Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı.

© 2018 Cemal Kaşıkçı

(New York) - İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı bir açıklamada Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan tarafından öldürmesi vakasında, Türkiye’nin, BM genel sekreterliğinden uluslararası, bağımsız bir soruşturma başlatması için resmen talepte bulunması gerektiğini belirtti.

Genel sekreterliğin uhdesinde yürütülecek uluslararası bir soruşturma, Suudi Arabistan’da bulunan yetkilileri, tanıkları ve şüphelileri, İstanbul’da 2 Ekim 2018 günü işlenmiş cinayetle ilgili somut olgu ve bilgileri paylaşmaları yönündeki talepleri yerine getirmeleri için sıkıştırabilecek yetkiye, itibara ve güvenilirliğe sahip olacaktır. Böyle bir soruşturma Suudi yetkilileri korumak ve hakikatleri çarpıtmak için gösterilen çabaların engellenmesine de yardımcı olacaktır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktörü Sarah Leah Whitson, “Türkiye hükümeti Cemal Kaşıkçı’nın ölümünü araştırmak amacıyla uluslararası bir soruşturma açılması için yaptığı çağrının gereğini yerine getirmelidir,” şeklinde konuştu. Whitson, “Suudi Arabistan’ı Muhammed bin Salman’ın cinayetteki rolünün tam olarak ne olduğunun belirlenmesi için gerekli somut olgu ve bilgileri vermeye zorlamak için en iyi ihtimal bir BM soruşturmasıdır, bu tür bilgiler sadece Suudi Arabistan’da bulunan kaynaklardan edinilebilir,”  dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 1 Aralık günü Buenos Aires’de Suudi Arabistan’ın cinayet ile ilgili olarak Türkiye’de açılan ceza soruşturmasına yardımcı olmadığını ve söz konusu cinayetin bir dünya meselesi haline geldiğini söyledi. Suudi Arabistan, Kaşıkçı cinayetinin, Türkiye’de, Suudi görevlililer tarafından işlenmiş olduğunu kabul etmiş olsa da, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın oynadığı rol başta olmak üzere, cinayet emrinin kim tarafından verilmiş olduğuna, ne şekilde planlandığına ve uygulandığına ilişkin ayrıntıların tamamı henüz gün ışığına çıkmış değil. Suudi Arabistan Kaşıkçı’yı hedef alan bir komplodan veliaht prensin önceden haberdar olduğunu resmen yalanladı. 5 Aralık günü, medyada Türk savcılığının cinayete karıştığı iddia edilen iki Suudi görevli hakkında yakalama kararı çıkarttığına ilişkin haberler yayınlandı.

Genel Sekreter António Guterres Türkiye hükümetinden resmi bir talep gelmesi halinde, Cemal Kaşıkçı cinayeti ile ilgili olarak uluslararası bir soruşturma başlatacağını açıkladı.  BM’nin üç tanınmış ve saygın uzmanı, Zorla Kaybetme Çalışma Grubu başkan-raportörü Bernard Duhaime, BM ifade özgürlüğü özel raportörü David Kaye ve BM yargısız infazlar özel raportörü Agnes Callamard, Kaşıkçı Cinayeti ile ilgili olarak “bağımsız ve uluslararası bir soruşturma” açılması yönünde bir çağrı yayınladılar. BM insan hakları yüksek komiseri Michelle Bachelet de, defalarca cinayete ilişkin uluslararası bir soruşturma yürütülmesi için çağrıda bulunmuştu.

Bu tür uluslararası soruşturmalara ilişkin çok sayıda emsal de mevcut. Pakistan, 2008 yılında Guterres’nin selefi Ban Ki-moon’dan eski başbakan Benazir Butto suikastını soruşturmasını istemişti. 2018 yılının başında ise, İngiltere, Salisbury’de eski bir Rus ajanını hedef alan saldırıda Sovyet yapımı sinir gazının kullanıldığı yönündeki İngiliz yetkililerin ulaştığı bulguyu teyit etmesi için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne (Organization for the Prohibition of Chemical Weapons - OPWC) başvurmuştu.

Whitson, “şu anda uluslararası bir soruşturmanın başlamasını engelleyen en önemli şey, Türkiye hükümetinin bu yönde resmi ve yazılı bir talepte bulunmamış olması” dedi ve ekledi: “Türkiyeli yetkililer böyle bir soruşturmayı destekledikleri yönünde kamuoyuna açıklamalarda bulundular, dolayısıyla soruşturmanın başlatılmasını neden resmen talep etmediklerini anlamak mümkün değil.” 

Türkiye’nin müttefikleri ve Gutteres Ankara’yı hiç vakit kaybetmeksizin bir soruşturma talep etmesi için cesaretlendirmeliler. Bu sayede BM soruşturmacıları hızla harekete geçerek, Suudilerin olayı örtbas etme çabalarını boşa düşürebilirler.

Suudi Arabistan’ın kendi soruşturması güvenilir değil ve Suudi yetkililerin kasıtlı olarak verdikleri yanlış bilgilerle delik deşik olmuş durumda. Suudi hükümeti başlangıçta kendisine bağlı görevlilerin Kaşıkçı’yı İstanbul’daki Konsoloslukta zorla alıkoyduklarını ve öldürdüklerini inkar etmiş ve Kaşıkçı’nın binadan ayrıldığını söylemişti.

20 Ekimde Suudi Arabistan Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda şiddet kullanarak öldürüldüğünü teyit eden iki açıklama yayınladı. İlk açıklamada Kaşıkçı’nın “onu karşılayan insanlarla” arasında çıkan “arbedede” öldüğü iddia edilmişti. İkinci açıklamada ise Suudi Arabistan Başsavcılığının, 18 Suudi adamın tutuklanmasını talep ettiği, bu adamların “Kaşıkçı’nın ülkeye geri dönme ihtimali bulunduğuna yönelik belirtiler olduğu için, onunla buluşmak üzere İstanbul’a gittileri” duyurulmuştu. Açıklamada söz konusu adamlar cinayeti örtbas etmeye çalışmakla da suçlanmıştı.

Başsavcılık halen 11 adam hakkında cinayete katılmış olmak suçundan dava açmış durumda ve söz konusu adamlardan beşi için idam cezası talep ediyor. Ancak başsavcılık Kaşıkçı’yı hedef alan komploya karışmış olmakla suçlanan en üst düzeydeki görevlileri tutuklamadı ki, tutuklanmayan bu üst düzey görevliler arasında eski kraliyet danışmanı Suud el Kahtani ile İstihbarat örgütü başkan yardımcı Ahmed el Assiri de var. Başsavcılık bu iki ismin görevlerinden istifa ettiklerini duyurmakla yetindi. Kahtani 2017 Ağustosunda kralın ve veliaht prensin emri olmaksızın adım atmadığını belirten bir tweet atmış ancak Suudi Arabistan, herhangi bir kanıt göstermeksizin, olayda Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın bir sorumluluğunun bulunmadığını duyurmuştu.

15 Kasım günü Amerika Birleşik Devletleri, Kaşıkçı’nın öldürülmesine karıştıkları iddia edilen ve aralarında el Kahtani’nin de bulunduğu 17 Suudi adamla ilgili yaptırım uygulayacağını açıkladı. Medyada yer alan haberlere göre, El Kahtani internette Suudi muhaliflere karşı yürütülen kampanyaları yönetiyordu ve diplomatik çevrelerde “karanlıklar prensi” olarak tanınıyordu.

Whitson, “Sadece Suudi Arabistan ve Türkiye’nin değil, cinayete ilişkin delillerle kaçan  katilleri taşıyan uçakların ilk indikleri ülkeler olan BAE ve Mısır’ın da karışmış olduğu uluslar aşırı boyutlara sahip böylesi bir suç, uluslararası bir soruşturmayı gerekli kılıyor,” dedi ve ekledi: “Mesele bir Suudi vatandaşının saldırıya uğramasından ibaret değil, söz konusu olan bir gazeteciyi hedef alan ve büyükelçiliklerin ve konsoloslukların sahip olduğu diplomatik dokunulmazlık sistemini pervasızca istismar eden bir saldırı.”