Hakların Daha Cesurca Korunması Barış Çabalarını Destekleyecektir
March 25, 2013
Kanunlarda değişikliğe ilişkin tasarı, işkenceye karışmış devlet görevlilerinin adaletten kaçamayacağını net olarak ortaya koyuyor. Aynı şeyin devlet görevlilerinin gerçekleştirdiği cinayetler için de geçerli olduğunun yasalarda net olarak ortaya konması müthiş bir fayda sağlayacaktır.
Emma Sinclair-Webb, İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye uzman araştırmacısı

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), halen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülmeyi bekleyen, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair  kanun tasarısının (4.yargı paketi) güçlendirilmesinin, insan haklarını önemli ölçüde iyileştireceğini ve silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yürütülen barış sürecinin desteklenmesine katkıda bulunacağını söyledi. “Dördüncü reform/yargı paketi” olarak anılan tasarı halen Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülüyor ve önümüzdeki haftalarda Meclis'te oylanması bekleniyor.

 İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye uzman araştırmacısı Emma Sinclair-Webb “dördüncü reform paketinin, şiddet içermeyen ifade ve gösteriler hakkında adil olmayan gerekçelerle  kovuşturma açılmasını önleyeceği ve işkence suçunun yargılanmasını kolaylaştıracağına” vurgu yaparak, “ama Meclis Anayasa Komisyonu, silahlı örgütü yeliği suçunun kapsamını da daralıp,  devlet eliyle gerçekleştirilen cinayetlerin kovuşturulmasında zamanaşımını kaldırılmazsa, bu tasarının reform ve barış sürecine katkısı anlamlı olmayacaktır” dedi.

Sık sık kötüye kullanılan “terör propagandası yapma” ve bağlantılı suçları düzenleyen yasanın kapsamının daraltılmasının da kanun tasarısındaki olumlu tedbirlerden biri olduğunu söyleyen İnsan Hakları İzleme Örgütü, “karar tasarısında, ancak ifade özguürlü̈güünü̈ kısıtlayan bir dizi kanun maddesinin  iyileştirilmesi ya da tamamen kaldırılması ele alınmamıştır” dedi. 

Özellikle de sıklıkla Kürt siyasi aktivistler ve gazetecilerin hapsedilmesi için başvurulan “silahlı örgüte üye olma” maddesin kapsamının kısıtlanmaması dikkat çekicidir.

Reform paketinin olumlu maddelerinden biri de işkencenin soruşturulmasında zamanaşımının kalkmasıdır. İnsan Hakları İzleme Örgütü, yasaların belirlediği sürelerin aşılması sebebiyle düşen soruşturma ve kovuşturmaların, geçmişte meydana gelmiş insan hakları ihlalleri için adaletin yerine gelmesini isteyen mağdurlar açısından ciddi bir sorun olduğunu söyledi.

Refom paketi bu haliyle, kamu görevlilerince işlenen yargısız infazların soruşturulması ve kovuşturulmasında zamanaşımının hala işlediği anlamına gelmektedir. Bu durumda, 1990'lı yıllarda ülkenin güneydoğusu ve büyük kentlerinde yaşanmış binlerce cinayet ve zorla kayıp etme olayıyla ilgili adaletin yerine gelme ihtimali azalmış oluyor.

İfade ve Toplanma Özgürlüğü

Tasarı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye aleyhine verdiği bir çok kararda tespit ettiği hak ihlali kalıplarına cevaben çeşitli yasalarda değişiklik yapılmasını öngören 20 maddeden oluşuyor. Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu, Birleşmiş Milletler ve insan hakları gruplarının defalarca eleştiri konusu yaptığı ifade ve toplanma özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları gidermeyi hedefliyor.

Değişiklikler yasadışı örgütlerin açıklamalarının basılması veya yayınlanması üzerindeki ağır kısıtlamaları ve "terör örgütü propagandası yapma" suçunun kapsamını daraltıyor. Yasadışı örgütlerin açıklamalarını basmak ve yayınlamak, bu fiil ancak "cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteriren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik ederse" terör suçu olarak cezalandırılacak. (Terörle Mücadele Kanunu'nun 6/2. maddesine yapılan değişiklik).

Benzer bir değişiklikle "terör propagandası" suçunu düzenleyen maddelerin kapsamı daraltılmaktadır (Terörle Mücadele Kanunu madde 7/2 ve Türk Ceza Kanunu madde 220/8). Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklikle "suçu ve suyluyu övme" (Türk Ceza Kanunu madde 215) ancak "kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde" cezalandırılabilecektir.

Ancak bu reform paketinde Türk Ceza Kanunu'nun "silahlı örgüt üyeliği"ni düzenleyen 314. maddesi değiştirilmemektedir. Şiddet içermeyen görüşlerini ifade etmiş veya örgütlenmiş oldukları için tutuklu bulunan - çoğunluğu Kürt siyasi aktivistler olmakla birlikte, aralarında gazeteciler, sendikacılar ve insan hakları aktivistlerinin de olduğu - binlerce kişi hakkında terör örgütü propagandası yapma suçu yerine bu suçtan kovuşturma yürütülüyor. Suçlu bulunmaları halinde en az yedi buçuk yıl hapis cezası ile cezalandırılacaklardır.

"Halkı askerlikten soğutma" suçunu düzenleyen maddede (Türk Ceza Kanunu, madde 318) yapılan değişikliğe göre, ifade ve fiiller ancak "askerlik hizmetini yapanları firara sevk edecek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik ve telkinde" bulunması halinde suç teşkil edecektir. İnsan Hakları İzleme Örgütü, ifade özgürlüğünün ve Türkiye'nin yasalarında tanımadığı vicdani ret hakkının korunması için bu maddenin tamamen kaldırılması gerektiğini belirtti.

Sinclair-Webb, "şiddet içermeyen görüşlerini ifade ettikleri ve örgütlendikleri için kişiler hakkında haksız yere terör örgütü üyesiymiş gibi kovuşturma açılmasını gerçekten önlemek için Meclis'in örgüt üyeliği suçunu yeniden düzenlenmesi gerektiğini" vurguladı. "Savcılar ve mahkemelerin muhaliflerin kovuşturulmasında “şiddete tahrik” ya da “kamu düzeni” gerekçelerini kullanma yetkilerinin hala oldukça geniş olması sebebiyle bu düzenlemelerin nasıl uygulandığının izlenmesi de önemli olacaktır.”

Zamanaşımı

İnsan Hakları İzleme Örgütü işkence suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasında zamanaşımının kaldırılmasını olumlu bir adım olduğunu söyledi. Bu değişiklik, kamu görevlilerinden 1980'li ve 90'lı yıllarda gerçekleştirdikleri ve zamanaşımının işlemesi sebebiyle soruşturulması ve kovuşturulması engellenen işkence fiillerinin hesabını sorma fırsatı sunmaktadır.

Ancak güvenlik güçleri ve diğer kamu görevlilerince gerçekleştirilen cinayetler söz konusu olduğunda tasarıda önemli bir eksiklik bulunuyor. PKK ile çatışmaların en yoğun olduğu 1993-1996 yılları arasında Türkiye'nin güneydoğusu ve büyük şehirlerinde devlet güvenlik güçlerince gerçekleştirilen yargısız infazlar ve kayıp etmelerle ilgili binlerce davanın soruşturulabilması için yürürlükteki yasada belirlenen 20 yıllık zamanaşımı süresi dolmak üzere.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu cinayetlerle ilgili verdiği kararlarında hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin koruma altına aldığı yaşama hakkının ihlal edilmiş olduğu hem de bu cinayetlerin etkin soruşturulmamış olduğu defalarca tespit etmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü yayınladığı bir raporunda, bu suçlardan hesap sorulmasının önündeki temel engelin zamanaşımı uygulaması olduğu tespitini yapmıştı..

Ankara savcıları, siyasi cinayetlerle ilgili bazı eski soruşturmaların zamanaşımı işlemiş olmasına rağmen düşmemesi yönündeki kararlarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatına atıf yaparak, etkin soruşturma yürütülmesi ve cezasızlıkla mücadele etmeye olan ihtiyacı dile getirmişlerdir. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bunun olumlu bir adım olmasına rağmen ideal olanın devlet görevlilerinin işlediği cinayetler için de işkence suçunda olduğu gibi zamanaşımınin hiç işlememesi olduğunu ifade etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ağır insan hakları ihlallerinde zamanaşımının uygulanmamasını ısrarla savunmaktadır. Adalet Bakanı'na 2013 yılında sunduğu bir hukuki görüş belgesi ile söz konusu davalarda zamanaşımını kaldıracak bir yasanın çıkarılmasıyla bu suçların ileride kovuşturulmasının önünün açılacağını ve bunun, uluslararası hukukun kanunilik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyeceğini savunmuştur.

Dördüncü yargı paketi Avrupa Mahkemesi'nin etkin soruşturma yürütülmemesinin bir kalıp oluşturduğu saptamasını bir diğer yolla gidermeye çalışmış ve Avrupa Mahkemesinin belirli bir davada etkin soruşturma yapılmamış olduğunu tespit etmesi durumunda, karardan sonraki üç ay içerisinde talep olması halinde yeniden soruşturma açılmasına dair bir değişiklik önerisi getirmektedir. Bu öneri her ne kadar yaygın bir sorunun kabulüne dair olumlu bir yaklaşım olsa da, İnsan Hakları İzleme Örgütü yürürlükte olan dava zamanaşımı sürelerinin Türkiye'deki ağır insan hakları ihlallerinin soruşturulması ve kovuşturulmasında bu tedbirin kendi başına yeterli olmayacağını söyledi.

Sinclair-Webb "Kanunlarda değişikliğe ilişkin tasarı, işkenceye karışmış devlet görevlilerinin adaletten kaçamayacağını net olarak ortaya koyuyor. Aynı şeyin devlet görevlilerinin gerçekleştirdiği cinayetler için de geçerli olduğunun yasalarda net olarak ortaya konması müthiş bir fayda sağlayacaktır" dedi.

More reporting on: