The elected mayors from the main southeastern municipalities removed by Turkey’s interior ministry on August 19, 2019; from left to right: Mardin mayor Ahmet Türk; Diyarbakır mayor Adnan Selçuk Mızraklı; Van mayor Bedia Özgökçe Ertan.

© 2019 private

(Londrada) – İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yaptığı bir açıklamada, Türkiye’nin Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki üç büyük belediyenin demokratik olarak seçilmiş belediye başkanlarının İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmalarının seçme ve seçilme hakkını bariz bir şekilde ihlal ettiğini ve yerel demokrasiyi askıya aldığını belirtti.

İçişleri bakanlığı Diyarbakır belediye başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’yı, Mardin belediye başkanı Ahmet Türk’ü ve Van belediye başkanı Bedia Özgökçe Ertan’ı, terör örgütüne destek vermekle suçlayarak 19 Ağustos 2019 tarihinde görevden aldı. Üç belediye başkanı da Halkların Demokrasi Partisi (HDP) üyesi. Her üç belediye başkanı da derhal görevlerine iade edilmeliler.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümeti, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’daki üç büyük kente, adaylıkları geçerli sayılmış ve seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp, onların yerine kayyım atayarak, Mart ayında yapılmış yerel seçimlerin sonuçlarını fiilen iptal etti” dedi. Williamson, “Türkiye’de yaşayan Kürt nüfusu seçtikleri temsilcilerinden mahrum bırakmak için belediye başkanlarına terör örgütleriyle bağlantılı olduklarına ilişkin müphem suçlamalar yöneltmek, Türkiye’de demokratik seçimlere, insan haklarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine inanan herkesi tehlikeye atıyor,” şeklinde konuştu.

İçişleri Bakanlığı, söz konusu belediyelere hükümet tarafından atanmış il valilerinin kayyım olarak getirilmesini, görevden alınan belediye başkanları hakkında, yaptıkları konuşmalar ve şiddet içermeyen politik faaliyetleri nedeniyle açılmış soruşturmalar ve kovuşturmalar bulunmasını gerekçe gösterdi. Söz konusu başkanlardan hiç biri hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’de muhaliflerin, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve muhalefet politikacılarının susturmak ve keyfi olarak tutuklamak için, aşırı geniş ve muğlak terörizm suçlamalarıyla taciz amaçlı soruşturmalar ve kovuşturmalar yürütülmesinin çok yaygın bir uygulama olduğunu belirtti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) Türkiye’yi seçilmiş milletvekilleri hakkında mesnetsiz terör suçlamalarıyla soruşturmalar veya kovuşturmalar yürüttüğü için ağır bir şekilde eleştirmişti. Örneğin HDP’nin eski eş başkanı ve eski milletvekili Selahattin Demirtaş’ın hukuksuz tutukluğu vakasında, AİHM, 2018 yılında verdiği kararında, Demirtaş’ın tutuklanmasında, “demokratik toplum kavramının merkezinde yer alan çoğulculuğun boğulması ve siyasi tartışmanın kısıtlanması yönünde bir art niyetin baskın olduğu” tespitinde bulunmuştu.

Üç belediye başkanı, 31 Mart yerel seçimlerini kazanarak göreve gelmiş, Mızrak %63, Türk %56, Özgökçe Ertan ise %53 oy almışlardı. Ülkenin doğusundaki ve güneydoğusundaki belediyelerin başkanlarının görevlerinden alınarak yerlerine Ankara’dan kayyım atanması, daha önce bir kez daha yaşanmıştı.

2016 Eylülünde, Belediyeler Kanunu, bir OHAL Kararnamesi ile değiştirilerek, terör örgütleri ile bağlantılı olmakla suçlanan belediye başkanlarının görevden alınmasının ve yerlerine il valilerinin veya kaymakamların kayyım olarak atanmasının önü açılmıştı. Daha sonra Kürt yanlısı Demokratik Bölgeler Partisi’nden 94 belediye başkanı görevden alınmış ve söz uzun süre tutuklu kalmışlardı. Çok tecrübeli bir Kürt siyasetçi olan Türk de, söz konusu kararname uyarınca, Mardin’in seçilmiş büyükşehir belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak, 2016 Kasımında tutuklanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde, geçtiğimiz Şubat ayında  yaptığı bir konuşmada, terör örgütleriyle bağlantısı olan belediye başkanlarının seçilmeleri halinde, yerlerine yine kayyım atanabileceğini söylemişti.

Erdoğan hükümetinin demokratik olarak seçilmiş kamu görevlilerine karşı yaptığı bu hamleler, Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel insan hakları hukuku altındaki yükümlülüklerini ihlal eder nitelikteler. Bu hamleler, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınan siyasi katılım, özgür seçim ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ediyorlar.