Güvenlik Konseyi kararı, hükümetin izni olmasa da sınırdan insani yardım geçirilmesine izin verdi.

3 Eylül 2014 itibariyle Lübnan, Ürdün, Türkiye, Irak ve Mısır'daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (BMMYK) mülteci olarak kayıt yaptıran Suriyelilerin sayısı 3 milyonu aştı. 2014 yılında Irak, Ürdün, Türkiye ve Lübnan, ülkelerine giren mültecilerin sayısını kısıtlamak üzere çeşitli tedbirler aldılar.

Suriyeli mültecileri kabul eden komşu ülkelerin dördü de Suriyelilerin yasal statü almasına izin vermediler.

Suriye'den gelen Filistinliler ayrıca başka sorunlarla da karşı karşıya kaldı. Ürdün'e girmelerine izin verilmedi, girenler de sınır dışı edildiler ve Suriye'de yaşamakta olan Filistin kökenli Ürdünlülerin Ürdün vatandaşlıkları iptal edildi. Suriye'den gelen Filistinli mülteciler, Lübnan İçişleri Bakanı’nın Mayıs ayında Filistinlilerin ülkeye girmelerini veya ülke içindelerse ikamet izinlerini yenilemelerini kısıtlayan yeni düzenlemeler getirmesinin ardından, Lübnan'da da ilave kısıtlamalarla karşı karşı kaldılar.

2014 'te Suriye'den ayrılıp tehlikeli kaçak yolları kullanarak Avrupa'ya ulaşmaya çalışan mültecilerin sayısında artış oldu. Bazı Avrupa Birliği ülkeleri mültecileri kabul etse de Bulgaristan ve Yunanistan gibi diğerleri, sığınmacıları sığınma başvurusu yapmalarına izin vermeksizin sınırlarından veya karasularından, kimileyin şiddete başvurarak geri itti. Batıdakiler dahil olmak üzere Suriye'ye komşu olmayan ülkeler, yalnızca çok az sayıda mülteciyi ülkelerinde yerleştirmek üzere kabul etme politikalarını sürdürdüler.

Bu raporun yazımı esnasında, BMMYK'nın bölgesel mültecilere destek talebinin yalnızca %51'i için fon verilmişti; bütçede halen 1,8 milyardan fazla açık bulunuyor. Sonuç olarak BMMYK, Dünya Gıda Programı ve diğer kuruluşlar mültecilere temel gıda ve sağlık bakımı gereçleri dahil olmak üzere pek çok kalemde yardımı kesti.

Önemli Uluslararası Aktörler

Ocak ayında, çatışmanın tarafları ve uluslararası destekçileri Cenevre II olarak bilinen ikinci tur siyasi müzakereler için İsviçre'de bir araya geldi iseler de toplantılardan somut bir sonuç çıkmadı ve o günden bu yana görüşmelerde herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Suriye'de çatışan tüm taraflarca gerçekleştirilen uluslararası hukuka yönelik ağır ihlaller için adalet elde etmeye yönelik uluslararası çabalardan da sonuç alınamadı. 22 Mayıs'ta Güvenlik Konseyi'nin Suriye'deki durumun Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) götürülmesini sağlayacak bir karar çıkarma çabası, Rusya ve Çin tarafından engellendi. Yüzü aşkın hükümet-dışı kuruluş Konsey'in kararı geçirmesini talep etti, 60'tan fazla ülke söz konusu kararı destekledi ve 15 üyeli Konsey’in 13 üyesi de karar lehine oy verdi.

140'tan fazla ülke, yaptıkları açıklamalar ve aldıkları kararlarla Suriye'nin misket bombası kullanmasını kınadı. Kınayanlar arasında Misket Bombalarına dair Sözleşme'ye taraf olmayan düzinelerce ülke de yer aldı. BM Genel Kurulu, 18 Aralık 2013'te kabul ettiği 68/182 sayılı kararında Suriye'de yaşanan ve “misket bombasının... kullanıldığı vakalar dahil, yaygın ve sistematik ağır insan hakları ihlalleri” karşısında duyduğu “dehşeti” dile getirdi.

22 Şubat'ta Güvenlik Konseyi, insani yardımların güvenli bir şekilde ve kesintiye uğramaksızın -çatışma hatları ve sınırların geçilmesi dahil- ulaştırılması yönünde bir kararı kabul etti. Konsey aynı kararda, tüm tarafların “halkın yaşadığı yerlere karadan ve varil bombaları gibi havadan gerçekleştirilen hedef gözetmeyen saldırıları durdurmalarını” ve keyfi gözaltı, kayıp etme ve adam kaçırma gibi uygulamaları sona erdirerek keyfi olarak alıkonulan herkesi serbest bırakmalarını talep etti.

Konsey, Suriye hükümetinin bu karara uymama ısrarı karşısında 14 Temmuz günü aldığı ikinci bir kararla, BM kuruluşlarına ve uygulayıcı ortaklarına Suriye sınırlarından ve çatışma hatlarından doğrudan yardım ulaştırma yetkisi verdi. Çatışmanın tüm taraflarının Konsey kararına ısrarla uymamasına karşın, ne tutuklular ne de hedefsiz saldırılarla ilgili benzer bir tamamlayıcı karar alınabildi.

Rusya, Güvenlik Konseyi'nin Suriye hükümetinin gerçekleştirdiği ihlalleri engellemeye yönelik girişimlerini ısrarla engellemesinin yanı sıra, basında çıkan haberlere göre, 2014 yılında İran hükümetiyle birlikte Suriye hükümetine askeri yardım sağlamaya devam etti.

15 Ağustos'ta kabul ettiği 2170 sayılı kararla Güvenlik Konseyi, tüm üye ülkelerden IŞİD, El-Nusra Cephesi ve El-Kaide ile bağlantılı diğer kişi ve gruplara yabancı savaşçı, finansman ve silah akışının engellenmesi için ulusal tedbirler almalarını talep etti ve bu gruplardan altı kişinin adını El Kaide Yaptırım Listesi'ne ekledi.

İnsan Hakları Konseyi, Mart 2014'te Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu'nun görev süresini bir yıl daha uzattı.

Suriye'ye komşu ülkeler ve özellikle Türkiye hükümeti bu gruplara malzeme ve savaşçı akışını engellemek amacıyla sınır kontrol politikalarını sıkılaştırdıysa da, bu tedbirlerin uygulamaya geçirilmesinde ciddi bir gecikme yaşandı. Kendi vatandaşlarının Suriye'ye savaşmaya gitmeye kalkışmasından endişe duyan Batı ülkeleri de yabancı savaşçıların gidişini durdurmak amacıyla tarama ve benzeri tedbirleri arttırdı.

24 Eylül'de Güvenlik Konseyi, devletlere terörle mücadele için bir dizi tedbirler alma çağrısı içeren 2178 sayılı kararı kabul etti. Kararda, IŞİD ve El-Kaide'yle bağlantılı örgütlerle ilişkisi olanlar dahil tüm teröristlerin örgütlere üye olmalarını, örgütlenmelerini ve hareket etmelerini engellemek için devletlerden sıkı inceleme tedbirleri, etkin sınır kontrolleri ve benzeri önlemleri hayata geçirmeleri talep edildi. Karar ayrıca devletleri, terörle mücadele eden diğer devletlerle işbirliğini arttırmaları, davaları takip etmeleri, dava takibinde desteği arttırmaları ve diğer devletlerin bu konudaki kapasitelerini arttırmaları konusunda teşvik ediyor.

IŞİD veya El-Nusra Cephesi'nin yürüttüğü askeri operasyonlara Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden bireysel finansman ve destek de geliyor. Kuveyt, Ağustos başında aşırılıkçı örgütlere mali desteği engellemek için bir dizi yeni tedbir aldığını ilan etti. Sayılan tedbirler arasında camilerde para toplamanın yasaklanması, hayır kurumlarının bağışların kaynağı ve bağış verilecek yerle ilgili daha  şeffaf olması ve resmi makbuz alınması gibi unsurlar bulunuyor. Suudi Arabistan da geçen sene Şubat ayında çıkarttığı bir kraliyet emri ile yeni önlemler alacağını, yurt dışında terör örgütlerinde savaşan Suudi Arabistan vatandaşlarının hapsedileceğini açıklamış, Nisan ayında gayriresmi gruplara bağış yapılmaması konusunda uyarıda bulunmuş, Ağustos'ta ise bir BM terörle mücadele merkezinin kurulması için 100 milyon dolar bağışta bulunma sözü vermişti.