(Beyrut) – İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch — HRW) bugün yaptığı bir açıklamada, Mısırlı yetkililerin, geçtiğimiz haftalarda sınır dışı edilerek Mısır’a gönderilmiş en az beş Mısırlı muhalifin nerede olduklarını açıklamaları gerektiğini belirtti. Malezyalı yetkililer Mart ayının başında dört kişiyi, Türkiye ise Ocak ayında bir kişiyi sınır dışı ederek Mısır’a iade etmişti.

Muhammed Abdülhafız Türkiye’den 17 Ocak 2019 günü sınır dışı edildi. Ailesi nerede olduğunu bilmiyor. En son Kahire’deki bir mahkeme salonunda görüldü ve bir avukat “ciddi bir biçimde işkence görmüş” olduğu yönünde bir izlenim edindiğini aktardı. 

© Private

Sınır dışı edilen kişilerin, geçmişteki siyasi faaliyetleri nedeniyle, Mısırda işkenceye ve kötü muameleye maruz kalma riski var; bunlardan üçü Mısır’da gıyaplarında hapis cezasına mahkum edilmiş durumdalar. Malezyalı ve Türkiyeli yetkililer, uluslararası hukuku ihlal eden bu tür sınır dışı etme uygulamalarına son vermeli ve söz konusu sınır dışı etme talimatlarını veren yetkililere yönelik soruşturma açmalıdır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu ve Kuzey Afrika direktör yardımcısı Michael Page, “Mısır’ın sistematik işkence, zorla kaybetme ve muhalifleri adil olmayan süreçlerde yargılama vakalarıyla dolu sabıka kaydı vahim bir şekilde kabarık olduğundan, yetkililerin sınır dışı edilen kişilere tam bir yasal erişimi imkanı sağlaması şart,” dedi. Page “Malezya ve Türkiye, sınır dışı edilen kişilerin iade edilmeleri halinde kötü muamele görme risklerinin bulunup bulunmadığını değerlendirip değerlendirmedikleri ve bu kişilere Birleşmiş Milletlerin Mülteci Ajansına erişim imkanı sunup sunmadıkları başta olmak üzere, söz konusu sınır dışı etme vakalarında izledikleri prosedürleri kamuoyuna açıklamalıdır,” şeklinde konuştu. 

Medya’da Malezya’nın altı Mısırlıyı ve bir Tunuslu’yu “başka ülkelere saldırı [şiddet eylemi] planlamalarının” mümkün olması gerekçesiyle Mart ayının başında sınır dışı ettiğine ilişkin haberler çıktı.  İnsan Hakları İzleme Örgütü altı Mısırlı’dan dördünün adını öğrenebildi: Muhammed Fethi Eyd, Abdullah Mahmud Hişam, Abdulrahman Abdülaziz Ahmed ve Azmi el Sayid Muhammed. Bunlar uzun süredir Malezya’da yaşayan, ikisi yirmili yaşlarında öğrenci, biri öğretmen, diğeri ise gayrimenkul işi yapan kişiler. Söz konusu sınır dışı etme vakası, Malezya’nın İşkenceye Karşı BM Sözleşmesinden kaynaklanan ve kişilerin işkence görme risklerinin bulunduğu yerlere geri gönderilmesini yasaklayan geri göndermeme (nonrefoulement) yükümlülüğünü ihlal ettiği izlenimini veriyor. Azmi el Sayid Muhammed 2016 yılında BM mülteci ajansı UNCHR’la ilişkiye geçerek iltica etmek istediğini bildirmiş ve söz konusu ajansa ön kayıt yaptırmıştı. Ancak Azmi el Sayid Muhammed yetkililer tarafından gözaltına alındıktan sonra, UNCHR’dan yardım istemesine izin verilmedi. 

Malezyalı yetkililer, yaptıkları açıklamalarda, söz konusu kişilerin oturma izinlerini Malezya Göçmenlik Yasası’nın 9. Maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle iptal ettiklerini belirttiler. Söz konusu madde, güvenlik tehdidi oluşturduğuna inanılan yabancıların sınır dışı edilmesine olanak tanıyor. Hisham’ın eşi, Avustralya vatandaşı Jodi Harris söz konusu dört kişinin Malezyalı yetkililer tarafından Şubat ayının ilk haftasında gözaltına alındığını, ancak aileye resmen suç isnadı yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi verilmediğini söyledi.

Harris ve söz konusu dört kişinin iki arkadaşı söz konusu kişilerin Malezyalı yetkililer tarafından 5 Mart günü, Kuala Lumpur’dan sınır dışı edildiklerini ve ertesi gün Kahire’ye uçmak üzere, Bangkok’a giden bir uçağa zorla bindirildiklerini anlattılar. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Tayland Göçmenlik Bürosundan konuyla ilgili bilgi isteyen Tayland Ulusal İnsan Hakları Komisyonu’nun, söz konusu kişilerin Bangkok Suvarabhumi Hava Limanında Tay ve Mısırlı yetkililerin eşliğinde uçağa bindirildiklerini öğrendiği bilgisine ulaştı.
 
Harris’ten ve yukarıda anılan arkadaşlardan birinden alınan bilgiye göre, Malezyalı yetkililer sınır dışı edilen kişilerin BM Mülteci ajansına başvurmasına izin vermedikleri gibi, telefonlarına da el koymuş ve avukatlarına ulaşmaları için anlamlı bir imkan sağlamamış. Harris, eşine tek bir avukat görüşmesinin “yeterli” olduğunun söylendiğini ve başka görüşme imkanı verilmediğini anlattı. Harris ayrıca Malezyalı yetkililerin söz konusu dört kişi hakkında önce adli soruşturma başlatmak için hazırlık yaptıklarını, ancak sonradan aileleriyle günlerce görüştürülmeyen bu kişileri sınır dışı ettikleri bilgisini de aktardı. Malezyalı bir avukat İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Harris’in Hişam’la görüşme talebine olumlu yanıt verilmediğini söyledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklamasına göre, söz konusu kişiler 48 saat içerisinde hakim karşısına çıkartılması ve onlara sınır dışı edilme kararına itiraz etmelerine olanak sağlayacak yasal yolların sunulması gerekiyordu.

Malezya Polis Genel Müfettişi Muhammed Fuzi Harun, yaptığı resmi basın açıklamalarında, gözaltına alınan, aralarında İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün ismini öğrenemediği bir kişinin de bulunduğu beş Mısırlının, Mısır’daki en büyük muhalif grup olan ve Mısırlı yetkililer tarafından 2013 Aralık’ında yasaklanmış bulunan Müslüman Kardeşler örgütünün üyeleri olduğunu belirtti.

Harun söz konusu beş kişiyi, biri Mısırlı diğeri ise Tunuslu olan ve kendileri de gözaltına alınıp, BM Güvenlik Konseyi’nin ve Tunus hükümetinin bir terör örgütü olarak kabul ettiği, Tunuslu aşırılıkçı grup Ensar El Şeriya ile bağlantılı olmakla suçlanarak sınır dışı edilen iki kişiye “barınma, nakil ve iş imkanları” sağlamakla suçladı.

Ocak ayının sonlarında vuku bulan başka bir olayda ise, Mısır’da 2015 yılında vuku bulmuş eski genel savcı Heşam Bereket suikastı davasında gıyabında ölüm cezasına çarptırılmış olan Muhammed Abdülhafız Türkiyeli yetkililer tarafından sınır dışı edildi. Abdülhafız hakkında Mısır’daki askeri mahkemelerde halen sürmekte olan en az iki dava daha var.

İstanbul Atatürk Havalimanına vardığının ertesi günü sınır dışı edilerek Kahire’ye gönderilen Abdülhafız’dan o günden beri haber alınamıyordu. Abdülhafız’ın bir akrabasının İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne verdiği bilgiye göre, Abdülhafız 3 Mart günü, yargılandığı iki askeri davadan birinde, sorgulanmak üzere getirildiği mahkeme salonunda ortaya çıktı. Yukarıda anılan akrabanın aktardığına göre, o sırada mahkeme salonunda bulunan bir avukat Abdülhafız’a işkence yapılmış olduğu yönünde bir izlenim edinmiş ve Abdülhafız’ın görmekte ve işitmekte güçlük çektiğini anlatmış.

Türkiyeli yetkililer Abdülhafız’ın sınırdışı edilmesi vakasıyla ilgili olarak sekiz görevlinin açığa alındığını ve konuyla ilgili soruşturma başlattıklarını açıkladılar. Mısır’ın sınır dışı edilmiş kişilerin avukatlarıyla görüşebilmeleri için anlamlı bir olanak sağlaması gerektiğini dile getiren İnsan Hakları İzleme Örgütü, söz konusu kişilerin suç işlediklerine işaret eden inandırıcı deliller varsa, bu kişilerin adil yargılanma haklarını koruyan asgari teminatların sağlandığı bir süreçte yargılanmaları, aksi takdirde serbest bırakmaları gerektiğini vurguluyor.

Page, “Malezyalı ve Türkiyeli yetkililer, ciddi bir biçimde işkenceye maruz kalabileceklerini ve adil bir biçimde yargılanmayacaklarını bildikleri kişileri sınır dışı ettiler. Bu tür sınır dışı etme vakaları bir daha yaşanmamalı ve soruşturulmalıdır,” dedi.

Muhammed Abdülhafız
Bir akrabasının İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne verdiği bilgiye göre, Türkiye’li yetkililer 28 yaşındaki Ziraat Mühendisi Abdülhafızı 18 Ocak günü sınır dışı ederek Mısır’a geri gönderdiler. Bir akrabası, Abdülhafız’ın 17 Ocak günü Somali’den gelerek Türkiye’ye giriş yaptığını ve iltica başvurusunda bulunmayı planladığını anlattı. Ancak Abdülhafız, pasaportu damgalandıktan sonra bir yanlışlık olduğunu ve kısa sürede çözüleceğini söylenerek, bir polis memuru tarafından gözaltına almış.  Aile, Abdülhafız’la iletişimlerinin bundan bir kaç saat sonra kesildiğini anlattı.

Türkiye’de yaşayan akraba, Türkiyeli yetkililerin Abdülhafız’ın sınırdışı edilmesiyle ilgili soruşturma açıldığını açıklamış olmalarına rağmen hükümetin aile ile irtibata geçmediğini veya kendilerine herhangi bir bilgi verilmediğini bildirdi.

Abdülhafız eski genel savcı Hişam Bereket suikastı ile ilgili olarak açılan ve 68 kişinin yargılandığı toplu davada ölüm cezasına çarptırılmış 15 sanıktan biri. Söz konusu sanıkların dile getirdikleri işkence ve zorla kaybedilme iddialarına yönelik bir soruşturma başlatılmamış olmasına rağmen, Mısırlı yetkililer bu sanıklardan dokuzunu 20 Şubat’ta idam ettiler. Abdülhafız, gıyabında hüküm giymiş olduğu için, hem uluslararası hukuk, hem de Mısır yasaları uyarınca yeniden yargılanma hakkına sahip. Ancak Abdülhafız’ın yeniden yargılanması için, henüz bir duruşma günü tespit edilmiş değil.

Akraba, Abdülhafız’ın sınırdışı edilmesinin ardından, bir mahkeme salonunda ortaya çıktığı 3 Mart gününe dek, avukatlarının ondan haber alamadıklarını belirtti. Abdülhafız, askeri mahkemede görülen, Savcı yardımcısı Zekeriya Abdülaziz’e yönelik suikast girişimiyle bağlantılı başka bir davanın, Kahire’deki bir polis akademisi olan Omna’el Şorta Enstitüsünde yapılan bir duruşmasında ortaya çıktı. Adalet bakanlığı son yıllarda, siyasi geçmişleri olan sanıkların yargılandığı bir çok davanın duruşmalarını güvenlik gerekçelerini ileri sürerek, polis enstitülerine taşımıştı.

Akraba, savcılığın bu davayı iki seneden daha uzun bir süre önce açmış olmasına rağmen, ailenin Abdülhafız’ın bu davada da yargılandığından haberinin olmadığını belirtti. Söz konusu davanın duruşmaları 2017 Kasımında başlamıştı. Davada,  şiddet eylemleri düzenledikleri ve silahlı “Hasm” grubu üyesi oldukları iddiasıyla neredeyse tamamı sivillerden müteşekkil 300 kadar sanık yargılanıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü “Hasm 2” adıyla anılan başka bir davanın iddianamesinde sunulan ve aralarında Abdülhafız’ın da bulunduğu 278 sanığı, şiddet eylemleri düzenleme suçundan, 2019 yılında askeri mahkemeye sevkeden listeyi inceledi. 

Abdülhafız, hükümet karşıtı protesto gösterilerine katılmasıyla bağlantılı olarak hakkında bir dava açılmasının ardından, 2014 yılında Mısır’dan temelli olarak ayrılmıştı. Abdülhafız bu davada da gıyabında yargılanmış ve on yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Akraba mahkemedeki avukatın, 3 Mart günü, Abdülhafız’la buluşmayı veya konuşmayı başaramadığını belirtti. Ancak avukat aileye Abdülhafız’ın “işitme ve görme güçlüğü çektiğini” ve ağır bir tacize maruz kalmış olabileceğini aktarmış. Avukat Abdülhafız’ın “dengesiz” göründüğünü ve hakim tarafından adı okunduğunda, daha kendisine tek bir soru bile sorulmadan, “itiraf etmemi istediğiniz ne varsa itiraf edeceğim” dediğini anlatmış. Avukat, Abdülhafız’ın 3 Mart gününden sonra başka bir duruşmaya çıkmadığını söylemiş.

Akraba Abdülhafız’ın mahkeme salonuna, kendilerini Ulusal Güvenlik Ajansı görevlisi olarak tanıtan iki polis memuru tarafından getirildiğini aktardı. Hakim Abdülhafız’ı nerede gözaltına aldıklarını sorunca, bir polis memuru, Abdülhafız’ın hava alanında gözaltına alındığını ve sonrasında “uygun bir güvenlik biriminde” tutulduğunu söylemiş, ancak bu birimin nerede olduğunu belirtmemiş. Avukat o günden beri Abdülhafız’ın nerede olduğunu öğrenememiş. İnsan Hakları İzleme Örgütü 18 Ocak tarihli bir tutuklama kararını inceledi.  Karar’da Abdülhafız’ın “ülkeye dönüşü üzerine gözaltına alındığı” belirtiliyordu.