Skip to main content

2017’de IŞİD olarak da bilinen İslam Devleti adlı aşırılıkçı grupla yürütülen mücadele, Suriye’de çatışan tarafların baş önceliği olarak temeyyüz etti. Hükümet, orta ve doğu Suriye’nin büyük kısımlarının kontrolunu, Rusya, İran ve Hizbullahın desteğiyle, yeniden ele geçirirken, ABD’nin desteklediği Suriye Demokratik güçleri de Rakka’nın kontrolunu ele geçirdi. Bu toprak edinme ve edinimleri tahkim etme yarışına, Suriye’deki ihtilafın temel özelliğini teşkil eden, ağır insan hakları ve insani hukuk ihlalleri eşlik etti.

Suriye’deki çatışmalar nedeniyle, Dünya Bankası rakamlarına göre, 2011’den beri, 400.000’den fazla insan öldü ve Birleşmiş Milletler ajanslarına göre de, Suriye içinde 6 Milyon insan yersizleşti. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre, Haziran 2017 itibariyle 540.000 kişi de hala kuşatma altındaki bölgelerde yaşıyordu.

Suriye hükümeti, muhalif güçlerin elinde bulunan bölgelerde yaşayan sivillere karşı çok sayıda kimyasal silah saldırısında bulundu. Suriye Hükümeti, Rusya ve İran’ın desteğiyle, sivillere ve sivil altyapıya karşı kasti ve rastgele saldırılarda bulundu, insani yardım malzemelerine erişimi engelledi, açlığı bir savaş taktiği olarak kullandı ve uluslararası hukuka aykırı olarak Suriyelileri zorla yersizleştirdi. Suriye hükümetinin gözaltında işkence ve kötü muamele ve zorla kaybetme uygulamaları halen sürüyor.

Devlet dışı silahlı gruplar da bir çok hak ihlali yaptı. Gruplar sivillere karşı kasti ve rastgele saldırılarda bulundular, insan kaçırdılar ve aktivistleri keyfi olarak gözaltında tuttular, protesto gösterilerini bastırmak için aşırı güç kullandılar ve insani yardımın yerine ulaşmasına müdahale ettiler. Belirtildiğine göre IŞİD insanları canlı kalkan olarak kullandı, kara mayınlarını ve diğer el yapımı patlayıcıları kullanarak, sivillere ve sivil altyapıya önemli zarar verdi.

ABD’nin liderliğinde IŞİD’le savaşan koalisyonun hava saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısı arttı. Yerel bir grup olan Suriye İnsan Hakları Ağı’na göre harekatların başlamasından 2017 Eylül’üne kadar geçen süre zarfında 2286 sivil öldü. Bu hava saldırılarının önemli bir kısmı, koalisyonun sivillerin zarar görmemesi için yeterli önlemleri alıp almadığı konusunda kaygı uyandırıyor.

Hesap verme zorunluluğun işletilmesi yönündeki çabalar Güvenlik Konseyi tarafından engellense de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 2016’da ağır suçların soruşturulmasına yardımcı olmak, delilleri muhafaza etmek ve ileride açılabilecek ceza davalarının hazırlanması için bir mekanizma kurdu.

Sivillerin Hedef Alınması, Rastgele Saldırılar, Misket Mühimmatının ve Alev Silahlarının Kullanılmaya Devam Etmesi

Suriyede sivillere ve sivil yapılara yönelik hukuksuz saldırılar, sağlık tesislerine, okullara ve camilere yapılan saldırılarla devam etti.

Suriye Hükümeti, 2016’nın sonlarında, Halep’in muhalif güçlerin elindeki kısımlarının kontrolunu yeniden ele geçirdi. Suriye-Rusya askeri koalisyonu operasyonlarında çok sayıda sağlık tesisinin vurulduğu ve misket ve yangın bombalarının da kullanıldığı, rastgele saldırılarda bulundu. Yerel bir izleme grubu olan İhlal Belgeleme Merkezi (Violations Documentation Center - VDC) Halep’in doğusundaki hava saldırılarında, 19 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında, aralarında 91 çocuğun da bulunduğu 441 sivilin öldürüldüğünü belgeledi.

Mahalli ateşkes anlaşmalarından sonra Suriye’nin güneyindeki sivil ölümleri sayısı azalmış olsa da, hukuksuz saldırılar devam etti. Örneğin Haziran ayında Rus-Suriye hava saldırıları ve topçu atışları Daraa’nın güneyindeki Tafas kasabasını hedef aldı ve bir okulun içindeki ve yakınlarındaki 10 sivili öldürdü.

Eylül ayında Rusya - Suriye Ortak Askeri Koalisyonu Idlib iline bir saldırı harekatı başlattı. Hava saldırıları ildeki çok sayıdaki kasabayı ve mücavir bölgeyi hedef aldı ve Suriye Sivil Savunma’ya göre altı hastahane ve beş sivil savunma merkezinin yıkılması ve 150’den fazla sivilin ölümleyle sonuçlandı.

Suriye Hükümetine bağlı güçlerin muhalif güçlerin kontrolundaki bölgelere yaptıkları misket mühimmatı saldırıları hiç duraksamadan devam etti. Yerel aktivistler, ilk müdahale ekipleri ve tıbbi personel, Ağustos 2016 ile Nisan 2017 arasında en az 238 ayrı saldırı yapıldığını bildirdiler.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2017 yılında en az 22 hava saldırısında yangın bombası kullanıldığını kayıt altına aldı. Nisan 2017’de İnsan Hakları İzleme Örgütü, Suriye’nin kuzey batısındaki Sarakib şehrine yapılan saldırılarda termit içeren ve RBK-500 misket bombalarıyla atılan ZAB alev bombacıklarının kullanıldığını belgelendirdi.

İnsani Yardım Sevkiyatı’nın Hukuksuz olarak Engellenmesi, Ablukalar ve Zorla Yersizleştirme

Sivil bölgelerin abluka altına alınması ve hükümet ve hükümet yanlısı güçlerin insani yardım sevkiyatını kısıtlaması 2017’de de devam etti. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (The UN office for the Coordination of Humanitarian Affairs — OCHA) tahminlerine göre Haziran 2017 itibariyle abluka altındaki bölgelere 540.000 sıkışmış durumdaydı ve bunların büyük çoğunluğu Doğu Guta’da hükümet güçleri tarafından abluka altına alınmıştı.

2017’de abluka altındaki muhaliflerin yaşadığı yerleşimlerde insani koşullar hızla bozuldu ve abluka altındaki çok sayıda topluluk, hükümetle aracılar tarafından kotarılan ateşkes koşullarını ve boşaltma tekliflerini kabul etmek zorunda kaldı. 2017 yılında, Mart ayında imzalanan ve hükümet tarafından abluka altında tutulan Madaya ve Zabadani şehirlerinin boşaltılması karşılığında silahlı muhalif güçler tarafından kuşatılmış Foua ve Kefraya şehirlerinin boşaltılmasını öngören “Dört Şehir Anlaşması” da dahil olmak üzere çok sayıda yerel “uzlaşma” anlaşması da nihayetlendirildi. Birleşmiş Milletler Soruşturma komisyonu ve Uluslararası Af Örgütü bu boşaltmalardan bazılarının hukuksuz olduğu ve zorla yersizleştirme teşkil ettiği bulgusuna ulaştı.

Hukuksuz Kimyasal Silah ve Sinir Gazı Kullanımı

Suriyeli hükümet güçleri tekrar tekrar kimyasal silah kullanmayı sürdürdüler. 2016 sonlarından bu yana en az dört vakada — 11 ve 12 Aralık 2016 günleri Doğu Harma’da, 30 Mart’ta kuzey Harma’da ve 4 Nisan’da Khan Shakyun’da — sinir gazı kullanıldı.

Khan Shakyun’daki kimyasal silah saldırısından etkilenen mağdurlarda gözlemlenen klinik belirtiler sinir sistemini hedef alan bir organik fosfor bileşeninin kullanıldığına işaret etti. Saldırı’da 30’u çocuk olmak üzere en az 92 kişi öldü ve yüzlerce insan da yaralandı.

Eylül ayında Birleşmiş Milletler tarafından atanmış soruşturma komisyonunun raporu “Suriye Hava kuvvetlerinin Khan Shakyun, Idlib’de Sarin kullandığı ve çoğunluğu kadın ve çocuk olan düzinelerce kişinin öldüğü” sonucuna ulaştı. Komisyon elinde saldırının Suriye have güçlerinin kullandığı Sukhoi SU-22 tipi bir uçak tarafından yapılmış olduğuna ilişkin kanıtlar bulunduğunu söylüyor. Ekim ayın Birleşmiş Milletler Ortak Araştırma Mekanizması (Joint Investigative Mechanism — JIM) ve OPCW Khan Shakyun’a yapılan kimyasal silah saldırısından Suriye Hükümeti’nin sorumulu olduğu tespitini yaptılar. Rusya görev süresi Kasım ayında sona eren JIM’in görev süresinin uzatılmasını veto etti. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü, ayrıca, Halep’in yeniden ele geçirilmesi için düzenlenen harekat sırasında, en az sekiz vakada, hükümete ait helikopterlerden chlorine atıldığını belgelendirdi ki bu kimyasal silahların yaygın ve sistematik bir şekilde kullanıldığına işaret ediyor.

ABD Liderliğindeki Koalisyon’un Hava Saldırıları

Mart ayında Amerika Birleşik Devletlerine ait bir savaş uçağı Halep yakınlarındaki El Cinah köyünü vurarak en az 38 kişinin ölümüne neden oldu. Amerika Birleşik Devletleri vurulanın El Kaide üyelerinin bir toplantısı olduğunu söyledi, ancak yerel ahali ölenlerin hepsinin akşam namazı kılan siviller olduğunu söyledi. Amerika Birleşik Devletleri ordusu tarafından sonradan yapılan açıklamalar, vurulan binanın bir cami olduğunu, akşam namazının başlamak üzere olduğunu ve saldırı sırasında camide vaaz verildiğini anlamadığını gösteriyor.

Amerika Birleşik Devletleri söz konusu hava saldırısına yönelik bir soruşturma yürüttü ve saldırının hukuka uygun olduğu sonuca ulaştı, ancak bu sonuca ulaşmasına neden olan etkenleri açıklamadı veya diğer aktörlere danışmadı. Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu, Birleşik Devletler güçlerinin sivil ölümlerini en aza indirebilecek, alınması mümkün önlemleri almadığı için, saldırının hukuksuz olduğu sonucuna ulaştı.

Britanya’da kurulu bir izleme grubu olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, Rakka’nın geri alınması için yapılan harekatın başlamasından bu yana koalisyon uçakları tarafından düzenlenen hava saldırılarında 1100 civarında sivil öldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Rakka yakınlarındaki şehirlere yapılan çok sayıdaki hava saldırısını soruşturdu. Bunların arasında, aralarında 30 çocuğun da bulunduğu en az 84 sivilin öldüğü, yersizleşmiş kişilerin kaldığı Mansura’daki bir okula 20 Mart’ta düzenlenen saldırı ve 22 Mart’ta Tabka’daki bir pazara ve fırına düzenlenen saldırı da bulunuyor. Yerel ahaliye göre Mansura’daki okulda uzun zamandır yersizleşmiş siviller barınıyordu ve Tabka’daki pazar da savaş boyunca siviller tarafından kullanılıyordu. Bu saldırılar Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki koalisyon güçlerinin sivil kayıplarını en aza indirmek için yeterli önlemleri almadığı yönünde kaygı doğuruyor.

Zorla Kaybetme, Gözaltında Ölüm, Keyfi Gözaltı ve İşkence

Keyfi gözaltı, kötü muamele, işkence ve zorla kaybetme Suriye’de kol gezmeye devam etti. 2017 yılında Suriye İnsan Hakları Ağı (SİHA), büyük çoğunluğu hükümet güçleri tarafından yapılmış 4252’den fazla keyfi gözaltı vakasını belgelendirdi. SİHA’ya göre Ağustos 2017 itibariyle 80.000’den fazla insan da kayıptı

Ağustos ayında, 2012 yılında tutuklanmış, ifade özgürlüğü savunucusu ve bilgisayar mühendisi Bassel Khartabil’in karısı, kocasının 2015 yılında, tutukluyken, hükümet güçleri tarafından infaz edildiğinin ama bu durumun gizlendiğinin teyidini aldığını açıkladı. Suriye hükümeti, ayrıca, “doğal olmayan cinsel ilişkiyi” suç sayan bir yasa uyarınca da keyfi gözaltılar yaptı. 

Devlet dışı silahlı grupların İhlalleri

Hayat Tahrir El-Şam

Ocak ayında, El Kaide ile bağını koparttığını açıklayarak, El Nusra Cephesi olan adını Fetih El Şam Cephesi olarak değiştiren grup ile diğer muhalif grupların bir araya gelmesiyle oluşan bir koalisyon, Idlib ilinde hakim güç haline gelen Hayat Tahrir El-Şam’ı (HTS) kurdular. HTS 2017 boyunca, sivillerin ve yerel aktivistlerin keyfi gözaltına alınması da dahil olmak üzere, çok sayıda hak ihlali yaptılar. Bildirildiğine göre, HTS’nin Idlip ilinde kontrolu ele geçirmesini protesto eden sivillerin gösterisinde, HTS göstericilere ateş açarak sivil ölümlerine ve yaralanmalara yol açtı. HTS ayrıca, uluslararası insani hukuka aykırı olarak, insani yardım sevkiyatlarına da müdahale etti.

HTS ayrıca araba bombalarıyla dini azınlıkları da hedef aldı. HTS Mart ayında, Şam’ın güneyindeki Şii kutsal alanlarından Bab Essaggir mezarlığının yakınlarındaki iki patlamanın sorumluluğunu üstlendi. Birleşmiş Milletler soruşturma komisyonuna göre bu patlamalarda sekizi çocuk 44 sivil hayatını kaybetti, 120 sivil yaralandı.

IŞİD

IŞİD geniş bölgelerin kontrolunu kaybetmiş olsa da, sivillere yönelik hak ihlalleri hiç hız kesmeden devam ediyor. IŞİD Rakka’yı ve diğer kentleri savunurken sivilleri canlı kalkan olarak kullandı ve saldıran güçlerin ilerlemesini durdurmak için uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış kara mayınları kullandı.

IŞİD militanları Mayıs ayında nüfusun çoğunluğunu Şii’liğin azınlık kollarından olan İsmaililerin yaşadığı Agarib El Safiya kentine saldırdı. Şehir ahalisi kaçmaya çalışırken, kentin su deposuna ve evlerin çatılarına konuşlanmış keskin nişancılar tarafından öldürüldüler. Birleşmiş Milletler soruşturma komisyonuna göre, 12’si çocuk olmak üzere 52 sivil öldürüldü. Aralarında başlarından vurulmuş iki kız çocuğu da olan 100 kişi ise yaralandı.

Birleşmiş Milletler Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Suriye’de kimyasal silahların kullanımına yönelik ortak soruşturması IŞİD’in sivillere karşı kimyasal silahlar, özellikle de kükürt hardal gazı kullandığını daha önce teyit etmişti.

Diğer Silahlı Gruplar

Devlet dışı farklı silahlı gruplar arasındaki çatışmalar sivillere yönelik tehditi artırdı. BM soruşturma komisyonu Dera şehrinde, silahlı gruplar tarafından ayrım gözetmeden yapılan topçu ateşi sonucu, 11 yaşında bir çocuğun ölümünü ve sivil alt yapının yıkılmasını belgeledi. Komisyonun tahminine göre, Doğu Guta da dahil olmak üzere, silahlı grupların kontrolu altındaki bölgelerde işkence ve keyfi gözaltı uygulamları halen devam ediyor.

Kurdistan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Kontrolu Altındaki Bölgeler

PYD kontrolundaki bölgelerde güvenlik güçleri muhalif siyasi partilerin ofislerini kapatmak için bir dizi baskın düzenledi ve siyasi muhalefetin üyelerini ve aktivistlerini gözaltına alarak taciz ettiler. Bunları bir çoğu kendilerine herhangi bir suç isnat edilmeden gözaltına alındı. Gözaltına alınanların bir çoğu bir kaç ay sonra serbest bırakıldılar. 

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen nezarethanelerde işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin bildirimler aldı.  SDG IŞİD ile mücadele eden farklı güçlerden müteşekkil bir koalisyon ve büyük çoğunluğunu YPG oluşturuyor. Yerel ahaliye göre SDG insanları herhangi bir suç isnat etmeden tutarak onların adil yargılanma hakkını ihlal ediyor. Yerel aktivistler SDG’nin Rakka’dan ve Deyrizor’dan gelmiş ve kendilerini SDG’nin kontrolundaki bölgelerde bulunan kamplarda bulmuş yersizleşmiş insanların hareket özgürlüğünü kısıtladığını ve yersizleşmişler insanların insani durumlarında bozulma görüldüğünü bildiriyor.

Yersizleşme Krizi ve Zorla Boşaltmalar

Lübnan, Ürdün ve Türkiye de dahil olmak üzere komşu ülkeler kitlesel mülteci akımına hukuksuz idari, yasal ve hatta fiziksel engellerle ket vurmaya çalıştılar. Türkiyeli sınır muhafızlarının Suriyelilere ateş açması ve sınırı geçmeye çalışan kaçakçılarla ilgili vakalar bildirilmeye devam ediyorlar. Bu vakalar arasında üç yaşında bir çocuğun Eylül ayında vurularak öldürülmesi de var.

Lübnan’ın ülkeye girmeye çalışan Suriyelilere vize benzeri kısıtlamalar ve ikamet izninin yenilenmesinde çok ağır bir mevzuat uygulamayı sürdürmesi, mültecilerin hareket özgürlüğünü ve eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimini olumsuz yönde etkiliyor.  Lübnan’ın sınır kenti Arsal’da ki koşulların bozulması, 10.000’e yakın Suriyeli’nin, büyük ölçüde Hizbullah ve farklı Suriyeli gruplar ve IŞİD’le müzakere edilmiş anlaşmalarla, Idlib’e geri dönmesine yol açtı.

Ürdünlü yetkililer, 2017’nin ilk beş ayında, her ay 400 kadar kayıtlı Suriye’li mülteciyi Suriye’ye, güvenli olmayan koşullara, sınır dışı etti. Her ay tahminen 500 kadar mülteci de, belirsiz şartlarda, Suriye’ye geri döndü. Yetkililer bu mültecilerin herhangi bir kabahat işlediklerine ilişkin çok az kanıt sundular ve mültecilere, sınır dışı edilmeden evvel, gönderilmelerine itiraz etmeleri veya hukuki yardım almaları için gerçek bir fırsat vermediler.

Kilit Önemdeki Uluslararası Aktörler

Birleşmiş Milletler’in Cenevre’deki barış görüşmeleri ivme kazanamadı. Rusya, İran ve Türkiye 2017 Ocak’ında Astana — Kazakistan’da, çatışmanın taraflarını da alarak, çatışmaların geriliminin düşürülmesini sağlamak amacıyla toplandılar. Arta arta yapılan Astana toplantıları, Mayıs ayında dört adet ateşkes bölgesi üzerinde anlaşılmasından sonra, şiddetin azalmasını sağlamış olsa da, bu görüşmelerden şiddeti tamamen bitirecek bir sonuç alınamadı. Suriye Hükümeti, Rusya ve diğer aktörler bu ateşkesleri defaatle ihlal ettiler. Ekim ayında Türkiye Idlip iline asker yerleştirdi.

Suriye Hükümeti Güvenlik Konseyi’nin insani yardıma güvenli ve engelsiz erişim; “topçu atışı ve hava bombardımanı, mesela varil bombaları da dahil olmak üzere silahların meskun mahallerde ayırım gözetilmeden kullanılmasının durdurulmasını;” keyfi gözaltı, kaybetme ve kaçırma gibi uygulamalara son vermesini ve keyfi olarak gözaltına altına alınan herkesin serbest bırakılmasını öngören kararlarını ihlal etmeyi sürdürdü. 

Rusya, 2017 yılında Suriye Hükümeti’nin ihlallerinin engellenmesi için Güvenlik Konseyi’nin anlamlı bir eylemlilik içine girmesine engel olmanın ve bu yöndeki önerileri önceden reddetmenin yanısıra, İran’la birlikte Suriye hükümetine askeri destek vermeyi sürdürdü.

Amerika Birleşik Devletleri de diğer devletlerle kurduğu ve Irak ve Suriye’de IŞİD’i hedef alan bir koalisyonun liderliğini yapmayı ve aynı harekat kapsamında Suriye Demokratik Güçlerini desteklemeyi sürdürdü. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca, Nisan ayında, Suriye hükümeti’nin kimyasal silah kullanmasına karşılık olarak bir Suriye hava limanına bir saldırı düzenledi. Temmuz ayında ABD, Ürdin ve Rusya güney Suriye’de bir ateşkes bölgesi üzerinde anlaştı.

2016 Aralık’ında BM Genel Kurulu ihlalleri yargılama yetkisine şimdi sahip olan veya ileride sahip olabilecek bir mahkeme için, ciddi suçların potansiyel kanıtlarını toplamak muhafaza etmek ve çözümlemek için “Uluslarası, Tarafsız ve Bağımsız bir Mekanizma” kuran bir karar çıkardı.

Nisan ayında AB’nin dışişleri bakanları, siyasi ve insani eylemler içeren ve savaş suçları ve ciddi insan hakları ihlalleri için hesap verebilirlik ilkesini işletmeyi destekleyecek şekilde çaba göstermeyi sağlayan Suriye Stratejini kabul etti. Mayıs ayında Avrupa Parlementosu bu stratejinin kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı ve uluslararası ve ulasal düzeylerde hesap verebilirlik ilkesinin işletilmesi ihtiyacını vurguladı.

Nisan ayında AB “Suriye ve Bölgenin Geleceğini Desteklemek için Brüksel Konferansı’na” ev sahipliği yaptı. Konferansta bağışçılar 2017 için 5.6 Milyar Euro ve 2018 — 2020 dönemi için 3.5 Milyar taahhüt ettiler. Haziran ayında Avrupa Komisyonu IIIM’ye 1.5 million Euro destekte bulunacağını açıkladı. AB Eylül ayında, Brüksel’de, 2018 baharında, ikinci bir bağışçı konferansı toplama niyetinde olduğunu açıkladı.

Aralarında İsveç, Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu bir çok ülkede polisler ve savcılar, evrensel yargı yetkisi ilkesi altında, Suriye işkence, savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar gibi ağır suçlar işlediği iddia edilen bazı bireylere yönelik soruşturma açtılar.