Üstünden Bir Yıl Geçmesine Rağmen Uludere Yakınlarında Öldürülen 34 Siville İlgili Kimseden Hesap Sorulmadı
December 27, 2012
Bir yıl oldu, F-16’lara 34 köylüyü öldüren bombaları atma emrinin verilmesiyle ilgili henüz hiç kimseden hesap sorulmuş değil. Türkiye hükümeti, Meclis ve Diyarbakır savcısı, şu ana kadar mağdur ailelerini adalet arayışlarında yüzüstü bıraktı.
Emma Sinclair-Webb, İnsan Hakları İzleme Örgütü araştırmacısı

(İstanbul, 27 Aralık 2012) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Türk hava kuvvetlerinin bir yıl önce 34 Kürt erkek ve çocuğun ölümüyle sonuçlanan bombardımanı hakkında Türkiye hükümetinin hala etkin ve şeffaf bir inceleme başlatmamış olduğuna dikkat çekti. Uludere yakınlarındaki Türkiye – Irak sınırında meydana gelen olayla ilgili Meclis incelemesi ile adli soruşturmanın da kesintiye uğradığı anlaşılıyor. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bombalama ile bunun sonucunda yaşanan ölümler kadar, bunlara dair etkin bir soruşturmanın da yürütülmemesinin, Türkiye’nin yaşama hakkını teminat altına almak konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) çerçevesindeki en temel yükümlülüklerini ihmaline işaret ettiğini söyledi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Türkiye uzman araştırmacısı Emma Sinclair-Webb,“Bir yıl oldu, F-16’lara 34 köylüyü öldüren bombaları atma emrinin verilmesiyle ilgili henüz hiç kimseden hesap sorulmuş değil. Türkiye hükümeti, Meclis ve Diyarbakır savcısı, şu ana kadar mağdur ailelerini adalet arayışlarında yüzüstü bıraktı” dedi.

28 Aralık 2011 günü, akşam 9.30 civarı gerçekleşen bombalama, sınırın Türkiye tarafındaki Ortasu (Kürtçe ismi Roboski) ve Gülyazı (Kürtçe ismi Bujeh) adlı iki köyden toplam 37 köylüyü, Irak Kürdistanı’ndan Türkiye’ye geri dönerlerken vurdu. Bombardımanda on yedisi çocuk, 34 kişi öldürüldü.

Grup katır sırtında kaçak mazot, çay ve şeker getiriyordu; bu, istihdam imkanları pek az olan bölgede yüzyıllardır devam eden bir iş. Hava bombardımanı, kalabalık bir grubun dağlık bölgede katırlarla birlikte ilerlemekte olduğuna dair insansız hava araçlarınca (drone) iletilen video görüntüleri formundaki istihbarat ertesinde gerçekleştirildi. Bu açıklama hükümet tarafından yapıldı ve insansız hava araçlarının kaydettiği görüntüler de olayı soruşturan kurumlara iletildi.

Meclis insan haklarını inceleme komisyonu, Uludere olayını araştırması için Ocak 2012’de bir alt komisyon kurdu. Ancak alt komisyon, sonuç almak konusunda defalarca güvence vermesine karşın, bugüne kadar ne incelemesini tamamladı ne de herhangi bir bulguyu açıkladı. Alt komisyonun muhalefet partilerine mensup üyeleri basına ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) inceleme sürecinde tam bir işbirliği yapmayı reddettiğini, alt komisyon tarafından sorulan soruları yanıtlamadığını veya talep edilen belli bazı belgeleri vermediğini anlattılar.

Olayla ilgili adli soruşturma yürütmekten sorumlu Diyarbakır cumhuriyet savcılığı da, henüz soruşturmasını tamamlamış değil ve ne zaman bitireceğine dair herhangi bir işaret de bulunmuyor.

“Koca bir yıl boyunca Uludere olayıyla ilgili yürütülen soruşturmalardan hiç birinin tamamlanmamış olması son derece kaygı verici, zira bu durum, hükümetin kendi kanuna aykırı uygulamalarına ilişkin olarak kamuya hesap vermekteki genel gönülsüzlüğüyle örtüşüyor” diyen Sinclair-Webb, “Sivilleri öldüren devlet yetkililerinden hesap sorulmasının demokrasi ve hukuk düzeninin korunmasında son derece önemli” olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin 2. maddesi, yaşama hakkını teminat altına almaktadır ve sözleşmenin ihlal edilip edilmediğine karar veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tabiriyle, öldürmenin hangi koşullar altında gerekçelendirilebileceği çok dar şekilde yorumlanmalıdır. 2. Madde, kasıtlı öldürme durumu ile, kuvvet kullanımına izin verilen ve bunun kasıtsız bir sonucu olarak öldürmeye yol açan durumları ele alır. Ancak mahkeme, herhangi bir kuvvet kullanımının “mutlak surette gereklilik” ötesine asla geçmemesi ve sözleşmede izin verilen maksatlarla sıkı sıkıya orantılı olması gerektiğine vurgu yapar.

Mahkeme, bir çok vesileyle incelenmek üzere önüne gelen askeri operasyonlarla ilgili olarak, yetkili makamların her tür operasyonu, ölümcül güç kullanılmasını ve hayati tehlike riskini mümkün olan en asgari düzeye indirecek şekilde planlaması ve denetlemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Uludere bombalamasıyla ilgili olarak, ölümcül güç kullanmanın mutlak şekilde gerekli olup olmadığını, insansız hava araçlarının tesbit ettiği kalabalık insan grubunun hedef alınmasının hukukiliğini ve can kaybının nasıl en asgaride tutulabileceğini değerlendirmek bakımından, eğer varsa, ne tür tedbirlerin alınmış olduğuna dair kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmadı.

Yargısız, kısa yoldan ve keyfi infazlarla ilgili BM Özel raportörü Christof Heyns, Kasım ayında Türkiye’yi ziyaret etti. Heyns ziyaretinin ardından Türkiye’de “geçmiş ve sürmekte olan yaşama hakkı ihlallerinin cezasız kalmasına acilen son verilmesi gereği” ile ilgili kaygısını dile getirdi.

Heyns Uludere olayıyla ilgili “Aradan bir yıl geçmesine rağmen kamuoyunun bu trajik olayın arkasını kavramaktan hala uzak olması… cezasızlıkla ilgili kaygıları güçlendirmektedir. Şeffaf bir kamu soruşturmasının yürütülmemesi durumu daha da ağırlaştırmaktadır,” diyerek “Uludere/Roboski olayıyla ilgili bağımsız ve gecikmesiz, açık ve şeffaf bir soruşturmanın yürütülmesinin büyük bir öncelik meselesi” olduğunu ifade etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bombalamanın mağdurları adına adaletin sağlanabilmesi için, Türkiye hükümeti’nin, meclis araştırması ve adli soruşturma süreçlerinde tüm devlet kurumlarının çabuk ve tam bir işbirliğiyapmalarında  ısrarcı olması gerektiğini söyledi. Bunun yapılmaması, Türkiye’nin 34 vatandaşının yaşama hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle bir kez daha Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verilmesiyle sonuçlanabilir.